Lampe’nin Yasaklı İnsanları, Sokakları, Duyguları
18 Ağustos 2019 Ne Haber Edebiyat

Lampe’nin Yasaklı İnsanları, Sokakları, Duyguları


Twitter'da Paylaş
0

1899 Bremen doğumlu Alman yazar Friedo Lampe bir Alman olarak Nazi propagandasına şiddetle karşı çıkar.

Edebiyat felaket hakkında ne söyleyebilir, felaketi nasıl temsil eder sorusunun hem kültürel hem de edebi alanda eleştirel biçimde incelenmesi 1990’larda Nazi rejimi ve Holokost’un travma ve hafıza çalışmalarıyla birlikte hız kazanır. Özellikle Yahudi asıllı Primo Levi, Elie Wiesel, Jorge Semprún, Ruth Klüger gibi yazarlar Holokost’a ilk elden tanıklıklarını, dehşet verici toplama kampı tecrübelerini kurmacaya aktardıklarında sayıların, tarihlerin ve resmi belgelerin ötesinde bir tanıklık haliyle yüzleşiriz. Bu bağlamda edebiyat, felaketten kurtulanların travmatik tecrübelerinin dile gelişine kurgu ve kurmaca üzerinden izin verirken aynı zamanda dehşet verici bu yaşamın anlamlandırılması için engin bir yaratıcı güçtür.

1930’ların başından 1945’e kadar süren Nazi Almanya’sında Nazi rejiminin hedefi haline gelen sadece Yahudi asıllı yazarlar değildir elbette. 1899 Bremen doğumlu Alman yazar Friedo Lampe bir Alman olarak Nazi propagandasına şiddetle karşı çıkar. Lampe, Nazi Almanya’sı döneminde yaşayan homoseksüel yazarlardandır. Beş yaşında tüberküloz teşhisi nedeniyle de sol ayak bileğini kaybeder. Böylelikle Nazi Almanya’sının ırkçı ve antisemitik söylemiyle ötekileştirilerek bir başka hedef haline getirdiği “homoseksüeller ve sakatlar” kategorisine sokulur. 22-23 Kasım 1943’teki Berlin hava saldırısında apartmanı bombalanır ve kitap koleksiyonu, üzerinde çalıştığı romanlar ve çoğu yazısı yanıp kül olur. İkinci Dünya Savaşı bitmeden Kızıl Ordu askerleri tarafından “yanlışlıkla” öldürülür.

friedo lampeLampe’nin kaleme aldığı muhalif denemeler ve en iyi romanı sayılan Am Rande der Nacht (Gecenin Kıyısında, 1933) rejim tarafından yasaklanır. Roman, bünyesinde barındırdığı homoerotik unsurlar nedeniyle Nazi rejimi tarafından sansürlenen kitapların başında gelir. Üstelik ırklar arası bir aşk hikâyesini de barındır bu kitap. Genç siyahi bir adamla bir Alman kadını arasındaki ilişki Nazi toplumu için elbette zararlı ve nahoştur.  Roman tek bir gece boyunca Bremen’de geçer ve şehirdeki insan manzaralarından çeşitli kesitler sunar. Yatağında rüya gören genç bir kadın, pencere kenarında flüt çalan bir adam, yerel bir eğlence mekânı Astroria’da ringe çıkmaya hazırlanan bir güreşçi, şehirde aylak aylak dolaşan iki adam tıpkı Fernando Pessoa’nın Lizbon yolculuğu gibi ilginç bir bilinçakışı sunar okura. Karakterler, Lampe’nin büyülü gerçekçi diliyle âdeta bir psikocoğrafya üzerinden birbirine eklemlenir. Gecenin karanlığında bütün normlar yıkılır ve yazdan kalma bir eylül gecesi etrafında “queeresk” diyebileceğimiz sıradışı bir roman ortaya çıkar. Ancak Am Rande der Nacht, Lampe’nin deyişiyle, “nefes alamayacağını bildiği bir topluma doğar”. Tam da bu nedenle içinden kimi “nahoş” parçalar çıkarılarak 1949, 1955 ve 1986’da yeniden basılır ve ancak 1999 yılında Almancada sansürsüz yayımlanabilir. Şimdiyse roman ilk kez Almancadan İngilizceye At the Edge of the Night adıyla çevrildi. Yayıncı Hesperus uzun zamandır unutulan ve gerçekte klasikler arasında sayılan bu romanın çoktan su yüzüne çıkması gerektiğini vurgularken Anglo-Amerikan okurların ve elbette dünya edebiyatının bu romana sahip çıkmasını arzuluyor. Lampe ise ölümünden yetmiş altı yıl sonra Almanya’da tekrar basılıyor; mektupları, denemeleri yeniden hayat buluyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR