Küçük Bir Leke ya da Yalnızlığın On İkinci Hali
13 Aralık 2019 Öykü

Küçük Bir Leke ya da Yalnızlığın On İkinci Hali


Twitter'da Paylaş
0

Alışveriş merkezinin en üst katındaki sinemanın önü o gün pek boştu. Bay Grimson büyük bir kalabalık beklemiyordu tabii ki ama yine de zamanında geldiğine memnundu. Tam gişeye yönelecekken az ilerdeki hamburgercinin önünde bir grup çocukla konuşan Noel Baba’yı gördü ve bir an durup onlara baktı. Noel Baba hafif kamburdu ve onu hayranlıkla izleyen çocuklara belli ki çok komik bir şeyler anlatıyordu. Sinemanın gişesinde duran gözlüklü genç yeni bir müşteri geldiğini görünce elindeki dergiyi bir kenara bıraktı. Bay Grimson rahat tavırlarla yaklaştı ve izlemek istediği filmin adını söyledi.

14.10 seansı, değil mi?

Evet evet, dedi Grimson, istekli bir şekilde.

Bugün halk günü efendim, dedi gözlüklü genç, biletiniz yüzde otuz indirimli olacak.

Öyle mi? Desenize şanslıyım. Hiç bilmiyordum bunu.

Evet efendim, film izlemek için güzel bir gün. Sahne siyah çizgi, koyu koltuklar dolu, yeşiller boş.

Bay Grimson bir süre önündeki ekrana bakıp düşünür gibi yaptı. Filmin başlamasına on dakikadan az bir süre kalmış olmasına rağmen salon neredeyse boştu. Bay Grimson dudak büktü. Bu insanlar iyi filmlerin kıymetini ne zaman öğreneceklerdi!

J sırası…, diye mırıldanarak konuştu, şöyle ortalardan bir yerden... Bir yandan paltosunun iç cebinden cüzdanını çıkarmaya uğraşıyordu.

Efendim, şunu da söylemek durumundayım ki filmin oynadığı salonda bir mercek arızası var. O yüzden sarı bir gölge düşüyor perdenin tam ortasına.

Bay Grimson kafasını kaldırdı, Bir dakika, dedi. Ne dediniz?

Bir leke var yani. Küçük ama. Sarı bir gölge düşüyor perdenin ortasına. Mercekten dolayı. Bunu da söylemek durumundayım, efendim.

Anlamadım! Nasıl olabilir böyle bir şey? Yani her zaman geliyoruz sinemaya…

O sırada öte taraftan bir görevli daha gelmiş, diğer koltuğa oturmuştu. Uzun boylu, incecik bir kızdı bu. Gözlüklü çocuktan yaşça biraz büyüktü sanki ve daha yetkili bir hava taşıyordu. Bu kez o girdi devreye:

İsterseniz şimdi bilet almayın, reklamlar oynarken bir bakın, sonra verin kararınızı.

Bay Grimson’ın keyfi kaçmıştı bir kere. Bir anlık sessizlikten sonra hakkını araması sıkıca tembihlenmiş bir çocuk gibi konuştu:

Yani böyle bir şey nasıl olur? Şimdi siz bir film getiriyorsunuz… Kırk yılın başı… Biz de kendimizi ona göre ayarlamışız, değil mi?

Kız ayağa kalktı ve ona doğru yaklaştı:

Haklısınız beyefendi. Ama bir arıza var. Elimizde olan bir şey değil. İsterseniz, vaktiniz de varsa yani, bu seansa değil de bir sonrakine…

Anladım da, diye çıkıştı Bay Grimson, morali iyice bozulmuştu. Yani diğer cıstak cıstak filmlerde olsa neyse, ama bu tip bir filmde…

Bay Grimson böyle söyleyince kız şaşkın bir şekilde dönüp filmin afişine baktı.

Öyle görünüyordu ki yapacak bir şey yoktu. Gişenin önünde bir dirseğini de masaya dayadığı halde bir süre öylece dikildi Bay Grimson. Ama artık -o iki görevliye küsmüş gibi- o tarafa hiç bakmıyordu, kafasını bu yöne, çevredeki yemek alanlarının olduğu yere çevirmişti. Bir yandan da düşünüyordu: Niçin cıstak cıstak demişti sanki! Bu aslında müzik için kullanılan bir tanımlama değil miydi? Şarkılar için kullanılıyordu. Anlamsız sözleri olan, hep aynı ritimde akan şarkılar için.

Bilet alacak mısınız efendim… İsterseniz… Reklamlar esnasında salon açık olacak…

Bay Grimson gözlüklü gence döndü ve bir dakika, dedi, kız arkadaşım gelsin de…

Tabii, tabii, dedi genç, gayet uysal bir şekilde.

Belki o dakikada gişeye akın eden bir kalabalık yoktu etrafta ama orada öyle durmak da saçmaydı. Gişeden ayrılırken yine dönüp, bu kez biraz yüksek sesle, az bekleyelim, arkadaşım gelince…, dedi.

Tabii efendim, siz nasıl isterseniz.

Bay Grimson acele etmeden yürüyüp yemek yiyen insanların arasından ve telaşla koşturan diğer insanların arasında geçti. Korkuluklara yaslandı. Alt katlara, onlar arasındaki bağlantıyı sağlayan yürüyen merdivenlere, o merdivenlerin üstündeki insanlara baktı. Kambur Noel baba da oradaydı şimdi, kamburunu iyice şişirmiş bir halde aşağı inen merdivenlerdeydi. Bay Grimson bir süre bu koşuşturmayı izledi. İşin aslı, o insanların arasında beklediği hiç kimse yoktu.

Bu tarafa dönüp tekrar filmin afişine baktı. Her zaman olduğu gibi yine tek başına bir karar vermesi gerecekti.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR