Kurmaca Metinlerde Zaman Kiplerinin Kullanılışı- III • Kolaycılık mı, Alışkanlık mı?
20 Ağustos 2018 Edebiyat

Kurmaca Metinlerde Zaman Kiplerinin Kullanılışı- III • Kolaycılık mı, Alışkanlık mı?


Twitter'da Paylaş
0

Türk edebiyatı, tabiri caizse toplumun bir türlü dile getiremediği “duygularıyla” yüklüdür.  Yazar için bir nevi “boşaltım ve sağaltım” görevi görürken kendisini ifade etmekte güçlük çeken okuyucu için “öykünebileceği, aşkın hale getirip hayranlık duyacağı” rol modelleri, davranış kalıpları yaratmaya hizmet eder.

Amerikalı romancı ve eleştirmen William Gass, 1987 yılında New York Times’ta yayımlanan, “Şimdiki Zamana Kırık Not” başlıklı yazısında “present tense” (bu yazı serisinde şimdiki zaman olarak kullanılmıştır) yazılmış metinlerdeki artışın en büyük sebeplerinden biri olarak üniversitede verilmeye başlanan yazarlık derslerini gösterir. Tek başına üretme konusunda yetersizliği aşikâr olan genç Amerikan kuşağı, yazarlık derslerinde öğretilen “present tense” şablonuna uymuş ve kendisine verilen ödevlerin ona yazmayı öğretmek olduğunu unutup bu kullanımı alışkanlık haline getirmiştir. Hatta hiç onaylamadığı bu kullanımın bir başka sebebi de kadın yazarların sayısındaki artıştır.

William Gass, bu konuda eleştirilerini ortaya koyan ve fikir üreten tek yazar değildir elbet. Gass’in çağdaşı olan Amerikalı romancı ve eleştirmen George Lanning, “present tense” kullanımının yazıda derinleşmemek için başvurulan bir yöntem olduğunu söyler. Söyleyecek hiçbir şeyi bulunmayan toy yazarlar “present tense” ile yazdıkları metinlerle dikkat çekmeye çalışsalar da bu teknik klişe artık öyle çok kullanılır olmuştur ki, etkisini yitirmiştir.  

Hem Lanning hem Gass, “present tense” ile anlatımın ilerleyen dönemlerde “mesele” teşkil etmeyeceği yönünde hemfikirdirler. “Present tense” ile yazmak, genç ve yeteneksiz yazarların başvuracağı bir oyuncaktan başka bir şey değildir ve muhtemelen kısa süre içinde unutulacak, bir daha da tartışılmayacaktır.

Aradan yirmi üç yıl geçer.

İngiliz romancı ve eleştirmen Philip Hensher, 2010 yılı Man Booker ödüllerinin neredeyse yarısının “present tense” ile yazılmış romanlara verildiğinden yakınır. Hensher’e göre bu metinlere edebiyat açısından değer atfedilmesi mümkün değildir ve jürinin yapmış olduğu seçimin gerekçesi ancak modaya uygun hareket olarak tanımlanabilir. Ve genellikle genç yazarların başvurduğu bu hile, kolaya kaçmanın usturuplu bir yönteminden başka bir şey değildir.

Fulya Kılınçarlan edebiyat kurmaca

New York Times Review, Guardian ve New Yorker gibi belli başlı yayınlarda eleştiri yazıları bulunan Laura Miller ise Eylül 2010 tarihinde yayınlanan yazısında, “present tense” ile yazılan metinler söz konusu olduğunda yazarın seçiminden çok yazarın kendisinin tartışıldığını söyler.

Belki de Laura Miller’in böyle bir çıkarımda bulunmasının sebebi Gass’in cinsiyetçi tutumudur ancak Lanning’in “present tense” kullanan yazarları toylukla nitelemesinin veya Hensher’in genç yazarları kolaya kaçmakla eleştirmesinin altında yatan sebep aslında İngilizce dilinin gramer yapısıyla ilgilidir.

Türk edebiyatı söz konusu olduğunda, “şimdiki zaman kipleri” olarak nitelediğimiz yapının İngilizce metinlerdeki karşılığı “present tense”tir ve İngilizce bir metnin “present tense” ile yazımı sırasında dört adet zaman yapısı yeterli olurken bu sayı, “past tense” (geçmiş zaman kipleri) kullanımında on ikiye çıkar.  “Present tense” ile yazılmış İngilizce kurmaca bir metnin yaklaşık dörtte üçlük kısmı geniş zaman kipleriyle inşa edilirken kalan dörtte birlik kısım şimdiki zaman, gelecek zaman ve öteki kiplerle (dilek şart, gereklilik, emir) oluşturulur.

Karşılaştırma açısından Türkçe yazılmış bir senaryo metnini düşünelim.

“Mahir sandalyeden kalkar, pencereye yürür, perdeyi kenara toplar, karşı apartmanın önünde dikilen Leyla’yı görür. Leyla’nın üzerinde mavi bir palto vardır, apartmanların üst katlarına bakmaktadır.”

Bu tip İngilizce metinlerde kullanılan yapı –aynı yukarıda verilmiş senaryo örneğinde olduğu gibi– basit ve anlaşılırdır ancak Türkçeye çeviri söz konusu oldu mu mesele çetrefilleşir. Senaryo ve çocuk kitapları hariç tutulduğunda, Türkçe yazılan kurmaca metinlerde geniş zaman kiplerinin kullanımının sınırlı olması, İngilizce “present tense” ile yazılmış öykü veya romanların Türkçeye çevrilmesi sırasında geniş zamana en yakın zaman kipine, şimdiki zamana başvurulmasına sebep olur. Ancak bu sefer de “seste tekdüzelik” olarak adlandırabileceğimiz bambaşka bir sorun ortaya çıkar. Sondan eklemeli dil yapısını taşıyan Türkçede şimdiki zaman ekinin (-yor) değişime uğramaması, arka arkaya sıralanan eylemlerde –yapıyor, geliyor, gidiyor– tekdüzeliğe yol açar. Bu noktada çevirmen ya metni olduğu gibi bırakır ya da “-yor” eklerinden kaynaklanan bu tekdüzeliği aşmak için metnin orijinalinde olmayan bazı kullanımlara başvurur.

Bir çevirinin nasıl olması gerektiği ya da çevirmenin metne müdahalesi elbette burada tartışılmayacak ama bahsedilen müdahalenin zaman kiplerinde yaşanması, Türkçe çeviri üzerinden ilerleyen bir eleştirmen, yazar ya da okur açısından hatalı kabullere sebep olur. İngilizce metinler açısından en sık rastlanan hatalı öngörü, şu an gerçekleşmekte olan bir olay aktarılsa bile süreklilik bildiren eylemlerin hikâye edilerek, sanki hareket bitmiş gibi aktarılmasıdır. (Şimdiki zaman kipiyle “uçuyor” olarak çevrilmesi gereken eylemin, tekdüzeliği aşmak adına “uçuyordu” olarak çevrilmesi gibi.)

Peki “present tense” ile yazılmış kurmaca bir metin, yazar açısından gerçekten kolaya kaçmak mıdır?

Bu kullanımın İngiliz ya da Amerikan edebiyat otoriteleri tarafından “kolaycılık” olarak nitelenmesinin sebebi, özellikle en çok tercih edilen tür olan kısa öyküleri yazmak için iki zaman yapısını bilmenin yeterli olmasıdır.  (Hareketleri aktarmaya yarayan geniş zaman ve bilinç akışı tekniğiyle karakterlerin düşüncelerini yansıtan şimdiki zaman.) Sonunda talep arzı doğurur. Amerika’da öğrencilerin yoğun katılım gösterdiği yazarlık derslerinin neredeyse tamamında “present tense” ile yazılmış öyküler örnek birer metin olarak gösterilir çünkü katılımcıların büyük bir çoğunluğunun orada olma sebebi, bir roman ya da öykü yazmak değil, Hollywood endüstrisine kabul ettirebilecekleri bir senaryo ortaya çıkarmaktır. Üniversite yönetiminin ticari kaygıları bir yana, edebiyat alanında uzman akademisyenin ya da derse giren eleştirmenin, yazarın ilk hedefi, dilin nasıl kullanılacağını öğretmektir.

Nasıl ki, resim yapmayı bilmeyen bir insan zihninde beliren imgeleri ya da dış dünyada gördüklerini resmedemez, dili kullanmayı bilmeyen bir insan da yazamaz. Herkesin kendi başından geçen olayları örnek vererek bir şekilde sürekli kendisinden bahsettiği ama hiç kimsenin birbirini anlamadığı bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek ilk öğrenilmesi gerekenin, zihinde tasarlanmış bir olayın hikâye edilmesi değil, sade bir dille aktarılması olduğunu kavrayabiliriz. Amerika’daki yazarlık derslerinin birçoğu aynı yolu izler ve en temelden başlayarak öğrencilere önce “present tense” ile mevcut ânın (şimdiki zamanın) nasıl aktarılacağını öğretir. Yazıda derinleşme söz konusu olduğundaysa öğretmenin yapabileceği tek şey, okumanın önemini aktarmak ve okuma önerilerinde bulunmaktır. Bundan sonrası tamamen öğrencinin / yazar adayının sorumluluğundadır.

Fulya Kılınçarslan kurmaca edebiyat

Joan Miro’nun tablolarını düşünelim. Resim sanatıyla ilgili bilgisi olmayan insanın ilk izlenimi, tablonun aşırı basit olduğudur. O insana basite ulaşmak ve farklılık yaratmak için karmaşanın çetrefilli yollarından geçmeniz gerektiğini söylerseniz boşuna çaba harcarsınız. İnanmaz çünkü. Eve gider, kalemi eline alır ve Miro’nun tablolarındakine benzer şekiller çizer. Amerikan toplumunda yetişen genç yazarlar da inanmaz. Onlara göre bir Ernest Hemingway, Raymond Carver ya da J.D. Salinger gibi sade ve anlaşılır yazabilmek için edebiyatın labirentinde kaybolmanız gereksizdir. Bir şeyleri doğrudan ve basitçe anlatmak için Avrupa, Rusya ya da Latin Amerika edebiyatında kaybolmak yerine Amerikan edebiyatının hatırı sayılır üç beş yazarını okumanız, “present tense” kullanmanız ve kısa cümleler kurmanız yeterlidir.

Ortaya çıkansa anca taklittir.

Ve okuma geleneğini yeni neslin “gereksiz” kabul ettiği karmaşık eserlerden alan Amerikan ve İngiliz edebiyat otoritelerinin asıl eleştirdiği, kurmaca metinlerde şimdiki zaman kiplerinin kullanılması değil, genç neslin bu savruk tutumudur. Genç nesilse cevap verir: Yazmak özgürlüktür, neyi nasıl yazacağımızı, on dokuzuncu yüzyılda hapis kalmış sizler söyleyemezsiniz. Ve her biri birer Raymond Carver olmaya hevesli genç yazarlar, birbirinin tıpkısı senaryolar, romanlar ve öyküler yazarlar.

“Tuhaf şey,” diyor E.M.Cioran, “söz hiç bu kadar özgür olmadı; işini görmez hale gelmesi onun zaferidir.”

Nitekim ısrarla altını çizmekte yarar var:

Eleştirmenlerin çoğunluğunun “bu modayı desteklememe” konusundaki sert söylemlerinin altında yatan, Amerikan ve İngiliz toplumunda yetişen bu genç yazar kuşağının altyapı yetersizliğinden duyulan rahatsızlıktır ki, eleştirmenlerin büyük bir çoğunluğu, ustalıkla kullanıldığı takdirde “present tense” ile yazılan kurmacaların harikalar yarattığı noktasında birleşir.

Türk edebiyatının konuya nasıl baktığını incelediğimizdeyse bambaşka bir tabloyla karşılaşırız.

Tiyatro, roman, öykü, deneme gibi türlerin Türk edebiyatında girmesi ancak bin sekiz yüzlü yıllarından ortalarından sonra olmuş ve o zamandan bu yana geçen süre, tamamen Batı edebiyatına öykünerek oluşan bu türlerin kendi üslubunu bulması için yeterli olmamıştır. Geç kalmışlıkların ve geç kalanların mekânıdır burası. Sadece edebiyat geleneğinde değil, yaşamla kurduğu ilişkide de dolaylı anlatımı tercih eden, zihninden geçeni doğrudan söylemek yerine ima etmeyi tercih eden toplumsal yapı, iş kurmaca metinlere geldiğinde de nasıl yaşıyorsa öyle yazar. Söz sanatlarının hatalı kullanımıyla sakatlanmış uzun cümleler, ajitasyonu ikiye katlayan abartılı sıfatlar, anlatıcının sürekli “ben” diye bağırdığı ne söylediği anlaşılamayan muğlak ifadeler. Türk edebiyatı, tabiri caizse toplumun bir türlü dile getiremediği “duygularıyla” yüklüdür.  Yazar için bir nevi “boşaltım ve sağaltım” görevi görürken kendisini ifade etmekte güçlük çeken okuyucu için “öykünebileceği, aşkın hale getirip hayranlık duyacağı” rol modelleri, davranış kalıpları yaratmaya hizmet eder. Zaman meselesi tartışılmaz bile çünkü öyle bir mesele hiç olmamıştır. Anlatı zamanı, olay zamanına (yaşanana) bakılmaksızın, geçmiş zamandır ve geçmişin sözde görkemine saplanıp kalmış bir toplum için bundan daha olağan bir kabul yoktur. Duygu yüklü hikâyeler anlatmak ya da üçüncü sayfa haberlerini öyküye ve romana malzeme yapma konusunda hâlâ kayda değer bir eğilim gösteren Türk edebiyatında kurmaca metinlerin üzerinde tartışılabilir hale gelmesi için yıllar geçmişse de, bazı meseleler hâlâ tabudur.

Söylemiştik: gelenek her zaman geçmişi yeğ tutar. Başarının bir değer birimi, kıstasınsa sayılar olduğu günümüz toplumu geleneğin denenmiş başarısından öyle emindir ki, “hatalı olanı” meşrulaştırmak için niteliği yok sayar, niceliği kanıt gösterir.

“Sadece bir hata değil,” diyor Louis Althusser, “yanılsama. Zira yanılan, yanılmıştır, o kadar: Hatasının farkına varınca durumu kabul eder ve hatayı terk edip gerçeği benimser. Fakat her türlü yanılsama doğası gereği inatçıdır; kişinin yakasını bırakmaz ve bir bakıma, bir anlamda gerçeği kaale almaz. Bunun nedeni, yanılsamada bir şeyin varlığıdır ki, süregitmekte ve yanılsamayı da sürdürmekte ‘yararı’ı vardır.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR