Menekşe Gözlerde Hiç Vefa Yokmuş

Menekşe Gözlerde Hiç Vefa Yokmuş


Twitter'da Paylaş
0

Bugün bir TV dizisini ortalama 1 milyon TL'ye mal eden yapımcılar, birkaç milyon TL'lik riske girip neden Türkiye'nin kült kişilerine ilişkin biyografi sineması başlatmaz ki?
Erdinç Akkoyunlu
Bugün Hollywood senaristlerinin değme romancıdan daha iyi metinler; senaryolar yazdığına inanıyor musun? İnansan iyi olur. Her ne kadar edebiyattan başka sanata yüz vermese de okurlar, bugün sinema endüstrisinin kalbi Amerika'da muhteşem senaryolar yazılıyor. İnanmayan son 50 yılın en iyi sinema filmleri listesine bakabilir. Yahut bu listeye dahi girememiş başyapıtlardan oluşan alternatif sıralamaları izler. İkin­ci Dün­ya Savaşı’ndan son­ra hiç­bir yıkım gör­me­miş (Bosna’da yaşa­nan­la­ra yüz çevir­miş) Avru­pa, gide­rek zen­gin­le­şen ve han­tal­la­şan dün­ya­sı­na gömül­müş. Bol­şe­vik dev­ri­mi son­ra­sın­da komü­nist düze­nin kapi­ta­lizm kar­şı­sın­da önce Soğuk Savaş ardın­dan da zama­nın şart­la­rıy­la eri­yip yok olma­sı­nın are­na­sı­na dönen Rusya’da buna katıl­mış... Böylece roman denen çocuğun anne ve baba hanesinde isimleri yazan Avrupa ile Rusya, yani Doğu edebiyatı, kendi varlığını irdelemeye dönük bir kısır edebiyat haline dönüşünce... Her zaman dört kişinin bir araya geldiğinde darbe yapma ihtimalinin canlı olduğu; halkın ayrılıkçı silahlı örgütler ile devlet ordusu arasındaki çatışmalarda kör kurşunlarla hayatını kaybettiği, siyasi yolsuzlukların ayyuka çıktığı, uyuşturucunun kafa bulandırdığı, paralı seksin köşe başlarını tuttuğu ve sıcağın... O yapışkan, çelik gibi, insanı kendinden alan sıcağın hüküm sürdüğü Latin Amerika edebiyatı hayatı ta dibine kadar yaşayanların coğrafyası olduğundan... Yoksulluk, orta sınıfın olmadığı aşı zenginlikle kaynaşıp, çiftleşip, ezildiğinden... Yani yazarların söyleyecek sözü ve toplum adına edecek isyanı olduğundan Bugün Latin Amerika edebiyatının şafağını yaşıyoruz. Bu güneş battı sananlar, daha öğle vaktinin dahi gelmediğine Latinleri de inandırmaya çalışıyor. Alejandro Zambra, Carlos Labbé, Mario Bellattin, Juan Gabriel Vasquez, Roberto Bolaño, Evelio Roserio ve Cesar Aira benim son dönemde okuduğum 'Yeni dönem Latin Amerika Edebiyatı'nın genç ustaları. Bu yazarların 'Biz Büyülü Gerçekçilik ile yazmayacağız' manifestosu ile yeni modern edebiyat çabalarını Latin Amerika edebiyatının sonlanışı olarak gören Avrupa ve ABD edebiyat kanonu, G.G. Marquez, M.Vargas Llosa, J. Cortazar, J.Lois Borges, Carlos Fuentes, Jose Doneso gibi Latin Everest dağ dizisini de puslu bir yok olmuşluğun ardında bırakmaya çabalıyor. Ne ki başaramıyor. Yine de edebiyatı Latin Amerika'dan modern roman ithal eden, kendi klasiklerine de yaslanarak başka üretim yapmayan bir ekosisteme dönüştürmeyi de başarıyorlar.

Arif v 2016

O vakit, özgün yazmak için geriye tek yol kalıyor: sinema. Orada da işe sıfırdan başlamanın maliyeti çok ağır, gidilecek yol ise çok uzak. Mutlaka Amerikan sinemasını ölçü alıp ona göre yazmak gerekiyor. Ki burada da konuşulan biyografik sinema. Yoksa Örümcek Adam, Batman yahut Superman gibi fantastik sinema ikonları değil. Bir ülkede, biyografik sinema ne denli güçlüyse aslında tüm sanat dalları da o derece güçlüdür diye düşünürüm hep. Ama biyografi sinemasının dönem sinemasından ayırılamayan özellikleri nedeniyle bu tür filmlerin inşa süreçleri her zaman zaten pahalı olan sinema filmi üretiminden daha da maliyetli olur. Fakat burada asıl olan senaryonun değeri. Bizim kültürümüzde biyografi yazmak yok. Türkiye'de çok satan bir biyografi duydunuz mu ya da ünlü kişileri sanatçı, siyasetçi, katil yahut futbolcunun hayatını büyük bir saydamlıkla anlattığı yazma ve okuma kültürü var mı? Bu işi röportajlar görmesi gerekirken, bugün popülerlikle ilişkili değilse kimse gazetecinin ürettiği röportajı da okumuyor. Ve nice değer, kendi sözlerini söyleyemeden göçüp gidiyor. Geçen günlerde hayatını kaybeden Münir Özkul'u biz 1980'lerde verdiği bir röportajla tanımaya çalışmamış mıydık? Özkul'un 30 yılda düşünceleri hiç mi değişmemişti? Ama belli ki kapısı çalınmamış, görüşleri alınmamıştı. Demek ki böyle bir gazetecilik çarkımız olduğuna göre, Türkiye'nin biyografi sinemasının unsurları olacak ikonlarına ilişkin bilgi birikimi de kısır bir döngüden ibaret olacak. Ki burada da devreye iyi senarist olmak girer. Sorarım size, herkese. Bugün bir TV dizisini ortalama 1 milyon TL'ye mal eden yapımcılar, birkaç milyon TL'lik riske girip neden Türkiye'nin kült kişilerine ilişkin biyografi sineması başlatmaz ki? Yıllardır yapılamayan Atatürk filminin bu düşüncenin önündeki en büyük set olduğu belli ama bu duvarı aşmanın yolu da pekala başka isimlere yönelik biyografi filmleri yapmaktan geçmiyor mu? Bugün Cem Yılmaz'ın 1960'ların Türkiye'sinde bolca selam verdiği isimler, o günlerin naifliğini yaşamasa bile bugünün vahşeti nedeniyle özlem duyanlar tarafından büyük bir ilgi görmedi mi? Ama neden o filmde bolca yer alan Zeki Müren'in hayatını anlatan bir film yok Türkiye'de. Hani Sanat Güneşi her yeri aydınlatıyordu? Bugün Türk dizilerin dünyada izlendiğini söylüyorsak, ki ne vakit yurt dışına gitsem kanallarda dublaj bile yapılmadan yayımlanıyor bizim diziler, para kazanılıyorsa bu işten, bu tür sinema risklerine girmek yapımcıyı, senaristi ve oyuncuyu yüceltir. Hatta sinema ile beraber senaryo edebiyatı da güçlenir. Türkiye'de filmi yapılacak çok kişi ve olay var. Fakat imkan olmasına karşın cesaret ile istek yok. Hakikaten ne diyordu Zeki Müren 'Menekşe gözlerde hiç vefa yokmuş'... Sahi yok muymuş?

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR