Kazuo Ishiguro'dan Yazmakla İlgili Kafa Açıcı ve Yol Gösterici Sözler
12 Nisan 2018 Ne Haber

Kazuo Ishiguro'dan Yazmakla İlgili Kafa Açıcı ve Yol Gösterici Sözler


Twitter'da Paylaş
0

“Bildiğini Yaz” Lafı Hayatımda Duyduğum En Aptalca Şey

Kazuo Ishiguro Günden Kalanlar, Beni Asla Bırakma ve yakın zamanda yayımlanan Gömülü Dev kitaplarının yazarı ve Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi. Eserleri, üslubu, hayattan konuları ele alıkş biçimi birçok kişi tarafından takdir ediliyor. Peki, bu meslekte ne gibi adımları takip ediyor? İşte Kazuo Ishiguro’dan genç yazarlar için kafa açıcı öneriler. Bildiğinizi yazmayın. “Bildiğini Yaz” lafı hayatımda duyduğum en aptalca şey. Bu, insanları saçma sapan bir otobiyografi yazmaya teşvik ediyor. Bu, yazarların hayal gücünü ve potansiyelini canlandırmanın tam tersi. (ShortList söyleşisinden) Janr sınırlamalarından vazgeçin. Janr sınırlamaları olarak düşündüğümüz şeylerin yayıncılık endüstrisi tarafından son dönemlerde yaratılmış şeyler olması mümkün müdür? Bazı modellerin olduğunu görüyorum ve öyküleri de bu modellere göre ayırabilirsiniz. Hatta bu faydalı bile olabilir. Ama okurlar ve yazarlar bu sınırları çok ciddiye alınca, onları geçersek garip bir şeyler olur diye düşününce, çok dikkatli olmalıyız diye kabullenince ben de endişeleniyorum. Ben bir şeylerin yıkılmasını görmeyi seviyorum. Sanırım benim bulunduğum esas pozisyon pazar nedenlerinden ya da sınıf züppeliğinden kaynaklanan hayal gücü polisliğine karşı. (New Statesman dergisinde Neil Gaiman ile yaptığı söyleşiden) Prensiplerle değil duygularla yazın. Ben herhangi bir net prensip peşinde değilim. Romanlarımda da bunu yapmam. İnsan olmanın bazı yönlerini öne çıkarmayı severim. Şunu yapmayın, bunu yapın demek istemiyorum. Sadece hissettiklerimi söylerim. Benim için duygular romanda çok önemli. (HuffPost gazetesindeki söyleşiden) İlişkilerle başlayın. Eskiden karakterlerle, karakterlerin gariplikleriyle, orijinallikleriyle ilgilenirdim. Sonra fark ettim ki karakter yerine ilişkilere odaklanmak daha iyi, zaten bunun ardından karakterler de doğalından gelişiyor. İlişkiler doğal olmak zorunda, otantik insan draması olmak zorunda. Ben entelektüel temanın baskın olduğu öykülere biraz şüpheci yaklaşıyorum. Karakterlerin durduğu ve devam etmeden tartıştığı öykülere. Kendime soruyorum: İlginç bir ilişki nedir? İlişki bir yolculuk mudur? Standart mıdır, klişe midir yoksa daha derin, daha ince, daha şaşırtıcı bir şey midir? İnsanlar düz ve üç boyutlu karakterler hakkında konuşuyorlar. İlişkiler hakkında da aynı şekilde konuşabiliriz. (Richard Beard ile söyleşisinden) Kafa dağınıklıklarını azaltmak için “Çarpışma”yı deneyin. Birçok insan uzun saatler boyunca çalışmak zorunda. Ama iş roman yazmaya geldiğinde dört saat kadar bir yazmadan sonra verimin azaldığına dair bir ortak kanı var. Ben de bu fikirdeydim ama 1987’nin yazında daha etkili bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğuna ikna oldum. Karım Lorna da bana katıldı. İkimiz bir plan geliştirdik. Ben dört haftalık bir zamanda günlüğümü acımadan temizledim ve “Çarpışma” olarak adlandırılan gizemli bir şeyle devam etmeye karar verdim. Çarpışma boyunca yapacağım tek şey Pazartesi’den Cumartesi’ye sabah 9’dan akşam 10 buçuğa kadar yazmaktı. 1 saat öğle aram, 2 saat de akşam yemeği aram vardı. Ama cevaplamak bir yana hiçbir maile bakmam, telefonun yakınından geçmem bile yasaktı. Eve de kimse gelemezdi. Lorna da kendi yoğun temposuna rağmen bu süreçte ev işlerinde bana düşen görevleri de yaptı. Bu şekilde hem işimi nicel olarak tamamlayacaktım hem de kurmaca dünyanın asıl dünyadan daha gerçekçi olacağı bir zihinsel duruma ulaşacaktım. Günden Kalanlar temel olarak bu şekilde yazıldı. Çarpışma boyunca üsluba ya da sabah yazdığım bir şeyin öğlen yazdığımla çelişmesine takılmadan serbestçe yazdım. Önceliğim fikirlerin yüzeye çıkması ve gelişmesiydi. Berbat cümleler, korkunç diyaloglar, bir yere varmayan sahneler… Bunların hepsinin kalmasına izin verdim. (The Guardian gazetesinde yayımlanan “Günden Kalanlar’ı Dört Günde Nasıl Yazdım?” yazısından) “İlk taslağı” sahiplenin. İki masam var. Biri yazmak için eğimli, diğerinde de bilgisayar var. Bilgisayar 1996 modeli, internete bağlanmıyor. İlk taslaklarım için genellikle eğimli masamda tükenmez kalemle çalışıyorum. Bu taslakların benim dışımdakiler için okunaksız olmasını istiyorum. İlk taslağım karmakarışık oluyor. Ne üsluba ne de tutarlılığa dikkat ediyorum. Sadece her şeyi kâğıda yazıyorum. Kafamda birdenbire bir fikir canlanırsa daha önceden yazdıklarıma uymasa bile onu da yazıyorum. Not ediyorum ve sonra hepsine bakıyorum. Bütün planı bunun üzerinden kuruyorum. Bölümleri numaralandırıyorum ve farklı yerlere yerleştiriyorum. Bir sonraki taslağımı yazarken ise nereye gittiğime dair daha net bir fikrim oluyor. Bu süreçte daha dikkatli yazıyorum. .... Üçüncü taslağı nadiren yazıyorum. Bununla beraber, tekrar tekrar yazdığım bazı bölümler de oluyor. (The Paris Review söyleşisinden) Aklınızı istenmeyen etkilerden koruyun. Yazarken kurmaca dünyanızı etkilerden korumanın bir çeşit savaşa dönüştüğünü fark ettim. Aslında ben yazarken, üstünde çalıştığım diyardan nerdeyse her şeyi sakınıyorum. Mesela Gömülü Dev’i yazarken Game of Thrones’tan bir bölüm bile izlememiştim. Her şey yazmanın derinine dalmışken tamamladı ve düşündüm ki “Eğer böyle bir şey izlemiş olsaydım, kendi kurduğum dünyadaki bir sahneyi ya da bir detayı canlandırışımı etkileyebilirdi.” (Electric Literature söyleşisinden) Bilinçli tercihler yapın. Çoğu yazarın bilinçli olarak düşünüp karar verdiği belli düşünceleri vardır. Öteki konular hakkında ise daha bilinçsiz olarak düşünürler. Benim durumda ise anlatıcı ve hikâyenin geçtiği yer bilinçli tercihlerdir. Hikâyenin geçtiği yeri büyük bir dikkatle belirlemelisiniz çünkü tüm duygusal ve tarihi yansımalar bu yerle birlikte gelir. Ama bunun dışında doğaçlamaya da geniş bir alan bırakıyorum. (The Paris Review söyleşisinden) Kinayelerinizi idareli kullanın. Kinayelerle çalışmayı pek sevmem. “Diğer işleri de çok okumak zorundasınız,” ya da “Benim yaptığım şeyi takdir edebilmek için iyi bir edebi eğitim almak zorundasınız,” gibi cümleler kuracağım bir pozisyonda olmayı asla istemedim. Hatta edebi kinayeyle çalışmayı birçok insanın aksine hiç sevmem. Bu bana sanki biraz züppece ya da elitist bir şeymiş gibi geliyor. Bir okur olarak da kinaye okumayı sevmem. Mesele sadece elitist olması da değil, beni okuduğum şeyin modundan çıkarıyor. Kendimi dünyaya daldırdım ve ışıklar gittiğinde başka bir metinle bir çeşit edebi bir kıyaslama yapmam gerekiyor. Kendimi kendi kurmaca dünyamdan çıkmış olarak buluyorum, beynimi farklı şekillerde kullanmam isteniyor. Bunu sevmiyorum. (Guernica söyleşisinden) [caption id="attachment_60532" align="aligncenter" width="800"] Sara Danius[/caption] Neye başladığınıza dikkat edin. Her şey sürecin ilk aşamalarında kurulur. Kimle evlendiğinize dikkat ettiğiniz gibi hangi projeye başladığınız konusunda da dikkatli olmalısınız. Bu herkes için farklıdır: Deneyiminize mi dayanması gerekir ya da uzakta olduğunuzda daha iyi mi yazarsınız? Kendi janrınızın en iyi yazanı siz misiniz? Yaratıcı bir projeyi ciddiye almadan üstlenmeyin. (Richard Beard ile yaptığı söyleşiden)

Çeviren: Deniz Saldıran

(Emily Temple, Literary Hub)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR