Kurmacada Şimdiki Zamanın Yükselişi
24 Eylül 2018 Kültür Sanat

Kurmacada Şimdiki Zamanın Yükselişi


Twitter'da Paylaş
0

“Okuru, doğrudan sanatçının zihnindeki karmaşaya dahil etmek istedim ve böyle bir durumda en etkili yöntem elbette şimdiki zaman kiplerini kullanmak.”

Hilary Mantel ve David Mitchell’den Goldsmith ödüllü Kevin Barry’e, gitgide daha fazla yazar çalışmalarına dolaysızlık ve yakınlık getirmek için hikâyeyi şimdiki zaman kipleriyle anlatma yolunu benimsiyor.

Tarihsel kurmaca üzerinde çalıştığını görmek, yazar Kevin Barry için bir nevi şoktu. Barry, son romanı Beatlebone’a, Lennon’un sesinin peşinde, şarkıcıyı, İrlanda’nın batısındaki bir adaya seyahat ederken ve tıkanma halini aşmak için ciğerleri fırlayana dek çığlık atarken hayal etmekle başladı. Lennon’un romandaki sesini bulmak için şarkıcıyla yapılmış söyleşilerin kayıtlarını izlediğindeyse Lennon’un diksiyonunda eski moda, antika bir şey olduğunu fark etti. İşte o an, korktuğunun başına geldiğini kavradığı andı – Goldsmith ödüllü romanın yetmişli yılların sonlarına denk gelen ortamı başka bir döneme aitti. Barry, Lennon’un sesini yakalamak için geçmişe yaptığı bu sıçramadan sonra kendini, hikâyenin geri kalanını şimdiki zaman kipleriyle anlatırken buldu.

“Okuru, doğrudan sanatçının zihnindeki karmaşaya dahil etmek istedim ve böyle bir durumda en etkili yöntem elbette şimdiki zaman kiplerini kullanmak,” diyor Barry. “Herkes gibi yazarlar da yoğun bir biçimde televizyon ve film kültürü vasıtasıyla ‘şimdiye’ yönlendiriliyor, dolayısıyla yazmak için başvurulacak doğal zaman yapısı, şimdiki zaman kipleriymiş gibi geliyor.”

Barry, hikâyeyi biçimlendirmek için gelecekte bir bakış açısı bulmak yerine okurla daha içten ilişki kurmanın yollarını arıyor. Roman âdeta “İrlanda’nın batısındaki nemli ve soğuk bir barda gecenin geç vakitlerinde kulağınıza fısıldanmış gibi”. Hatta fısıldamak tabiri bile fazlasıyla uzak. “Sanırım,” diye devam ediyor Barry, “üzerinde durduğumuz mesele, okurun kafasının içine kelimeleri duymasını sağlayacak bir ses yerleştirmeye çalışma meselesi. Kelimeleri kulağıyla okumasını sağlamaya, onu büyülemeye çalışmak da denebilir. Ve benim için bir kurmacayı en iyi haline getiren tek nitelik, sahip olduğu büyüleme gücü.”

Barry, böylesi büyülü bir dokuyu yakalamak için şimdiki zaman kiplerini kullanmayı tercih eden çokça yazardan sadece biri. David Mitchell, 1999 yılında yayımlanan ilk romanı Ghostwritten’dan beri “buraya ve şimdiye” kaysa da, değişimin sebebi okurun metne yaklaşımından çok yazarın sezgisi.

edebiyat

"Kitaplar hangi zaman kipinde yazılmak istediklerini size bildiriyor.”

“Bir bakıma hissediyorum,” diyor Mitchell, “bazı kitaplar geçmiş zaman kipleriyle değil de sadece şimdiki zaman kipleriyle anlatıldıklarında var oluyorlar.”  Her romanın kendine has taleplerini olduğunu söyleyen Mitchell’in önerisi, hikâyenin hangi zaman kipinde anlatılacağına karar vermeden önce bu soruyu romana yöneltmek. “Şimdiki zaman kipleriyle tarihi bir roman yazmanın, The Thousand Autumns of Jacob de Zoet’e tuhaf bir paradoks kazandırdığını düşündüm. Olay çok uzun süre önce gerçekleşti ve şimdi gerçekleşiyor. The Bone Clocks’u düşünürsek, altmış yıl boyunca şimdiki zamanın zirvesinde gezinen anlatı fikrinden hoşlandım.  The Bone Clocks’ta zaman, –orada, kitabın isminde bile var– en önemli karakterdir.” Mitchell, ikinci romanı Number9dream’den bahsederken anımsadığını söylüyor: “O zamanki kız arkadaşımın –şimdiki eşimin– yatak odasında oturup bütün kipleri geçmiş zamandan şimdiki zamana çevirdik ve şimdiki zaman yapısı metne hâkim oldukça bundan daha çok hoşlandık. Kitaplar hangi zaman kipinde yazılmak istediklerini size bildiriyor.”

Marlon James’in Booker ödüllü A Brief History of Seven Killings kitabından Paul Murray’nin The Mark and the Void’ine ve Attica Locke’un politik gerilimi konu alan Pleasantville’ine, hikâyeyi şimdiki zamanda anlatmayı tercih eden yazarların sayısı günden güne artıyor. Bu anlatım yöntemi, Philip Pullman’ın edebi kurmacanın kışkırtılma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu deklare ettiği 2010 yılından beri seviyesi yükselen bir gelgite benzetilebilir.

"Zaman kiplerinin seçimi ve anlatıcının bakış açısı. İkisi birbirinden ayrı tutulamaz.”

2009 yılında Booker ödülünü kazanan Wolf Hall’un yazarı Hillary Mantel, roman üzerine çalışmaya başladığında herhangi bir teoriye bağlı kalmadığını, sadece kamerayı Cromwell’in gözlerinin ardına yerleştirdiğini söylüyor.  

“Gördüğüm gibi yazıyordum. Kısa bir süre sonra neler olduğunun farkına vardım ve iki önemli kararı çok hızlı verdiğimi gördüm – zaman kiplerinin seçimi ve anlatıcının bakış açısı. İkisi birbirinden ayrı tutulamaz.”

Geçmiş zaman kullanımı kurgu için bir gelenek, doğruluğu varsayılan bir değer olsa da, Mantel’in anlatıyı şimdiki zamana çekip tarihe yaşam kazandırdığı ilk sefer değildi.

“Romanım A Place of Greater Safety’nin büyük bir kısmı şimdiki zaman kipleriyle yazıldı ve birazı da senaryo biçimine yakın.  Bu romanı 70’li yıllarda yazmama karşın uzun süre yayımlanmadı.”

"Charlotte Brontë’nin tekniği, okuru ve yazarı aynı konuma yerleştirdiği gibi aynı âna da yerleştirir; zamanı ve konumu birbirinden ayıramazsınız.”

“Aslında hiç kimse için yeni bir şey yok. Odağın süratle daraldığı şimdiki zamana atlamış bir parça Jane Eyre ve Villette. âdeta kameranın hedefi takip ettiği bir çekim söz konusu. Şimdiki zaman anlatımını tanımlamak için sinema dilini kullansak da bu tekniğin geçmişi sinemadan daha eski. Charlotte Brontë’nin tekniği, okuru ve yazarı aynı konuma yerleştirdiği gibi aynı âna da yerleştirir; zamanı ve konumu birbirinden ayıramazsınız.”

"Geçmiş zaman kullanımı, tanrı-benzeri bir bilme halini üstlenebiliyor."

“Şimdiki zaman kullanımı, olayların akışını, dokusunu ve kavranılmaz hızını yakalamak için olağan görünüyor,” diye açıklıyor Mantel. “Sıradan ve gerçekçi – yazar üstün bir bilgiye sahip olduğu iddiasında değil–, ya karakterlerinin içinde ya da çok yakınında. Onların odağını, sınırlı algısını paylaşıyor. Bu teknik, okura patronluk taslamak isteyen veya tanrı olmaya öykünen yazarlara uygun değil.”

Bu samimi bakış açısının şüphe ve belirsizliği keşfetmeye katkısının olduğunu ekliyor Mantel. “Derinlemesine incelendiğinde bahsi geçen birçok durumun tarihin içinde eridiğini, yok olduğunu keşfettim. Bu algıyı yansıtmaya çalışıyorum. Geçmiş zaman kullanımı, tanrı-benzeri bir bilme halini üstlenebiliyor. Burada duruyorum öyleyse oradaki, benden ayrı, geçmişte kalan olaydır. Ama ben böyle düşünmüyorum. Geçmişte değil tarihteyiz, tarihse içimizde. Oluşturduğum metinle ve bu metnin gerisinde duran, her biri tekrar tekrar yorumlanan bütün metinlerle ilişkili hareket ediyorum. Hepimiz hareket ediyoruz. Yerini tam olarak saptayacağım ve ‘şimdi’ olarak adlandırıp oradan hikâyeyi anlatacağım net bir an yok.”

Hikâyenin anlatılabildiği durağan bir noktanın bulunması zorluğu belki de sadece dijital dünyanın geçiciliğiyle artmakta. Kevin Barry için bu, bir romanın içsel müziğini daha da önemli hale getiriyor.

“Our attention spans are, of course, in flitters because of our constant online immersion,” Barry says, “and maybe we don’t have the ability to engage with a text the way that we used to, but the one thing that can still arrest us, and slow us down, is the human voice. I want to give the sensation of that mode of storytelling even on the page.”

“Dikkat aralığımız sürekli maruz kaldığımız çevrimiçi akış sebebiyle elbette çırpınma halinde. Belki metinlerle alışık olduğumuz biçimde ilişki kurma kabiliyetine sahip değiliz. Buna rağmen bir şey hala bizi esir alıp yavaşlatıyor, insan sesi. Sayfa üzerinde olsa dahi bu tip bir hikâye anlatımının hissini vermek istiyorum.”

Barry, çağdaş kurgunun şu anki ıstırabının “Hollywood ile orta noktada buluşabilecekleri” umuduyla şimdiki zamanı benimseyen yazarlar olduğunu ileriye süren Philip Hensher’in “Roman sonsuz genişliktedir, ona fırlattığınız her şeyin üstesinden gelebilir” önermesinden yana rahat.  

“Beatlebone bir romanın sahip olması gereken her şeye sahip,” diyor Barry, “bence bütün mesele, satırlar üzerinde çalışırken her bir cümleyi yeterli çarpıcılıkla doldurmanız. Cümleleriniz okuyucuya duyusal bir vazife veriyorsa sizinle her yere gelecektir.”

Mantel, hiçbir zaman bir moda başlatmak istemediğini söylüyor ve Barry’nin romanın kabiliyetine duyduğu güveni paylaşıyor – roman, kendi gücünü kaybetmeksizin sinemanın yarattığı etkiyi yansıtabilir. “Romana dönüştürülen bir senaryo sadece gösterir, anlatmaz. Böyle bir roman, ancak seyrelmiş ve pürüzsüzleşmiş bir metin olarak okunabilir,” diyor Mantel ve devam ediyor, “roman bundan daha fazlasını yapabilir. Şimdiki zaman anlatımı, her öykü için elverişli veya kolay bir seçenek değil. Fakat bir yazar anlatının içine sıkışmışsa ona verilebilecek en iyi öğüt, kendisini şimdiki âna getirmesi ve karakterleri izleyerek sadece onların neler söylediğini, yaptığını yazması. Geçmiş zamanda biçimlenen bir anlatım çamura saplanıp orada debelenebilir. Şimdiki zaman anlatımıysa hareketi sürdürmek zorunda çünkü zemin sıcak, beklemeye müsait değil.”

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

(Guardian)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR