Kürt Edebiyatındaki Bir Sorunsalı Dile Getirmek
22 Haziran 2018 Edebiyat Kültür Sanat

Kürt Edebiyatındaki Bir Sorunsalı Dile Getirmek


Twitter'da Paylaş
0

Sedat Sezgin
Son dönem Kürt edebiyatı taşları gittikçe yerine koymayı başardı. Ana dilini yaşatma ve dilin olanaklarını kullanma çabaları yeni nesil gençlerde oldukça revaçta, bunu takdir etmemek için aptal olmak gerekir ya da kindar. Dünya dilinden peş peşe yapılan çeviriler… Bazı kesimlerin dil dışında hiç beklentisi olmadan yaptıkları özverili çaba, vs. Ancak bunlar içinde öyle bir grup var ki, samuray kılıcıyla bile onlardan bir kıl koparamazsınız. Bu kesim iktidar ya da devlet dediğimiz yapının tüm uzuvlarına karşı çıkalım derken, farkında olmadan kendi var oldukları çukurda iktidarlaştılar ya da devletleştiler. Elbette ki olanakların güç olduğu şu zamanlarda, iktidar dediğimiz yapının olağanüstü baskıları her daim Kürt dilinin tepesinde olmuştur, eldeki balyoz hiçbir zaman bırakılmamıştır. Baskı çok büyük olsa da insanlığımızdan vazgeçmemeliyiz. Asıl iktidar dediğimiz yapının en büyük tuzaklarından uzak durmalıyız ve bahsi geçen konu da ne yazık ki en kötücül tuzaklarından biri. Siz dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi döneme ve yüzyıla bakarsanız bakın, insanı yücelten eserler hep zamana direnmiştir ve iyi edebiyat dediğimiz şey hep bu yüce değerler kıstas alınarak yapılmış ya da yapılmaya çalışılmıştır. Ancak görünen o ki dünyanın herhangi bir yerinde olabileceği gibi burada da, lokal bazı yerlerde birileri kalkıp bir put yaratabiliyor, ona hazla tapıyor, hatta çevresindekilerin ona tapması için fazlasıyla ısrarcı davranabiliyor. Fakat atladıkları bir şey var, başkaları bu puta tapmak zorunda değil… Neden başkaları sizin putunuza tapmak zorunda olsun ki? Sizin için o put bir tanrı olabilir, anlıyorum ama bir başkası için o sadece bazı malzemelerden yapılmış bir puttur, daha fazlası asla değil. Elbette birinin ya da birilerinin ellerine balta alarak putunuzu yerle bir etmemesi, sizlerin tapıcılığına da saygı duymalı. Ancak yüzümüzü bazen şöyle bir kaldırıp dünyada ne olup bittiğine de bakmalıyız. Bir okur olarak herkesin olduğu gibi benim de bu konuda bazı kıstaslarım var tabii. Bir yapıtı ele alırken Shakespeare, Tolstoy, Homeros, Yunan tragedyaları, Kafka ve buraya almadığım daha bir sürü adı göz önünde bulundurmadan yapamıyorum. Herhangi bir kitaptaki bir paragrafı okuduğumda adını saydığım ve sayamadığım büyük kafaların eserleri hızla zihnimden geçiyor. Yapıt bunlardan hiçbir iz taşımıyorsa onun iyi bir eser olup olmadığıyla ilgili kuşkularım oluşur, bu da benim tapıcılığım. Bir Kürt olarak, kendini bir Kürt hisseden biri olarak (ki sanatçı ırklar üstü bir yerdedir) ve Kürtçe ve Türkçe metinler okuyan ve okumaya çalışan biri olarak söylüyorum (gerçekten de başka dilde biliyor olsaydım, o dillerde de okurdum, bana göre dil elbette ki önemli ancak önceliğim eser, isterse kurbağa dilinde yazılmış olsun), bunlar içindeki bu grup korkunç bir bakış açısına sahip. Kürtçe yazılmamış hiçbir yapıta sıcak bakmazlar. Her halükârda bu çokbilmişler içlerindeki gizlenmiş iktidar olma arzularıyla yanıp tutuşarak tavsiye ya da nasihat gibi eski usul geleneğini sonuna kadar götürmeye fazlaca istekliler. Bir yere kadar anlıyorum ya da hissedebiliyorum diyelim. Yalan söyleyecek durumum da yok. Kişisel olarak hapis yatmış biri değilim, polisler tarafından kolum, bacağım ya da başka bir yerim kırılmadı ya da bir hücrede işkenceye maruz kalmadım. Mümkündür, bu insanlardan bazıları bire bir bunu yaşamış olabilir, kindar olmalarının nedeni de belki budur. Ama bu doğru mu? Biliyorum, doğrular değişebilir ama en vicdansız insanda bile bazen vicdan kırıntısı aranabilir, değil mi? Sokakta bağırabilirsiniz, anlarım; bol bol küfredebilirsiniz, anlarım; buna diyeceğim de yok (aslında bu da doğru değil ya), sonuçta etki tepki prensibi deyip durumu az da olsa izah etmeye çalışabiliriz. Ama edebiyat, roman, öykü, şiir buna dahil olamaz. Zaten bu grup ne kadar aksini iddia etse de içinde insani değerleri ön planda tutmayan ve daha çok canavar gibi kükreyen metinler edebiyat olamaz, zaman bu tür örneklerle doludur. Şu ülkenin edebiyatına ya da bu ülkenin edebiyatına bakın demiyorum ama hiçbir dilin edebiyatına da kin beslemeyi doğru bulmuyorum. Dünya artık hepimize daha yakın, çeviri gibi muhteşem bir olanak önümüzde duruyor, kıyaslamalarımızı sadece bahçemizdeki putlarımızla değil dünyayla da yapmalıyız, asıl büyüklük de bence bu. Şunu da belirteyim: Kürtçe yazanlar ya da Kürtçe yazılmış ya da Kürtçeye çevrilmiş metinleri tercih edenler arasında bunların sayısı fazla değildir, yoksa sonuç vahim olurdu. Zira bunlar kendilerine benzemeyenlere de cephe almaya alışkınlar, neyse ki azlar. Elbette bu yazının amacı öylesine keyfi olarak ortaya çıkmış değildir, bir tepkinin ve Kürt edebiyatıyla içli dışlı olanların fazlasıyla fark ettiği bir tablonun sonucudur. Gayesi edebiyat olan, estetik olan kişilerin de bunları fark edip onlardan sıyrılması gerektiğini düşünenlerdenim. Elbette burada söylediklerim bir okur olarak görüşlerim, bir tavsiyeci ya da nasihatçı olarak değil.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR