Marat'nın Ölümü
15 Ocak 2020 Kültür Sanat Sanat

Marat'nın Ölümü


Twitter'da Paylaş
0

Jacques-Louis David eserinde Marat'nın ölümünü, karışık ve kaotik bir suikasttan bir şehitlik ikonuna dönüştürür. Dudaklarındaki tatlı-acı gülümsemeyle son nefesini veren Marat, çarmıhtan indirilmiş İsa gibi görünür.

Fransız Devrimi döneminde Jakobenler ile Jirondenler arasında büyük bir savaş vardı. Her iki taraf da kendi siyasi görüşlerini ısrarla savunuyordu. Fransa’da iç savaşı andıran çok sayıda kavga ve çatışma vardı. Ülkenin her yerinde, Kral ve siyasi (hatta dinsel) iradeye başkaldıranlar ile bu görüşe karşı çıkanlar arasında amansız bir mücadele söz konusuydu. Birçok ressam, heykeltıraş, edebiyatçı ve şair Fransız Devrimi’nden esinlendi.   

Resim sanatında, Fransız Jacques-Louis David ile aynı dönemde yaşayan İspanyol ressam Goya büyük ressamların son temsilcileriydi. Her iki ressamın da kendi özgü çalışmaları vardı. 

Neoklasisizm akımının öncülerinden birinin de Jacques-Louis David olduğunu söyleyebiliriz. Yaratmaya çalıştığı yeni resim tekniğinde, İtalyan Rönesans ustalarından Raphael ve Caravaggio’dan etkilendi. Roma’da resim üzerine dersler aldı. 

Yazımıza konu olan Marat’nın Ölümü adlı tablonun ressamı Jacques-Louis David, Jean Paul Marat ile yakın arkadaştı. Her ikisi de özgürlükçü, çağdaş ve sanatı önemseyen insanlardı. Marat kişilik olarak agresif, atılgan ve gözü kara biriydi. Şiddet yanlısı olan bu adamın, şehit mi yoksa çılgın bir militan mı sorusuna hâlâ yanıt aranıyor. David onun ateşli yaşamını öyle bir resimle ölümsüzleştirmiştir ki kendisini adeta Fransız Devrimi’nin sembolü haline getirmiştir.    

Devrim döneminde Paris’in kanalizasyonlarında uzun süre saklanan ve bu nedenle çeşitli hastalıklara maruz kalan Marat, her gün kükürtlü suyla yıkanmak zorundaydı. Yakalandığı deri hastalığından dolayı evindeki küvette saatlerce sıcak su içinde kalıyordu. Bu konuda tarihçiler, Marat’nın dostlarıyla, hatta bazı konuklarıyla bile evinin küvet odasında toplantı yaptığı söylüyor. Aynı hastalık nedeniyle başına da sirkeyle ıslatılmış tülbent bağladığı biliniyor. 

Jironden yanlısı olan Charlotte Corday adlı genç bir kadın 13 Temmuz 1793 günü Marat’ya yalan söyleyerek evine girer. Bu yalan, Jirondenlerin gizli listesini vermek üzerine olmuştur. Evde bir fırsatını bulan, bazı tarihçilere göre, üzerinde gizlice taşıdığı bir bıçakla Marat’yı öldürür. Jacques-Louis David yaptığı bu resimle onu azizlik mertebesine taşır. Resimde bir cinayet olmasına karşın, hiçbir yerde kan görülmez. Amaç, Marat’nın acı çekmediği sezdirmektir. Hemen sağ tarafındaki ahşap masayı, yazınsal çalışmalarında kullandığı düşünülür. Marat’nın yüzünde ilahî bir güzellik vardır. Ölüm anında bile yüzündeki bu sakinlik, huzur ve ilahilik, onu öldürenlere inat bir anlayışla yapılmıştır. Öte yandan, İsa’nın çarmıha gerildiğinde, yüzündeki sağlam irade burada da vardır. David, böylelikle resmine dinsel bir atmosfer de katmıştır.  

Resimde bir karmaşa yerine sakinliğin imlendiğini söylemeliyiz. Arka taraftan gelen bir ışık huzmesi sayesinde, Marat’nın omuzları ve yüzü yarı aydınlanmaktadır. Resimde arkadaki karanlık ile öndeki Marat’nın görüntüsü arasında olağanüstü bir bütünsellik söz konusudur. Karanlık ve ışık bilinçli bir bütünleşmeyle resme dikkat çekici bir atmosfer katmıştır. Ayrıca iyi ve kötü arasındaki kavgayı da yansıtır. Marat’nın görüntüsü, izleyene o kadar yakındır ki sanki birileri tarafından kurtarılmak istenmektedir. Tablodan taşacak kadar betimlenen bu resim, izleyen üzerinde derin bir duygu yoğunluğu yaratmaktadır. Tabloya yaklaştıkça, Marat’nın da size yaklaştığını hissedersiniz. Sanki elinizi uzattığında, Marat’ya değecek kadar yakınsınızdır. Onun böyle görünmesinin bir nedeni de resmi izleyenlerin (yani canlıların) arasına karışmak isteğidir. Bu çok ilginç bir pozisyondur aslında. Yaşayan her canlının, Marat’nın bu tablosunu göreceği imlenmiştir. Ayrıca Marat’nın cansız bedeni ile ona bakanların arasındaki duygusallık bağı da sezdirilmiştir. Bu yorumlara şunu da katabiliriz: Marat ölmemiştir ve birazdan tablodan çıkarak yanınıza gelecektir. Bir ölünün bu kadar canlı bir tasvirle anlatılması inanılmazdır.  

Resimde yerde kanlı bir bıçak ile bir kalem görülmektedir. David, bu iki nesneyi bilinçli olarak kullanmıştır. Marat, bir gazeteci ve yazardır. Bu nedenle, elindeki kalem, özgür düşüncenin bir sembolü olarak karşımızdadır. Yazı yazmanın önemi ve etkisi vurgulanmak istenmiştir. Yerdeki kanlı bıçak ise, kanlı işini görmüş ve bitirmiştir. Yani yerde öylece durmaktadır. Bu iki nesneyi bir kez daha yorumlayalım. Kalem, aklı ve bilimi simgelemektedir. Bıçak ise, şiddeti ve cinayeti. Resimdeki tek keskin ayrıntı bu zıtlık üzerine kurulmuştur. 

Marat’nın yüzündeki masumiyet, izleyeni derinden etkilemektedir. En sade bir anlatımla kurgu tamamlanmıştır. Söz gelimi Marat, küvet, bıçak, kalem, hokka, masa… Olay son derece vahşi bir cinayet olsa da izleyeni rahatsız edecek bir görüntü yoktur. Ressam kendince gereksiz gördüğü tüm ayrıntıları dışlamıştır. Cinayetin işlendiği andan itibaren birkaç dakika geçmiştir. Marat, sanki ölümle yaşam arasında kalmış gibidir. Onun bu yarı ölümlü hali, Fransız Devrimi’nin daha tamamlanmadığını, yeterince tüm dünyaya dağılmadığını, yarım kalan bir devrim gibi gösterilmek istenmiştir. 

Marat’nın küvetin dışında kalan sağ kolu ölümün tazeliğini göstermektedir. Birazdan günümüzdeki adli tıp yetkilileri gelecek ve kriminoloji çalışmaları başlayacak gibidir. Marat’nın bu görüntüsü, Klasik Roma dönemi heykellerini anımsatıyor. David, kendisini etkileyen sanatçılardan Caravaggio’nun ünlü eseri İsa’nın Mezara Konulması adlı tablosu ve Michelangelo’nun Pieta’sını anımsıyoruz. Ayrıca cinayet anı da bazı çevrelerce politik bir yansıma olarak kabul görmektedir. 

Marat’nın yüz hatlarına iyice yoğunlaşalım istiyoruz. Figürün dudaklarındaki insanın içini acıtan, yarı acı yarı tatlı gülüşü son derece anlamlıdır. Tıpkı İsa’nın ölüm anında görüldüğü gibidir. Resmin kısmen de olsa dinsellik içermesi, David’in ve Marat’nın dindar olması anlamında değildir. İkisi de Kral ve din baskısına karşı çıkan iki insandı. Bu nedenle Marat’nın ölümü dindarlık anlamında değil, onun kutsanması olarak yorumlanmaktadır.   

David öyle bir resim kurgulamıştır ki tıpkı bir tiyatro sahnesini yaratırcasına, fon boş kalmıştır. Burada olması gereken nesnelerin hepsi silinmiştir. Böylelikle resmin bütünselliği ve teması kendini daha net göstermiştir. Figürün başı yana yatmış, yüzündeki parlaklık ise, ona ilahî bir anlam katmıştır. Sahnenin mizanseni sadeleştirilmiştir. Aslında son derece kaotik bir mizansen olması gerekirken, resmin sadeliği insanı doğrudan içine çekmektedir. Hele Marat’nın sağ koluna sanki dokunacakmışız izlenimi vermektedir. Figürün sağ kolunun kasları iyice gevşemiştir. Ancak elinde tuttuğu kalemi bırakmak istememesi de onun azimli olduğunun göstergesidir. Yüzündeki loşluk bir yana, gözleri yarı kapalıdır. Dudaklarındaki tatlı gülümseme ise bir vedaya hazırlık gibidir.   

Resmin üst bölümünde, büyük bir karaltı halinde bir boşluk olduğunu görüyoruz. Sözünü ettiğimiz yarı karanlık boşluğun, resmin alt tarafındaki figüre (ve her şeye) baskı yaptığını düşünebiliriz. Karanlığın, yani kötülüğün, acımasızca onun ölümüne neden olduğunu söyleyebiliriz. Bu baskının, figür üzerindeki derin etkisi de kanlı bir cinayetle noktalanmıştır. Resimde çok fazla renk yoktur. Figürün tensel beyazlığı, sarı renkli ahşap masa, yeşil örtü ile sınırlandırılmıştır. Resim tarihinde üç renk ile böylesine etkileyici bir kurgu bulmak çok zordur. Renkleri bile geri plana atacak sağlam temelli bir kurgu ile karşı karşıyayız.   

David, Marat’nın banyosundaki bütün süsler kaldırılmış ve adeta bir tiyatro sahnesi kurar gibi fonu boş bırakarak onu öne çıkarmıştır. Başı yana yatmış ve yüzü yumuşak bir ışıkla kaplanmış haldedir. Başın yana yatmasına karşılık bedeni halen dikliğini korumaktadır. Bu görüntüsüyle yorgunluktan uyumuş, birazdan küvetten çıkacakmış izlenimi vermektedir. Dudaklarındaki tatlı-acı gülümsemeyle son nefesini veren Marat, çarmıhtan indirilmiş İsa gibi görünür. Tüy kalem elinden düşmüş, bıçak yerde durmaktadır. Jacques-Louis David sahneyi karışık ve kaotik bir suikasttan bir şehitlik ikonuna dönüştürmüştür. 

Resimde yazınsal ifadelerin yer aldığı görülmektedir. Bazı tarihçiler bunların sonradan eklendiği iddia etmektedir. Ancak genel kabul teorisine göre bunlar gerçektir. Şöyle ki; figürün sol elinde tuttuğu bir kâğıt vardır. Bu kâğıtta şöyle bir yazı okunmaktadır: “Mutsuzluğunuza katkıda bulunduğum için mahcubum.” Yani Charlotte Corday, bu yazıyı yazmakla, kendi başarısını kanıtlamak istemiştir. Sözde bir mahcubiyet duymakla alaysı bir gönderme yapmaktadır. Yine bir diğer iddiaya göre, yazı masasının üzerindeki kâğıtta ise şunlar yazar:

“Burada yazılı olan miktar, kocası bu ülkeyi savunurken öldüğünden, beş çocuğuna ve annesine yardım parası olarak verilecektir.” 

Bu yazı iki yönlü yorumlanabilir. Bir: Marat onca başarısına karşın yoksul biridir. Hiçbir zaman için maddiyat ve makam peşinde koşmamıştır. Son derece mütevazı bir yaşamı olmuştur. İki; onun ülkesine olan bağlılığını, özgürlükçü düşünceyi savunduğunu imlemektedir. David’in bu ölümsüz eseri halen önemini korumaktadır. Ahşap masanın dip kısmında bir yazı dikkat çekmektedir. David’in, masada kendi ismini altında, “I’an deux” (İkinci yıl) diye yazmakla, Marat’nın ölümünün ikinci yılına bir gönderme yapmaktadır. Bazı tarihçiler bu yazının da sonra da eklendiğini iddia etmektedir. Şimdi bu olayın bir de romantik bölümüne geçelim.

Marat’yı öldüren Charlotte Corday, 17 Temmuz 1793’de Paris’te giyotinle idam edilir. Meydana toplanan halk, Corday’a lanetler savurmaktadır. Anlatılanlara göre, kalabalığın arasında adının Adam Lux olduğu bilinen bir adam vardır. Orada ilk kez gördüğü, Corday’a ilk görüşte (aslında ilk ve son kez de diyebiliriz) âşık olmuşur. 

Adam Lux, Corday’ın infazından sonra, onu öven yazılar yazar. Corday’ı bir türlü unutamamıştır. Daha fazla yaşamasının bir anlamı kalmamıştır artık. Nasıl olsa sevdiği kadın ölmüştür ve onunla ilgili gerektiği kadar yazı da yazmıştır. O halde geriye tek bir şey kalmıştır: Tıpkı sevdiği kadın gibi giyotinle ölmek. Dönemin mahkemeleri onu yakalayıp giyotinle idam edilmesini onaylamıştır. David’in yaptığı Marat’nın Ölümü adlı tablosu, resim tarihini derinden etkilemiştir. Resmin teknik özellikleri bir yana, yansıttığı konu itibariyle de halen önemini korumaktadır.   


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR