Kemal Çavuş • Festival
25 Temmuz 2018 Öykü

Kemal Çavuş • Festival


Twitter'da Paylaş
0

Kitaplara gitar çalma eylemi ilk önceleri bir oyun olarak başladı. Gitarını kutusundan çıkarıyor ve kitaplığını ortalayacak şekilde tam karşısına oturup çalmaya başlıyordu. Sonraları bu çalma eylemlerini ciddiye almaya başladı. Daha da ileri giderek rafların altındaki dolapların kapaklarını açıp burada biriktirdiği eski ve yeni edebiyat dergileri için de çalmaya başladı. Özenle seçtiği şarkılarını çalıyor, sonra da kurallara uygun olarak ciddi bir şekilde ayağa kalkıp kitapları selamlıyordu. Okuduğu roman ve öykü kahramanlarının onu dinlediklerini düşünüp bundan gizli bir zevk duyuyordu. Bu işi ciddiye almaya başladı, çünkü kitaplarını ve içindeki kahramanları seviyordu. Öbür yandan bu küçük konserler onun daha iyi çalmasını sağlıyor, her geçen gün ilerleme kaydediyordu.

Bu konserlerin birinde sol taraftan bir ses geldi. Bir an durdu, sonra çalmaya devam etti, ancak bir süre sonra tekrar bir ses duydu, bu sefer emin olmuştu. Kitaba yaklaştı, “Bir şey mi dediniz?” dedi. “Evet,” diye yanıtladı kitap. “Şöyle Rusya gibi uçsuz bucaksız bir türkü çalamaz mısınız?” “Siz misiniz Çiçikov?”1 dedi. “Evet,” dedi Çiçikov. “Bir iki tane çok sevdiğim Rus halk şarkısı var.” Şarkıyı çalarken Çiçikov’un mutlu olduğunu hissedebiliyordu. Diğer konserinde Madam Zilensky2 konuştuğunda hiç yadırgamadı, “Eğer iyi bir müzik eğitimi alsaydınız iyi bir müzisyen olabilirdiniz,” dedi. “Hiçbir zaman disiplinli bir insan olamadım,” diye yanıtladı öteki. “Yine de temiz çalıyorsunuz diye,” devam etti Madam Zilensky. “Vazgeçmeyin,” diye atıldı Martin Eden.3 “Eğer çok isterseniz ve tabii çok çalışırsanız, başarılı olmamanız için hiçbir neden yok.” “Ben sadece zevk için çalıyorum,” diye yanıtladı çalan adam.

Artık birbirilerini yadırgamıyorlardı. O karşılarına geçiyor ve gayet ciddi bir şekilde özenle seçtiği şarkılarını çalıyordu. Daha çok, klasik gitar için yazılmış parçaları seçiyordu. Konser bitince yine aynı ciddiyetle rafların hem sağına hem de soluna dönerek kitapları selamlıyordu, bazen üst rafları da abartılı bir şekilde kafasını kaldırarak selamlıyordu. Diğer bir konserde, “Çocukluğumda böyle güzel şarkılar dinleseydim, böyle kavgacı biri olmazdım,” dedi Kodin.4 “Kendine haksızlık etme,” diye yanıtladı genç adam, “sen iyi bir arkadaşsın.” “Bu şarkılar,” diye söze atıldı Lenny,5 “benim okşamaktan zevk aldığım yumuşak tüylü varlıklardan daha da yumuşak. Hele o son çaldığın şarkı, adı nedir onun?” “‘Greensleeves’,” dedi genç adam. “Evet işte o şarkı,” dedi Lenny heyecanla. “Tıpkı bir kadife gibi yumuşacık. Keşke ona dokunabilseydim.” “Mutluluk tüylü bir şeydir, demiş bir kadın yazar.” “Biliyorum, biliyordum,” diye bağırdı Lenny. “Keşke ben de sırtımda bir gitarla yolculuk edebilseydim, güzel ıslık çalardım, üstelik sesim de güzeldi,” dedi Knulp.6 “Yorulunca bir ağacın altına oturur, sessizce çalardım, sonra da yoluma devam ederdim.” “Üzülmeyin,” dedi genç adam, “sizin hayatınız, dinlediğim bütün şarkılardan daha güzel. Keşke sizin için bir şarkı besteleyebilseydim.” “‘Yalnızlar Rıhtımı’nı çalabilir misin?” dedi Alibo.7 “Anladığım kadarıyla sadece klasik parçaları seviyorsun.” “Çalarım tabii,” dedi genç adam, “benim öyle bir derdim yok. Ama bu şarkıyı Eko kadar güzel çalabilir miyim ondan emin değilim.” “Olsun,” dedi Alibo, “ben ondan çok dinledim, bir de senden dinlemek istiyorum.” “Onur duyarım,” dedi genç adam. “Bu şarkı çok yavaş,” dedi Dimitri.8 “Şöyle hareketli bir şey çalamaz mısınız; Gruşenka’yla olan aşkımız gibi coşkulu, tutkulu bir şarkı.” “Dediğiniz şarkı tam da bir Flamenko şarkıya denk düşüyor,” dedi genç adam. Dimitri coşmuştu, ıslık sesleriyle şarkıya tempo tutmaya çalışıyordu. “Yavaş ol Mitya,” dedi Gruşenka, “başım dönüyor.”

Başka bir konserde o başladı söze, “Siz neden vazgeçtiniz?” diye sordu Mick Kelly’ye.9 “Oysa radyoda sevdiğin şarkılar çalınınca nasıl da kendinizden geçerdiniz.” “Bilmem, birden hevesim kaçtı. Belki de Singer ve Antonapulas’ın müziğim hakkında hiçbir şey söyleyemeyecek olmaları beni üzmüş olabilir.” “Ben,” diye söze atıldı Lüzumsuz Adam,10 “her gün çift kanatlı pencerenin önünde oturan o Yahudi kıza serenat yapmak isterdim. Sonu ne olursa olsun hiç umuruma gelmezdi, isterse o marangoz hayvan kemiklerimi kırsın.” “Benim için bir ilahi çalabilir misiniz?” dedi Ruhi Bey.11 “Şöyle tam benim cenazeme yaraşır bir ilahi olsun.” “Bilmem,” dedi öteki, “hiç denemedim.” “‘Summer Time’ı biliyor musunuz?” diye atıldı Bayan Sara.12 “Bach, klasik gitarla çok iyi gider,” dedi Aylak Adam.13 “Selim olsa hangi şarkıyı isterdi acaba?” dedi Turgut Özben.14 “Keşke Foma15 da burada olsaydı,” dedi genç adam, “ama o kitabı yıllar önce bir arkadaşıma vermiştim.” Bir ara İngilizce birkaç söz duydu. İngilizce kitapların olduğu rafa yöneldi, çoğu oyun kitaplarıydı. “Willy Loman16 mı konuşuyor acaba?” diye rafa yöneldi, ancak konuşma bir gramer kitabından geliyordu; “I like playing guitar,” dedi Lanky Hank. “Me too,” diye yanıtladı öteki gülümseyerek. 

Bu konserler gerçekten de işe yaramıştı. Her seferinde büyük bir ciddiyetle verdiği bu konserler onu daha da geliştirmiş, bu sayede birçok yeni şarkı öğrenmişti. Artık daha önce çalamadığı, notalarını okuyamadığı pek çok şarkıyı çalabiliyordu. Sonunda büyük bir resital verme zamanı gelmişti. Alibo’nun, “Bir ben miyim perişan gecenin karanlığında” şarkısını istemesi üzerine bunun bir resital olmasından vazgeçti. Her telden çalacaktı. Örneğin Mersault17 için “Killing an Arab”, Holden Caulfield18 için “Gönülçelen”, Babaanne19 için “A good man is hard to find” ve Miss Amelia20 için “Sad Cafe” şarkılarını da ekledi. Bu şarkılardan onlara hiç bahsetmedi, sürpriz olsun istedi. Konuyu ilçenin belediye başkanına açtı. “Çok iyi olur,” dedi başkan. “Ben ilçemizdeki her türlü sanatsal etkinliği destekliyorum. Vergi dairesiyle görüşmek lazım, bilet fiyatları ve vergiler, ayrıca Emniyet ve Kaymakam Bey’le de görüşmeli.” “Para için çalmayacağım,” dedi genç adam. “Bedava mı? Ne kadar idealistsiniz, hiç olmazsa yeni açılan hastanemiz için çalın, bedava olursa ipini koparan gelir, gürültüden moraliniz bozulur, çalamazsınız.” “Merak etmeyin,” dedi genç adam, “gürültü falan olmayacak, bu konuda size garanti veriyorum.” “Paralı olsun,” diye devam etti başkan. “Hastane için.” “Ben kitaplar için düşünmüştüm,” diye devam etti genç adam. “Kütüphane için demek istiyorsunuz?” “Tamam,” diye devam etti başkan, “kütüphanecilik haftasına denk getiririz.” “İyi fikir,” dedi genç adam, “ama ben doğrudan kitaplara çalacağım.” “Nasıl yani, ne kitabı?” “Kitaplığımdaki sevdiğim kitaplar için çalacağım. Dinleyici koltuklarına en sevdiğim romanları, öykü kitaplarını, şiirleri ve oyun kitaplarını yerleştireceğim. İçeriye hiçbir seyirci alınmayacak. Her kitapta nerden baksanız ortalama beş kişi var. Bütün kahramanlar orada olacak: Çiçikov, Martin Eden, Dimitri Karamazov, Kodin, Knulp, Willy Loman, Lanky Hank, Madam Zilensky, Mick Kelly, Lüzumsuz Adam, Aylak Adam, Alibo, Eko, Maceracı Doni, Ruhi Bey, Bayan Sara, Turgut Özben, Meursault, Holden Caulfield, Miss Amelia ve Babaanne, Foma’yı da unutmamak lazım. Belki sadece dinletiyi kaydetmek için bir kameraman olabilir. Aslında ona da gerek yok, sabit bir kayıt cihazı olsa o da yeter. Hatıra kalsın istiyorum.”

Başkan arkasına yaslandı. Bir an düşündü. Genç adam sakin sakin oturuyordu. Başkan soran gözlerle ona bakıyordu. Bir ara telefona uzanır gibi oldu, sonra vazgeçti. Rengi kızarmaya başladı, sinirli sinirli kalemiyle oynamaya devam etti. Sonra birden heyecanla yerinden fırladı, genç adam da korkuyla oturduğu koltuktan zıpladı. “Harika bir fikir, inanılmaz, buna benzer bir sanat etkinliğini televizyonda seyretmiştim, siz dâhisiniz genç arkadaşım, tebrik ederim. Bütün tanınmış yazarları çağırırız. Tam bir Edebiyat Şenliği olur. Çağırdığımız yazarların kitaplarını da o koltuklara yerleştiririz. Kitap fuarları bu etkinlik yanında halt etmiş. Bütün ülke bu etkinlikten bahsedecek. İleride uluslararası bir festivale dönüşürse hiç şaşmam.” Başkan coşmuştu, heyecanla konuşuyor, arada bir genç adamı omuzlarından tutup içtenlikle sarsıyordu. Bütün resmiyeti ortadan kaldırmıştı. Biraz durulur gibi olunca, “Ben de bir an sanmıştım ki, siz tam bir…” “Tam bir ne?” dedi genç adam. “Demek istiyorum ki tam bir… Aman canım her neyse.” Sonra yine coştu: “Lütfen bundan kimseye bahsetmeyin, ben bütün her şeyi ayarlayacağım, kitaplarınızı itinayla taşırız. Muhteşem, muhteşem, ilçemiz en seçkin edebiyat festivallerinden birine ev sahipliği yapacak. Böylece, bundan sonraki seçim işi de hallolmuş olur.” “Merak etmeyin,” dedi genç adam, “ben seçim işini hallettim, şarkı ve kitapları çoktan seçtim. Ancak, ben bunu sadece müzikal bir etkinlik olarak düşünmüştüm, aylardır bu konser için çalışıyorum.” “Merak etmeyin genç arkadaşım, emekleriniz boşa gitmeyecek, çalışmalarınızın karşılığını fazlasıyla alacaksınız. Ama dediğim gibi bu şimdilik aramızda kalsın tamam mı, başka kimseye bundan söz etmek yok.” “Tamam,” dedi genç adam. “Nasıl istersiniz.” 

Kapıya kadar bizzat kendi uğurladı. Hatta zabıtalardan birine, “Bu arkadaşımızı aracınızla evine kadar bırakın,” dedi. Genç adamın ısrarla karşı çıkması üzerine, “Pekâlâ,” dedi, “siz bilirsiniz.” Yolcu ederken aklında kalan birkaç kahramana da selam yollamayı ihmal etmedi. Genç adam eve döndüğünde oldukça keyifliydi. Başkanın bu kadar coşması onu daha da cesaretlendirdi. Gerçi o, bunu müziğe olan tutkusu için yapıyordu ama olsun. Herkes kendine göre bu işten farklı anlamlar çıkartabilirdi. Tıpkı bir roman nasıl farklı farklı yorumlanıyorsa, bu da farklı bir şekilde anlaşılabilirdi. Gitarını aldı, birkaç şarkı çaldı, sonra da konuya girdi. Başkanla yaptığı görüşmeden bahsetti. “İlk kez kitaplığımdam çıkıp başka bir mekânda yer alacaksınız, üstelik bazılarınız için sürpriz şarkılar da hazırladım.” “Müziğe olan bu tutkunuz hiç bitmesin,” dedi Florentino Ariza.21 

Konser gayet başarılı geçti. Festival çok beğenildi. Başkan, seçimi garantiledi. İkinci sene davet edilen yazarların kitapları koltuklardaki yerini aldı. Koltuklardaki kitaplardan birinin adı “Kitaplara gitar çalan adamın hikâyesi”ydi. N

1 Çiçikov: Ölü Canlar, Gogol

2 Madam Zilensky: “Madam Zilensky ile Finlandiya Kralı” (Küskün Kahvenin Türküsü), Carson McCullers

3 Martin Eden: Martin Eden, Jack London

4 Kodin: Arkadaş, Panait İstrati

5 Lenny: Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck

6 Knulp: Knulp, Herman Hesse

7 Alibo, Eko, maceracı Doni: “Yosun Tuttu Gözlerim” (Perişanız Gecenin Karanlığında), Cemil Kavukçu

8 Dimitri Karamazov, Gruşenka: Karamazov Kardeşler, Dostoyevski

9 Mick Kelley: Yalnız Bir Avcıdır Yürek, Carson McCullers

10 Lüzumsuz Adam: Lüzumsuz Adam, Sait Faik Abasıyanık

11,12 Ruhi Bey, Bayan Sara: Şairin Seyir Defteri, Edip Cansever

13 Aylak Adam: Aylak Adam, Yusuf Atılgan

14 Turgut Özben: Tutunamayanlar, Oğuz Atay

15 Foma: Foma, Maksim Gorki

16 Willy Loman: Satıcının Ölümü, Arthur Miller

17 Mersault: Yabancı, Albert Camus

18 Holden Caulfield: Gönülçelen, J.D. Salinger

19 Babaanne: İyi İnsan Bulmak Zor, Flannery O’ Conner

20 Miss Amelia: “Küskün Kahvenin Türküsü” (Küskün Kahvenin Türküsü), Carson McCullers

21 Florentino Ariza: Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia Márquez


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR