Meltem Gürle'nin Seçtiği Kitaplar
3 Aralık 2019 Söyleşi Kitap

Meltem Gürle'nin Seçtiği Kitaplar


Twitter'da Paylaş
0

Meltem Gürle 1966’da Almanya’da doğdu. Çocukluğu İzmir’de geçmiş olsa da, üniversite yıllarından sonra İstanbul’da yaşadı. Felsefe ve edebiyat eğitimi aldı. Oğuz Atay’ın Batı edebiyatının büyük eserleriyle diyaloğunu incelediği Ölülerle Konuşmak (2016) ile denemelerini topladığı Kırmızı Kazak (2016) kitapları ve Türk romanıyla ilgili çok sayıda yazısı vardır. 

flannery o'connor
İyi İnsan Bulmak Zor, Flannery O’Connor

Flannery O’Connor benzersiz bir öykücü. Gerçek bir usta. Amerikan edebiyatının şaşırtıcı isimlerinden biri. İnsan ruhunun tekinsiz yerlerinde dolaşan unutulmaz hikâyeler yazmasıyla meşhur. Gündelik hayatın tekdüze akışından bahseder gibi görünürken, arkada gizlenen kesintisiz ve yekpare karanlığı sürekli hissettiren, gülünç bir sahneden korkunç bir finale doğru akıl almaz bir hızla geçiveren ve ne anlatırsa anlatsın bizi her zaman avucunun içine alan O’Connor’ın Güney’in en büyük yazarlarından biri sayılması boşuna değil. Bu seçkide dikkat edilecek öyküler “İyi İnsan Bulmak Zor”, “Kurtardığın Hayat Seninki Olabilir” ve “Irmak”.

ralph ellison

Görülmeyen Adam, Ralph Ellison

Türkçeye yakınlarda çevrilen Görülmeyen Adam ­sadece ırkçılık konusunda değil, her türlü ayrımcılık üzerine yazılmış en iyi romanlardan biridir. Derisi kara olduğu için başkaları tarafından dikkate alınmayan ve bir nesne gibi hoyratça oradan oraya fırlatılan bir adamın çocukluktan itibaren başından geçenleri aktaran bir “oluşum romanı”dır. Şöyle başlar anlatıcı: “Görülmezim, anlıyor musunuz, sırf insanlar beni görmek istemedikleri için görülmezim. Tıpkı sirklerde gördüğünüz bedensiz başlar gibi, sert, çarpıtıcı camdan yapılmış aynalar çevirmiş sanki etrafımı. Bana yaklaştıklarında yalnızca çevremdekileri, yani kendilerini, ya da hayallerinde uydurdukları şeyi görürler; her şeyi, en küçük şeyi görürler de beni görmezler.” Beyaz efendi sizi görmemeyi tercih ederse, siz de bir zaman sonra artık orada olmadığınıza inanmaya başlarsınız. Görülmeyen Adam bunun hikâyesidir ve sadece bu tespiti nedeniyle bile okunmaya değer. 

Irish murdoch

Kara Prens, Iris Murdoch

Aşk, karanlık ve tekinsiz bir şeydir. İnsanın benliğini, kişiliğinin bütünlüğünü tehdit eder. Akılla açıklanamayan, düşünce yardımıyla hale yola sokulamayan ve asla kontrol edilemeyen bir gerçektir. Bunu en iyi İngiliz yazar Iris Murdoch anlatır. Aslında Murdoch külliyatından herhangi bir romanı okuyabilirsiniz. Ancak Kara Prens’in kurgusunda, aşkın egonun sınırlarını zorladığı ve kişiyi kendi varlığının en uç noktalarına kadar sürüklediği bir hikâyeyle karşılaşırız. Bu roman, daha isminden başlamak üzere bizi götürdüğü Hamlet referansları (“Kara Prens” Shakespeare’in bu karanlık ve tutkulu karakterinin bir diğer adıdır), tensel arzuyu felsefi bir yerden okumaktaki ısrarı ve karmaşık kurgusu nedeniyle Murdoch’un olgunluk dönemine işaret eden büyük eserlerden biri sayılır. 

flann o'brien

Üçüncü Polis, Flann O’Brien

Joyce ve Beckett’ten sonra İrlanda edebiyatının en önemli yazarı olarak kabul edilen Flann O’Brien’ın (Brian O’Nolan) romanları Gülden Hatipoğlu’nun kıvrak ve akıcı çevirisiyle art arda Türkçeye aktarıldı. Aslında Dalkey Arşivi ve Ağaca Tüneyen Sweeny’yi de öneririm. Ama benim favorim İrlanda kırsalında geçen ve amatör filozof Selby tarafından anlatılan Üçüncü Polis. Felsefenin çıkmazları, bilimin dünyayı anlama ve çözme iddiası, aklın mutlaklığı gibi meselelerle derdiniz varsa ve bir de bisikletleri seviyorsanız bu romanı kaçırmamalısınız. O’Brien ya çok seveceğiniz ya da bir daha elinize almak istemeyeceğiniz türde bir romancıdır. Oyuncudur, şakacıdır, eğlencelidir ve tehlikeli derecede zekidir. Postmodern romanın neredeyse bütün alametifarikalarını taşıyan bu kitabı okurken çok ­eğleneceksiniz.

ersan üldes

Hindi’nin Ruhu, Ersan Üldes

Ersan Üldes’in son romanı Hindi’nin Ruhu ilk bakışta postmodern kurgusuyla dikkat çekse de, meseleleri açısından aslında modernist bir anlatı olduğu için beni hemen içine aldı. Roman yazmak isteyen bir karakterin hikâyesini anlatan bir romana dair bir inceleme kitabı (yani roman içinde roman içinde roman) olarak sunulan bu metnin kurgusu ilginçtir elbette. Ancak bence bu romanı vazgeçilmez kılan, Ersan Üldes’in kahramanı Mesut Penyeci’nin kimliğinde eylemsizliğin “kitabını yazmış” olmasıdır. Üstelik çok tanıdık ve Türkiyeli bir yerden yapmıştır bunu. Hindi’nin Ruhu hem uzun süredir bekleyen bu projeyi yeniden gündeme getirdiği, yani “Türkiye’nin Ruhu”nu anlatmaya soyunduğu, hem de bu meseleye ince bir alay ve ironiyle yaklaştığı için Oğuz Atay romanlarını hatırlatıyor. Dünyanın bir parçası olmak yerine onu seyretmeyi tercih eden kahramanı nedeniyle de Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı’nı düşündürüyor bazen. Fakat bu yazarlarla kurduğu diyaloğa rağmen özgünlüğünü koruyor ve seneler sonra yeniden okumak isteyeceğiniz bir roman olarak karşımıza çıkıyor. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR