Mai ve Siyah Çevresinde

Mai ve Siyah Çevresinde


Twitter'da Paylaş
0

Oldukça sanatsal yollar ve edebi bir düşünüşle daha iç yapının, karakterler arasındaki göreceli ilişkilerin doğasını buluşturabilen bir roman olarak Mai ve Siyah, âdeta edebiyat üzerine uzun bir tefekkür gibidir.
Erhan Sunar
Edebiyat Üzerine Makaleler’de Ahmet Hamdi Tanpınar, “Bizde asıl romancılık Halid Ziya ile başlar,” diye yazar. Bununla asıl söylemek istediğinin Batılı anlamda, yalnızca konu ve içeriğiyle değil aynı zamanda biçimsel bir bütün olarak da düşünülmüş sahici bir romanın ilk örneklerini verdiğini teslim etmek olduğunun altını vurguyla çizer: Ona göre Mai ve Siyah ya da Aşk-ı Memnu, birer hayalkırıklığının tasviri olmaları ve “mukadderini kendi içinde taşımalarıyla”, o zamana kadar yazılan edebiyattan zaten ilk bakışta ayrılmaktadırlar. Hatta Aşk-ı Memnu için çok daha “modern” bir tanımlama yapar ve pek az romanın onun kadar bir “satranç oyununa” benzediğini ileri sürer Tanpınar. Mai ve Siyah, gelişmiş ve incelikli bir romandan anladığımız bir ilişkiler bütününü olanca karmaşası ve nüanslarıyla vermekse, belki Aşk-ı Memnu kadar derine inmez; ama yazarının asıl dikkatinin her şeye karşın baş karakterinin, Ahmed Cemil’in, duyarlı kişiliğinde yoğunlaştığını görmek onu yine de gözümüzde yeterince derinlere kök salan bir roman yapmaya yeter. Ahmed Cemil, şiirler yazan ve büyük idealleri olan bu genç adam, gerçek hayatın (onun bitip tükenmez zorluklarının) içine düşmüş bir hayal kişisi gibi yalnızca kendi tabiatının çekingen bir görünümünü bize sunmakla kalmaz, bir o kadar da bu sanatsal kişiliğin aile, arkadaş ya da aşk ilişkileri içinde yönünü bulmaya çalışan kırılganlığını yansıtır. Başarılı bir öğrenci olarak hayatın ilk darbesini babasının erken ölümüyle alır Ahmed Cemil ve bir kız kardeş ile anneden oluşan ailesini geçindirebilmek için çalışmaya başlar. Yazarın kendi kendine yetmeye çalışan derinlikli bir karakter yaratmaya çalıştığını, Ahmed Cemil’i romanın başlarında bir felaket yazgısıyla karşı karşıya bıraktığı bu zorlukla olduğu kadar girip çıktığı işlerin doğasından da hemen anlarız. Bir matbaada yazarlık yapmaktan Babıâli’deki irili ufaklı yayınevlerine çeviriler yapmaya, özel dersler vermekten kendi eseri olacak bir şiir kitabı yazmaya dek, gerçek hayatın bütün unsurlarına yalnızca düşünsel bir karşılık bulabilmeye çalışan bir karakterdir bu, ve Tanpınar’ın yine özellikle değindiği gibi, o zamana kadarki cemiyet hayatından belirgin bir kopuşu, sürekli kendi içine dönen bir dünyayı yansıtmasıyla oldukça kendine has, belki de tuhaftır: Sıradan insanlara bir edebiyatın inceliğini gösteren bütün o öğretmen edalı yazarların aksine, edebiyatın ve genel anlamda kültürün olanca doğallığını vermek istercesine Halid Ziya karakterlerini matbaa köşelerinde, kitapçılarda, şiir akşamlarında ya da hep edebiyatın konuşulduğu yürüyüşlerde, buluşmalarda hayal etmiş, tartıştırmış veya bitimsiz düşüncelere daldırmıştır. [caption id="attachment_45545" align="aligncenter" width="599"] Halid Ziya 40 yaşında.[/caption] Bir sanatçı kişiliğin oluşma çabalarını dolaysızca gösterebilmesiyle rahatlıkla künstlerroman olarak da nitelendirilebilecek Mai ve Siyah, bir ailenin yavaş yavaş çöküşünü, arkadaş ilişkilerindeki gerçekçi ve acımasız boyutu ve deneyimden ziyade bir hayal gibi yaşanan bir aşk ilişkisinin karanlık yönünü açığa sermesiyle, oluşmakta olan bu kişiliği aynı anda hem bireysel hem de toplumsal trajedilerin bir aynasına dönüştürür: Ama karakterler belirgin bir toplumsal kimliğin sözcülüğünü baskın bir biçimde yapmadıkları ve az çok kendi öznellikleriyle var olabildikleri için, romanı herhangi bir yapının antitezi, bir değişim-dönüşüm sürecinin resmi veya basitçe bir başkaldırı örneği olarak da okumayız. Ahmed Cemil’in şahsında bir hayaller bütününün giderek dağıldığını görür ve belki buna üzülürüz; yine de Halid Ziya’nın dikkatimizi çektiği şey çoğunlukla belirli simgeler üzerinden, bir değişimin eşiğindeki bir grup insanın tartışılması olmaz. Romanın yaşantı olarak en “kötü”, sürüp giden edebi görüşler açısından da en “gerici” kişisi olan Raci’yi bile, ilk dönem romancılarının eserlerinde sıklıkla karşılaştığımız bir karşıtlıklar, kaba bir ikilem ya da açıkça Doğu-Batı, Eski-Yeni tartışması çerçevesinden çok, kişisel acısı ve yer yer yalnızlığı ile tanırız. Diğer karakterler de bir başlarına oldukça ayrıksıdırlar: Lamia, bütün saf görünümüne rağmen tam anlamıyla kötücül bir aşk odağıdır; yakın arkadaş Hüseyin Nazmi zenginliğini hovardaca tüketmeyen bir aydın kişiliktir; kız kardeş İkbal, her ne kadar başarısız bir evlilik kurbanı da olsa, son derece canlıdır… Roman kişilerine yönelen bu derin dikkat, yazarın niyetinin “sahici” bir eser vermek olduğunu, bunun için de hayatın derinlerine çevirdiği bakışıyla hayli yanılsamalı daha saf bir başka bakışı karşı karşıya getirdiğini gösterir: Bütün bu insanlar, ilişkilerin aldığı yön ve karşılaşılan yıkımlar, en nihayetinde Ahmed Cemil’in hassas, bir bütüne varamayan bakışının yanılsaması oldukları kadar, güçlü birer olgudurlar. Romancının bütün bu dünyayı ve ikilemleri, birinden birine hak vermek için oluşturmadığını da bu noktada anlarız. Oluşmakta olan bir dünyayla (Ahmed Cemil), verili bir başka dünyanın bu sürekli karşılaşması, birbirlerine değen yönleri ve ortaya çıkan resim, tıpkı içerikteki edebi, sanatsal öğeler gibi ancak daha geniş, daha soğukkanlı bir düşünüşe işaret eder ki, Tanpınar’ın da gerçek bir romanın ilk şartı saydığı “şekil” yönünden olgunluk açığa çıkar. Oldukça sanatsal yollar ve edebi bir düşünüşle daha iç yapının, karakterler arasındaki göreceli ilişkilerin doğasını buluşturabilen bir roman olarak Mai ve Siyah, âdeta edebiyat üzerine uzun bir tefekkür gibidir: Hayatın içinde, devrin zorunluluklarını ve alışkanlıklarını yeterince yansıtacak kadar iddialı bir kişiliğe sahip olmayan Halid Ziya, neredeyse açık bir ısrarla eserini baştan başa bir edebiyat zırhıyla donatmıştır. Karakterlerin ne kadar kendileri ne kadar Ahmed Cemil’in bakışından ibaret oldukları, hayatın değişken doğasını kapsamlı bir biçimde veren bu en temel kaygısı, romanı bir gerçekliğin anlatımı yaptığı kadar zihinsel bir durumun resmine de çevirir. Aradan geçen uzun zamana ve edebiyat konusunda alınan mesafeye karşın Mai ve Siyah’ı hâlâ kalıcı yapan bir özelliktir bu: Hayallerle gerçeklerin çatışmasında, yalnızca bir hayatın değil onun algılanış biçiminin de ipuçlarını vermenin bir yolunu bulmuştur yazar, ve daha da önemlisi, bunu yargılara varmadan, derin bir edebi içsel tavırla yapmıştır.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR