Keşif
27 Eylül 2018 Edebiyat Gezi

Keşif


Twitter'da Paylaş
0

Doğru ortamlarda, doğru kişilerle, düşünsel ve duygusal besin kaynaklarına ulaşmak, zihnin kilitli kapılarını açıyor.

Grandchester, Cambridge’in üç kilometre kadar güneyine düşüyor.  Burası İngiltere’nin herhangi sevimli kırsal kasabalarından biri olabilirdi. Adını duymamıştım. Cambridge Üniversitesi’nde eğitim almış bir arkadaşım önermiş olmasaydı, kısa bir konferans için bulunduğumuz bu güzel üniversite kentinin dışına çıkmak doğrusu aklıma gelmezdi. Akademik ortamı deneyimlemek, yeşillikler arasında Cam nehrinin dinlendirici akışını seyretmek, her sokağında bir bilim insanın ayak izini görmek yeter de artardı bile. Öte yandan içimdeki sonsuz merak, yeni yerler keşfetme isteği ve doğada yürüme arzusu, yine de beni Cam nehri boyunca, ruhumu sarhoş eden çayırların arasına gizlenen patikalara çekebilirdi.

“Grandchester’in iki önemli özelliği var,” dedi o arkadaşım. Birini söyleyeceğim sana. Diğerini kendin keşfedeceksin yolda, aslında oraya vardığında.

Merak uyandırmada üstüne yoktur. 

“Grandchester, Nobel ödüllülerin yoğun olarak yaşadığı bir kasaba. Çoğunluğu emekli ya da hâlâ görev yapan akademisyenlerin evleri de var,” diye ekledi.

Ertesi sabah, elimde kitap, defter kalem, ruhumda birkaç öykü taslağı, deli aklımdaki serseri düşlerin eşliğinde, yaz sonu aylaklığını derinden hissederek yürüyüşe başladım. Yolda, nobel ödüllü bir bilim veya sanat insanına rastlama olasılığı bile heyecan verici.

Bu aylaklıkla dünyanın en entelektüel kentinde ne işim var?

Japonlar orman banyosu der.

İnsanın kendisini çayıra, çimene, ağaçlara, yeşile bırakması anlamına geliyor. Doğadayken kaygı seviyemiz düşüyor, rahatlıyoruz. Oksijen aldıkça zihnimiz açılıyor. Yaratıcılık tohumları filizleniyor. Beynimiz mutluluk hormonları salgılıyor. Kaybettiğimizi sandığımız enerji geri geliyor. Üzüntülerimiz, stresimiz, sıkıntılarımız hafifliyor. Daha iyi düşünebiliyoruz. Daha hafif hissedebiliyoruz. Netleşiyoruz.

Daha iyi yazabiliyoruz, daha yoğun okuyabiliyoruz.

Aklıma Henry David Thoreau ve Virginia Woolf’un doğa yürüyüşlerini ne kadar önemsedikleri geldi. “Yaşamak için ayağa kalkmadıysan, yazmak için oturmak ne kadar beyhude,”  der, Henry David Thoreau.

İlham almak için Londra sokaklarında düzenli yürüyüşler yapan Woolf’un Kew bahçelerine de mi uğrasak acaba Londra’da iken, diye düşünürken, kasabanın merkezine vardığımı farkettim.

Yorulmuşum. Bir kafe ya da çay bahçesi bulurum umuduyla etrafa bakınmaya başladım.  Kasabanın küçük kilisesinin önünden geçerken, bir tabeleya rastladım. “Orchard Tea Garden” Orkide Çay Bahçesi, tek rengin hâkim olduğu saklı bir bahçeydi.

Dallar yeşil elmaların yükünü taşıyamayacak gibiydi. Meyveyi dalında görmeye alışık değilim. Gizlice bir elma aşırdım, bahçenin bir köşesine gidip kendimi yeşil rahat şezlonglardan birine bıraktım. Arkamı dönüp baksaydım daha önce görecektim. Ama minik elmamı dişlemeyi tercih ettim, çayımı yudumladım, rahat rahat kitabımı okumaya daldım. Elimdeki deftere notlar aldım. Akış halinde insan zamanı da farketmiyor. Dönüşe geçmeye karar verdiğimde ancak keşfedebildim, Grantchester’in bilmem gereken ikinci özelliğini.

Koskoca cam bir levhada Orkide Çay Bahçesi’nin tarihi yazılıydı.

1897’de açılışından itibaren burası Cambridge’te öğrenim gören öğrencilere, konuklara ve yöreyi ziyaret edenlere bir inziva yeri olur. Sonra 1909’da bebek yüzlü savaş şairi Rupert Brooke yakınlardaki bir eve taşınır.1 Ünlü The Old Vicarage, Grandchester şiirini buraya hitaben, Berlin’de 1912’de kaleme alır. Bu kasabanın güzelliğinden, yeşilliğinden, sakinliğinden, çayırlarından dem vurur. Şiirin son dizesi:2

“Ve çay için hâlâ bal var mı?” sorusudur.

Brooke daha sonra, Grandchester’e başkalarını da mıknatıs gibi çeker. Grandchester Grubu olarak bilinen bu gruba, Virginia Woolf “Yeni Paganlar”  ismini verir. Grandchester ve Orkide Çay Bahçesi, entelektüellerin toplanma ve tartışma mekanına dönüşür.3 Virginia Woolf, John Maynard Keynes, E.M. Forster, Bertrand Russell, Augustus John, and Ludwig Wittgenstein gibi isimler insanı heyecanlandırıyor.

Virginia Woolf sık sık Grandchester’e gelir, entelektüel tartışmalara katılır. Hatta 1911’de arkadaşı Rupert Brooke’u ziyaret ettiği ve gece ikisinin Cam nehri kıyısında oluşturulmuş Byron havuzunda çıplak yüzdükleri, Brooke’un 1964’de yayınladığı biyografisinde yer alır. Bu havuzda Lord Byron Cambridge’de öğrenciyken yüzer.4

Çay bahçesinin ziyaretçileri arasında Alan Turing, James Watson ve Francis Crick, Silvia Plath, George Bernard Shaw, Henry James, Stephen Hawking gibi önemli isimler var.5

Kimbilir Newton, Brooke, Darwin, Wordsworth, Coleridge gibi kaç kolej ögrencisi, kaç entelektüel, meyve ağaçlarının gölgesinde, Cambridge’den Grandchester’e yürürken, bisiklete binerken ya da kanoyla nehirde süzülürken  verimli düşünceler ürettiler. Derin sohbetlerle zihinlerini zenginleştirdiler. Teoriler geliştirdiler. Kurmaca eserler verdiler. Felsefe tartıştılar. Dizelerinde  kendilerini en yalın şekilde ifade ettiler.

Doğru ortamlarda, doğru kişilerle, düşünsel ve duygusal besin kaynaklarına ulaşmak, zihnin kilitli kapılarını açıyor.

Bir küçük tesellim var bu yürüyüşün ve geç keşfimin sonrasında.

En azından Cambridge’de, Charles Darwin’in evinin karşısındaki çimenlerde piknik yaptım. Ulvi havayı soludum.

Belki farklı disiplinlerin ilham veren sinerji perisi omuzuma konmuştur. Kim bilir?

1 http://www.theorchardteagarden.co.uk/history

2 https://poetrysociety.org.uk/poems/the-old-vicarage-grantchester 

3 https://en.wikipedia.org/wiki/The_Orchard_(tea_room)

4 Rupert Brooke: A Biography”; Christopher Hassall; 1964

5 http://www.theorchardteagarden.co.uk/famous-visitors


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR