Kışın İlk Günü

Kışın İlk Günü


Twitter'da Paylaş
0

Pancake öykülerinde, etrafındaki arkadaşlarıyla, iş yaşamındaki ast/üstleriyle olduğu kadar aile üyeleriyle de çatışmalar yaşar.

Joyce Carol Oates, Kışın İlk Günü için, “İnsanın bu ilk çalışmayı Hemingway ile kıyaslayası geliyor,” diyor. Hemingway’in izini takip eder gibidir Pancake. Öyküleri farklı izleklerle yazsa da o, buzdağı teorisinin uygulayıcısıdır; yazmadıkları yazdıklarından fazladır yani. Breece D’J Pancake, ABD’nin Batı Virginia Eyaleti’nin South Charleston’da dünyaya gelir. Burası nehir kenarında, maden ocağı bulunan küçük bir yerleşim birimidir. İntiharından dört yıl sonra tüm öykülerinin kitaplaştırıldığı Kışın İlk Günü'nde yazar doğup büyüdüğü, içine sığamadığı kasabasını ve kasaba insanlarını yazar. Her öyküsünde karakterleri boldur Pancake’in. Onları tipe dönüştürmez. Karakterlerin ruhsal derinliği, sosyolojik sınıf ve katmanları ile birlikte verilir. Öykünün geçtiği mekânlara âdeta can verip karaktere dönüştürür. Nehir kenarları, madenler, koyaklar, çiftlik evleri, çiftlik arazileri nefes alan, nefes veren insanlar gibidir. Öykü karakterleri, ne yaşadıkları yerden ne de kendilerinden kurtulabilirler.

Evet, edebiyat biraz da kaybedenlerin tarafındadır. Uyumsuzlar, kaybedenler, tutunamayanlar… Ne kadar da tanıdık ve bilindik. Oysa bir önemi yoktur bunun, yani ne yazdığın kadar nasıl yazdığın değil midir edebiyat? Bu anlamda Pancake, ‘nasıl yazılır’ın da peşinden giden bir yazar. Okur da dahildir bu yazım sürecine. Boşluğun doldurulmasını kendisiyle birlikte okura bırakır yazar. Pancake bunda başarılı olmuş kanımca. "Trilobitler"de, Colly bir kasabada annesiyle birlikte yaşar. Hem çiftlik arazilerini almak isteyen birilerine karşı, hem annesine karşı mücadelesini verir öyküde. Monologla ve diyalogla ilerler öykü. Yeri gelmişken söyleyelim diyalologlarda çok başarılıdır Pancake. Öykünün başındaki çok da dikkat etmediğimiz cümleye öykü bittiğinde dönmek zorunda hissederiz, cümleyi buraya boşa koymamıştır yazar: “Bu ülkede doğdum ve ayrılmaya hiç bir zaman hevesli olmadım.”

Pancake öykülerinde, etrafındaki arkadaşlarıyla, iş yaşamındaki ast/üstleriyle olduğu kadar aile üyeleriyle de çatışmalar yaşar. Karakterler ya annesiyle ya babasıyla ya kardeşiyle öykü boyunca çatışma halinde ilerler. Toplumsalcı yapının içindedir kimi öyküleri. Koyak öyküsünde, kötü koşulları olan bir madende çalışmaktadır karakterimiz Budddy, arkadaşı Estep ile beraber. Kız arkadaşı Sally ile araları yoktur. Bir yandan madende grev örgütlenmesini yaptığını öğreniriz. Burada bireyselin içerisinde toplumsalı da içiçe yedirir yazar. Bu toplumsallık vurgusu kitabın kimi öykülerinde yer alır. Sezgisel boyutta olsa da vermek istediklerini verir yazar.

"Bir Ömürlük Oda" öyküsünde, römorkörde ikinci zabittir anlatıcı. Yılbaşında nehir kenarındaki bir kasabada (yine malum mekân: kasaba) iş gereği otel odası tutar. Herkes yılbaşı hazırlıklarındadır. Yağmur yağıyordur ve o alabildiğince yalnızdır. On dört, on beş yaşlarında bir kızla karşılaşır, bakışları onu çeker. Aslında kız daha çok konaklayacak yer arayan bir fahişe gibidir. Gibidir çünkü asıl amacı paradan çok kalacak yerdir, barınmaktır, belki korunmaktır ve yaşı çok küçüktür. Kalacak yeri yoktur. Başına ne gelmiştir bilmeyiz. Kızı takip eder. Ve onu bulur. Otele gelirler. Sonra yaptığından utansa da otel odasında kızla birlikte olur. Kıza bu odada kal, bir aylık kiranı öderim, der. Kız kabul etmez, parasını alır ve çeker gider. Gece sürmektedir. Anlatıcı sokaklarda dolaşmaya devam eder. Bir bara girer. Daha çok yılbaşı planlaması olmayanların, bir çeşit yalnızların barıdır burası. Orada kızı arka kapıya yakın bir yerde oturup içerken görür. İçkisini içerken gözden yiter kız. Arka kapıdan çıkıp baktığında kız karşı binanın merdivenlerinde oturuyordur. Ve bileklerini kestiğini farkeder. Öykü okurunu beklerken daha çok anlatmaya gerek yok. Öykü anlatılan bir tür değildir zaten, öykü olsa olsa okunur.

Burada bazı öykülerden hareketle birkaç kelam etmektir maksadımız. Tüm öykülerden bahsetmenin anlamı yok. Okuyanlara veya okuyacak olanlara saygısızlık etmek istemem. Beni çok etkileyen tam bir durum öyküsünde, altını çizdiğim şu cümleleri paylaşmak isterim: “Otobüs durağının önünde bekleyen insanları seyrediyor, gidecekleri o bütün yerleri düşünüyorum. Ama biliyorum ki ondan kaçamazlar, içerek başa çıkamazlar, ölerek kurtulamazlar. O daima oradadır, birine sadece şöyle bir bakarsınız ve onlar size Tanrı’nın Gazabı gibi bir bakış atarlar.”

Karakterler avcıdır, tamircidir, araba sevdalısıdır, boksördür ve öyküler karakterlerle, izleklerle çeşitlenir. Mekân (kasaba) sabit gibi görünse de kasabanın hemen hemen her tarafı ele alınır öykülerde. Bu öyküyü bilen birinin başaracağı iştir. Kitabın son sözünde Andre Dubus, öykülerden şöyle bahseder: “Pancake’in öykülerinde karakterler salt kurgu değil, acılarını paylaştığı, inandığı ve nihayetinde ne kadar uzağa düştüklerini umursamadan sevdiği canlı kanlı insanlardı. Bu derin bir sanatsal içerik olmadan, bir Nadine Gordimer karakterinin ‘kendi hakkında hiç fikir sahibi olmamak’ şeklinde tanımladığı bir koşulda başarılamaz. .... Bunlar (betimleme yapılan cümleleri kastederek) yalnızca tasvir etmek için yazılmış satırlar değil. Terlediğimizi söyleyen cümleler olmadığı halde terliyor, bir bardak soğuk su istediğimizi söyleyen cümleler olmadığı halde susuyoruz. Zamanın akıp gidişini şiddetli bir farkındalıkla hissediyor, kötü bir şey olacağına dair karanlık bir sezgiye kapılıyoruz, üstelik bu sözcüklerin hiçbiri açıkca sarfedilmiyor. Bunu sağlayan şey Pancake’in duygusal detayları titizlikle seçmesi.”

Bu cümlelerin özü bizi öykü yazma süreçlerinin de özüne götürmez mi? Hem anlatmadan yazmak, anlatı sanatının yarısı değil mi? İyi bir yazar, bizi iyi öykülerle buluşturdu. Yaşasaydı daha da güzel öyküler okuyacaktık ondan. Maalesef…

Breece D’J Pancake, Kışın İlk Günü, Çeviren: Ezgi Kıymaç, Yüz Yayınları, Ekim 2017


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR