Küçük Bir Afrika Heykeli, Sanatı Nasıl Değiştirdi?

Küçük Bir Afrika Heykeli, Sanatı Nasıl Değiştirdi?


Twitter'da Paylaş
0

Yüzlerce taslak çizimden sonra avangart arkadaşlarını bile şaşırtan ve Kübizmin öncüsü sayılan resmini ortaya çıkardı: Avignonlu Kızlar. Herkes bu eserin çok ötede, çok aykırı bir şey olduğunu düşünüyordu.
Günümüzde Demokratik Kongo Cumhuriyeti olan Vili halkının heykelciği yirminci yüzyılın en önemli iki sanatçısının hayatında bir nesneydi. Yukarı bakan yüzü, uzun gövdesi, kısa bacakları ve küçük el ve ayaklarıyla ağaç oyması olan bu heykelcik, 1906 yılında Paris’te bir antika dükkânındayken Henri Matisse tarafından satın alındı. Matisse, atölyesini egzotik biblolarla ve nesnelerle doldurmayı severdi ve bu nesnelere çizimlerinde de yer verirdi. [caption id="attachment_36140" align="aligncenter" width="576"] Henri Matisse, Kongo'daki Villi halkının yarattığı bu heykelleri satın aldı ve bu küçük heykel arkadaşı Pablo Picasso'yu çok etkiledi.[/caption] Matisse bu heykelciği Pablo Picasso’ya ve avangart yazar Gertrude Stein’e gösterdi. Picasso Avrupai sanattan bıkmış, tümüyle farklı şeyler arıyordu. Batı’nın gözünde yeni, yaratıcı ve dinamik bir şeyler yaratmak istiyordu. Örneğin bu amaçla eski İspanya’nın İber taş heykellerini çizimlerinde kullanmıştı. Fakat bu heykelcik bugüne kadar gördüğü her şeyden farklı ve ilkeldi. Yüzlerce taslak çizimden sonra avangart arkadaşlarını bile şaşırtan ve Kübizmin öncüsü sayılan resmini ortaya çıkardı: Avignonlu Kızlar. Herkes bu eserin çok ötede, çok aykırı bir şey olduğunu düşünüyordu. Bu düşüncenin kendini gösterdiği ilk yer ise 1907 yazında Montmartre stüdyosu oldu. Resim 1916 yılına kadar sergilenmedi çünkü vahşi ve rahatsız edici olduğu söylendi. Resimdeki kadınlar “Afrikalılaştırılmış”tı ve yüzleri maske gibiydi. [caption id="attachment_36138" align="aligncenter" width="800"] Matisse de Le Bonheur de Vivre resmini Vili figürünü satın aldığı yıl yaptı.[/caption] Picasso’nun eserini etkileyen tek şey küçük Kongo heykeli değildi elbette. Matisse onun başka nesnelerden de etkilendiğini söylüyor. Bu iki sanatçı arasında bir tür rekabet başlamıştı. Matisse, heykelciği aldığı ve Picasso’yla tanıştığı 1906 yılında çok renkli ve hayali pastoral eseri Le Bonheur de Vivre’i çizdi. Picasso’nun eserinin bu esere bir cevap niteliğinde olduğu söylenir. Daha radikal ve cüretkâr bir resim yaparak iz bırakmak isteyen Picasso, Matisse’in eserinden 110 yıl sonra amacına ulaşır.

Temellere Dönüş

Matisse kendi çocuklarının çizdiği eserleri çok beğenirdi ve bu eserlerin kendi eserlerine yön verebileceğini fark etti. Benzer düşüncenin Picasso’nun aklından geçmesi de oldukça ilginç. Picasso da şöyle demişti, “Her çocuk bir sanatçıdır. Buradaki sorun büyüdüğünde bu sanatçılığı ne kadar koruduğuyla ilgilidir.” [caption id="attachment_36142" align="aligncenter" width="722"] Picasso'nun Avignon'lu Kızlar resminde kadınların yüzlerindeki maskelerde Afrika sanatının etkisi belirgindir.[/caption] Geleneklere bağlı kalmamanın, doğaçlamanın, masumiyetin ve Batı değerlerinin dışına çıkmanın izleri sanatın çeşitli dallarıyla uğraşan bazı entelektüel ve avangart çevrelerde görülmeye başladı. Fakat bu yeni gelenek zaman zaman bir bozulma ya da sadece eski gücünü yitirme olarak görüldü. Bugün ödüllendirilen eserler de aslında o zamanın aracısız, bozulmamış ve otantik olanlarıydı ve tüm bunlar sanatçının iç dünyasını ortaya çıkarıyordu. Yirminci yüzyılda bilinçsizce ortaya çıkan akım da bundan farklı değildi. Sanatı farklı bir biçimde anlatacak olursak o, burjuva toplumunun varsayılan yapay değerlerinden bağımsız olandı. Masumluk ve karmaşık olmama ne Afrika sanatının ne de öbür Batılı olmayan toplumların gerçeğiydi. Fakat o zamanlar sanatçılar bu nesnelerde keşfettikleri doğrudan ve sade olma ve doğacı olmama özellikleri tarafından büyülenmişti. Bu eserlerin aslında ne ifade ettiği ya da ait oldukları kültürlerin nasıl olduğu konusunda hiç düşünülmedi. Aslında sömürgecilik politikası henüz başlangıç döneminde bile değildi. Picasso müzelerdeki Afrika nesneleri bölümlerini gezmeyi severdi ve onu çok etkileyen Trocadéro Müzesi 1878 yılında açıldı. Müzede Fransız sömürgelerinin eserleri yer alıyordu. Matisse’in koleksiyonundaki Afrika maskelerinin ve figürlerinin de sergilendiği galeriler ve günümüzdeki sergiler en azından kökenlere dair araştırma yapıyor. Picasso’nun hayatı boyunca Afrika sanatına ilgisini gösteren sergide de benzer bir çabaya rastlanabilir. Bu sergide Batı ve Orta Afrika heykelleri, Picasso’nun kendi eserleri kadar önem gördü ve eserlerle aralarında olan bağ takdir edildi. Avrupa-dışı sanatın, avangartlar ve yirminci yüzyıl modern sanatı için olan önemi yok sayılamaz. Aslında bu etki Matisse ve Picasso’dan bile önce olan bir şey ama bu iki ressamın eserlerinde oldukça belirgin.

Çeviren: Deniz Saldıran

(BBC Culture)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR