Kendini Savun İsa: Kare
12 Ocak 2018 Kültür Sanat Sinema

Kendini Savun İsa: Kare


Twitter'da Paylaş
0

Filmin başında sorulan soruyla devam edersek, “Sizin çantanızı alıp şuraya (müzeye) koyarsak bu onu sanat eseri haline getirir mi?”
Hüseyin Akcan
Bellek ve döngüsel sürekliliklerin kırıldığı yerde eleştiri başlar. Kuantum mekaniğini aratmayan kompleks kritik tartışmaların odağına bireyi koyduğumuz zaman elimizde kalan tek şey özgül olanın boşluğudur. Fakat toplumun bütünlüğüyle arz-ı endam ettiği noktada eleştirinin boyutu toplumsal olana kayar ve özgül olan olgular nesnel bir nihilizmde anılır. Felaket, doğanın yıkımı, soykırım, holokost, dilin kıyımı en çok da dilde ve o dilin neşet ettiği sanatta kendine yer bulabilir. Belki de tam da bu noktadan Kare (The Square) filmini anlamak ve kavramak gerekir. Sinemanın dilinden, aksayan bir eleştirinin kırık dökük tercümesi gibi film boyunca medenileşmiş yabanıllığın izini süreriz. Kare, herkesin içinde eşit olduğu ve insanların birbirine yardım ettiği, bencilliğin ve var olmanın kötülüğünü hissetmeyeceğimiz mikro bir ütopyadır. Zira varlık sancılıdır. İsveç gibi aslında filme ismini vermiş “sanat eserininyoğrulduğu, tüm pozitif kalıpların içine sindirildiği bir dünya ülkesinin merkeze alınarak taşlamanın sac ayağının buradan tüm evrensel olana yansıtılmasıdır esas olan. Christian’ın küratörü olduğu modern sanat müzesi ise halka içinde dağılan halka misali kokunun yayıldığı temel noktadır. Marksist bir peşrevle söylersek eleştirel eleştirinin eleştirisidir söz konusu olan. Film, temelde “toplumda” bir fikrin (yardımseverlik, eşitlik vs.) çarpıcı bir şekilde yansıtılmasını amaç edinen bir müze ve onun küratörü olan başat karakterin derdi ile başlar. Derdi diyorum çünkü bu bir dert ise bu filmin hafızasıyla çakıştığı yerde yönetmenin esas derdini kavrayabiliriz. Kentin steril bir bireyidir Christian. Yardım için çığlık atan genç bir kadına saldırmak üzere olan bir adamın önünde zoraki de olsa durması bu sterilliğin ilk eleştirisidir. Temsil olunan karenin olmadığı her yerde kare vardır zira. Christian filmin belleği olan kare ile o anda yardım ederek şiddet görmesini veyahut ölmesini engellediği kadının varlık sahasına dâhil olur ve bu onun için heyecan verici bir deneyimdir. Fakat kadının ve adamın aslında karakteri soymak için gerçekleştirdikleri bir oyunun içinde olduğunu anladığı anda eleştirinin eleştirisi başlar. İkili bir düzenin varlığıdır söz konusu olan. Dışarıda akan gürül gürül ve güvenilmez dünya ile fikirsel olanın idealize ettiği sanatsal âlem. Christian temelde bu iki izlek arasında duran yaşamın parçalarından anlam çıkarmaya çalışmaktadır. Filmin ilerleyen sahnelerinde kendisini soyanlara yönelik yazdığı kara mizah tadındaki tehdit mektubu bunun tevarüs ettiği noktalardan biridir. Yazılan mektup itham eder, korkuyu ve güven duygusunun yokluğunu telkin ederek adaleti tesis edeceğine biat eder. Bu başlı başına temsil olunanın tersidir aynı zamanda. Nitekim dairedeki tüm postalara atılan mektuplar sonucunda çalınan eşyaların iadesini ve adalet tesis edilmişse” de itham edilenin adaletini ne sağlayacaktır? Bu bakımdan film boyunca karşımıza çıkan küçük çocuğun Christian’a dönük eleştirisi filmin yarattığı başkalaşımın çok boyutluluğunu göstermesi açısından yerindedir. Her anlamda iktidar olan ideanın karşına tahakküm edilen cılız bir isyan, varlığı sorgulamaya davet eder. Herkesin güven ve eşitlik içinde olacağı karenin sınırları nerede başlar? Kavramsallaştırdığımız değerlerin ikame edilebileceği bir form ne kadar gerçekçidir? Aklımızdan geçenler ile başımızdan geçenler arasında derin bir çizgi koyar Kare. Bilhassa ilkel bir performansın kutsanması gereken sahnede modern olan ile olmayan arasındaki çizgilerin sınırlarını zorlar yönetmen Ruben Östlund. Çağdaş kıyafetler içerisinde ve lüks bir salonda insanlığın geride bıraktığı değerleri anlama çabasının gayet gülünç ve dayanılmaz acısının seyircide bıraktığı dehşeti sunar. Nitekim salonda baş gösteren sessizlik daha sonrasında ilkelliğin karşısında tutulan ayna gibi ilkel şiddete meyleder ve bu modern toplum açısından eleştirinin eleştirisi haline dönüşür. Filmin başında sorulan soruyla devam edersek, “Sizin çantanızı alıp şuraya (müzeye) koyarsak bu onu sanat eseri haline getirir mi?” Bağlamsal boyutta kuşatılmış bir sorudur bu ama Östlund sorar. Dilenemeyen özür, ilkelliğin çölüne davet, ilişkisel kötürümlük, var olana kayıtsızlık film boyunca yönetmenin üzerinde durduğu izleklerdendir.
İfade özgürlüğünün neyi ifade ettiğinden ziyade nasıl ifade edilmesi gerektiğinin sorunsal gölgesi altında filizlenmesini uman toplum ideasına bir eleştiri de vardır bu bağlamda.
Bir fikri savunurken kışkırtıcı olmak bir sınırın varlığını zorunlu kılar mı? Filmde medya tarafından tepkiyle karşılanan Kare’nin tanıtımı için çekilen film bu çerçevede bir sorgulamayı beraberinde getirir. Tanıtımda sarı saçlı (sarışınlığı özel bir vurguyla belirtilmiştir) bir kız çocuğunun elinde taşıdığı yavru kediyle karenin güven ve eşitlik temin eden alanına gelişinde sonra gerçekleşen patlamayla seyirciyi irkiltmeyi başaran Östlund, kendi çizdiği alanın anlamsızlığına da işaret eder. Nitekim filmin devamında bu viral tanıtım için karakterin özür dileyişini, “Kendini savun İsa” dercesine sorgulayan bir gazetecinin sorusunu da kayıtsız kalır Christian. İfade özgürlüğünün neyi ifade ettiğinden ziyade nasıl ifade edilmesi gerektiğinin sorunsal gölgesi altında filizlenmesini uman toplum ideasına bir eleştiri de vardır bu bağlamda. Filmin bir sahnesinde müzede gerçekleşen bir söyleşi sırasında nörolojik rahatsızlığı olan bir kişinin sürekli hakaret ederek söyleşiye müdahale etmesi ve bunun söyleyişi gerçekleştiren kadının algısında yarattığı güvensizlik, anlatılanın aksine ideal haline getirilen fikirlere olan yabancılığın açık bir taşlaması niteliğindedir. Marc Nichanian, edebiyat ve felaket arasındaki ilişkiden hareketle Ermenilerinin yaşadığı soykırımı edebiyat ile anlatmanın sancısında söz eder. Östlund ise kışkırtıcı bir dille, olanın (idealize edilenin aksine) yıkıcılığına ve çirkinliğine diker kamerasını. Belki de kendimizi kuşatacak bir kareden ziyade varlığın analojik tezahürlerinden bireyi ve o bireyin var ettiği toplumu çıkarmak ve var olan değerlerin turnusol kâğıdına buradan el vermekte gizlidir her şey. Fakat biz yine de soralım, sizi Kare’ye davet edelim, karar sizin ama soralım: “Sınırlarını belirlediğiniz o karenin içinde güvende misiniz?” ve bir soru daha, “Eşit miyiz?”

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR