Kurmaca Metinlerde Zaman Kiplerinin Kullanılışı-1 • Anlatıcının Hâkimiyeti
12 Ağustos 2018 Edebiyat

Kurmaca Metinlerde Zaman Kiplerinin Kullanılışı-1 • Anlatıcının Hâkimiyeti


Twitter'da Paylaş
1

Anlatıcı, yazarın bilincinden gelen bilgiyi aktarırken şimdide başlayan ve bittiği an geçmiş haline gelen eylemleri geçmiş zaman kipinde, süreklilik arz eden ve ne zaman biteceği bilinmeyen hareketleriyse şimdiki zaman kipinde aktarır.

Kurmaca metinlerde hangi zaman kipinin kullanılması gerektiği meselesi genellikle birinci tekil şahsın bakış açısıyla yazılmış, noktasal bir âna odaklanan öykülerde ortaya çıkar. Metinlerde en sık rastlanan, kurmacaya konu edilen olayın şu an (şimdiki zaman) gerçekleşiyor olması ama olayı bizzat yaşamakta olan birinci tekil şahıs anlatıcının yaşanmakta olanları, sanki önceden gerçekleşmiş gibi geçmiş zaman kipinde aktarmasıdır. Romanlar konu edindikleri olay örgüsünün uzun bir sürece yayılması ve hacim itibariyle neredeyse bütün zaman kiplerinin kullanılmasını gerektirdiklerinden, genelde bu tartışmanın dışında kalırlar. Yine de belirtmeli, birinci tekil şahıs anlatıcı'nın seçildiği bir romanın da mutlaka olayın zamanına uygun bir kipte anlatılması gerekir.

Zaman kiplerinin kullanılışını örnek bir metin üzerinde deneyimlemeden önce hareket-zaman ilişkisine değinilmesi, konunun daha hızlı kavranmasına yardımcı olacaktır.

İnsanın hareket algısı, öncelik sonralık dizilimi sebebiyle kronolojiktir. Geçmiş, algılanmış bu hareketler dizisinin bellekte birikmesiyle oluşurken belleğin, insanın fizik bedeniyle aynı anda var olma zorunluluğu geçmişi, şimdide birikmiş bir hareketler kümesi haline getirir. Batı düşüncesi bellekte var olmaya devam eden bu hareketleri kategorize edebilmek için hayali bir çizgi kullanmış ve iki hareket arası mesafeyi ölçmüştür. Hareket bölünemez ancak mesafe sonsuza kadar bölünebilir. Kat edilen ve bölünebilen bu mesafeye zaman adı verilirken soyut bir kavram olan zaman görünür kılınmış ve görünür olmakla ölçülebilir hale gelmiştir.

İki hareket arası mesafenin zaman olarak nitelenmesinin sebebi, Doğu toplumlarında döngüsel ve birikimsel kabul edilen zamanın Batı toplumlarında doğrusal kabul edilmesidir. Bu kabulün altında yatansa kullanılan dilin yapısıdır. Batı dillerinin büyük bir kısmı ya Latince kökenlidir ya da Latince’den fazlasıyla etkilenmiştir. Latince “mouere” kelimesi hareket etmek ya da hareket ettirmek anlamına gelirken “mouere” kelimesinden türetilen “momentum”, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca gibi zamana dair ilk kabullerin oluşturulduğu dillere, “an” kelimesinin karşılığı olan “moment” kelimesiyle geçmiştir. Dolayısıyla iki hareket arası mesafenin ölçülmesi dendiğinde aslında ifade edilmek istenen, içeriğinde hareket taşıyan iki ardışık an arası geçen süredir. (Kapıyı açma ânı ve dışarıya çıkma ânı gibi.)

edebiyat zaman kipleri

Zamanı kavramak için Batı düşüncesi tek başına yeterli değildir. Doğu toplumlarının döngüsel zaman algısını kavramak içinse eski Türkçeden köken alan “an” kelimesinin aslında bellek, bilinç ve idrak anlamlarını taşıdığını bilmek yeterli olacaktır.

Nihayetinde düşünce soyuttur. İnsan soyut olanı sezgiyle idrak edebilir ancak akılla algılaması için soyutu dil aracılığıyla somuta indirgemesi gerekir. Dili oluşturan kelimeler, şeyleri temsil eden semboller olduğuna göre, henüz kâğıda dökülmemiş kurmaca bir metnin de yazarın bilincinde var olan soyut bir düşünce olduğunu ve ancak kelimelerle somutlaşacağını söyleyebiliriz.

Tekrar zamana dönersek, kurmacayı tasarlayan yazarın bilincinde her şey “şimdi” de gerçekleşir. Bahsedilen tasarım, yazarın düşünce düzleminde gerçekleştirdiği bir faaliyet olduğundan, mesafe kat eden hareket içermez. Yazarın zihninde soyut birer yaratım olan karakter ve mekânlar, aslında sadece birer görüntüdür. İmge olarak adlandırdığımız bu görüntüler, maddenin sınırlarına tabi olmadıklarından, doğrusal hareket edemez, onun yerine yazarın bilincinde birikirler. (Çizgi filmlerin eskiden nasıl yapıldığını anımsamak, üst üste binen görüntülerin nasıl olup da bütünlük arz edebildiğini anlamak açısından gerekli olabilir.) Hareketin olmadığı yerde zaman parçalanabilir bir görünürlük kazanamaz. Dolayısıyla tasarımı gerçekleştiren yazarın bilincinde dış dünyada algıladığımız anlamıyla geçmiş ve gelecek yoktur. Yazarın soyutu somuta indirgemek ve net bir olay örgüsü oluşturabilmek için yapacağı tek şey, yazmaktır. Ne zaman ki kalemi eline alır ve hareket bildiren ilk kelimeyi yazar, hareketle bağlantılı olarak zaman parçalanır. Kâğıtta beliren “eylem” hareketin kendisidir. Yazarın bilincinde bütünlük arz eden zaman, eylemin aldığı ekle birlikte birimlere ayrılmış ve hareket, belirgin bir birimde (geçmiş, gelecek, şimdi) görünür hale gelmiştir.

Zamanın parçalanmasıyla kast edilen, peş peşe sıralanan hareketlerin (doğrusal zaman algısı yerleşik hale geldiği için) geçmiş, şimdi ve gelecek olarak tasnif edilmesi ve yıl, ay, gün, saat gibi işaretleyicilerle sonsuz sayıda birim oluşturulmasıdır. Hareketin hangi zaman biriminde gerçekleştiğini bildiren yapılar da zaman kipi adı verilir. Sözlü anlatımda konuşmacı, yazılı anlatımda anlatıcı, aktarma görevini üstlendikleri bir duruma ilişkin bilgiyi kipler vasıtasıyla dile getirir.

Geleneksel anlatıda üç temel zaman yapısı bir arada kullanılabilir, roman ya da öykü sadece geçmiş zaman kipleriyle ya da şimdiki zaman kipleriyle yazılabilir, ancak tek başına gelecek zaman kipleriyle yazılamaz. Bunun sebebi, geleceğin henüz gerçekleşmeyenlerin toplamı olmasıdır. Gelecek, doğası gereği yoktur, geleceğin kavramsal işleviyse yokluk halinin dönüşeceği potansiyel varlık hallerini biriktirmektir. Dolayısıyla kurmacanın tamamının gelecek zaman kipinde yazılması, o metni olmuş olanı ya da olmakta olanı aktaran bir roman ya da öykü değil de, gerçekleşme potansiyeli taşıyan hareketlerin peş peşe sıralandığı bir kehanet kitabı yapar. Tarihsel bir anlatı söz konusuysa –ki bu anlatılar için seçilen tür genelde romandır– metin elbette tamamen geçmiş zaman kipleriyle yazılabilir. Çünkü olaylar serisi yaşanmış ve bitmiştir, anlatıcının oradaki vasfı aktarmak, hikâye etmektir. Aynı şekilde otobiyografik romanlar, fantastik kurgular ya da gizem içerdiği için anlatıcının karakterlerden ve okuyucudan önce her şeyi bilmesini gerektiren geniş bir zaman aralığına hâkim metinler, tamamen geçmiş zaman kipleriyle yazılabilir.

Peki mevcut anda (şimdiki zamanda) gerçekleşmekte olan bir olayı konu alan metinlerde hangi zaman kipi kullanılmalıdır?

Az önce zaman ile hareket arasında kurduğumuz bağın ve birikimsel zamanın burada hatırlanması gerekir. Geçmiş, biten şimdilerin –yani sona eren hareketlerin ya da anların– bellekte kümelendiği noktasal bir yığındır. İnsanın sadece şimdide var olabilen fizik bedeni belleği zorunlu olarak şimdiye tabi kılar. Dolayısıyla geçmiş, şimdinin öncesinde değil içindedir. Doğu toplumlarının yazılı anlatı geleneğine bakıldığında gerçekleşmiş olayların destan, masal gibi türlerle hikâye edildiği, gerçekleşmekte olan olaylarınsa şiir, nazım, koşuk gibi türlerle anlatıldığı görülür. Dolayısıyla geleneğini Doğu’dan alan ülke edebiyatlarında gerçekleşmekte olan olayın düzyazıda hangi zaman kipinde anlatılması gerektiği sorusu genellikle yanıtsız kalır. Doğu’nun zaman algısının döngüsel ve birikimsel olduğunu dikkate alırsa, gerçekleşmekte olan olaylar açısından kurmaca metinlerde kullanılması gereken zaman kipi, şimdiki zaman içinde var olan geçmiş zamandır.

Yazarın bilincinin tasarım aşamasında olan bir kurmaca açısından “şimdi” de olduğunu söylemiştik. Karakter ve mekân, yazarın şimdisinde oluşmuş imgelerdir. Anlatıcı bu imgeleri yazarın bilincinden çekip alır, kelimeler vasıtasıyla somuta indirger. Aynı zamanda tasarım halindeki kurmacanın tamamlanmışlık haline ulaşması için yazarın bilincini okura deşifre eden bir elçi, bilgiyi aktaran bir köprü vazifesi görür. Bu haliyle yazarın bilincinin gölgesi, söz yerindeyse, üst bilincin içine var olan alt bilinçtir. Dolayısıyla kurmaca açısından aktarabileceği bilgi, yazarın ona bildirdiğiyle sınırlıdır.

Yazarın bilincinde tasarım halinde olan, yani gerçekleşmekte olan bir olay, üçüncü şahıs anlatıcı tarafından aktarılırsa:

Mahir sandalyeden kalktı, pencereye yürüdü, perdeyi kenara topladı. Karşı binanın önünde mavi paltolu bir kadın duruyor. İnce uzun bedeni heykel gibi kıpırtısız. İri iri açılmış gözlerle binaların üst katlarına bakıyor. Yoksa? Mahir perdeye uzandı, çekecekken duraksadı.

Olay zamanı şimdidir. Anlatıcı zamanıysa şimdiki zamanın içinde geçmiş zaman.

Anlatıcı, yazarın bilincinden gelen bilgiyi aktarırken şimdide başlayan ve bittiği an geçmiş haline gelen eylemleri geçmiş zaman kipinde, süreklilik arz eden ve ne zaman biteceği bilinmeyen hareketleriyse şimdiki zaman kipinde aktarır.

Sandalyeden kalkan, pencereye yürüyen, perdeyi kenara toplayan bir Mahir, yazarın bilincinde oluşan ve üst üste binen donuk imgelerdir. Anlatıcı imgelerin bilgisini okuyucuya aktarmak için her birine birer hareket katar. Hareket-zaman ilişkisini burada hem doğrusal hem birikimsel zaman algısıyla değerlendirmek gerekir ki, kullanım anlaşılsın. Peş peşe sıralanan her bitmiş hareket –Mahir’in sandalyeden kalkması, pencereye yürümesi ve perdeyi aralaması– doğrusal zamanda geçmişe otururken olay zamanının mevcut (şimdiki) an olması şimdi başlayan ve biter bitmez geçmiş haline gelen her hareketi döngüsel zamanda şimdinin içinde biriktirir.

Başlayan ve biten hareketler artık tasarım olmaktan çıkmış, tamamlanmışlık haline erişmişlerdir. Yazarın bilincinde bir alt-bilinç olarak tezahür eden anlatıcı, bitmekle tasarım halinden çıkan bu eylemlerin hem başlangıcının hem bitişinin bilgisine sahiptir. Dolayısıyla geçmiş zaman kipini kullanarak hem hareketi bildirir hem hareketin zamanını.

Anlatıcının –sıklıkla rastlandığı üzere–- bu eylemleri bitmiş gibi aktarması –duruyordu, bakıyordu– anlatıcının, yazarın bilincinden ayrılarak özerk bir “ben” geliştirmek ve “her şeyi bilen” bir üst otorite olmak istemesinden kaynaklanır.

Binanın önünde duran ve üst katlara bakan kadın da bir imgedir ancak burada imge henüz tam tezahür etmemiş, yani yazarın bilincindeki tasarımı tamamlanamamıştır. Dolayısıyla kadının ne kadar süreyle binanın önünde duracağını ya da ne kadar süreyle üst katlara bakacağını henüz yazar da bilmemektedir. Yazarın bilincinde oluşmakta olan bir imgeyi anlatıcının aktarmasıysa ancak donuk bir zaman birimini değil de, hareketin sürekliliğini işaret eden şimdiki zaman kipiyle mümkün olur. Sadece tamamlanmışlık halleri açısından mutlak bilgiye sahip olan anlatıcı bu eylemleri aktarırken zamanı bildiremez, bildirebileceği tek şey hareketin kendisidir. Anlatıcının –sıklıkla rastlandığı üzere–- bu eylemleri bitmiş gibi aktarması –duruyordu, bakıyordu– anlatıcının, yazarın bilincinden ayrılarak özerk bir “ben” geliştirmek ve “her şeyi bilen” bir üst otorite olmak istemesinden kaynaklanır. Yazar hareketsiz kalır, müdahil olmaz ve anlatıcı daha ilk satırlarda geliştirdiği bu alt bilince bağlı ikincil “ego” sayesinde kurmaca süresince hâkimiyeti devralır.

Anlatıcının hâkimiyeti, yazarı, sürekli anlatıcıyı kontrol etme yükümlülüğünden kurtarır ve bu durumu roman ve öykü açısından ayır ayrı değerlendirmek gerekir. Metnin hacmi ve niteliği yazarın tercihini belirleyen ana etmen olarak kabul edilebilir. Üç kuşağın anlatıldığı gerçek zamanlı bir romanda, ipleri anlatıcının eline bırakmak yazar açısından kolaylık sağlar. Çoğunlukla bilinçli bir tercihtir, uzun metnin duraksamadan akıcı bir biçimde anlatılmasına imkân verir. Anlatıcının hâkim kılındığı bir başka türse gizem içeren, her düğümün adım adım çözüldüğü romanlar ya da tekinsiz bir atmosferin yaratılmaya çalışıldığı öykülerdir. Bu tip kurmaca metinlerde okuyucu olayların dışında duran ancak her şeyi bilen üstün bir erkin varlığına ikna olmazsa metin kendisinden beklenen başarıyı gösteremez. Anlatıcının bütün bu hallerin dışında gerçek zamanlı ve görece kısa bir metinde hâkim kılınması, ya “hikâaye etme” konusundaki ısrarcı anlatı geleneğinden kaynaklanır ya da yazarın kurmaca üzerine düşünme, fikir üretme konusundaki isteksizliğinden.

edebiyat zaman kipleri

Yazarın bilincinde tasarım halinde olan yani gerçekleşmekte olan bir olay, birinci şahıs anlatıcı tarafından aktarılırsa:

Sandalyeden kalktım, pencereye yürüdüm, perdeyi kenara topladım. Karşı binanın önünde mavi paltolu bir kadın duruyor. İnce uzun bedeni heykel misali kıpırtısız. İri iri açılmış gözlerle binaların üst katlarına bakıyor. Yoksa? Perdeye uzandım, çekecekken duraksadım.

Olay zamanı şimdi. Anlatıcı zamanıysa şimdiki zamanın içinde geçmiş zaman.

Anlatıcının, ilk örneğe nazaran çok daha etkin ancak çok daha kontrolsüz ve savruk kullanıldığı metinlerdir. Anlatıcının, –bilgi aktarma işlevi sebebiyle– yazarın bilincinde var olan bir alt bilinç niteliği taşıdığını söylemiştik. Bu metinlerde anlatıcı, karakter için yaratılmış olan bilince de sirayet eder ve bilgiyi artık doğrudan değil, karakterin süzgecinden geçirip aktarmak zorundadır. Birinci şahıs anlatıcı tarafından sürekli ihlal edilen sınırlar bu yazının odağı dışında olmakla birlikte üzerine daha fazla fikir üretilmesi ve çözüm yolları sunulması gereken bir meseledir.

Başlamış ve bitmiş eylemler açısından yukarıda söylenenlerin tamamı burada da geçerlidir.

Şimdide başlayan bir eylem, bittiği an geçmiş haline gelir ve eylemi gerçekleştiren özne, karakter olması yönüyle eylemi tamamlar, anlatıcı olması yönüyle de eylemin bittiği bilgisini aktarır. Burada anlatıcının rolü, sadece yazarın bilincini deşifre etmek değil daha etkin hale geçerek yazarın bilincinde hazır halde bekleyen donuk imgeleri, bizzat hareketin öznesi haline gelerek tamamlanmışlık haline ulaştırmaktır.

Başlayan ancak bitmeyen eylemler –duruyor, bakıyor– açısından anlatıcı mevcut metinde karakter dolaysıyla zorunlu seyirci konumundadır ve bilgi, doğrudan yazarın bilincinden çekip alamaz, karakterin bakış açısıyla bağlıdır. Mahir, kadının orada durduğunu, üst katlara baktığını görmüştür ancak bu eylemlerin ne zaman sonlanacağı konusunda herhangi bir bilgiye sahip değildir. Dolayısıyla anlatıcı, karakterin bilinciyle bağlı olduğundan henüz bitmemiş bir eylemi başlamış-devam etmiş-bitmiş bir eylem olarak –duruyordu, bakıyordu– aktaramaz. 

Örneği biraz değiştirerek devam edelim:

Sandalyeden kalktım, pencereye yürüdüm, perdeyi kenara topladım. Karşı binanın önünde mavi paltolu bir kadın duruyordu. İnce uzun bedeni heykel misali kıpırtısızdı. İri iri açılmış gözlerle binaların üst katlarına bakıyordu. Yoksa? Perdeye uzandım, çekecekken duraksadım.

Bitmemiş eylemlerin anlatıcı tarafından bitmiş gibi gösterilmesi bir yana, yukarıdaki paragraf ilk örnek olsaydı, karakterin geçmişte yaşadığı bir olayı şimdi hikâye ettiği zannedilirdi.

Kanaatimce en çok dikkat edilmesi gereken metinler, gerçek zamanlı, olay ânını aktaran ve birinci tekil şahıs anlatıcının kullanıldığı bu tip metinlerdir. Nihayetinde yukarıda örneklenen son kullanım, hem kurmaca tekniği açısından hem de mantık kuralları çerçevesinde tekrarlanmaması gereken esaslı bir hatadır.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ayşegül Kanat
Elinize sağlık, kapsamlı bir metin olmuş.
5:06 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR