Kitaplar İçin Yeni Bir Göz: Duyarlı Okur

Kitaplar İçin Yeni Bir Göz: Duyarlı Okur


Twitter'da Paylaş
0

Duyarlı okur, yazarın kullandığı dildeki uygunsuzluğun, saldırganlığın ya da ötekileştirmenin varlığına ve bunların potansiyeline odaklanıyor.
Denis Gürcü İyi niyetli bir yazarın farklılıklarla dolu bir dünyayı kurmacasında doğru ve hakkaniyetli bir şekilde tasvir edebilmesi için ne yapması gerekir? Son zamanlarda çeşitli makaleler bu soruya şaşırtıcı bir cevap veriyor: Taslağınızı düzenlemesi için “duyarlı okur”lar tutun! Ancak nedir, kimdir bu duyarlı okur? Bildiğiniz üzere, bir kitap yayımlanmadan ve okurla buluşmadan önce birçok kişinin elinden geçer. Yazarın arkadaşlarının, belki ailesinin ve elbette bir yayınevinin ve editörün. Duyarlı okur, yani yabancı basında oldukça sözü edilen “sensitivity reader” ise bir kitabı belirli bir ücret karşılığında ırkçılık, cinsiyetçilik ya da başka herhangi bir saldırgan içerik özelinde inceler ve aslında henüz yazılmakta olan bir metnin oluşum sürecindeki okuru görevini görür. Yazarın belirli bir azınlık grubu tasvir ederken kullandığı dildeki uygunsuzluğun, saldırganlığın ya da ötekileştirmenin varlığına ve bunların potansiyeline odaklanır. Örneğin bir yazar Koreli-Amerikalı bir aileyi duyarlı ve doğru bir şekilde anlatıp anlatamadığını ölçmek için metnini Koreli-Amerikalı birisine okutuyor. Ya da ana karakter tekerlekli sandalye kullanıyorsa, metinde nasıl anlatıldığını incelemesi için, onu aynı engele sahip, tekerlekli sandalye kullanan birisine okutuyor. Bu uygulama yeni gündeme gelmiş olsa da, Amerika’da çocuk kitapları basan Lee&Low yayınevinde çalışan Cherly Klein, konusunda uzman kişilere metinleri okutmanın yıllardır yapılan bir uygulama olduğunu ama bu sürecin artık standartlaştığını ve özellikle genç okur kitlesine hitap eden kitaplar için öncelikli hale geldiğini söylüyor. The Magic Words: Writing Great Books for Children and Young Adults (Sihirli Kelimeler: Çocuklar ve Genç Yetişkinler İçin Harika Kitaplar Yazmak) isimli bir kitabı da bulunan Klein, “Yayın endüstrisi bunun ciddi bir mesele olduğunun farkına vardı,” diye ekliyor. Konuyu gündeme getiren ve beraberinde tartışmalara sebep olan makaleyse Amerika’nın liberal çevrimiçi dergisi Slate’te yayınlandı. Katy Waldman’ın haberinde, genç yetişkinlere hitap eden Amerikalı postmodern yazar Becky Albertalli’nin ilk romanı Simon vs. the Homo Sapiens Agenda’dan bahsediliyor. Albertalli 2015 yılında kitabı çıktığında tartışmalara sebep olacağını hiç düşünmemiş. Uzun yıllar klinik psikologluğu yapan ve cinsel kimlik sorunu yaşayan çocuklar, LGBTİ gençler ve yetişkinler üzerine uzmanlaşan Albertalli’nin romanındaki Simon karakteri, lezbiyenliğin kimi insanlar için çekici olması nedeniyle kız çocuklarının erkeklerden daha kolay açılabildiğini düşünüyor. Yazarın “ötekileştirilmiş” gruplardan bir karakteri tasvir ederken fazla detaylı incelemelere girmesi de bir duyarlı okurun değerlendirmesini gerekli kılabiliyor. Özellikle de yazar bu gruba dahil değilse. [caption id="attachment_46798" align="aligncenter" width="800"] J.K. Rowling sert eleştirilere maruz kalmıştı.[/caption] Örneğin J.K. Rowling, 2016’da Pottermore’da Kuzey Amerika’da Büyünün Tarihi başlığında topladığı dört öykü yayınlamış, ancak Kızılderili Navajo halkının geleneklerini anlatış şekli, Kızılderilileri tek tipe indirgemesi ve kabileler arasındaki farklılıkları yok sayması nedeniyle sert eleştirilere maruz kalmıştı. Benzer şekilde, genç-yetişkin okur kitlesine hitap eden Amerikalı yazar Keira Drake de The Continent isimli romanında siyahi insanlara ve yerlilerin geçmişine dair tasvirleri nedeniyle tepki topladı ve kitabı gözden geçirerek düzeltmesi istendi. Yayınevi açıklama yaparak kitabın yeniden yazılacağını belirtti. Yakın zamanda da Yandaş serisiyle ünlenen Veronica Roth, yeni romanı Bir İz Bırak nedeniyle eleştiri bombardımanına tutuldu. Ruth, kendisine ırkçı denmesinin yanı sıra kitaptaki ana karakterin kronik acısının gerçekdışı anlatımı nedeniyle de eleştirildi. Bu potansiyel tepki ve eleştiriler kimi yazarları korkutuyor elbette. Amerikalı fantastik roman yazarı Susan Dennard, Doğruluk Cadısı romanındaki transseksüel karakteri değerlendirmesi için bir hayranıyla anlaşmış. Washington Post’un haberinde Dennard, “Böyle bir karakteri yazmaktan tedirgindim, sonuçta ya yanlış bir şey yazarsam... Ciddi zararlara neden olabilirdim,” diyor. Dennard, kitaptaki bu kahramanın önemli olduğunu ve bu tarz karakterlerin çok sık yazılmadığını düşünmüş, bu nedenle de doğru bir iş yapıp yapmadığından emin olmak için transseksüel bir hayranına ödeme yaparak kitabını değerlendirmesini istemiş. New Yorklu kütüphaneci ve yazar Dhonielle Clayton ayda iki taslak okuyup değerlendiriyor. Okuduğu metinleri satır satır inceleyip ifadelere, diyaloglara ve olay örgüsüne dikkat ettiğini söyleyen Clayton, karakterlerin ve olayların gerçekçiliğini analiz ediyor ve yazara neyle ilgili daha çok araştırma yapması gerektiğini söylüyor. Siyahi bir kadın olan Clayton, “Kitaplar okuru, kendisinin daha kötü ve zararlı bir versiyonuyla karşılaştırmamalı ya da kendisi gibi olan insanları basmakalıp bir kategoriye sokmamalı,” diye belirtiyor. Kurmaca metinlerdeki klişeler ve saldırgan karakterler üzerine tartışmaların görünür biçimde yapılması kuşkusuz okurlar ile yazarların birbirlerine ulaşabilirliğinin artmasından da kaynaklanıyor. Eskiden birkaç ciddi insan bir ihtimal daktilo başına geçer, yeni çıkan bir roman hakkında fikirlerini yazardı. Ancak şimdi bir yazarın romanı hakkında geribildirim alması birkaç saniye sürüyor. Goodreads, Amazon, Twitter ve yüz binlerce blog sayesinde âdeta bir hayran kitlesi evrenine giriş yapıp insanların fikirlerini öğrenebiliyorlar. Profesyonel kitap eleştirmenliği bile internet sayesinde oldukça çeşitlendi. Son yıllarda halkın yayın dünyasındaki beyaz ve heteroseksüel eğilimler üzerine gitmeye başlaması birçok yazara okurların farklı karakterlere olan açlığını kanıtlamış oldu. Bu durum yeterince temsil edilmemiş grupları kurmaca metinlere taşıyorsa da tökezleyen yazarlar için ters tepiyor ve bu şekilde tepkilerin yükselmesine sebep oluyor. Yazarlar her ne kadar pürüzlü bir metni iyileştirmek ve genel olarak hikâyeyi güçlendirmek adına iyi bir editöre güvenebilse de, iş azınlığın yaşadığı bir deneyimi ikna edici bir biçimde yazmaya gelince çoğu zaman kendi başlarına kalıyorlar. Bu nedenle metinlerin farklı gözler tarafından değerlendirilmesi kuşkusuz yazarın yararına oluyor. Ancak bu duyarlı okur modasını eleştirenler de yok değil. Amerika’nın çevrimiçi dergisi National Review’dan Katherine Timpf, bu durumu “sanata hakaret” olarak adlandırıyor. Timpf konuyla ilgili yazısında şöyle diyor: “Yani örneğin heteroseksüel biri olarak gay biri hakkında kitap yazıyorsanız gay bir ‘duyarlı okur’ tutmanız gerek, çünkü siz gay olmanın nasıl bir şey olduğunu bilemezsiniz ve bunu başkalarına yanlış tanıtabilirsiniz. Evet, bu kulağa hoş geliyor olabilir. Ancak çok sıkıntılı bir argüman.” Özellikle Becky Albertalli’nin Simon vs. the Homo Sapiens Agenda romanıyla ilgili çıkan tartışmalara atıfta bulunan Timpf, “Birincisi, kimse kurmaca bir romandaki insan olmanın nasıl bir his olduğunu bilemez, çünkü kurmaca romanlardaki insanlar gerçekte yoktur. Bir yazarın bizzat tecrübe etmediği, yaşamadığı bir olayı yazması zaten kurmacanın ta kendisi. Ve bunun önünü kesmek, bizzat sanatın önünü kesmek olur. İkincisi, bir yazara yarattığı kurmaca karakterin söyledikleri yüzünden sinirlenmek, hayatımda şimdiye kadar duyduğum en saçma şey,” diye açıklamış. Bizzat bu işi yapan duyarlı okurların da kuşkuları yok değil. Dhonielle Clayton problemi çözmek yerine ona katkıda bulunup bulunmadığı konusunda kararsız. Uzman olduğu bir konuda para alıyor olsa da, beyaz bir yazara siyahi karakterler yazmasında yardım etme ve onun bu kitaptan kâr elde edip övgü toplaması fikrinin onu rahatsız ettiğini söylüyor. “Onlara kendi kültürümüzün tohumlarını, cevherlerini ve kıymetli şeylerini sunuyormuşum gibi geliyor. Ve bu da kültürel hırsızlığa yol açıyor” diyen Clayton, “neden kültürümüzü bu denli özel kılan o küçük detayları vereyim ki? Sen de gidip onları kullanacak ama hiçbir zaman anlayamayacaksın,” diye ekliyor. Clayton meseleye biraz daha farklı bakarak, yayınevlerinin beyaz bir yazarın siyahi biri hakkında yazdığı romanı tercih etmektense, kendisi gibi siyahi bir yazarın siyahiler hakkında yazdığı romanı tercih etmesi gerektiği görüşünde. [caption id="attachment_46801" align="aligncenter" width="800"] Editörü Gordon Lish, Carver’ın metnini daha “okunabilir” kılmak için birçok değişiklik yapmıştı.[/caption] Huffington Post’tan Claire Fallon da konuyla ilgili yazısında editör ve yazar ilişkisine değinirken, Raymond Carver’ın Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz kitabındaki editör etkisine atıfta bulunmuş. Carver’ın editörü Gordon Lish, Carver’ın metnini daha “okunabilir” kılmak için birçok değişiklik yapmış, hatta bazı yerleri yeniden yazmıştı. Bunun ardından yazarın bu durumdan rahatsızlığını bilen eşi Tess Gallagher öykülerin orijinal halini yayımlatmıştı. Elbette yazarla editör arasında bu denli bir müdahale de fazlasıyla tartışmalı. Katherine Timpf, Charles Dickens’ın Büyük Umutlar romanını bir “duyarlı okur”a okutsaydı Miss Havisham’ın evlenmediği için mutlu olamayışını muhtemelen “tartışmalı” bulup değiştirmesini isteyebileceğini ve bu nedenle böyle muazzam bir romanın ortaya çıkamayacağını söylüyor ve ekliyor: “Önemli olan bir hikâyedeki yanlışlık değil, o hikâyenin yazarın vizyonuna ait olup olmadığı. Bir yazarın vizyonunu sevmiyor olabilirsin ama onun ne yaratıp ne yaratmaması gerektiğine karar vermek de kimsenin görevi olmamalı.” Duyarlı okur mevzusu gerçekten de tartışmaya fazlasıyla açık. Peki bu uygulama gerçekten gerekli mi? Aslında içerikte düzenleme yapan itibarlı bir yayınevinin yaptığından pek de farkı yok. Elbette editörler göçmen bir Çinli ailenin Amerikalı biseksüel çocuğunun ya da siyahi bir gencin ya da sağır bir kadının tecrübelerine ve bakış açısına sahip değil. Yine de iyi bir editör metinde garip ve zoraki duran kısımlar ya da yapmacık bir diyalog konusunda yazarı uyaracaktır. Bir kültürü yanlış yansıtmak elbette bambaşka bir konu ama iyi bir yazarın aynı zamanda iyi bir araştırmacı ve gözlemci olduğunu da unutmamak gerek. Metindeki zayıflıkları gidermek için iyi bir editör ile gözlemci, araştırmacı bir yazar arasında sağlanmış sağlıklı bir denge, aslında başarılı bir kurmaca metin için gayet yeterli görünüyor.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR