Kral
10 Ocak 2019 Öykü

Kral


Twitter'da Paylaş
0

Kral, sigarasından bir nefes çekiyor, geri vermiyor dumanı. Paslı, çürümüş vagonun merdivenlerine oturmuş Haydarpaşa’ya bakıyor. Yere çömelmiş, elimdeki metal parayı raylarda gezdiriyorum. Yağlı suratına dikiyorum gözlerimi. Ona baktığımın farkında, hiç istifini bozmuyor puşt. Eğri, çatallı burnu güneşte parlıyor. Siyaha boyadığı kıvırcık saçlarını yine limonla arkaya yatırmış. Topuklarına bastığı rugan ayakkabısının arkasını düzeltip giyiyor ayakkabıları. Pantolonunu bel kısmından çekiştirip düzeltiyor.

“Beş güne kadar yola çıkarız,” deyip sigarasını orta parmağıyla fırlatıp atıyor. Doğrulup elimdeki parayı cebime koyuyorum.  Yürümeye başlıyorum. Gitmek istemiyorum. “Nereye lan, it oğlu it,” diye bağırıyor arkamdan. Oralı olmuyorum. Babamın hatırına çok elleşmez bana. Homurtusu giderek silikleşiyor.  Boş vagonların arasında raylardaki tahtaları sayarak yürüyorum. Bir horoz bulmuş Esme, nereden bulduysa. Boynunu titretip böbürlenerek yürüyor önümde hayvan. Gelişine vuruyorum horoza. Patlak gözleri iyice açılıyor hayvanın. Böğürtü gibi kesik bir ses çıkarıyor, uçuşan birkaç tüy süzülüyor havada. Horozun sesini duyan Esme bağırıyor arkamdan.

“Azat, yapma derim be!”

Dönüp bakmamak için zor tutuyorum kendimi. Allah belamı versin seviyorum seni Esme. Dönüyorum sonra, bir şey demiyorum. Sustuğumu görünce öylece duruyor, yüzü sakinliyor.

“Ne istersin be garibandan?”

Cevap vermiyorum, sus pusum. Yüzündeki öfke iyice yok oluyor. O tanıdık hüzün gelip oturuyor yine suratına. Gözleri yatışıyor. Başındaki beyaz örtü kaymış, kalın kaşlarına dökülen simsiyah saçları alnını kaplamış. Kucağında bir süpürge, eski püskü kıyafetler, kışlıklar. Ayağında geçen gün kâğıda çıktığımda bulduğum önü süslü siyah bir ayakkabı. Çok güzelsin Esme. Öyle bir güzelsin ki! Eşek gibi çalıştırıyor kızı pezevenk. Kralmış, puşt herif! Beş güne kalmaz gideceğiz. Kadınlar mahalleye, erkekler… Geçen sene götürmemişti beni, bu sene sen de geleceksin diyor. Akdeniz’e. Çok güzel kızlar var, dedi geçen gece ziftlenirken. Esme, bakışlarını devirip elindekilerle yürümeye devam ediyor. Bir haftadır kadınlar, kışı geçirdiğimiz vagonları boşaltıyor. İt gibi koşturuyorlar sağa sola. Hayvan oğlu hayvan.

Yanımdan geçip gidiyor Esme. Kıyafetleri raylara yığıyor, süpürgeyi bırakmadan başka bir vagona gidiyor. Çıkmayacağım bugün kâğıda. Esme’nin çiçek kovalarını taşırım. Sümbül zamanı, narindir sümbüller. Tek başına zor olur. O, çiçekleri dizerken horozu ben de çok seviyorum, derim. Eliyle başımı okşar, kızmadım, der. Yazıktır hayvana, der. Hiç ses etmem. Uzun uzun gülümser, siyah kaşları kuş olur alnında. Sümbüllerim var, diye bağırır. Kral beni çocuktan sayıyor yoksa hayatta yaklaştırmaz kızının yanına. Acımıyor kıza pis herif! İt gibi çalışsın herkes, bu da işte kral ya başımıza… Hesap sorsun façalı ağzıyla. Ben kral olsam, kral olsaydım anasını sattığımın dünyasında! Esme’yi hiç yormazdım. Vagonun yerlerine temiz bir şilte açar, tozlanmış penceresine sümbülleri dizerdim. “Bu horoza zarar vereni anasından doğduğuna pişman ederim,” diye bağırır, Esme’ye bakardım. “Anam avradım olsun, kimse Esme’yi ve horozunu üzmeyecek,” derdim. O da kuş kaşlarıyla dalıp giderdi, bana âşık olurdu. “Bu sene gitmiyoruz bir yere, bu sene burada çalışacağız. Biz de insanız,” derdim. Herkes, “Çok yaşa be Kral,” diye bağırır, oynardı. Kadınlar güllü basma etekleriyle göbek atar, erkekler sigara yakar kadınlara eşlik ederdi.

Raylarda dolanıyorum. Gar ne vakittir kapalı. Ağır, siyah trenler öylece paslanıyor. Raylar birbirinin içinden geçerek gözden kayboluyor. Martılar bağırıyor, yükselip alçalıp suya giriyorlar. Denizin sesi Kral’a rağmen huzur veriyor bana. Siyah canavarların demir kapıları  genelde açık. Elli altmış kişi var yokuz. Çocuklar koşturuyor etrafta, darbuka çalıyorlar. Çiçek kovaları yağlı vagonların önünde renk renk… Gitmek istemiyorum. Bazen birkaç insan gezmeye geliyor gara, temkinli bakıyorlar bize. Bunca derdim var benim, ne işim olur be sizinle? El ele bir çift görünüyor deniz kenarında. Esme, süpürgeyi bırakıp hemen kovadan iki tane tomurcuk gül kapıyor. Koşa koşa yanlarına gidiyor.

“Bakayım mı falınıza?”

“Yok, arkadaşız biz.”

“Bu güzel ablama bir gül almaz mısın be abim?” diyor Esme. Suratına bile bakmıyorlar kızın. Cevap vermeden uzaklaşıyorlar. Elinde güllerle denizi seyrediyor Esme. Ben, Esme’ye yangınım. O da bilmiyor benim sevebildiğimi.

“Azat! İt oğlu it sen daha çıkmadın mı kâğıda?” diye bağırıyor Kral uzaktan.

Duymazdan geliyorum. Esme’ye doğru yürüyorum. Yanına varınca, horozu ben de seviyorum diyecek oluyorum. Bana bakıyor, bıçak gibi gülümsüyor. Bir martı vagonlara doğru süzülüyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR