Maça Papazı
5 Mayıs 2014 Ne Haber

Maça Papazı


Twitter'da Paylaş
0

[button]Cemil Kavukçu[/button] Bazen izlediğim film, ender de olsa dinlediğim müzik, etkisinde kaldığım, unutamadığım bir öyküye ya romana götürür beni. Çoğu kez ikisi arasında koşutluk kuramasam da bir kıvılcım çakmıştır ve ortak paydanın ne olduğunu bulmak için peşine düşerim. Paolo Sorrentino’nun Muhteşem Güzellik (The Great Beauty) filmini izlerken değil ama sinemadan çıktıktan sonra Vladimir Makanin’in Underground romanını düşündüm birden. İkisinin arasında nasıl bir benzerlik olabilirdi ki? Film boyunca Roma’nın tarihle yoğrulmuş büyülü atmosferinde dolaşırken Makanin bizi Moskova varoşlarının kasvetli atmosferinde yapayalnız bırakıyordu. Sonuçta her ikisinin de gösterdiği çürümüşlük ve kokuşmuşluktu. Filmde Toni Servillo’nun canlandırdığı Jep Gamberdella karakteri, altmışlı yaşlarında bir gazeteci. Gençliğinde bir roman yazıp ünlenmiş, ama sürdürememiş. Yazmak istiyor, yazamıyor.  Geliri ve yaşam düzeyi yüksek ama yalnız bir adam. Gece hayatına, partilere, içkiye düşkün. Zeki, espritüel bir o kadar da hüzünlü ve sakin. Roma’da dolaşır ve bizi birçok öykünün içinden geçirirken bir rüya atmosferindeymiş gibi hissetmiştim kendimi. Underground’un mekânı ise bir kâbusu andırıyordu. Romanın baş kişisi Petroviç’in, Gamberdella ile ortak yanları; ellili yaşlarında olması,  yazarlığı ve içkiye düşkünlüğü. O da gençliğinde bir şeyler yazmış ama artık yazamıyor. Bekçilik yaparak geçiniyor. Kendisi gibi yoksul arkadaşlarıyla birilerinin evlerinde toplanıp içiyorlar geceleri. Gamberdella’nın tam zıttı bir karakter Petroviç. Hırçın, huzursuz bir alkolik. Durup dururken cinayet işleyebilecek kadar katı ve sevgisiz. İki karakterin artık yazamayan yazarlar olması değildi beni filmden romana götüren. Roma ve Moskova kentlerinin mekân olmaktan çıkıp birer karaktere dönüşmesi de değildi. Ortak noktaları, birbirinden kopukmuş gibi görünen ama bütüne hizmet eden birçok küçük öyküden oluşmaları ve aynı dili konuşmalarıydı. Sorrentino ve Makanin farklı alanlarda benzer bir dil kullanmışlar, ağırlıkla hafifliği iç içe geçirmişlerdi. Temponun muazzam bir noktaya ulaştığı anda ritmin birden düşürülüyor ya da tersi büyük bir ustalıkla yapılıyordu. Birbirine zıt durumların geçişlerindeki denge izleyiciyi de okuyucuyu da sımsıkı kavrıyordu. Kullanılan gereçler başka başka olsa da sinema ve edebiyat aynı hamurdan karılmıştı. İskambil kâğıdındaki yarı belden kesilmiş ve birbirine altlı üstlü ters eklenmiş maça papazı gibi. Sonuçta, Undergound’la The Great Beauty’nin her sahnesinde kartlar masaya yatırılıp çevriliyor, sahnelerin finalinde karşıma maça papazı çıkıyordu.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR