Kendini Gerçekleştiren Kehanet
4 Ekim 2018 Kültür Sanat

Kendini Gerçekleştiren Kehanet


Twitter'da Paylaş
0

“Birine olduğu gibi davranırsanız, aynen öyle kalır. Fakat ona, ileride olması ve olabileceği gibi davranırsanız, olması gerektiği ve olabileceği gibi olur.”

George Bernard Shaw’un Pygmalion adlı oyununda çiçekçi kız Eliza Doolittle, Profesör Higgins’e şöyle seslenir:

“Ben çiçek sattım. Kendimi satmadım. Şimdi sen benden bir hanımefendi yarattın. Başka bir şey satmaya uygun değilim.”1

Bu cümleleri ünlü My Fair Lady müzikalinden ve aynı adlı filmden de anımsarsınız.

Pygmalion, eski Yunan mitolojisinin en bilinen ve etkileyici bölümlerinden biri. Pek çok oyuna, öyküye, romana, filme, şiir ve minyatüre, müziğe, resme, opera ve baleye, hatta sosyoloji ve sosyal psikolojiye, liderlik teorileri ve performans yönetimi gibi konulara da ilham ve temel oluşturdu.

Pygmalion etkisi diye bir kavramın doğmasına sebep oldu.

Kıbrıslı bir heykeltıraş olan Pygmalion, kadınları kusurlu varlıklar olarak değerlendirip, onlara olan tüm ilgisini kaybedince, kafasındaki ideal kadını fildişinden bir heykel olarak tasarlamaya karar verir ve bütün zamanını bu çalışmaya adar. Tamamladığı eserine Galatea ismini koyaŗ. Mit bu ya, çekiç vuruşlarıyla biçim verirken, heykele karşı gittikçe artan bir şefkat sergilediğini farkeder. Biçim verdiği eserin mükemmelliğiyle kendinden geçen Pygmalion, yarattığı kadına âşık olur. Heykeltraşın duygularına kayıtsız kalamayan tanrıça Venüs veya Afrodit, heykele hayat verir. İkisini birbirine kavuşturur.

Mit böyle devam eder.

Pygmalion, Romalı şair Ovid tarafından millattan sonra sekiz yılında tamamlanan öyküsel şiir türündeki edebiyat eseri Dönüşümler’de, onuncu kitabın içinde yer alır.

Aslında pek çok klasik ve modern eserde Pygmalion’un izlerini bulabiliriz.

Pygmalion, Jean Jacques Rousseau’nun Le Devin du Village dışında, en etkili dramatik çalışmasıdır.

Karakterden esinlendiği düşünülen, Shakespeare’in Kış Masalı oyununun son sahnesinde kraliçe Hermione’un heykeli de Hermione’un kendisi olarak canlanır.

Isaac Asimov’un kısa öyküsü "Galatea"da, konu, bir kadının ideal erkeğinin heykelini yapmasıyla biçimlenir. John Updike’ın kısacık başka bir "Pygmalion" öyküsünde de, ana karakterin ikinci karısını yönlendirerek, onda, ilk karısındaki nitelikleri sağlama arzusunu okuruz.

bernard shawGeorge Bernard Shaw’un Pygmalion’una oyunun gözden kaçmaması gereken ve dönemin sosyolojisine ışık tutan bir başka boyutu da var.

Pigmalion, Rameau’nun bale formundaki operası, Il Pigmalione ise, Donizetti’nin lirik operasının adıdır.

Mit, şekil, hikaye ve mekân değiştirerek, günümüze kadar gelmeyi, hatta performans yönetimi ve liderlik teorilerinin bile parçası olmayı başardı.

Bireydeki yetenekleri, doğru ortamı oluşturarak, proje, koçluk ve destekle geliştirmek ve aslında sonsuz olan potansiyeli tekrar tekrar tomurcuklandırmak mümkün. Tabi bunu kişinin kendisinin de istemesi gerekiyor.

Goethe’nin güzel bir sözü vardır: “Birine olduğu gibi davranırsanız, aynen öyle kalır. Fakat ona, ileride olması ve olabileceği gibi davranırsanız, olması gerektiği ve olabileceği gibi olur.”

İşte bu aşamada, Pygmalion/Rosenthal etkisi gündeme geliyor.

"Kendini gerçekleştiren kehanet" ya da "Pygmalion etkisi" olarak da adlandırılan bu olgu, kişinin, bir süre sonra başkalarının ona ilişkin beklentilerine uygun olan davranışlar sergilemesi anlamına gelir. Beklenti, davranış ve performansı belirler. Robert Rosenthal ile Lenore Jacobson, öğrenciler üzerinde yaptıkları davranışsal gözlemlerde, yüksek performans bekledikleri öğrencilerden yüksek performans, düşük performans bekledikleri öğrencilerden de düşük performans elde etmişlerdir. Beklenti etkisi, psikolojik bir fenomen olarak yüksek beklentilerin yüksek performansa yol açacağını ispatlamıştır.2

Tam tersi etki, yani düşük beklentilerin düşük performansa yol açması da, Golem etkisidir. 

Her iki durumda da kehanet kendini gerçekleştirir.

Türkçe’de bir deyim vardir: “Bir adama kırk gün (deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur) ne dersen o olur.”

İnsan beyni, telkinin her türüne, kendini değiştirme ve duruma uyumlanma becerisine sahip.

J. Sterling Livingston 1969’daki makalesinde olumlu beklenti yaratmanın zor olduğunu ifade etmiş ve kurumlardaki yöneticilere bu konuda yöntemler önermiştir.3

Klasik batı masallarında kadınlar genelde edilgen kimliklerdir. Keder ve çaresizliklerinin kıyısında sabır ve umutla, beyaz atlı prensin ya da bir kahramanın kendilerini uyandırmalarını, kurtarmalarını ve bir prensese dönüştürmelerini beklerler.

George Bernard Shaw’un Pygmalion’una dönelim. Oyunun gözden kaçmaması gereken ve dönemin sosyolojisine ışık tutan bir başka boyutu da var.

Shaw bize Pygmalion ile, İngiltere’de Viktorya dönemine ait dilin, sosyal sınıfların önemini nasıl yansıttığını, yarattığı insan portreleri ve onların birbirleriyle ilişkileriyle dile getirmiştir. O dönemde alt ve üst sınıf olarak nitelendirilen insan topluluklarının iletişim şekillerinde, konuşma, şive ve telafuzun, davranışlar üzerindeki belirgin etkilerini çarpıcı bir şekilde anlatmıştır.

Sokak çiçekçisi Eliza, Profesör Higgins’in hanımefendilik eğitimlerinden geçince nasıl bir dönüşüm geçirmiştir? Masallardan tanıdığımız kadınların dönüşümü gibi değildir bu. Shaw bize küllerinden yeniden doğan, idealleriyle Higgins’in egosuna karşı çıkan, beyaz atlı prense bağımlı olmayan, karşıt bir külkedisi yaratmıştır.4

Bunu Eliza Dolittle eserde kendisi söyle açıklar: “Bir hanımefendi ile bir çiçekçi arasındaki fark, onun nasıl davrandığı değil, ona nasıl davranıldığı ile ilgilidir.”

Eliza, kişisel dönüşümünü gerçekleştirmiştir.

Hem oyunu okumuş, hem de filmi ya da müzikali izlemiş olanlar, iki eserin son sahneleri ile ilgili bazı farklılıklar olduğunu da görebilirler Shaw, gerçekçi bir üslupla, eserin sonunu, iki karakter arasında geçen sert bir tartışma ile okurun hayal gücüne bırakmıştır.  Mitteki Pygmalion ve Galatea’nın mutlu sonunu mu umut etmeliyiz?

My Fair Lady filminin sonu biraz daha farklı, belki daha romantik.

Rex Harrison‘un canlandırdığı Profesör Henry Higgins karakteri, tek başına, sokaklarda şarkı söyler. Eliza’ya biraz kızgın, biraz sitemlidir. Genç kadına ne kadar alıştığını mırıldanırken içinde gelgitler yaşar.

Eve geldiğinde, gramofonda Eliza’nin diksiyon çalışma kayıtlarıyla başbaşa kaldığı sahneleri izleriz. Ta ki Eliza, hanımefendi kıyafeti ile kapıda belirip kendi sesiyle dile gelene kadar.

1 Pygmalion. George Bernard Shaw

2 https://www.duq.edu/about/centers-and-institutes/center-for-teaching-excellence/teaching-and-learning/pygmalion

3 Pygmalion in Management. Harvard Business Review 2003

4 Don't Bet on the Prince: Shaw's Realistic Take on Cinderella. Heather Yancy

Yukarıdaki resim: Jean-Leon Gerome, Pygmalion  ve Galatea

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR