Kusurlu Deha: John Steinbeck
4 Ocak 2019 Edebiyat

Kusurlu Deha: John Steinbeck


Twitter'da Paylaş
0

Steinbeck’in ellinci ölüm yıldönümünü geride bıraktık ve yeni yılda yeni bir Steinbeck biyografisi okuyacağız. Martin Chilton’a göre, Gazap Üzümleri’nin Nobel ödüllü yazarı anlaşılması zor ve tartışmalara konu olan biriydi.

Martin Chilton

“Hayatımdan geriye pek çok iz bıraktım,” demiş John Steinbeck. 20 Aralık 1968’de 66 yaşında ölen yirminci yüzyıl edebiyatının devi Fareler ve İnsanlar,1 Gazap Üzümleri2 ve Cennetin Doğusu3 gibi romanlarıyla dünyaca ün kazandı ama geçmişiyle ilgili bazı gerçeklerin ortaya çıkması için bir elli yıl daha geçmesi gerekecekti. Steinbeck anlaşılması zor ve tartışmalara konu olan biriydi, muhtemelen beklemeyeceğiniz kadar da tuhaftı.

Yazarın 2019’da yeni bir biyografisi yayımlanacak: Mad at the World (Dünyaya Öfkeli). Steinbeck kuşkusuz öfkeli bir adamdı. Kitaplarının açıkça gösterdiği gibi haksızlık, yoksulluk ve önyargılar onu çileden çıkarırdı. Ama yeri gelince kişisel olarak Adolf Hitler’e, ikinci karısına, hatta kitap eleştirmenlerine kin beslemekten de geri kalmadı (“haşerelere bakın siz!”).

Ayrıksı kişiliği daha erken yaşlarda kendini göstermişti. On yedi yaşındayken Stanford Üniversitesi’ne İngiliz edebiyatı okumak için kaydolduğunda çoktan profesyonel bir yazar olmanın hayallerini kurmaya başlamıştı.  Tıp bölümü dekanına, “İnsanları öğrenmek istiyorum,” diyerek kadavraların parçalara ayrılıp incelendiği bir derse girmek istedi. Dekanın kayıtsız kaldığı çok açıktı ve Steinbeck’in başvurusu geri çevrildi. Tıp dünyası kaybederken edebiyat kazandı ve sırasıyla roman kategorisinde Pulitzer Ödülü (1940), Nobel Edebiyat Ödülü (1962) ve Başkanlık Özgürlük Madalyası (1964) geldi.

john steinbeckOğlu Thomas Steinbeck ile.

İnsan bedeni kesemedi belki ama hastalıklar ve tuhaf kazalar peşini bırakmadığından hastanelerde çokça zaman geçirecekti. 27 Şubat 1902’de doğduğu Kaliforniya’nın Salinas şehrinde liseye giderken Steinbeck’e akciğer iltihabı teşhisi kondu. Ölüme çok yaklaşmıştı ama doktorun göğüs kafesini kesip iltihaplı sıvıyı boşaltmasıyla hayata döndü. Bir yılın sonunda sağlığı hala çok kötüydü ve apandisinin alınması gerekti.

Yetişkinliği de çok farklı değildi. Ciddi bir bağırsak enfeksiyonu yüzünden hastaneye yatırıldı. Retinasındaki yırtığa cerrahi müdahale, sonra bir varis ameliyatı ve Manhattan’daki evinin balkonundayken ikinci kattan yere düşmesi sonucu kırılan diz kapağı için başka bir ameliyat. 1959’da felç geçirdi, 1960’ta kalp krizi geçirdiğinden şüphe edildi. Hayatının son aylarında belinden aldığı yara yüzünden çok acı çekti ve güç bir ameliyat geçirdi.

New York’tayken inşaat alanlarında çalışmıştı ve Madison Square Garden’ın inşası sırasında yaklaşık elli kilo çimento yüklü el arabaları taşımıştı.

Kaderin oyunu mudur bilinmez ama tanımadığı birinin başından geçen bir olay Steinbeck’i yazar olmaya iten en belirleyici etmenlerden oldu. Stanford’dan mezun olmadan ayrılınca 1920’lerin ortasında New York’a gitmeden önce çiftlik işlerine merak salmış ve bir boyacının yanında çıraklık yapmıştı. New York’tayken inşaat alanlarında çalışmıştı ve Madison Square Garden’ın inşası sırasında yaklaşık elli kilo çimento yüklü el arabaları taşımıştı. Çalışmaya başladıktan altı hafta sonra işçilerden biri feci bir ölümün kıyısından döndü. Korkunç olayı gören Steinbeck o gece işten ayrıldı.

Amcasının aracılığıyla William Randolph Hearst’ın gazetelerinden New York American’a muhabir olarak girdi fakat çok geçmeden gazeteciliğin kendisine göre olmadığını anladı ve Kaliforniya’ya geri döndü. Tur rehberi olarak çalışırken ilk karısı Carol Henning’le karşılaştı. 1929’da ilk romanı Altın Kupa4 yayımlandıktan kısa süre sonra evlendiler. Arkasında 16 roman ve kısa roman, kısa öykü derlemeleri, 11 kurgu dışı kitap, iki oyun metni, iki senaryo ve çok sayıda mektup bırakacak yazarlık kariyeri böylece başlamış oldu.

Steinbeck zaman zaman yokluk içinde büyüyen mücadeleci yazar imajına bürünürdü. Halbuki 1920’li yıllarda Monterey County’nin mirasçısı olan babasından ayda 50 dolar (bugünün parasıyla 700 dolar) kadar harçlık alıyordu. Biyografi yazarı Jay Parini’nin 1994’te yazdığına göre, “Pek çok insan Steinbeck’in yoksulluk çekmiş bir aileden geldiğini ve Gazap Üzümleri’ndeki işçiler gibi olduğunu sanır ama ailesi Salinas’tayken hizmetkârların çalıştığı Viktorya tarzı güzel bir evde yaşıyordu.” Parini devam ediyor: “Kendini işçi sınıfıyla özdeşleştirmesi bilinçli bir tavırdı, öte yandan her zaman birinci sınıf koşullarda seyahat eder, Londra’dayken Dorchester’ın ve Paris’teyken Georges Cinq’ın süit odalarında kalırdı.”

john steinbeck

Steinbeck’in aralarında 1935’te yayımlanan Yukarı Mahalle’nin5 de yer aldığı bir dizi romanı övgüyle karşılandı. Tuhaf çiftlik işçileri George ile Lennie’nin arkadaşlığı gözünden dokunaklı bir 1930’lar Kaliforniya’sı çizen Fareler ve İnsanlar 1937’de yayımlandığında eleştirmenlerden olumlu yorumlar aldı. İki yıl sonraysa Joad ailesinin çektiği yoksulluğun etkileyici bir anlatıma dönüştüğü ve Steinbeck’in zengin betimleme gücünü gösteren yirminci yüzyılın en önemli romanlarından biri yani Gazap Üzümleri yayımlandı. 

“Mark Twain’i hariç tutarsak ülkenin siyaset hayatına bu kadar derinden nüfuz edebilen başka bir Amerikalı yazar düşünemiyorum.”

Dust Bowl6 döneminde Kaliforniya’ya göç eden işçilerin çektiği güçlükleri anlatan bu hüzünlü hikâye Büyük Buhranın ağırlığı altında ezilmiş Amerika’yı derinden etkiledi. 1940 Şubatı’nda roman on birinci baskısını yaparak neredeyse yarım milyon satmıştı. Sonraki seksen yıl boyunca on beş milyondan fazla kopya satıldı ve Amerika’da her yıl halen elli bin kadar okur Gazap Üzümleri’ni almaya devam ediyor.

Steinbeck’in eseri Amerika toplumunda derin izler bıraktı. Şarkıcı ve aktör Harry Belafonte bana bir keresinde şöyle dedi: “[Steinbeck] gençliğimde hayatıma yön veren insanlardan biriydi,” çünkü “onun sayesinde edebiyata karşı ömür boyu sürecek tutkum başladı.” Arthur Miller ise Steinbeck’le ilgili şöyle yazmıştır: “Mark Twain’i hariç tutarsak ülkenin siyaset hayatına bu kadar derinden nüfuz edebilen başka bir Amerikalı yazar düşünemiyorum.”

Roman 1940’ta Henry Fonda’nın oynadığı filmle beyazperdeye taşındı ve bugün Hollywood klasikleri arasında yer almaktadır. Steven Spielberg 2017’de filmi yeniden çekmeye niyet ettiyse de Steinbeck’in üvey kızı Waverly Scott ile gelini Gail Steinbeck yazarın mülkü dolayısıyla ciddi bir anlaşmazlık yaşayınca Spielberg planını hayata geçiremedi.

Steinbeck pek fazla röportaj vermezdi ama 1952’de bir radyo yayını olan Amerika’nın Sesi’ne katılarak zamanında göçmen işçilerin yaşadığı haksızlıklara “nasıl öfkelendiğini” anlattı. “İnsanlar açtı, üşüyorlardı ve binler halinde Kaliforniya’ya gelmişlerdi.” Steinbeck sözlerini şöyle sürdürüyor: “Buhranın korkusunu yaşayan ve paranın kıt olduğu bir zamanda akın akın gelen fakir insanlara bakma yükümlülüğünden ürken bir toplumla karşılaştılar. Toplum yeni gelenlere öfkeliydi. Hükümetin ve sivil vatandaşların aracılığıyla kurulan bürolar yavaş yavaş durumu ele aldı. Öfke ancak o zaman dinmeye başladı; öfke dindikçe iki taraf da birbirlerini daha iyi tanıdı ve aslında birbirlerinden nefret etmediklerini gördüler.”

Uzun yıllar sonra yazar hakkında o dönem kayıtlar tuttuğu ortaya çıkan FBI, “Steinbeck, ağırlıkla son derece yozlaşmış ve yoksun kalmış bir Amerika’yı yazıyordu,” diyerek kendini savundu. Neyse ki Steinbeck en meşhur edebiyat ödülünü kazandığında FBI Direktörü J Edgar Hoover’dan daha aydınlık zihinler etki gücüne sahipti. Yazarın ödül komitesi tarafından  “keskin toplumsal algısı” nedeniyle övülmesi dikkate değer.

Dünya Steinbeck’i Gazap Üzümleri’yle tanırken, 41 yaşındaki yazar gece kulüplerinde şarkıcılık yapan 22 yaşındaki Gwyn Conger’a ilgi duymaya başladı ve 1943 yılında onunla evlendi. Otuz yıl sonra Conger ellilerinin sonunda boşanmış bir kadın olarak eğlence dünyasının Douglas Brown adıyla tanıdığı bir yazara röportajlar verdi. Röportajlar 2017’de bir çatı katında bulunana kadar kırk yıldan uzun süre yayımlanmadan kaldı.

Conger’ın anıları Bruce Lawson tarafından My Life with John Steinbeck (John Steinbeck’le Hayatım) adıyla kitaplaştırılarak 2018’de yayımlandı. Conger, “inanılmaz derecede zor bir adam” olarak gördüğü yazarla evliliğinin kendisini nasıl zorladığını açıkça dile getiriyor. Steinbeck, özellikle zorlu geçen iki hamileliği sırasında karısına karşı zalimdi ve kitap da kaba tavırları, tuhaf alışkanlıkları olan bir adamı resmediyor. Conger, onu sadece Burgess adlı evcil faresi öldüğünde ağlarken gördüğünü söylüyor. Conger’a göre, “John sadist bir adamdı, çok fazla duygusu vardı ama sadistliği mizacının bir parçasıydı. Özellikle kadın misafirler geldiğinde faresini onları korkutsun diye salardı.”

1944’te Thomas, 1946’da ise John Steinbeck IV adını verdikleri iki çocukları oldu. Conger hırçın tavırlara daha fazla katlanamayacağını anladı ve 1948’te Steinbeck’ten boşandı. “Amerikan kadını kocasını elinde tutmak ve oğullarını kısırlaştırmak dürtüsüyle hareket ediyor.” John Steinbeck evliliği bittikten kısa süre sonra bir arkadaşına böyle yazmıştı. “Amerikan aile hayatı genelevlerin önünde kapı paspasıdır.” Steinbeck, Conger’dan intikamını birkaç yıl sonra Cennetin Doğusu’ndaki huysuz alkolik karakter Cathy’yi onun üzerinden kurarak alacaktı. Ayrıca, çocuklara nafaka ödememek için sonraki on yıl boyunca sık sık mahkemelerde Conger’ın karşısına dikilecekti. 

İçkiye düşkün olan Steinbeck başarısızlıklarına ve ruh halindeki dalgalanmalara kayıtsız değildi. “Şöhretine tutunan insanlar kadar acınası olan kimseyi tanımıyorum,” demişti. 1940’lı yıllarda ağır ruhsal bunalımlar geçirmiş, üçüncü karısı Elaine Scott’la tanışıp evlenmelerinden sonra bile “bu keder de neyin nesi oluyor” diye söylenerek sık sık depresyona girmişti. Steinbeck, Cennetin Doğusu yayımlandıktan bir sene sonra 1953 Ekim’inde psikolog Gertrudis Brenner tarafından Lenox Hill Hastanesi’nde tedavi görürken “dibe vurduğunu” söylüyordu. Steinbeck için hüzünlü bir ruh insanı mikroplardan daha hızlı öldürebilirdi. 

Steinbeck bu dönemde yazdığı öykülerden onlarcasını daha sonra yaktı.

Ruhsal rahatsızlıklar yaşadığı bu dönemde kariyerinin en sıra dışı işlerini üretti. 1955’te yazdığı korkuya yakın "The Affair at 7 Rue de M" adlı kısa öyküde bir parça sakızdan kurtulmaya çalışan bir çocuğun hikâyesini anlatır.  Çocuk ne yaparsa yapsın sakız bir şekilde ağzına girmeye devam eder. Çaresiz kalan baba sakızı yemek masasına yapıştırıp üzerini harçla örter ve bir hafta sonunda sakız yok olur. Steinbeck bu dönemde yazdığı öykülerden onlarcasını daha sonra yaktı. Televizyonda sürekli kovboy filmi izledikten sonra başına bir kovboy şapkası takıp şehirdeki haksızlıkları ortadan kaldırmak için yola koyulan bir adamın hikâyesini yazmaya başladıysa da bu romanı yarıda bıraktı.

Şair Ezra Pound için yazarların hayat hikâyeleri “upuzun bir liste”den başka bir şey değildi ve Steinbeck de yazarların özel hayatlarına ilgi gösterilmesine aynı derecede karşıydı. Belki haksız da değildir. Steinbeck’in kurşun kalemle yazmayı sevdiğini (günde neredeyse 60 kalem kullanırmış) bilmek bize ne kazandırır? Ya da caz dinlediğini, armonika çalmaktan hoşlandığını, Bob Hope’un esprilerine güldüğünü, küçük puro içmeyi tercih ettiğini, ton balıklı kraker atıştırdığını, yemeğinin yanında kırmızı şarap içtiğini?

“Diz kapağımda iltihap olmasının ya da sarı eldivenlerden korkmamın yazdıklarım üzerindeki etkisi nedir ki?” demişti. Toplumun “kendi hayal gücünden bir Steinbeck doğurması” isteğini dikkate almaz ve ısrarla daha önemli meselelerin olduğuna dikkat çekerdi. 1938’de Nazilerin Yahudilere ait evleri ve sinagogları yağmalayıp yakması karşısında dehşete düşmüş ve Dorothy Parker’ın da içlerinde olduğu az sayıda yazarla birlikte Amerika Başkanı Franklin D Roosevelt’e Hitler’le olan tüm ilişkileri kesmesi için telgraf göndermişti. Çatışmalar sırasında İngiltere, Kuzey Afrika ve İtalya’dan bildirdiği haberlerle The New York Herald için savaş muhabirliği yapmıştı.

Steinbeck ırk ilişkilerinin kötüleştiği bir çağ için şüphesiz ileri görüşlü biriydi. İsminin Alfred Hitchcock filmi olan Yaşamak İstiyoruz’un senaryosundan çıkarılmasını istemişti çünkü “onurlu ve amaçları olan” biri olarak yarattığı siyahi karakterin “çarpıtılmasından” dolayı çok öfkelenmişti. Filme “şirket komedyeni bir negro” ekledikleri için 20th Century Fox şirketinden şikâyetçi olmuş ve onları “garip, kurnaz tavırları” dolayısıyla suçlamıştı. Fox’un patronları yazarın isteğini yerine getirmediği gibi kapsamlı bir reklam kampanyasına girişerek senaryonun Steinbeck tarafından yazıldığını duyurmuşlardı. Oscar adaylığı da yarasına tuz bastı.

john steinbeckSteinbeck,İkinci Dünya Savaşı'nda bir hava saldırısı sırasında.

Takdir edilesi eylemlerine rağmen kendi kirli taktikleri de yok değildi. 1958’te Adlai Stevenson’ın7 adamı William McCormick Blair Jr, ondan başkan adayı Richard M Nixon üzerinden kurguladığı ahlaksız politikacı karakteriyle bir roman yazmasını istedi.  Steinbeck bunu reddetti ama kendisinin “böbreğe yumruk” dediği ani hareketlerle Nixon’ın karakterine saldırmayı, Nixon’ın karısını dövdüğü yönünde söylenti yaymayı önerdi. Steinbeck, Blair’e şöyle yazmıştı: “Hepsi kirli işler ama dediğim gibi ani saldırılar yerine Queensberry kurallarıyla dövüşmeye çalışan adam tekmeyi yiyip oturur.”

John Updike, Steinbeck’in savaş sonrası dönemde çoğu Amerikalının gözünde “hem çoksatar hem de yüksek gayeye sahip Nobel ödüllü yazar” olarak ünlendiğini söylemişti ama Steinbeck kendisine Amerika’nın toplumsal vicdanı olarak saygınlık kazandıran liberal düşüncelerinden 1960’larda uzaklaştı. Başkan Johnson’la8 arkadaş oldu (kabul konuşmasını yazmasına yardım etti) ve 1966’ların sonundan 1967’nin ilk aylarına kadar Vietnam Savaşı’na anlayışlı bir tavırla yaklaştı.

Vietnam’daki gözlemciler Steinbeck’in Amerikan cephanesine, özellikle “Ejderin Sihrini Üfle” şeklinde lakap takılan Douglas AC-47 Spooky savaş helikopterine hayran olduğunu kaydetti.  Makine 50 kalibrelik mermilerden saniyede yüz tur ateşleyebiliyordu. Yazar, askerlerin taşıdığı M16 tipindeki tüfeklerle atış pratiği yapmaya bayılıyordu. Hatta aralıklı ateşlerin açıldığı bir gece ABD ordusunun ileri karakol mevkilerinden birinde bulunmuştu.

Oğulları Thomas ve John babalarının ziyareti sırasında ABD ordusunda görev başındaydı. John sonradan tam bir savaş karşıtı olunca Vietnam barışına itiraz edenlerin kendisini “utançtan yerin dibine soktuğunu” yazan Steinbeck’le araları açıldı. Steinbeck hippi göstericilerin “pis kıyafetlerini, pis zihinlerini ve ayaklarını sürüye sürüye yaptıkları yürüyüşleri” küçümsüyordu.

İşe bakın ki, Vietkong9 baskınından ve yolculuk ettiği uçağa yapılan saldırıdan sağ salim çıkmayı başaran 64 yaşındaki yazar, biraz bira taşımaya kalkıştığında kendine telafisi mümkün olmayacak derecede zarar verdi.  Karısı Elaine ile Vietnam’dan dönerken Hong Kong’da Çinli bir taşıyıcıya yardım ediyordu. Bira kasasını kaldırmasıyla bel fıtığı patladı. Altı ay sonra halen acı içinde kıvranıyordu ve beş saat süren bir bel ameliyatı geçirdi. New York’taki evinde kalp krizinden ölmeden önceki son aylarında perişan bir haldeydi.  

Zamanında biyografi yazarları Jackson Benson (1984) ve Jay Parini (1995) Steinbeck’in kişiliğiyle mücadele etmişti, şimdi de William Souder bu zorlu görevi üstlendi. Souder’in biyografisi Mad at the World: John Steinbeck and the American Century 2019’da WW Norton & Company tarafından yayımlanacak.

Pulitzer finalisti Souder’in önünde yeniden incelemeye değer muazzam bir malzeme var: Steinbeck’in ödüllü romanlarının yanı sıra daha az bilinen Sardalye Sokağı,10 İnci11 ve Tatlı Perşembe12 gibi başyapıtları ile Bahamalar’da hazine peşine düşmesi gibi maceralarıyla ele avuca sığmaz yaşamı. Psikolojik romanlarıyla tanınan Sherwood Anderson bile arkadaşı olan Steinbeck’i kendisinin de “çözemediğini” itiraf etmişti.

Steinbeck söz konusu olduğunda şaşırmaya hazır olmanız gerekirdi. 1963’te New York’taki evine hırsızlar girdiğinde polis çalınan eşyalar arasında “bir televizyon seti ile altı tüfek” olduğunu kaydetmişti. Yazar insanların sıra dışılıklarından keyif alırdı. Vietnam’daki bir arkadaşı “hayattaki kurallarını” sorduğunda dört ilkesi olduğunu söylemişti: “Asla özür dileme. Zayıflıklarını sakın başkalarına gösterme. Valizinden asla uzaklaşma. Barların açılış saatini her zaman bil.”

john steinbeck

Souder bu kadar zor bir kişiliği yazmanın kendisini heyecanlandırdığından bahsediyor. Steinbeck Now adlı internet sitesine verdiği röportajda şunları söylemiş: “Steinbeck mükemmel olmaktan uzaktı ve gerek insan olarak gerek bir eş ve yazar olarak sorunları vardı, işte bu da beni ona çeken nedenlerden biri oldu.” Souder devam ediyor: “Her zaman kavgaya hazırdı. Vaktini ve yeteneğini boşuna harcadığı fikirlere kapılıyordu. Bazı işleri dâhice, bazıları ise berbat. Kusurlarıyla var olan bir kahramandı ve bu incelediğiniz kişide olmasını isteyeceğiniz bir özellik. Steinbeck, kendisinin önemli olduğu düşüncesiyle oyalanmayan bir edebiyat deviydi. Bu yönünü seviyorum. Dünyaya öfkesi vardı çünkü dünya da bir şekilde ona öfkesini gösteriyordu.”

Steinbeck’in dünyaya karşı öfkesinin dindiği zamanlar da vardı. Ölümünden on yıl önce 14 yaşındaki Thomas Steinbeck kendisine Susan adındaki bir kıza körkütük âşık olduğunu söylediğinde, çelişkiler arasında gidip gelen dahi yazar, oğluna unutulmaz bir mektup yazdı (Mektubun tamamını buradan okuyabilirsiniz).

“Birbirinden farklı aşklar vardır,” diye yazmış “Ba” diye imzaladığı mektubuna. “Bencil, bayağı, doyumsuz bir tanesi vardır ki aşkı kendini önemli görmek için kullanan egoistçe bir şeydir. Çirkindir, bir ayağı topaldır. Diğer aşk içindeki her iyi şeyi dışarı salar; nezaketin, anlayışın ve saygının sel gibi akmasıdır. Tavırlarınla kazandığın toplumsal saygı da değil yalnızca, karşısındakini benzersiz ve değerli olarak gören daha asil bir saygı. İlk türdeki aşk mideni bulandırır, sana kendini ufak ve zayıf hissettirir ama ikincisi içindeki gücü, cesareti hatta sahip olduğunu bile fark etmediğin bilgeliği ortaya çıkarabilir. … Kaybetmekten korkma. Doğruysa anlarsın, önemli olan acele davranmamak. İyi olan hiçbir şey öylece kaybolup gitmez.”

Bu hassas ve iyimser tavsiye sözcükleri tıpkı Steinbeck’in en iyi yazıları gibi benzersiz bir neşe vermeye devam edecek. İnsani kusurlara rağmen.

Çeviren: Burcu Uluçay

(Independent)

1 John Steinbeck, Fareler ve İnsanlar, çev. Belkıs Dişbudak, Sel Yayıncılık, 2015.

2 John Steinbeck, Gazap Üzümleri, çev. Belkıs Dişbudak, Sel Yayıncılık, 2015.

3 John Steinbeck, Cennetin Doğusu, çev. Roza Hakmen, Sel Yayıncılık, 2017.

4 John Steinbeck, Altın Kupa, çev. Erol Mutlu, Bilgi Yayınevi.

5 John Steinbeck, Yukarı Mahalle, çev. Püren Özgüren, Sel Yayıncılık, 2018.

6 ABD’de 1930’dan 1936’ya kadar süren şiddetli toz fırtınalarının topraklara ve böylece insanlara verdiği zararlarla bilinen dönem. Milyonlarca dönümlük tarım arazinin kullanılamaz hale geldiği bu dönemde yüzbinlerce insan evlerini terk etmek ve göç etmek zorunda kalmıştı. (Ç.N.)

7 Amerikalı siyasetçi ve diplomat. 1953-1956 arası dönemde Demokrat Parti’den başkanlığa aday olmuş ama seçilememiştir. (Ç.N.)

8 ABD’nin 36. Başkanı Lyndon Baines Johnson. (Ç.N.)

9 Vietkong, Vietnam Savaşı sırasında komünist Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin Güney Vietnam’daki silahlı koluydu.  (Ç.N.)

10 John Steinbeck, Sardalye Sokağı, çev. Püren Özgüren, Sel Yayıncılık, 2017.

11 John Steinbeck, İnci, çev. Tomris Uyar, Sel Yayıncılık, 2012.

12 John Steinbeck, Tatlı Perşembe, çev. Dost Körpe, Sel Yayıncılık, 2013.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR