Kitaplar Nasıl İşaretlenir?
10 Şubat 2019 Edebiyat Kültür Sanat

Kitaplar Nasıl İşaretlenir?


Twitter'da Paylaş
0

Bir biftek aldınız ve onu kasabın buzdolabından kendi buzdolabınıza aktardınız. Ama bu bifteği tüketip kanınıza karıştırmadan kelimenin gerçek anlamıyla ona sahip olamazsınız. İddiam şudur ki, kitapların da size herhangi bir faydası olması için kanınıza karışması gerekir.

Bir metinden mümkün olan en iyi biçimde yararlanmak için “satırlar arası” okumak gerektiğini hepimiz biliyoruz. Okumanız sırasında aynı ölçüde önemli bir şey yapmaya, “satırlar arasına yazma”ya ikna etmek istiyorum sizi. Bunu yapmadığınız sürece, en verimli şekilde okumanız pek de mümkün değil.

Lafı döndürüp dolaştırmadan söyleyeyim, bir kitabı işaretlemek onu sakatlamak değil sevmektir.

Size ait olmayan bir kitabı işaretlememelisiniz. Kitabı ödünç aldığınız kütüphaneciler ya da arkadaşlarınız sizden onları temiz tutmanızı bekler, öyle de yapmalısınız. Eğer kitap işaretlemenin faydası konusunda haklı olduğuma karar verirseniz, onları satın almanız gerekecektir. Dünyanın en büyük kitaplarının çoğu bugün basılı olarak bir dolardan da ucuza temin edilebiliyor.

Bir kitaba sahip olmanın iki yolu vardır. Birincisi, aynı kıyafetler ve mobilyalar gibi, para ödeyerek kurulan mülkiyet hakkıdır. Ama bu satın alma eylemi sahip olmaya yalnızca bir giriştir. Tam sahiplik sadece kitabı kendinizin bir parçası haline getirdiğinizde ortaya çıkar ve bir kitabı kendinizin bir parçası yapmanın en iyi yolu da içine yazmaktan geçer. Şöyle bir örnek konuyu daha açık kılacaktır. Bir biftek aldınız ve onu kasabın buzdolabından kendi buzdolabınıza aktardınız. Ama bu bifteği tüketip kanınıza karıştırmadan kelimenin gerçek anlamıyla ona sahip olamazsınız. İddiam şudur ki, kitapların da size herhangi bir faydası olması için kanınıza karışması gerekir.

Jack Kerouac’ın Dostoyevski’nin “Tatsız Bir Olay” öyküsüne notları.

Bir kitaba sahip olmanın ne anlama geldiğine dair kafa karışıklığı insanları kâğıt, cilt ve baskıya karşı sahte bir hürmete –maddi nesneye hürmete– sevk ediyor, bu da yazarın dehasından ziyade matbaacının ustalığına saygıdır. Şunu unutuyorlar, büyük bir kitabın içindeki fikri elde etmek, güzelliğe sahip olmak kitabın iç kapağına ex libris etiketi yapıştırarak aidiyet belirteci koymadan da mümkündür. İyi bir kütüphaneye sahip olmak, kütüphanenin sahibinin kitaplar tarafından zenginleştirilmiş bir zihne sahip olduğunu kanıtlamaz; kanıtladığı tek şey kendisinin ya da babasının ya da karısının bu kitapları satın alacak kadar zengin olduğudur.

Üç çeşit kitap sahibi vardır. Birincisi tüm klasik dizilere ve çoksatarlara sahiptir – okunmamış, kapakları bile açılmamış olarak. Bu aldanma içindeki bireyin sahip olduğu şeyler kitaplar değil kâğıt hamuru ve mürekkeptir. İkincisinin çok sayıda kitabı vardır ama bunların çok azı baştan sona okunmuş, çoğuna bir göz atılmıştır ama hepsi de satın alındıkları günkü kadar temiz ve parlaktır. Bu kişi muhtemelen kitapları kendine ait kılmak ister ama kitapların fiziksel görünümüne duyduğu sahte saygı onu bundan alıkoyar. Üçüncüsünün sayılı ya da birçok kitabı vardır; her biri kıvrım kırış, harap bitap haldedir, sürekli kullanım nedeniyle ciltleri gevşemiş, baştan sona işaretlenmiş ve karalanmıştır. Kitaplarına gerçekten sahip olan bu insandır.

Şimdi sorabilirsiniz, güzelce basılmış bir kitabı, zarifçe ciltlenmiş bir baskıyı yıpratmadan tertemiz bir şekilde korumak sahte bir saygı mıdır? Elbette hayır. Yitik Cennet’in ilk baskısını karalayacağıma, bebeğime boya kalemleri ve orijinal bir Rembrandt vermeyi tercih ederim! Elbette bir resmi ya da heykeli işaretlemem söz konusu olamaz. Denebilir ki, resmin ya da heykelin ruhu bedeninden ayrılamaz. Keza nadir bir baskının ya da özene bezene elişi üretilmiş ciltli bir kitabın güzelliği bir resmin ya da heykelinkine benzer.

Gelgelelim kitabın ruhu bedeninden ayrılabilir de. Kitap, resimden çok müzik parçasının notalarına benzer. Hiçbir büyük müzisyen de senfoniyi nota kâğıdıyla karıştırmaz. Arturo Toscanini, Brahms’a büyük saygı duyar ama C-minör Senfoni’nin nota partisyonu o kadar çok karalama ve notla doludur ki maestrodan başka kimse okuyamaz. Büyük bir bestecinin kendi nota partisyonu üzerine notlar alması –bunlar üzerinde her çalıştığında tekrar tekrar işaretler ekler– kitaplarınızı neden işaretlemeniz gerektiğinin de cevabını verir. Eğer muhteşem ciltler ya da tipografi için duyduğunuz saygı sizi bundan alıkoyuyorsa, kendinize ucuz bir basım alın ve yazara saygılarınızı sunun.

Bir kitabı işaretlemek neden okumanın ayrılmaz bir parçasıdır? İlk olarak, sizi uyanık tutar. Bundan kastım, sadece bilinçli olmak değil, tam anlamıyla uyanık olmaktır. İkinci olarak, okumak aktif bir şekilde yapılıyorsa düşünmektir ve düşünmek genelde sözlü ya da yazılı kelimelerde ifade bulur. İşaretlenmiş kitap çoğunlukla üzerine derinlemesine düşünülmüş kitaptır. Son olarak, yazmak okurken aklınıza gelen ya da yazarın ifade ettiği düşünceleri hatırlamanıza yardımcı olur. Müsaadenizle bu üç noktayı biraz daha açayım.

Eğer okumak sadece zaman geçirmekten daha fazlasıysa, aktif şekilde yapılmalıdır. Bir kitabın satırları üzerinde yalnızca gözlerinizi kaydırdığınızda, okuduğunuz şey hakkında bir kavrayışa ulaşamazsınız. Sözgelimi Rüzgâr Gibi Geçti gibi hafif bir kurmaca kitap çok aktif bir okumayı gerektirmez. Zevk için okuduğunuz kitaplar gevşeme halinde okunabilir ve herhangi bir kayıp söz konusu olmaz. Ama fikirler ve güzellik açısından zengin, temel soruları ortaya koyup cevaplamaya çalışan büyük bir kitap, olabilecek en aktif okumayı talep eder. John Dewey’in fikirlerini, Bay Vallée’nin mırıldanmalarını özümsediğiniz gibi özümseyemezsiniz. Onlara uzanmanız gerekir. Bunu da uyurken yapamazsınız.

Eğer bir kitabı okumayı bitirdiğinizde sayfalar notlarınızla doluysa, aktif bir okuma yaptığınızı bilirsiniz. Büyük kitapların tanıdığım en ünlü aktif okuru, Chicago Üniversitesi’nin başkanı Hutchins’dir. Hutchins aynı zamanda tanıdığım insanlar arasında en ağır iş programına sahip kişidir. Her daim kurşunkalemle okur ve bazen akşamüzeri bir kitap ve bir kurşunkalem alıp da, sayfa kenarlarına anlaşılır notlar almak yerine “havyar fabrikası” olarak adlandırdığı çizimler yapar halde bulur kendisini. Böyle olduğunda kitabı bırakır. Bilir ki okuyamayacak denli yorgundur ve zamanını boşa harcamaktadır.

Stanley Kubrick’in Stephen King’in The Shining kitabına notları.

Öte yandan, neden yazmak gerek, diye de sorabilirsiniz? Kendi elinizle fiziksel olarak yazma eylemi kelimeleri ve cümleleri daha keskin biçimde zihninizin önüne getirir ve onları hafızanızda daha iyi muhafaza eder. Önemli kelimelere ve cümlelere olan tepkinizi ve bunların zihninizde canlandırdığı soruları kaydetmek, bu tepkileri muhafaza etmek ve o soruları keskinleştirmek anlamına gelir.

Not defterine yazmış ve yazmayı bitirdiğinizde kâğıdı atmış olsanız bile, kitabı kavrayışınız daha sağlam olacaktır. Ama kâğıdı atmanız da gerekmez. Üst, alt ve yanlardaki sayfa boşlukları ile kitabın sonundaki boş sayfalar, hatta satırlar arasındaki boşluklar, hepsi kullanıma müsaittir. Bunlar kutsal değildir. Nitekim en güzeli de, işaretlemeleriniz ve notlarınız kitabın ayrılmaz parçası haline gelir ve sonsuza kadar orada durur. Gelecek hafta ya da yıl kitabı elinize aldığınızda, anlaştığınız ve karşı çıktığınız noktalar, şüpheler ve sorular hep oradadır. Kesintiye uğramış bir sohbeti devam ettirmek gibidir bu, hem de bıraktığınız yerden devam edebiliyor olmanın avantajıyla.

Kitap okumanın tam da olması gerektiği şey işte budur: yazarla aranızda bir sohbet. Muhtemelen konu hakkında sizden daha çok şey bilmektedir; doğal olarak ona uygun bir alçakgönüllülükle yaklaşmalısınız. Ama kimseye, okurun sadece alıcı olması gerektiğini söyleme hakkını tanımayın. Anlamak çift yönlü bir olaydır; öğrenmek boş bir kap olmak anlamına gelmez. Öğrenen, kendisini ve öğretmeni sorgulamak zorundadır; öğretmenin ne demek istediğini anladığında, öğretmenle tartışması bile gerekir. O halde bir kitabı işaretlemek, kelimenin tam anlamıyla yazarla olan fikir farklılıklarınızın ya da birliklerinizin ifadesidir.

Bir kitabı zekice ve verimli şekilde işaretlemek için çeşitli yöntemler vardır. Ben şöyle yapıyorum:

1. Altını çizmek: Temel noktaların, önemli ya da güçlü ifadelerin.

2. Sayfa boşluğunda dik çizgiler: Zaten altı çizilmiş bir ifadeyi vurgulamak için.

3. Sayfa boşluğunda yıldız, asterisk ya da başka bir zımbırtı: Kitaptaki en önemli on ya da yirmi ifadeyi vurgulamak için tutumlu bir şekilde kullanılmalıdır. Bu tür işaretleri kullandığınız her sayfanın alt köşesini kıvırmak isteyebilirsiniz. Bunu yapmak, modern kitapların basıldığı dayanıklı kâğıda zarar vermeyecektir ve herhangi bir zamanda kitabı raftan alıp alt köşesi kıvrılmış sayfayı açarak kitap hakkındaki düşüncelerinizi tazeleyebilirsiniz.

4. Sayfa boşluğunda sayılar: Yazarın tek bir argümanı geliştirmek için kullandığı noktaların sırasını ifade etmek için.

5. Sayfa boşluğunda diğer sayfalara ait numaralar: Yazarın kitabın başka nerelerinde işaretli konuyla ilgili noktalara değindiğini belirtmek; aralarında birçok sayfa olsa bile birbirine bağlı fikirleri toparlamak için.

6. Anahtar kelimeleri ya da cümleleri daire içine almak.

7. Sayfa boşluğuna ya da sayfanın üstüne ya da altına yazmak: Bir pasajın zihninizde yarattığı soruları (ve belki de cevapları) kaydetmek için; karmaşık bir tartışmayı basit bir ifadeye damıtmak için; kitap boyunca birbirini izleyen temel noktaların sırasını kaydetmek için. Ben şahsen yazarın fikirlerinin ortaya çıkma sırasına göre kişisel bir dizin oluşturmak amacıyla kitabın sonundaki boş sayfaları kullanırım.

Benim için kitabın girişindeki boş sayfalar en önemlileri. Kimileri bunları hoş bir ex libris için ayırır. Bense bunları hoş düşüncelere ayırırım. Kitabı okumayı bitirdikten ve kişisel dizinimi sondaki sayfalarda oluşturduktan sonra başa dönerim ve kitabı sayfa sayfa ya da konu konu değil de (bunu zaten kitabın sonunda yaptım) bütünlüklü bir yapı dahilinde basit bir birlik ve sıralı parçalarla özetlemeye çalışırım. Bu taslak benim için eseri kavrayışımın bir ölçütüdür.

Eğer iflah olmaz bir işaretleme karşıtıysanız, sayfa boşlukları, satırlar arasındaki boşluk ve sondaki sayfaların size yeterli alan vermediğini söyleyerek karşı çıkabilirsiniz. Pekâlâ. Kitabın sayfa boyutundan biraz daha ufak bir not defteri kullanmaya ne dersiniz? Böylece notların kenarları sayfalardan dışarı taşmayacaktır. Dizininizi, taslaklarınızı, hatta notlarınızı bu deftere yazın ve daha sonra bu kâğıtları kalıcı bir şekilde kitabın ön ve arka kapağına yerleştirin.

Olur ya, bu kitap işaretleme işinin okuma hızınızı yavaşlatacağını söyleyebilirsiniz. Muhtemelen yavaşlatacaktır da. Bu zaten işaretlemenin amaçlarından biridir. Birçoğumuz okuma hızımızın zekâmızın bir ölçütü olduğu kanısını taşırız. Zekice okumak için doğru hız diye bir şey yoktur. Bazı şeyler hızla ve çaba harcamadan okunmalıdır, bazıları da yavaşça, hatta emek vererek okunmalıdır. Okumada zekânın işareti, farklı şeyleri değerlerine göre farklı biçimde okuma yeteneğindedir. İyi kitaplar söz konusu olduğunda mesele bunların kaç tanesine nüfuz edebileceğiniz değil, kaç tanesinin size nüfuz edebileceğidir; yani kaç tanesini kendinize ait kılabileceğinizdir. Birkaç arkadaş bin tane tanıdıktan iyidir. Eğer amacınız buysa, ki bu olması gerekir, büyük bir kitabı okumanın bir gazeteyi okumaktan daha fazla zaman ve çaba talep etmesi karşısında sabırsızlık etmezsiniz.

Kitapları işaretlemeye son bir karşı çıkış nedeniniz olabilir. Kitaplarınızı arkadaşlarınıza ödünç veremezsiniz, çünkü kimse verdiğiniz kitabı notlarınız tarafından dikkati dağılmadan okuyamaz. Dahası, siz de onlara ödünç vermek istemeyeceksiniz, çünkü işaretli bir kopya bir nevi düşünsel günlük gibidir ve onu ödünç vermek zihninizi ödünç vermeye benzer.

Eğer arkadaşınız size ait olan Plutarkhos’un Yaşamlar’ını, Shakespeare’i ya da Federalist Yazılar’ı okumak istiyorsa, ona nazikçe ama kesin bir şekilde bir nüsha satın almasını söyleyin. Arabanızı ya da paltonuzu ödünç verebilirsiniz – ama kitaplarınız kafanız ya da kalbiniz kadar sizin bir parçanızdır. 

Yukarıdaki resim: David Foster Wallace’ın Don DeLillo’nun Players kitabına notları.

Sağdaki resim: Nabokov’un Kafka’nın Dönüşüm kitabına notları.

İngilizceden çeviren: Atilla Erol

* The Saturday Review of Literature, 6 Temmuz 1941


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR