Kış Masalı’nda karakterlerin tip özelliği göstermesi ve derinliğinin fazla olmamasına karşın Zaman Boşluğu’nda karakterler derinlikli, karmaşık ve kendine özgüdür.
Bu yazıda, Shakespeare’in sevilen oyunu Kış Masalı’ndan esinlenen Jeanette Winterson’ın metinlerarası bir çalışma gerçekleştirerek kaleme aldığı Zaman Boşluğu adlı romanı odağa almak istiyorum. Yazı boyunca, hem Kış Masalı’na hem de Zaman Boşluğu’na gidiş gelişlerle, her iki metni, metinlerarası ilişkiler bağlamında karşılaştırmaya; aralarındaki benzerlik ve farklılıkları vurgulamaya; bu karşılaştırmalardan bazı sonuçlar çıkarmaya gayret edeceğim. Shakespeare gibi, yüzyıllar boyunca unutulmamış ve insanlığın kültürel belleğinde derin izler bırakmış büyük bir sanatçı karşısında çağdaş yazarların onu aşabilme olasılığının daha en baştan ne kadar zor olduğunu görmemiz gerektiği kanısındayım. Dolayısıyla, yüzyıllarca insanlığın belleğinde yaşayan bir kaynak yapıta göndermelerde bulunan, ondan esinler alarak yepyeni bir yapıt oluşturmaya çalışan çağdaş bir yazarın, bu neredeyse imkânsız çabası, bizi biraz hüzünlendiriyor olsa da sergilediği yazma cesaretini içten içe takdirle karşılıyoruz.
Bir anlatı metninin, sadece yaşadığımız dünyanın dil dışı gerçekliklerine değil, kendisinden önceki edebiyat metinlerine de göndermelerde bulunması, “metinlerarası ilişkiler” kavramını oluşturur. Julia Kristeva, metinlerarası ilişkileri şöyle ifade eder: “Her metin bir alıntılar mozaiği olarak okunur, her metin bir başka metne dönüşür, bir başka metni içine alır.” (Kıran, 2003: 303) G. Genette de düşüncelerini şöyle dile getirir: “Bir yapıtla ondan öncekiler ve sonrakiler arasında kurulan ilişkilerin okur tarafından algılanması, metinler arası ilişkidir. Bir bakıma okumak, bir metni başka bir metinle ilişkilendirmek, onda yeni bir tat bulmak, o metnin ilginç taraflarını keşfetmek anlamına da gelir.” (Kıran, 2003: 303) Başka yazınsal metinlere açılan, kendinden önceki yazınsal metinlere göndermelerde bulunan metinlerin okuru olmak; o metinler arasındaki görünür/görünmez ilişkileri keşfetmek; yeni bir anlamlandırma yolculuğuna çıkmak demektir. Metinlerarası okurluk; dikkatli ve analitik bir okumayı gerektirir. Riftaterre, metinlerarası okuru şöyle tanımlar: “Metinlerarası, okurun kendinden önce ya da sonra gelen bir yapıtta başka yapıtlar arasındaki ilişkileri algılamasıdır. Öteki yapıtlar, ilk yapıtın metinlerarası göndergesini oluştururlar. Metinlerarası okur açısından asıl olan, bu ilişkilerin algılanması ve değerlendirilmesidir.” (Aktulum, 2011: 455-456) Kubilay Aktulum bu konudaki düşüncelerini şöyle izah eder: “Okur, okuduğu metin ile anımsadığı öteki metinler arasında belleksel bir eytişim kurar, metinler arasında ilişkiler kurarak okuduğu metnin doğasını daha iyi sezer. (…) Bir metindeki her tür göndergenin anlaşılması, okurca belli bir çabayı zorunlu kılar.” (Aktulum, 2011: 456-457)

Kış Masalı sayfalarında bir okuma yolculuğuna çıkarak kaynak metnin özelliklerini keşfetmemiz gerekiyor öncelikle. Shakespeare’in Othello adlı trajedisinden altı yıl sonra bir erkeğin kıskançlığı temasını Kış Masalı’nda da sürdürdüğü görülür. 1610-1611 yılları arasında yazdığı Kış Masalı’nda Shakespeare’in trajediden trajikomediye geçişi net olarak görülür. Shakespeare, yazma serüveninin son aşamasında trajikomedi tarzına yönelir. Pericles, Cymbeline, Kış Masalı ve Fırtına oyunları, trajikomedinin özelliklerini yansıtmaktadır. Ayşegül Yüksel, trajikomedi hakkında şunları yazar: “Bu biçemin genel özelliği oyunların uzun bir zamanı kapsayan öyküler içermesi, metinlerin çeşitli bölümleri arasına yılların girmesi, insanların geçen zaman içinde değişime uğraması, son aşamada birbirlerini bağışlayacak düzeyde olgunluğa ulaşmış olmaları, olayların trajedi oluşturabilecek durumlarla ivmelendirilmesi, son aşamada ise kahramanların mutlu sona ulaştırılmasıdır.” (Yüksel, 2017:194) Trajikomedilerin romans türünden kaynaklanan yapıtlar olduğunu belirten Ayşegül Yüksel, Pericles, Cymbeline, Kış Masalı ve Fırtına oyunlarının dokusunun olayların zaman ve mekân atlamalarıyla hareketli kılınması sonucunda hem bir romantik serüven tadı içerdiğini hem de seyirciyi tanıdık masal ögeleriyle buluşturduğunu ifade eder. (Yüksel, 2017: 195) Özdemir Nutku, Kış Masalı’nın sunuşunda, Pericles, Cymbeline, Kış Masalı ve Fırtına’nın, orta yaşa gelmiş olan Shakespeare’in bilgeliğinin yaşamla uzlaşmasının ve uyumunun ürünleri olduğunu belirtir. Shakespeare, Kış Masalı’nın hikâyesini Robert Greene’in 1588’de yayımlanan Pandosto adlı pastoral romansından alır. Kendi oyun metnine bu romanstaki bazı kişilerin adlarını (Leontes, Antigonus, Cleomenes, Archidamus) aynen aldığı gibi, Koro, Apollon Tapınağından Gelen Haberci gibi antik unsurlara yer verir ve oyununa bazı yeni karakter adları da ekler. Kış Masalı’nda yer yer masal atmosferinin olması, düşsel ögelerin yer alması, hem romansların hem de masalların etkisiyle oluşan ve yapıtın adındaki masal sözcüğüyle uyum sağlayan bir durumdur. Shakespeare, bütün trajikomedilerinde olduğu gibi Kış Masalı’nda da sahneyle seyirci arasına “masalsı bir uzaklık” koymaya özen gösterir.
Jeanette Winterson’ın, Kış Masalı’na metinlerarası unsurlarla bağlanarak yazdığı Zaman Boşluğu adlı roman, bir bakıma, metinlerarası ilişkiler açısından “sonraki ikinci metni” oluşturmaktadır. Metinleri, Zeynel Kıran ve Ayşe Eziler Kıran’ın Yazınsal Okuma Süreçleri adlı kitabındaki şemaya (Kıran, 2003: 303) uyumlandırarak şöyle sıralayabiliriz:
Robert Greene: Pandosto (önceki metin) > William Shakespeare: Kış Masalı (sonraki metin I) > Jeanette Winterson: Zaman Boşluğu (sonraki metin II)
Kış Masalı’nda ana tema kıskançlık; daha açık ifadeyle, erkeğin kadını kıskanmasıdır. Yüzyıllar boyunca insanın başlıca duyguları yani insan doğası değişmediğine göre, kıskançlık da hep var olacak, hep yaşanacak ve sanat/ edebiyat içinde sıklıkla işlenecek temalar arasındadır. Dolayısıyla, 17. yüzyılda yazılan Kış Masalı’na metinlerarası göndergelerle bağlanan 21. yüzyıl romanı Zaman Boşluğu’nda da ana tema aynıdır. Her iki yazar; Shakespeare ve Winterson, erkeğin kadına hissettiği sahiplenme ve kıskanma duygusunu, odağa aldığımız her iki yapıtta bütün canlılığı ve çelişkileriyle işlemişler; insanın değişmez özünü derinden sezdirmeyi başarmışlardır.

Kış Masalı’nın olay örgüsüne gelince; oyunda olaylar, Sicilya kralı Leontes’in sarayında başlar. Çocukluk arkadaşı ve yakın dostu Bohemya kralı Polixenes’i uzun zamandan beri sarayında konuk eden Leontes, Polixenes’in bir süre daha sarayda kalması için eşi Hermione’nin yardımını ister. Genç ve güzel kraliçe Hermione’nin, kral Polixenes’le konuşup bir süre daha konukluğunu sürdürmesi için ısrar etmesini söyler. Kraliçe Hermione de kocasının isteği doğrultusunda hareket eder ve Polixenes’ten bir süre daha sarayda kalmasını ister. Onlar bu konuda konuşurlarken Leontes onları uzaktan gizlice izler; onların hareketlerini yanlış anlamlandıran Leontes birdenbire yoğun bir kıskançlık krizine kapılır. Hermione’yi, Polixenes ile konuşması için kendisi zorladığı halde, aniden gelişen bu kıskançlık nöbetinin pençesinde kıvranarak, karısının kendisini en yakın dostu Polixenes ile aldattığı; dahası küçük oğlu Mamillius’un da babasının Polixenes olduğu vehmine kapılır. Kıskançlıktan gözü dönen Leontes, bütün akıl, mantık ve irade gücünü yitirmiş; tamamen bu dehşetli duygunun esiri olmuştur. Polixenes’in öldürülmesine, karısının da tutuklanmasına karar verir. Kral Leontes’in, Bohemya kralı Polixenes’in derhal öldürülmesi için emir verdiği saray soylusu Camillo, Leontes’in büyük bir hata yaptığını fark eder ve durumu Polixenes’e açıklar. İkisi birlikte çok acele ve gizlice bir gemiye biner ve Sicilya’dan ayrılıp Bohemya’ya doğru yola çıkarlar. Çok öfkelenen Leontes, oğlu Mamillius’un gerçek babasının kim olduğunu öğrenmek amacıyla Delphos’taki Apollon tapınağına bir ulak gönderir. Hermione, masumiyetine bir türlü inandıramamıştır Leontes’i. Leontes onu sürekli aşağılar ve yargılanmak üzere mahkemeye çıkarır. Mahkemede karısına çok kötü sözler söyler ve neticede onu hapse attırır. Hamile olan Hermione, bir süre sonra, bir kız bebek dünyaya getirir. Bu bebeğin de kendisinden olmadığı düşüncesiyle Leontes, Antigonus adlı saray soylusuna bebeği uzak bir ülkede ıssız doğaya terk etmesi için emir verir.
Delphos’taki tapınaktan gelen kehanetin Mamillius’un gerçek babasının kendisi olduğunu söylemesi, Polixenes’in gerçek bir dost, Camillo’nun sadık bir soylu, Leontes’in çocuğunu taşıyan Hermione’nin erdemli bir eş olduğunu belirtmesi üzerine gazabı iyice büyüyen Leontes, her şeyin yalan olduğunu söyleyerek tanrılara isyan eder. Annesinin üzüntüsüne dayanamayan küçük Mamillius o sırada ölür. Hermione bayılır ve hemen oradan uzaklaştırılır. Leontes, oğlunun ölümü üzerine tanrıları gazaba getirdiğini düşünür; birdenbire bütün yaptıklarından çok büyük bir pişmanlık duyar. Antigonus’un karısı Paulina Leontes’e bir oyun hazırlayarak, Hermione’nin öldüğünü söyler. Büyük bir kedere kapılan Leontes, hem oğlunu hem de karısını yersiz kıskançlıkları yüzünden kaybettiğini düşünür; dünyanın en mutsuz insanı olarak hep acı çekeceğini söyleyerek kendi iç dünyasına çekilir.
Antigonus, yeni doğmuş bebekle Bohemya kıyılarına ulaşır; saraydaki son olaylardan habersizdir. Minik kızı, soylu bir aileden geldiğini gösteren eşyalarıyla birlikte doğaya terk eder ve oradan hemen uzaklaşır. Kaçarken bir ayının saldırısı sonucu ölür. O sırada denizde büyük bir fırtına başlar ve geldikleri gemi fırtınada batar. Bebeği getirenler; yani olayların tanığı olanlar ortadan kaybolur. Böylece oyunun ilk yarısı sona erer.
Araya on altı yıl girer. Bu on altı yıl, oyundaki “zaman boşluğu”dur. Shakespeare’in bütün trajikomedilerinde var olan söz konusu zaman boşluğu, Kış Masalı’nda da karşımıza çıkar. Özdemir Nutku’nun sözleriyle, “Oyundaki anahtar tema, eski ve yeni kuşağı, gençliği yaşlılığı, ebeveynler ile çocuklarını ve kan kardeşliğini, kısacası bir aileyi kapsayan zaman kavramıdır.” (Shakespeare, 2017: xii) Bu noktada, Winterson’ın kendi romanına Zaman Boşluğu adını vermesinin nedenini anlamak mümkün olur. Hem Kış Masalı’nda hem de Zaman Boşluğu’nda on altı yıl kadar süren bir ara dönem, bir boşluk vardır. Bu ara dönemde, terk edilen bebekler yavaş yavaş büyür ve hayata dâhil olurlar. Kış Masalı’nda bu zaman boşluğu ya da zamanın geçişi Koro ile dile getirilir. Zaman, araya girer, geçen on altı yılda neler olup bittiği anlatılır. Özdemir Nutku, metinden alıntılarla şunları dillendirir: “Shakespeare’in bu koroyu koymasının nedeni, oyunun masal olduğunu vurgulamak içindir. Zaman, karakterleri ve olayları denetleyendir. “Kimini sevindiren ben sınarım herkesi; / Hem sevinçte hem dehşette hem iyide hem kötüde,/ Hatayı yapan da benim açıklayan da… Zaman, her şeyi değiştirir; dönüştürür; gerçekliği o yaratır, o yok eder; eskiyi bitirirken yeniyi o getirir: Çünkü yasaları bir yana atmak/ Ya da her doğurduğum saatte/ Yeni âdetler yaratıp yok etme gücü var bende. /Zaten zamanın başlangıcı da benim,/Yasaların, âdetlerin hepsinden önce...” (Shakespeare, 2017: xxx)

Leontes iyice içine kapanmış, sürekli acı çekmiş; bu arada bebek, Bohemyalı bir çoban tarafından bulunmuş ve evlat edinilmiştir. Yaşlı çobanın, “yitik kız” anlamına gelen Perdita adını verdiği bebek, yıllar içinde büyümüş ve çok güzel bir kız olmuştur. Bu zaman boşluğunda, başta küçük bir çocuk olduğu söylenen Bohemya kralı Polixenes’in oğlu Florizel de büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuştur. Oyun, bu bölümde pastoral bir dünyaya açılır. Florizel bu güzel çoban kızına; Perdita’ya âşık olmuştur ve onu görebilmek için “koyun kırpma” şölenine çoban kılığında katılır. Bohemya kralı Polixenes ve Sicilyalı soylu Camillo da olanlardan kuşkulanıp kılık değiştirerek şölene katılırlar. Oyunda, serseri, düzenbaz, gezgin satıcı Autolycus, şakaları, yalanları ve şarkılarıyla şölene renk katar. Şenlik sırasında kılık değiştirmiş babasını ve Camillo’yu tanımayan Florizel, Perdita’yı sevdiğini söyleyince kıyamet kopar; Polixenes ve Camillo kimliğini açıklarlar. Polixenes oğlunun bir çoban kızıyla evliliğini istemez. Camillo bir kez daha devreye girer ve gençleri Sicilya’ya, Leontes’in sarayına yollar. Bir süre sonra Perdita’nın üzerinde bulunan eşyasından, onun bir çoban kızı değil, soylu bir prenses olduğu ortaya çıkacak; Camillo, Polixenes, yaşlı çoban, yaşlı çobanın oğlu ve gerçeklere “kulak misafiri” olan Autolycus da Sicilya’ya gelecektir. Sonuçta babalar kucaklaşır, herkes birbirini affeder, gençlerin evliğine bir engel kalmaz ve yavaş yavaş mutlu sona doğru yaklaşılır.
Paulina, sarayda herkesi Hermione’nin yeni bitmiş olan heykelini görmeye çağırır. Paulina’nın, Leontes’e “öldü” dediği Hermione, on altı yıl boyunca saklanmış, Paulina’nın himayesi altında yaşamıştır. Paulina’nın “heykeli”, aradan geçen yıllara uygun olarak daha yaşlı bir görünümdedir. İzleyenler bu durumu heykeltıraşın dehasıyla açıklarlar. Tam o sırada büyülü bir müzik eşliğinde büyük bir “mucize” gerçekleşir; “heykel canlanır”, Paulina kocası ve kızıyla kucaklaşır büyük bir sevinçle. Herkesin birbirine kavuştuğu neşe dolu finalde, kral Leontes, kocası yıllar önce ölmüş olan Paulina’yı da sadık soylu dostu Camillo ile evlendirir. Böylece, affetmeler, kavuşmalar, evlenmelerle birlikte, Kış Masalı oyunu mutlu sona ulaşır. Özdemir Nutku’nun Kış Masalı sunuşunda belirttiği gibi, bugünün seyircisi için bu heykel sahnesi ancak bir masal havası içinde verilirse kabul görür. Zaten oyunun adından da anlaşılacağı gibi bu bir masaldır ve çağdaş seyircinin masala da gereksinimi vardır. (Shakespeare, 2017: xxxv)
Özdemir Nutku’nun, Leontes’in paranoyakça kıskançlığını analiz ettiği cümlelerine göre, Hermione’nin, evlilik ve cinsellikle insanın masumiyetinin yitirmesini ima etmesi, Leontes’in kıskançlığını tetiklemiştir. Çocukluktan beri arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü Polixenes de “dostluklarının saflık sınırının ötesine geçmiş, cinsellik dünyasında Leontes’in rakibi olmuştur artık. Her ikisi de çocukluktaki saf eşcinsellikten atlayıp yasak meyveyi yiyerek şehvet dünyasına geçiş yapmışlardır.” (Shakespeare, 2017: xix) Bir anlamda, Leontes’in kıskançlığı çift yönlüdür; bir yönünde Hermione’ye duyduğu kıskançlık vardır; onu Polixenes’ten kıskanır. Diğer yönüyle, çocukluktaki saf eşcinsel yaşantılarında, kendisinin bile farkına varmadığı bilinçaltı bir aşkla ve derin bir bağlılıkla sevdiği Polixenes’i de artık olgunlaşmış olan (erkek) cinselliği açısından kıskanmaktadır. Polixenes’in bu olgunlaşmış cinselliğini karısı Hermione’ye yönelttiğini zannetmesi, Leontes’i müthiş bir kıskançlık sarmalına almış; ne yazık ki Leontes bu duygu tarafından, hem bilinç ve hem de bilinçaltı düzleminde kuşatılmıştır. Onun ruhsal karmaşası, tanrıları gazaba getirip oğlunu ebediyen kaybetmesinden sonra derin bir vicdan azabına dönüşerek devam edecektir.
Oyunda Paulina karakteri anahtar roldedir; doğruluğun ve vicdanın en güçlü sesidir. Entrikaların çözülmesine yardım eden ve Hermione’yi kimseye söylemeden yıllarca saklayan Paulina, oyunun monarşik ve ataerkil atmosferine rağmen giderek güçlenen bir kadın olarak dikkatimizi çeker. “Paulina, Leontes’in yaşamındaki katı gerçekleri dile getiren katharsis’in mimarıdır.” (Shakespeare, 2017: xxvii) Oyunda Autolycus da ilginç ve renkli bir karakterdir; adını Yunan mitolojisinden alır. Mitolojide Kral Odiseus’un büyükbabası olan Autolycus’un adının anlamı yalnız kurt’tur. Kış Masalı’nda Autolycus sempatik, zeki, kurnaz, hırsız, düzenbaz bir serseridir; baladlar söyleyerek ilgi çeker. Paulina, oyunun sonunu getiren önemli bir roldedir; Autolycus da onun kadar önemlidir Kış Masalı’nda. “Çünkü bu yalancı dolandırıcı, Perdita’nın kimliğinin anahtarını tutan kişidir. Autolycus, Perdita’nın bir çoban kızı olmadığını, onun bir prenses olduğunu kanıtlayacak tek adamdır.” (Shakespeare, 2017: xxxii)
Jeanette Winterson’un Zaman Boşluğu’nun ana temasının “kıskançlık” oluşundan daha önce söz etmiştik. Kıskançlığın yanı sıra aşk, sahiplenme duygusu, ayrılık, terk etme, evlat ve anne baba sevgisi, evlat acısı gibi temalar da aynen işlenmiştir Zaman Boşluğu’nda. İnsan duygularının ve insan doğasının her çağda aynı oluşu ve değişmezliği fikri, klasisizmin temelini oluşturur. Zaman Boşluğu, metinlerarası ilişkiler bağlamında klasiklere eklemlenen bir yapıttır. Kış Masalı’nın bir yeniden yazımı olan Zaman Boşluğu’nda olayların yer yer Kış Masalı’ndaki temel olaylarla ve kişi adlarıyla örtüştüğü ya da benzerlik taşıdığı görülmektedir. Ancak, her şeyden önce, tür açısından bu iki yapıt arasında farklılık vardır; Kış Masalı trajikomedi olarak nitelendirilen ve sahnede oynanmak üzere kaleme alınan bir tiyatro metnidir. Zaman Boşluğu ise Kış Masalı’ndan dört yüz yıl sonra, 2015’te kaleme alınmış çağdaş bir romandır. Zaman Boşluğu’nun bazı sayfalarında kişilerin konuşma ve davranışların tiyatro metnine benzer bir şekilde düzenlendiği de görülür. (Winterson, 2017:162-163-164)
Kış Masalı’nda olayların geçtiği zaman çok net değildir; tıpkı masallardaki gibi düşsel bir zaman vardır, yer yer mitolojik zamanlara da açılan oyun, ilk kez 15 Mayıs 1611 gecesi sarayda sahnelenmiştir. Bu ilk temsilinden sonra 1640’a kadar sadece Kral James’in sarayında yedi kez oynanmıştır. Zaman Boşluğu’ndaki olaylar günümüzün modern dünyasında geçer. Ayrıca Zaman Boşluğu, Kış Masalı’ndaki ataerkil atmosferden bağımsız olarak, kadını daha ön plana alan, kadının gücünü gösteren bir romandır. Burada, Pauline adlı yönetici asistanı, roman olaylarında anahtar rolünü üstlenen kişidir. Romandaki feminist ve hatta toplumsal cinsiyet ötesine taşan atmosfer, Jeanette Winterson’ın feminist/lezbiyen kimliğinden de kaynaklanmaktadır.
Kış Masalı’nda olaylar Sicilya sarayında ve Bohemya’daki kırsal bir bölgede geçer. Bu mekânların varlığında bir düşsellik sezilir. Mesela oyunda Sicilya’dan Bohemya’ya gemilerle gidilip gelinmesi hayli ilginçtir. Oyunun sonlarına doğru, kişiler Sicilya’daki sarayda bir araya gelirler. İki farklı ülkenin, bu oyuna mekân oluşturduğu görülür. Zaman Boşluğu’nda olaylar hem ABD’de (New Bohemia) hem de İngiltere’de (Londra) geçer. Kitabın iç düzeni okuru aydınlatıcı niteliktedir. Winterson önce Kış Masalı’nı tanıtır okurlarına. Mekân, zaman ve oyunun hikâyesini, aradan geçen on altı yıllık zaman boşluğunu, sonra tekrar Sicilya’ya dönülmesini kendi yorumlarını da katarak dile getirir. Böylece üzerine yazılan palimsest metni daha en baştan gösterir bize. Yeniden Yazılan Versiyon şeklindeki büyük bir başlıktan sonra roman metni çeşitli bölümlere ayrılarak devam eder. Her bölümdeki zaman ve mekân kurguları farklılık gösterir. Bölümler sonrası Ara’lar ve zaman boşlukları da dikkat çeker. Böylece, hem kişi adları hem de olaylardaki benzerlik ve farklılıklarla roman metni ilerler.
Zaman Boşluğu önce Islak Yıldız adlı bölümle başlamaktadır. Bu bölüm, birinci kişi anlatımıyla yazılmıştır. Her gece olduğu gibi barda piyano çalan siyahi bir müzisyen, işi bitince o yağmurlu ve soğuk gecede bardan dışarı çıkar; oğlu Clo’nun, arabayla gelip kendisini almasını bekler. Oğlu gelince arabaya biner; birlikte yol alırlarken biraz ileride duvara çarpıp paramparça olan bir otomobil görürler. Küçük bir araba da arkadan ona çarpmıştır. Baba oğul dehşet içinde bağırırlarken, oradaki adamlardan biri, baba oğulun içinde bulunduğu arabaya ateş eder ve ön lastiği indirir; araba hızla kaldırıma çarpar. Kabadayılar hemen arkadaki arabaya atlayıp kaçarlar. Yerde fena halde dövülmüş bir adam yatmaktadır. Baba oğul, arabadan indiklerinde, yüzü gözü kan içindeki adamın son nefesini verdiğini görürler. Polise gitmeye çekinip oradan uzaklaşmaya çalışırlarken biraz ötedeki hastanenin “bebek kutusu” dikkatlerini çeker. Bebek kutusunun ışığı yanmaktadır. Çok kısa bir süre önce oraya bırakıldığı için nöbetçi hemşireler bebeği henüz fark etmemişlerdir. Anlatıcının sözlerinden, bebek kutusunun ne olduğunu da öğrenmiş oluruz: Terk edilen bebekler için hastanelerin duvarlarına monte edilen, bebeği koruyan bir kutudur bu: “Kutu güvenli ve sıcak. Bebek içerisine konup da kutu kapatıldığında hastanede zil çalar ve bir hemşirenin aşağı inmesi fazla uzun sürmez. Tamı tamına bir annenin oradan uzaklaşmasına yetecek uzunlukta bir süredir bu, zira sokağın köşesi hemen oracıktadır. Kadın yürüyüp gider.” (Winterson, 2017: 22) Kısacası, terk edilecek bebeğin kısa bir süre için de olsa korunabilmesi için tasarlanmış bir kutudur bu. Baba oğul kutuyu levyeyle açar ve bebeği oradan alırlar. “Bebeği yerinden kaldırıp çıkarırken bir yıldız kadar hafif olduğunu hissediyorum.” (Winterson, 2017: 25) der, olayı anlatan siyahi müzisyen. Romanın ilerleyen sayfalarından öğreneceğimize göre, bu kız bebek, babası tarafından para verilerek görevlendirilen Meksikalı bir adam tarafından bebeğin asıl babası olduğu sanılan kişiye verilmek üzere yola çıkarılmış; adamın yolda başının gangsterlerle belaya girmesi nedeniyle bebek kutusuna kısa bir süreliğine bırakılmıştır. Ancak adamın gangsterler tarafından dövülerek öldürülmesi, olayın akışını birdenbire değiştirmiş; böylece, siyahi müzisyen baba ve oğlu tarafından bebek kutusunda bulunmuştur o bebek. Daha sonraki sayfalarda bebeğin annesinin MiMi adlı bir müzik starı olduğunu öğrenince; bebeğin yıldızla ilişkilendirilmesindeki alt anlamları da keşfetmiş oluruz.

Bebeğin yanında bir evrak çantasını vardır; baba ile oğlu çantanın kilidini açarlar. Çantada istiflenmiş tomarlarca banknot; ayrıca bir kese içinde pırlantalar ve bir kolye görürler. Pırlantaların altında bir nota kâğıdı vardır ve notalar elle yazılmıştır. Şarkıda “Perdita” sözü geçmektedir. Onu, kendi çocuğu ve kendi kız kardeşi olarak benimseyen bu iki adam, bir süre sonra yaşadıkları kentten ayrılırlar; bebeğin yanında buldukları parayla bir müzik- eğlence mekânı kurar; pırlantaları da kızın on sekizine gelince alması şartıyla banka kasasına koyarlar. Kış Masalı’nda babasının görevlendirdiği saray soylusu tarafından doğaya terk edilen Perdita’yı anımsarız bu noktada. Toplumun ötekileştirdiği yoksul bir çoban ve oğlu tarafından bulunur bebek. Yanında soyluluğunu kanıtlayan eşyalar vardır. Yoksul aileye mutluluk ve huzur getirir Perdita. Zaman Boşluğu’nda ise toplumda dışlanan ve çoğu kez potansiyel suçlu olarak görülen siyahi bir baba oğul tarafından bulunur bebek Perdita. Bebeklerin adlarının aynı oluşu, kişilerin toplumsal statü açısından benzerlik taşıması, her iki metni, Kış Masalı ve Zaman Boşluğu’nu birbirine yakınlaştırır. “Kucağımdaki bebekle sokaktan aşağı yürürken bir zamanın ve başka bir zamanın aynı zamana dönüştüğü bir zaman boşluğuna düşüverdim.” (Winterson, 2017: 28) der siyahi müzisyen anlatıcı. Bir sonraki bölümde anlatılanlar, bu sözlerle imlenen “zaman boşluğu”nu anlamamızı sağlar; aradan on altı yıl geçmiştir; tıpkı Kış Masalı’nda olduğu gibi.
Olayların akışı, on altı yıl sonrasına, Londra’ya götürür bizi. Sicilya adlı şirketin yöneticisi ve patronu olan Leo, oğlu Milo ile şirketin büyük binasının en üst katındaki camlı salondan havalimanını ve uçakları izlerken birbirleriyle konuşurlar. Çocuk dokuz yaşındadır ve en çok ilgi duyduğu konu uçakların havalimanındaki iniş kalkışlarıdır. Leo’nun, kendi şirketinin adını Sicilya koymasının nedeni ilginçtir: “Şirketin adını Sicilya koydu, çünkü biraz olsun mafya çağrışımı yapması hoşuna gitmişti. Anne tarafından İtalya’ndı Leo.” (Winterson, 2017: 39) Kış Masalı’ndaki Sicilya Kralı Leontes’in yerini Zaman Boşluğu’nda Sicilya adlı şirketin yöneticisi Leo almış; Leontes’in oğlu prens Mamillius’un yerini de Milo almıştır. İsimlerin ses yakınlığı, çağrışımlarımızı harekete geçiren örtük metinlerarası göndermelerdendir.
Zaman Boşluğu’nda, Leo, ünlü bir şarkıcı olan karısı MiMi’yi, birlikte büyüdüğü çok yakın dostu Xeno’dan müthiş bir biçimde kıskanır. Geçmişte, özellikle ilk gençlik çağındayken Leo ile Xeno arasında eşcinsel bir aşk yaşanmıştır ayrıca. Xeno tam anlamıyla biseksüeldir ve yaşamı boyunca bunu gizlemez. Yıllar önceki evliliğinden bir oğlu vardır; altı yedi yaşlarındaki oğlu, terk ettiği karısıyla birlikte Amerika’da yaşamaktadır. Xeno içindeki eşcinsel eğilimden kaçamamıştır. Londra’da Leo ve MiMi ile sık sık görüşen, hep yanlarında olan Xeno’nun, en çok ilgi duyduğu ve profesyonel olduğu alan bilgisayar oyunlarıdır. Son kurguladığı oyun “Zaman Boşluğu” adını taşımaktadır.
Yıllar önce, Xeno, Leo’nun ricası üzerine, Paris’e gidip MiMi’nin Leo ile evlenmesi konusunda MiMi’yi ikna etmiş; bu evliliğin gerçekleşmesini sağlamıştır. Buna rağmen, Kış Masalı’nda Leontes’in olduğu gibi anlamsız ama çok şiddetli bir kıskançlık krizine tutulan Leo, MiMi ile Xeno arasında bir ilişki olduğu ve o sırada hamile olan MiMi’nin kendi çocuğuna değil, Xeno’nun çocuğuna hamile kaldığı kuruntusuna kapılır; Kış Masalı’ndaki sahneyi anımsatır bize bu dehşet dolu kıskançlık anları. Leo, kuşkuları nedeniyle MiMi’ye çok kötü davranır; ona da Xeno’ya da hakaretler eder; onları öldürmek ister. Xeno daha fazla dayanamayıp Amerika’ya döner. Tıpkı Bohemya Kralı Polixenes’in soylu Camillo ile birlikte bir gemiye atlayıp ülkesine kaçması gibi. Zaman Boşluğu’nda Leo’nun kıskançlığı da Leontes’inki gibi iki uçlu ve karmaşık bir kıskançlıktır. Leo, MiMi’yi Xeno’dan kıskanırken aynı zamanda ergenlikte aralarında yaşadıkları eşcinsel ilişki nedeniyle Xeno’yu da kıskanır. Xeno’ya karşı hissettiklerinin bilincine pek ulaşmış değildir Leo; bilinçaltı dürtüler etkilidir bu noktada.
Olaylar akıp gider ve yıllar içinde büyüyen bebekler; Perdita ile Zel, Amerika’nın New Bohemia adlı kentinde tesadüfen karşılaşıp birbirlerine âşık olurlar. Zel, babası Xeno’ya büyük bir öfke duyduğu için evi terk ederek kendine yeni bir yaşam kurmuştur. Bir otomobil satış yerinde oto tamirciliği yapar. Müzisyen siyahiler Shep ile oğlu Clo, müzik eğlence mekânlarını işletmeye devam ederler. Clo, otomobillere merakı dolayısıyla Zel ile tanışır. Shep’in doğum günü eğlencesinde bir araya gelen Zel ile Perdita biraz daha yakınlaşırlar. Bu arada MiMi perişan bir haldedir, inzivaya çekilmiş, kendini tamamen unutturmuştur. Çünkü Leo, oğulları Milo ile yeterince ilgilenmemiş ve çocuk bir havaalanı kazasında ölmüştür. Bu ölüm, tıpkı Kış Masalı’nda Leontes’in aklını başına getirdiği gibi Leo’yu da derinden sarsar. Olaylar Zaman Boşluğu’nda öyle kurgulanmıştır ki, zaman ilerledikçe bütün entrika düğümlerinin birer birer çözüldüğü görülür. Bu çözümde Leo’nun asistanı, güçlü ve iradeli bir kadın olan Pauline ve araba satış yeri sahibi Autolycus asıl rolü oynarlar. Perdita’nın bulunduğu sırada yanında bulunan çantadaki bilgiler, annesinin gerdanlığı gibi kişisel eşyalar ortaya çıkarılır. Perdita’ya çocukken kendisine evlat edinilmiş bir bebek olduğu söylenmiştir; ama Perdita kendi anne ve babasının ölmüş olduğunu sanmaktadır. Roman, Kış Masalı’ndaki gibi buluşmalar, kavuşmalar, affetmeler, evlenmeler ile mutlu sona ulaşır. Heykeli canlanan Hermione gibi, burada da MiMi sahneye sürprizli bir şekilde çıkıp Perdita için yazdığı şarkıyı söyler ve yıllarca içinde bulunduğu inzivadan çıkarak “yeniden dirilir.”
Her iki metni ana çizgilerle karşılaştırdığımızda ana temanın aynı olmasının yanı sıra olay örgüsünün ve kurgu yapılanmasının benzerlik taşıdığını; aradaki on altı yıllık zaman boşluğunun her iki metinde ortak olduğunu; kişilerin isimlerinin ve rollerinin birbirine yakın ya da benzer olduğunu; her iki eserin de mutlu sonla bittiğini belirtebiliriz. Elbette Zaman Boşluğu, roman türüne özgü daha karmaşık bir olay ağına ve kurgu yapısına sahiptir. Kişilerin isim olarak aynılığı ya da anıştırma şeklindeki benzerliği dikkat çekicidir. Zaman Boşluğu, modern zamanları anlatır; bilgisayarların, bilgisayar oyunlarının ve avatarların dünyası ilginçtir; Xeno’nun kurduğu oyun hayatın sanal bir görünümüdür. Dört yüz yıl sonrasının yaşamı ve insan ilişkileridir anlatılan. Kış Masalı’nda belirsiz bir masal zamanı ve masal atmosferi söz konusudur; Zaman Boşluğu’nda ise masalın yerini sanal dünya almıştır. Her iki eserde de terk edilen bebek Perdita’nın, gerçek ana babasına kavuşma serüveni ortaktır. Bir bakıma, hikâye ortaklığı söz konusudur. Kış Masalı’nda Sicilya- Bohemya hattında ilerleyen olaylar, Zaman Boşluğu’nda Londra ve New Bohemya(ABD) hattında gidip gelir. Küçük oğullarının (Mamillius-Milo) ölümü sonrası, Hermione de MiMi de ortadan kaybolur; bir bakıma “ölür” ve daha sonra yeniden dirilirler.
Kış Masalı’nda karakterlerin tip özelliği göstermesi ve derinliğinin fazla olmamasına karşın Zaman Boşluğu’nda karakterler derinlikli, karmaşık ve kendine özgüdür. Xeno, Leo, MiMi, Pauline, Autolycus… hepsi karmaşık bir kişilik sergiler. Autoycus, her iki eserde düzenbaz hileci bir kişiliktir; ancak Zaman Boşluğu’nda ayrıca felsefi konuşmalar yapar, pek çok bilgiye sahip, bilgili bir düzenbazdır. Zaman Boşluğu’nda, Kış Masalı’ndaki gibi anahtar role sahiptir. Kabalıktan inceliğe gidip gelen, bir uçtan diğer uca savrulan Leo, yarı çılgın, dengesiz bir kişiliktir. Kış Masalı’nda eşcinsel duygular sezdirilmez bile. Zaman Boşluğu’nda ise özellikle Xeno’nın varlığında net olarak gösterilir.
Kış Masalı’nın ikinci bölümü pastoral bir ortama açılır; Zaman Boşluğu’nun ikinci bölümü de Amerika kırsalında geçer. Kış Masalı’nda zamanı anlatan Koro’nun görevini Zaman Boşluğu’nda zamana dair felsefi cümleler almıştır: “Bazen bu zamanın öncesinde başka bir zamanın yaşanmış olması bütün önemini yitirir. Bazen vaktin gece yahut gündüz ya da şimdi yahut sonra olması bütün önemini yitirir. Bazen bulunduğunuz yer size yeter. Sebebi, zamanın durması ya da henüz başlamamış olması değildir. Bu, zamanın kendisidir. Siz buradasınızdır. Bu yakalanmış an, koca bir ömre açılmaktadır.” (Winterson, 2017: 178)
Zaman Boşluğu’nda Shakespeare’e pek çok gönderme vardır. Romanın bir yerinde Shakespeare, bir kitapçının adı olarak geçer: “Shakespeare and Company. ‘Shakespeare’den haberim var, fakat bir kitabevi işlettiğini bilmezdim.’” (Winterson, 2017: 50) Başka bir sayfada bir karakteri anımsatılır: “HOLLY: Tamam, tamam! Perdita senin konuğun kim? PERDİTA: Miranda. MOLLY: Hangi Miranda? PERDİTA: Kurmaca karakteri. Shakespeare’in içinde yaşıyor.” (Winterson, 2017: 162) Burada, Fırtına oyunundaki Miranda’ya atıfta bulunulmaktadır. Zaman Boşluğu’nun 117. sayfasında Kış Masalı’ndan bir alıntı ve açık bir gönderme söz konusudur. Bu noktada Zaman Boşluğu, Kış Masalı’na metinlerarası ilişkiler açısından tam anlamıyla bağlanmış olur: “Hani eski bir deyiş vardır, dedi Pauline, ‘olmuş bitmiş, düzeltilmesi elde olmayan şeyler için dövünmek yararsızdır oysa.’ ‘Bu Shakespeare, dedi Tony. ‘Kış Masalı, dedi Pauline.” (Winterson, 2017: 117)
Kış Masalı metninde soylu ve yüce bir dille karşılaşıyoruz. Kişiler, rollerinin gerektirdiği gibi edebi bir dille konuşuyorlar. Zaman Boşluğu’nda ise argo deyişlere ve küfürlü konuşmalara sıklıkla rastlıyoruz; özellikle Leo’nun öfkelendiği zaman sergilediği şiddet dolu kaba üslubunun Kış Masalı’ndaki konuşmalardan hayli farklı olduğunu görüyoruz. Her iki metindeki çağ ve yaşam tarzı farklılığı, diyaloglara da farklılık kazandırıyor.
Zaman Boşluğu’nun son sayfalarında herkesin birbirine kavuştuğu o mutlu son, tiyatro salonunda MiMi’nin kızına yazdığı “Perdita” adlı şarkıyla doruğa ulaşırken, yazar Jeanette Winterson araya girer ve roman metnine dâhil olur: “Böylece onları tiyatro salonunda müzikle baş başa bırakırız. Ben neler olacağını bekleyerek en arka sırada oturuyordum ve şimdi bir yaz gecesinde, yağmur yüzümde izler bırakırken dışarıda ve sokaktayım. Bu yeni versiyonu kaleme aldım, çünkü bu tiyatro oyunu otuz yılı aşkın bir süredir benim için özel bir metin. Bundan kastım, eserin onsuz yapamadığım yazılı sözün ve yazılı dünyanın parçası olduğudur; onsuz derken, bunu yoksunluk anlamında değil, bir şeyin dışında yaşamaya karşılık gelen kadim anlamda kullanıyorum.” (Winterson, 2017: 278) Kış Masalı ve kendi yazdığı versiyon hakkında birçok açıklamada bulunduktan sonra, son sözü, her iki metnin kayıp bebeği olan ve yıllar sonra gerçek anne babasına kavuşan Perdita’ya veriyor Winterson. Perdita’nın sözlerinde de yine aşkın ve zamanın merkezde yer aldığını görüyoruz: “Belki o zaman, her ne kadar tarih tekerrür etse ve bizler hep düşüyor olsak ve ben, tarihin zamana yaptığı, geride hiçbir iz bırakmayan kısa gezintinin taşıyıcısı durumunda olsam da, bilinmeye değer, yabanıl ve ihtimal dışı ve her türlü ezberi bozan bir şey öğrendiğimi anımsayacağım.” (Winterson, 2017: 284) Perdita’nın hayatı ve zamanı öğrenerek adım adım gerçekleştirdiği sıra dışı bir büyüme yolculuğudur bu.
Jeanette Winterson’ın soyadındaki “winter” (kış) sözü de Kış Masalı’nı anımsatıyor bana. Kış Masalı’nın, “onsuz yapamadığı bir metin” olmasında ve Zaman Boşluğu romanıyla onun bir versiyonunu yazmasında, o büyülü “winter” sözcüğünün de etkisi olabilir mi sorusu da geçiyor aklımdan.
Bu yazı dolayısıyla, hem Kış Masalı’nı hem de Zaman Boşluğu’nu metinlerarası bir bakış açısıyla okumaya çalıştım. Bir anlamda Nabokov’un “Benim derslerim, başka şeylerin yanı sıra, yazınsal yapıların gizlerini bulup çıkarmaya yönelik bir dedektifliktir” sözünde belirttiği gibi iz sürdüm her iki kitabın sayfaları arasında. Elimden geldiğince o “yazınsal detektifliği” uygulamaya özen gösterdim. Sonuçta, bu karşılaştırmalı/ analitik okuma yolculuğunun, bana yepyeni ufuklar açtığını gördüm. O nedenle, böylesi metinlerarası çalışmaların, yazarlar açısından olduğu kadar okurlar açısından da büyük değer taşıdığına inanıyorum.
KAYNAKÇA
AKTULUM, Kubilay, Metinlerarasılık /Göstergelerarasılık, Kanguru Yayınları, Ankara, Şubat 2011.
KIRAN, Ayşe Eziler (Prof. Dr.)-Zeynel (Prof. Dr.) Yazınsal Okuma Süreçleri, Seçkin Yayıncılık, Ankara, Ocak 2003, 2. Baskı.
SHAKESPEARE, William, Kış Masalı, Çeviren: Özdemir Nutku, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Ekim 2017, 3. Basım.
WINTERSON, Jeanette, Zaman Boşluğu, Çeviren: Yeşim Seber, Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık A.Ş, Haziran 2017.
YÜKSEL, Ayşegül, William Shakespeare, Yüzyılların Sahne Büyücüsü, Habitus Yayıncılık, İstanbul, 2017.






