Mahalle Kahvesi mi Boğaziçi Yalıları mı?

Mahalle Kahvesi mi Boğaziçi Yalıları mı?


Twitter'da Paylaş
0

Şiirdeki karşılıklarını hatırlarsak hem ikisini de daha çok severiz hem de ayrım yapmadan okuruz. Yahya Kemal ve Orhan Veli, bana kalırsa A. Ş. Hisar ve Sait Faik'i sayılırlar şiirin.

Bazı yazarları, Turgut Uyar'ın bazı şiirleri severken öğütlediği gibi seviyoruz, kusurlarıyla. Ve sanırım kusurlarını saklamak yerine apaçık gösterdikleri için de daha çok seviyoruz. Terzi gibi bakıyoruz belki de onlara, Turgut Uyar'ın da sevdiği ve “........ Geldiler!” dediği o 'gizli şair'ler gibi. Bazen de sevdiklerimiz de sevdiklerimizi seviyorlar mı diye merak ediyoruz, aralarında bağlantılar arıyor, bulamazsak biraz mahzun oluyor, ama ümidimizi kesmiyoruz. Günün birinde... Geçmiş zaman adamı, Abdülhak Şinasi Hisar. İzlediği Marcel Proust gibi 'yitik zamanın peşinde'ydi ama peşinde olduğu zamandan önce yitti gibi bir his var içimde.

Bazı yazarları zaman başka bazı yazarların insafına bırakıyor. Hisar bu soy yazarların başında gelir. Onu çok seven ve tıpkı onun gibi klasik bir İstanbul yazarı olan Selim İleri Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın romanının başkişisi yapar Hisar'ı. Orhan Pamuk 'hüzünlü ve yalnız dört büyük yazar'dan biri olarak anar, diğerleri Yahya Kemal, Tanpınar ve Reşat Ekrem Koçu'dur. Başka ananlar, yazanlar, eleştirenler, Necmettin Turinay gibi yeni Hisar yapıtlarını derleyen, kazandıran değerli akademisyenler de var kuşkusuz. Ancak benzersiz yazarlar benzer birbirlerine. Abdülhak Şinasi Hisar'ı kendisi gibi bir yazara benzetmek isteseniz öyle bir yazar bulamazsınız, yoktur. Sait Faik'i de onun gibi bir yazara benzetmek isteyin bakalım, kolay mı? Kolayı zoru, yoktur öyle biri çünkü. Benzersiz ve aralarında hiçbir ilişki kurulamayacak yazarların benzerliği ise şaşırtıcıdır. Orhan Veli'nin şiiri gibi tıpkı, Burgazada'ya doğru giderken Boğaziçi'ni görürsünüz, şaşırırsınız. Sait Faik okurken A.Ş. Hisar'ı hatırlarsınız, elde değil, şaşırırsınız. Öyle ya biri adıyla yazmıştır, 'Aristokrat Boğaziçi medeniyeti' demiş ve daha aşağısına gönül indirmemiştir.

Hisar, Proust'u bir romancı ve izinde gittiği bir 'maziperest' olarak överken, Emile Zola, Stendhal gibi romancıları, ayaktakımını romana soktukları için 'pespaye' bulduğunu yazmaktan da çekinmemiştir. Diğeriyse kimlerin kimlerin ahbabı, yazarı, Çakır'ı değildir ki? Balıkçılarla, esnafla, 'hayatlarını sokakta yaşayan nasipsizler'le ahbaplık eder. Sabri Esat Siyavuşgil'in şu cümlesiyle, “edebiyat tarihimizde pek az meraklının yaklaştığı, fakat bahsini pek etmediği insanoğulları” Sait Faik anlatısının esas kişileridir. Ama bu tam da okuru olan ya da o vehimle yazan yazarların gözde klişesiyle, 'başka bir yazının konusu'.

haydar ergülen

Abdülhak Şinasi Hisar'ı kendisi gibi bir yazara benzetmek isteseniz öyle bir yazar bulamazsınız, yoktur.[/caption] A.Ş. Hisar'ın Fahim Bey ve Biz'inde (Varlık Y., Ağustos 1966) yakın dostu ve Varlık dergisinin kurucusu Yaşar Nabi Nayır'ın “Abdülhak Şinasi Hisar Üzerine” başlıklı bir önsözü var. Sait Faik için düşündüğüm bir saptamanın Hisar'la ilgili bir yazıda karşıma çıkmasını neye saymalıyım? Rastlantının böylesine, tesadüfün güzelliğine, vb...Üstelik iki yazarı buluşturan şey “kusurun güzelliği” işte: “Abdülhak Şinasi bir filozof, bir düşünür değil, şair bir hikâyeciydi. Tıpkı Sait Faik gibi. Ve gene tıpkı onun gibi, ne zaman hikayede insanlar üzerine düşüncelerini yeteri kadar belirtemediği sanısıyla aynı şeyleri düpedüz düşünce şeklinde hikâyelerine eklemek gereğini duymuşsa bu kısımlar eserde bir ek gibi kalmış, bu iki yazarın usta hikayeci vasıflarına gölge düşürmüştür.” (agy, s. 28) 'Kısadan hisse', felsefi düşünceler ya da Sait Faik'te olduğu gibi yargılar, sonuç çıkarmalar, fikir beyan etmeler, iki İstanbul yazarında da anlatıyı fazlasıyla kişiselleştirir, Hisar'da bu 'kurgusuzluk' derecesine kadar varır. Süha Oğuzertem bunu 'organizasyon eksikliği' olarak kavramlaştırır, Ahmet Oktay'sa eleştirel bir tutumla, daha 1966'da 'tekniksiz bir yazar' diyecektir. Kim bilir belki de çoğu şairin yapamadığını bu 'şair hikâyeci'ler yapıyor, anlatıyı sakatlamak pahasına hikâyede bir şair tavrı gösteriyorlardır.

Bazen Sait Faik'in Şimdi Sevişme Vakti'ndeki şiirlerine bakıp, asıl şiirlerinin hikâyelerinde olduğunu düşünürüm. Tıpkı bu hikâyeleri yazan adamın, bana kalırsa Türk edebiyatının en özgün sıradan insan portrelerini yazmıştır Sait Faik, uzatılmış bir konuşma ihtiyacı içinde olduğunu ve bunu da en iyi, en saf, en samimi biçimde hikâyelerindeki kişilerle yaptığını düşündüğüm gibi. İki yalnız adam. Orhan Pamuk, Sait Faik'i unutmuştur, İstanbul'un yalnız ve hüzünlü yazarlarını sayarken. Hisar nasıl mazi cennetine, çocukluğuna sıkı sıkıya sarılmış, bu çocukluğun adını Boğaziçi koymuşsa, Sait Faik de evi olan Burgazada'dan sokağı olan Beyoğlu'na çıkıp, korkuyla, daha çok da sığınma ihtiyacıyla geri dönmüştür. Balıkçının balığa çıkmasına benzer Sait Faik'in hikâye yazması. Elinde kısmetiyle akşam evine döner. Deniz ne verdiyse, sokak ne verdiyse, insan denen tuhaf varlık ne verdiyse...

A.Ş. Hisar derin gibi görünen düşüncelerini anlatılarının orasına burasına sokuştururken ya da Fahim Bey ve Biz'de yaptığı gibi, araya “Yaşlanan, İhtiyarlayan Adam” başlığıyla koskoca bir bölüm koyarken, Sait Faik de bazen acıma ve merhamet hisleriyle, nadiren öfke duyarak memleket, hayat, geçim, aile ve ev sorunları, çocuklarla ilgili çeşitli aksaklıkları hikayelerinde araya girerek, ve bundan hiç sakınmadan yazarın ağzından anlatmış, yazmıştır. İkisi de aynı suya bakmış, Cemal Süreya'nın “gökyüzünün o meşhur maviliği”nin düştüğü İstanbul denizinden nasiplenmiş yazarlardır. İkisi de aslında 'kıyı'daki yazarlardır, Hisar her anlamda kıyıyı yazarken, Sait Faik de isteseler de merkeze giremeyecek insanları, edebiyatın tam da ortayerine oturtmuş, 'meydan'a getirmiştir. “Mahalle Kahvesi”nde sözü biraz uzatmak adettendir, özellikle de okumuş yazmış bir adamsa, kahvedekiler ağzına bakar. Sait Faik bu anlamda kendisinden bekleneni yapmış, düşüncelerini de anlatısına katmıştır. Hisar içinse dile getirdiği düşünceler onun yazısından, yani maziden, Boğaziçi'nden nadiren de olsa sokağa çıktığı, başka mahallelere gittiği olağanüstü anların bir tutanağıdır, hayata açıldığı anlardır. Şiirdeki karşılıklarını hatırlarsak hem ikisini de daha çok severiz hem de ayrım yapmadan okuruz. Yahya Kemal ve Orhan Veli, bana kalırsa A. Ş. Hisar ve Sait Faik'i sayılırlar şiirin. Yukarıdaki resim: Sait Faik, Orhan Veli, Bedi Rahmi Eyüboğlu


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR