Kilisegemi
3 Ocak 2014 Ne Haber

Kilisegemi


Twitter'da Paylaş
0

[button]Cemil Kavukçu[/button] Büyük romanların çoğunda, ilk okumada hemen kendini ele vermeyen, yazarı tarafından belli belirsiz bir tülle örtülmüş minik hazine sandıkları vardır. Herman Melville de, kült romanı Moby Dick’te yalnızca gemi adamlarının gittiği küçük bir kiliseden söz ederken böyle bir sandık sunar okuruna. Kilise ve oradaki ayin sahnesi romandan cımbızla çekilip alınsa pekâlâ bir öykü gibi de okunabilir. Rahip Mapple Baba, kilisenin cemaati gibi eski bir denizcidir. Hatta balina avlarına katılmış yaman bir zıpkıncıdır. Hal böyle olunca kilisenin de bir gemiyi andırması kaçınılmazdır. Mapple Baba dua edip Kutsal Kitap’tan bölümler okuduğu yüksek kürsüye, sandaldan gemiye çıkıyormuş gibi ip merdivenden tırmanır. Oraya çıktıktan sonra da, denize açılacakmış gibi merdiveni toplar. Bir geminin küpeştesindedir artık. Ve her şey denizi çağrıştırır. Aslında haksız değildir Mapple Baba, kendisi geminin kaptanı olacak ve kiliseyi dolduran mürettebatıyla birlikte düşsel bir yolculuğa çıkacaktır.  Gözlerini kapar ve duasını eder. “…duasını öyle derin bir inançla mırıldandı ki,” diye yazar Melville, “denizin dibinde diz çökmüş dua ediyordu sanki.” “Duası bitince, sisli bir denizde batmak üzere olan bir geminin sürekli çanlarını andıran ağır, uzun yankılı bir sesle” ilahi okumaya başlar. Bu, düşünsel yolculuğun başlaması için öttürülmüş bir vapur düdüğü gibidir. İlahi bitince Kutsal Kitap’tan okuyacağı bölüm bellidir. Sayfaları çevirerek aradığı yeri bulur. “Sevgili gemici kardeşlerim,” diye cemaate seslenir, “Yunus suresinin ilk bendine atalım demiri –tam şu satırın üstüne: ‘Ve Tanrı kocaman bir balık yaratmıştı Yunus’u yutsun diye.’ Böylece kilise-gemi denize açılır ve Tanrıya karşı koyarak günah işleyen, karşı koymakla kalmayıp ona kafa tutan Yunus’un hikâyesi başlar. Mapple Baba’nın süsleyip zenginleştirdiği  bu hikâye gittikçe Kutsal Kitap’taki metinden uzaklaşır ve bizi, yedi yüzü küsur sayfalık bir romana hazırlar.  Tanrıdan kaçmaya çalışan Yunus’u anlatır kaptan-rahip. Akdeniz’in en doğusundaki kıyıdan, Yafa’dan bir gemiye binip 1000 milin üzerinde yol kat ederek batıya, Cebelitarık’tan hemen sonraki Cadiz’e gitmeyi düşünmekte (Tanrının onu oralarda bulamayacağını sanır), bu yolculuğa uygun bir gemi aramaktadır. Bulmakta da gecikmez. Amacını söylemese de yılların deneyimli kaptanı onun hemen bir kaçak olduğunu anlar ve üç katı ücret ister. Yolculuk başladıktan, geri dönülemeyecek bir noktaya gelindikten sonra Tanrı günahkâr bir kaçağı taşıyan bu gemiyi korkunç bir kasırgayla cezalandırır. Yunus, bütün bunların sorumlusunun kendisi olduğunun farkındadır. Daha fazla dayanamaz, kaptana her şeyi anlatarak onu denize atmalarını söyler. Ya gemi parçalanıp hepsi boğulacaktır –ki onların bir suçu yoktur- ya da bu günahkâr denize atılacaktır. Gemiciler Yunus’u denize attıkları anda “doğudan, yağ gibi dümdüz sular” gelir ve deniz birden durgunlaşır. Fırtınayı kendisiyle birlikte denizin dibine götüren Yunus’un ardından pürüzsüz bir mavilik kalır. Denizin derinliklerine doğru iniş, ağzını kocaman açmış bir balinanın karnında sonlanır. Kürsüde konuşan Mapple Baba cemaati de bu fırtanın içine çekip kiliseyi büyük bir tiyatro sahnesine dönüştürür. Moby Dick’teki  şöleni andıran birçok görsel sahneden, okur dikkati gerektiren hazine sandıklarından yalnızca biridir bu küçük kilise.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR