Mevrûs
24 Nisan 2019 Öykü

Mevrûs


Twitter'da Paylaş
0

Sizinle tanışmak ne büyük bir onur hanımefendi, dedi Ömer. Mary ve Teğmen gülümsediler. Mary, demek kocamı Tatavla meyhanelerinde alıkoyan sizsiniz, dedi. Beşere dair derin münakaşalara kaptırdık kendimizi, yine de sizin gibi bir hanımefendiyi unutturabilecek denli çekici meseleler değildi. Mary Teğmen’e alâne bir bakış attı, Ömer’e döndü. Meselelerden çok size kapıldığı zannındayım Ömer Bey. Ömer gergin bir meydan okumaya mahal vermekten kaçındı. Ben Teğmen’in ikimiz arasında seçim yapmakta zorlanacağını sanmıyorum, zira, aklı başında her erkek meyhanede sarhoş muhabbetine sizi tercih eder.

Teğmen içki almaya gitti. Mary ve Ömer balo salonunun bir köşesinde, bütün gürültü ve mutahazadan, tüm nefesli ve nefsli canlılardan ve onların hüsn-ü şarelerinden uzakta, yalnız kendi yeksân-ı telaşları ile baş başa kaldılar. Kocam sizden çok söz etti, amâre-gir miydiniz? Fransız karargahında bizim ordunun tasfiyesini takib ediyorum, envanterler, sayımlar… Teğmen’le de orada tanıştık. Hep sizden bahsediyor. Âdeta karı koca değil can dostuymuşsunuz. Haset etmemek elde değil böyle mesûd izdivâca.

Teğmen elinde içkilerle döndü, hava güzel, terasa çıkalım, dedi. Serin yaz akşamının boğaz esintisi karşıladı onları terasta. Ne zamandır evlisiniz? Dört yıl olacak. Sıhhiye tahsili yaptım, bitince evlendik, buraya geldik. Bizimki sıradan evli çift hikayesi. Siz anlatın asıl. Ne anlatayım?

Nerede doğmuş, anne babası kimmiş, ne iş yaparlarmış, bir bir sıraladı sualleri Mary. Ömer de erinmeden yanıtladı. Egeliyiz. Babam bir liman kasabasında bahriye nazırı idi. Rusların donanmamızı yaktığı körfez. Şimdilerde eski kadırgaların sürgülendiği köhne bir tersane artık. Babam da huzurla bekçilik ederdi onlara. Unutulmuş bir deniz subayıydı oralarda. Hastaydı zaten, ondan herhalde. Validemle iyi geçinirlerdi. Mutlu bir çocukluk geçirdim. Annem zaten akıllı kadındı. Tahsilli filan değildi lakin Doktor’u ikna etmiş, aile dostumuzdur, sıhhiyede hemşireliğe başlamıştı. Babamın durumu ağırlaşınca da hiç ayrılmadılar başından, Doktor ve validem. Ben idari mekteb için ayrılmadan hemen önce kaybettik babamı. Birlikte omuz verdik tabutuna Doktor Bey ile. Ömer o an hatırlamıştı, sünnetini de Doktor yapmıştı. Olmadık anda olmadık şeyler gelir aklına. Defin esnasında sünnetinden de çok canı yanmıştı. Validemi de getirmek istedim İstanbul’a. Doktor Bey izdivaç teklif etmiş, gelmedi. Babamın vefatından önce de aralarında bir şey var mıydı, bilmiyorum. Sormadım. Zira bizim gibi toplumlarda bu, zerk-i nas bir husustur. Babam bile vasiyet etmiş olabilir izdivâçlarını diye düşünürüm hâlâ.

Şehrin ışıkları yarımada ve kıyıdan boğazın kara sularını aydınlatıyordu ve ay semada ve yıldızlarla beraber. Hava serinliyor ve huzur doluyordu Ömer. Mary’nin çukurlu omuzları ve ince boynu, nadiren gülümsediğinde yalnız sağ yanağında beliren gamzesi ve ışıltılı gözleri kışkırtıyordu Ömer’i. Teğmen’e rağmen. Umursamıyordu Ömer Teğmen’i. O da katılıyor muydu sohbete? İçki üstüne içki yuvarlıyordu. Bardağını doldurmak için içeri girip çıkmaktan yanlarında pek de kalmamıştı. Bir şeyler söylüyor olmalıydı yine de geldiğinde. Ömer biraz fazla mı ileri gitmişti? Kocasının önünde fazla mı ihleyâr etmişti Mary ile? Biraz da Teğmen’le muhabbet etmek münasip olurdu. Bir evlat sahibi olmayı düşünmüyor musunuz? Yoksa siz de harp bahanesiyle büyüklerini torun sevgisinden mahrum bırakan Frenk çiftlerinden misiniz? Mary’nin atlas gözleri buğulandı. Yanıt verecekti lakin Teğmen araya girdi, ben kendimi iyi hissetmiyorum. Mary de üşüdüğünü söyledi. Gidecek misiniz yoksa diye atıldı Ömer. Bu kadar erken mi?

Siz de bize eşlik eder misiniz lütfen Ömer Bey. Teğmen biraz fazla kaçırdı alkolü. Onu taşımama yardım etseniz… Pera’yı adımladılar kışlaya doğru. Boğaz sırtlarında çift katlı bir cumbalının önünde durdular. Yukarı buyurun lütfen, Teğmen’i yatıralım, size bir kahve ikram edeyim. Buraya kadar yorduk. Lafı bile olmazdı elbet. Teğmen’e omuz verdiler birlikte yatak odasına çıkarırlarken. Tek başına bile taşıyabilirdi oysa. Ne sıska adamdı. Frenk güzeli bir oğlan. Yatağa kapakladılar Teğmen’i. Pantolonu omuzlarından da dar kalçalarının arasına kaçmıştı. Avuç içi kadar genç oğlan kalçaları pantolon kumaşının ince çizgili gölgesiyle iki yana ayrılmıştı. Sırt üstü döndü. Burnu ve yanakları al kırmızılaşmıştı. O da gecenin olanaklarının tahayyülü ile mi terliyordu Ömer gibi bu serin mevsîm-i sâyf akşamı?

Mary kahve pişirmeye, mutfağa, Ömer salona, balkona geçti. Şehr-i İstanbul’u seyre daldı. Artık gece, şehrin üstünü ve sırlarını seyyal-i mücevher misali örtüyordu ve yalnız ayın ve yıldızların titrek nuru muhayyel zihinleri aydınlatıyordu. Her şey akla yatkındı ve tüm şehir ayaklarının altındaydı. Yarımada ve öte hisar ve kuş gibi uçulup üstüne konulan deniz üstü kule, ya kuş olup üstünden uçulan kule? Şöyle bir eğildi mi onu da görebilirdi elbette. Şöyle bir eğildi ve ince dallar sardı belinin iki yanını, çekti aldı Ömer’i içeri.

Aman Ömer Bey, düşeceksiniz.

Kolların çemberinden çıkmadan kendi etrafında döndü Ömer ve Mary’nin büyümüş göz bebekleri ve şeker kokulu nefesi ile karşılaştı. Ne iyi ettim tütünü bırakmakla, diye düşündü o an. Kendi nefesi de içtiği şerbetli içkilerden kokuyor olmalıydı. Vakti geldiğinde nefesinin nasıl koktuğunu temâşûr etmeye gerek kalmadan onu öpebilecekti ki Mary daha cevval davrandı ve daha evvel öptü.

Öpücüğün kadim kudreti bedenine yayılan cereyanla aşikardı. Mary’nin de yüzüne sımsıcak bir gülümseme yayıldı. Lakin Ömer, elvan-ı suretinde yalnız eblek bir sırıtış seçilebildiğinden emindi. Mary elini tuttu Ömer’in, içeri yürüttü. Elini kavrayan ince parmaklarından başlayarak kollarına, çukurlu omuzlarından düşmekte olan ipek şala, kırıkları kabarmış saçlarının örttüğü kafatasına baktı arkadan. Özellikle daha dikkatli inceledi o yuvarlak kafatasını, salonda durmayıp dosdoğru Teğmen’in uyuduğu yatak odasına ilerlediklerinde. Neler dönüyordu o tasta? Teğmen uyumuş muydu? Hepten sızmış.

Mary yatakta Teğmen’in yanındaki boşluğa bıraktı kendini ve üzerine çekti Ömer’i. Mary’nin ne çıkardıkları sesleri ne yatakta sebep oldukları sarsıntıları umursar gibi bir hali vardı. Ömer kendini geri çekecek olduğunda hırsla ısırdı dudağından Mary. O tüm davetkârlığıyla inilderken de Ömer’le kıyafetlerini parçalarcasına çıkarırlarken de Teğmen uyanmadı. Ömer de artık onun varlığını unutmuştu. Kasılmaları sırasında yumduğu gözlerini açtığında Teğmen’i öpüyorken buldu, bilfiil bacakları arasında bulunduğu Mary’yi. Ömer teklemişti ki Mary Teğmen’i itip Ömer’i çekti üzerine kaçırmamak ister gibi. Kollarıyla boynunu sardı. Mary’nin üzerine kapaklanmış Ömer’in yüzü Teğmen’den taraf yan dönmüştü Mary kollarıyla kendisine bastırırken onu. Başı dirseği üzerinde uzanan Teğmen keyifle gülümsüyordu. Ömer de nezaketen gülümsedi ve mahcup. Teğmen elini sırtına koydu Ömer’in ve hafifçe sıvazladı. Gözleri Teğmen’e kilitlenmişken ince bıyıklı Frenk güzeli oğlanın al kırmızı sureti yüzüne sokuldu ve uzun ve aheste öptü. Islaktı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR