Kurt Vonnegut İnternetle Baş Edebilmek Konusunda Bize Neler Öğretebilir?
30 Nisan 2018 Bilim Teknoloji Edebiyat

Kurt Vonnegut İnternetle Baş Edebilmek Konusunda Bize Neler Öğretebilir?


Twitter'da Paylaş
0

Mezbaha No:5 kitabındaki Trafalmadorianlar bunu dört boyutta yapıyor. Kurt Vonnegut evreninin uzaylıları, insanların sadece o an başlarına gelenleri görmelerini tuhaf buluyor. Onlar ise bunun tersine, “hangi yıldızın nerede olduğunu, nereye gittiğini görebiliyor ve böylelikle cennetler de seyreltilmiş, parıltılı spagettiyle doluyor.” İnsanlar sadece geleceği hayal etmek ve geçmişi artan bir belirsizlik ve bulanıklıkla hatırlamaya mahkûmdur. Trafalmadorianlar için, her şey ve herkes bir defada yapabilecekleri her şeyi yapıyorlar.

Fakat bilgi, harekete geçme yetisi olmadan işlevsiz kalıyor. Billy Pilgrim bu uzaylılara deneme pilotunun bir butona basmasıyla gerçekleşen dünyanın sonunu neden engellemediklerini sorduğunda cevap olarak bunu yapamadıklarını alıyor. “O bu butona hep bastı ve hep basacak. Ona hep izin verdik ve hep izin vereceğiz. Bu an bu şekilde şekillendirilmiş.”

***

Dünyada her zaman Amerika’daki sağlık hizmetleri hakkındaki bir makaleden alıntı yapıyorum.

İnsanlara bir sevgi belirtisi olarak hep “geri zekâlı” diyorum.

İnsanlara her zaman güvende olduğumu ve Mumbai’ye yakın bir yerde olmadığımı söylüyorum.

“Biftek ve Oral Seks” günü fikrini her zaman savunuyorum.

Her gün gördüğüm birine her zaman sarılıyorum ve bir daha görmüyorum, bir yemekhaneden rom çalmakla övünüyorum, diğer sesleri yükseltmek için Twitter kullanacağımla böbürleniyorum, hayatımdan çıkardığım birilerine onları sevdiğimi söylüyorum.

Sosyal medya, bizi henüz gelecek gibi bir şeyi deneyimleyebileceğimiz noktaya getirmedi. Ama geçmişlerimiz her zaman gerçek zamanda yaşanıyor ve bizi yarı-Tralfalmadorianlara dönüştürüyor. 2004’ten beri var olan Facebook sayfamı kaydıran biri, benim eski berbat blog sayfamı ortaya çıkarmak için yeterince Google’layan biri benim paylaştığım her şeyi, yanlış belirttiğim her bir fikri, her bir sarhoş fotoğrafımı ve yalnızca kendi arkadaş grubumun anlayabileceği bir şakayı onu paylaştığım anın berraklığı ve varlığıyla görebilir. Ben 17 yaşındayım, 24 yaşındayım, 31 yaşındayım, sonsuz yaşındayım…

Tralfalmadorianlara göre çözüm, bu bilgiye pek aldırış etmeden yaklaşmak: “Bu böyle gider.” Eğer insanlar hep yaptıkları her şeyi her zaman yapıyorlarsa, burada kızacak bir mesele yok. Hiç kimse değişemez çünkü değişim diye bir şey yok. Eğer herkesin geçmişi görülmek üzere orada duruyorsa bu kimse yalan söyleyemez anlamına gelmez. İnsanlar için durum bu kadar basit değil. Biz gelişmeyi ve büyümeyi hedefliyoruz ama aynı zamanda çevrimiçi geçmişlerimize de bağlı kalıyoruz. (Toplumsal kayıtlarımızı düzenleyebiliriz, mesela ben eski blog sayfamı silebilirim ama diğer insanlar bunların faturasını tutarlar.) Tanıştığımız herhangi birisi söylediğimiz tüm kötü sözleri görebiliyorsa büyümek, gelişmek zorlaşır. Eğer bu kötü sözler bizi herhangi bir anda pusuya düşüyorsa ve “Paylaştığınız her bir anıyı önemsiyoruz” mesajını veriyorsa büyümek daha da zorlaşır.

***

Birbirimiz hakkındaki algımız hafıza tarafından çarpıtılır. Ne kadar büyürsek büyüyelim anababamız bizi yardıma ihtiyacı olan o küçük çocuk olarak görmekten vazgeçemezler. Eski erkek arkadaşım benim için, ondan önce bir kişiyle seviştiğim için bana sürtük diyen biri olmaktan öte gidemeyecek. (Yeni eşine –umarım– benden daha iyi davranıyor olsa bile.)

Yine de zaman doğrusal gözüktüğü zaman bir andan başka bir âna geçmek daha kolaydı ve geçmiş, geçmiş olabiliyordu. Birçok eylemin gücü, özellikle daha farklı, daha yenileriyle karşılaştığında zamanla solar. Ama internet, anılarımızı güçlendirir ve onları anılardan daha fazla bir şey, Tralfalmadorianların her zaman var olan tüm geçmişi deneyimlemelerine yakın bir şey haline getirir. Uzak bir belleğin yerine, kanıtlarımız vardır: Işıldayan genç yüzlerimiz bize gülümser ve eskiden tam olarak ne olduğumuzu, nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı hatırlatır. İsteyen herkes istediği zaman kendisinin farklı bir versiyonunu görebilir, her zaman, olmaya çalıştığımız insan olmadığımızın kalıcı bir slayt gösterisini seyredebilir.

Düzenlemek ise durumu sadece kötüleştir. Olası işverenleriniz çevrimiçi ortamda sizin hakkınızda hiçbir şey bulamazsa şüphelenebilir. Ya da biriyle bir randevunuz varsa, bu durum sizin bir seri katil gibi gözükmenize neden olabilir. Dahası, birinin geçmişini öğrenmek bir tür etkilenmeye de neden olabilir. Maureen O’Connor bir kadınla buluşmaya gitmeden önce onu şahsen tanıyana kadar internette araştırmasını yapmamak adına kendine söz vermiştir ama randevudan sonra şöyle yazar: “Birine çevrimiçi ortamlarda bakmamak, neredeyse kabaca görülebilir ve aldırmamanın sembolü olarak algılanabilir.” Eğer birbirimizi tanımak için bilgiler mevcutsa neden onları öğrenmek istemeyelim?

Eğer herkes bunu yaparsa, geçmişimizi dikkate almamak kolaylaşabilir. Ama tüm paylaşımlarımız ve fotoğraflarımız ilavelerle gelmez, şimdiki halimizin pişmanlık duyduğu şeyleri görmemize izin vermez. Tralfalmadorianlar kendimizin her versiyonu arasındaki eylemleri ve hareketleri görürken, biz sadece bir dağılım grafiğini görebiliriz. Ben 2009 ve 2018 arasında yaptığım seçimlerin spagettisi değilim. Sadece hem o zamanın hem de şimdiyim, bu ikisi ne kadar çelişirse çelişsin… Daha önceden söylediğim bir şeyi tekrar söyleyip söylemeyeceğim önemsizdir, ben onu hep söylerim.

***

Sorun şu ki biz hem Tralfalmadorianız hem de yeterince Tralfalmadorian değiliz. Yeşil elimizi avuç içinde bir gözle havaya kaldıracak ve “Bu böyle gider” kadar gelecek kavrayışına sahip değiliz. Ya da kendi varlığımız dışında gerçekleşen herhangi bir şey hakkında keyifli bir şekilde bihaber olamayız. Hatta geçmişe dönüp bakarken bile yıldızların parıltılı spagettileri yerine, hantal parçalardaki değişimleri ve farklılıkları görürüz.

Billy Pilgrim, Tralfalmadorianlara insanların yaptığı her kötü şeyi, her savaşı, her bir bencil kararı hep görmekle nasıl baş edebildiklerini sorduklarında onların sadece iyi şeylere odaklanmaya çalıştıklarını öğrenir: Görmek istediklerini seç ve istemediklerini görmezden gel, nasıl olsa hepsi yine de gerçekleşiyor. Bir insan olarak bunu yapmak sorumsuz hissettiriyor. Bu, tacizci birini, “Ama bana hep iyi davranıyor” diyerek affetmek gibi düşünülebilir. Biz kitaplardaki fantastik uzaylılar değiliz. Kim olduğumuz hakkındaki her şeyi dikkate alacak bir yol bulmalıyız.

Fakat eğer bu kitaplardaki fantastik uzaylılardan hafıza, zaman ve tarih hakkında bir şeyler öğreneceksek, bunu Tralfalmadorianların okuma şeklinden öğrenebiliriz. Kitaptaki Tralfalmadorianların birisi Billy’e şöyle diyor: “Tüm mesajlar arasında belirli bir ilişki yok, sadece yazar onları dikkatli bir şekilde seçiyor ve böylelikle bir defada hepsi göründüğünde, güzel, şaşırtıcı ve derin bir hayat resmi üretiyor. Başlangıç, orta, son, tereddüt, etik, neden, etki diye bir şey yok. Kitaplarımızda sevdiğimiz şey tek bir seferde görülen birçok mükemmel anın derinlikleri.” Tralfalmadorianlar okuduklarında, olay örgüsünü ve hatta karakterleri görmezler. Gördükleri şey tedavidir, insan dokunuşudur. Bu, sanatın, öykünün yazarı ve yazarın bir kitabı güzel yapan tercihleri yansıtma şeklinin insanlığıdır.

Eğer Tralfalmadorianlar harika anların koleksiyonuna odaklanmak için uzun zaman eriştesini yok sayabiliyorlarsa, o zaman belki biz de bunun tam tersini yapabiliriz. On yıl önceki bir paylaşım ve şimdiki arasında kendimizin ve diğerlerinin, değişimin ve seçimin sonsuz versiyonları olduğunu hatırlayabiliriz. Tüm bunları geri dönüp bakana kadar göremeyeceğimiz şekillerde yapmaya devam edeceğiz. Facebook dağılım grafiğine bakabilir ve kendi gidişatımızı ölçebiliriz. Böylelikle o farklı noktalar bir deneyim haline gelir. Ben her zaman olduğum kişiyim. Her bir saniyede garklı ve aynıydım. Parlak spagetti, Facebook sayfanız üzerinden hızlıca kayıyor.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Jaya Saxena, Electric Literature)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR