Midsommar: Korku Sinemasında Yeni Bir Hikâye Anlatımına Giriş
29 Ağustos 2019 Sinema

Midsommar: Korku Sinemasında Yeni Bir Hikâye Anlatımına Giriş


Twitter'da Paylaş
0

Ari Aster, Hereditary ve Midsommar’da, kahramanlarına mutlu/mutsuz bir son biçmez. Aslında biçmek istemez.

Bu yazı filmin bazı sahneleriyle ilgili bilgiler de vermektedir.

Ari Aster’in, 2018 tarihli Hereditary ve 2019 tarihli Midsommar filmleri, temsil ettikleri türler bağlamında (korku/gerilim, gizem) birbirini tamamlayan, tekrarlayan ve birbiriyle örtüşen sinema diline sahip yapımlar. Yönetmenin okültizme, mitolojiye olan ilgisinin ve hâkimiyetinin tesirlerini sinemasında açıkça görmekle birlikte bu merakı/ilgiyi farklı anlatım türlerini birbiriyle harmanlayıp, bu türlerin sınırlarını belirsizleştirerek yeni anlatım biçimlerinin mümkün olup olmayacağını da tecrübe etmeye çalışan yaratıcı bir gayret içinde olduğunu söylemek mümkün. Aslında bu deneysel yaklaşımın taşıdığı bazı riskler var. Korku/gerilim konvansiyonlarını ters yüz eden ve yeni olmaya çabalayan anlatım biçiminin ana hikâyeden kopuşa, uzaklaşmaya ve dağılmaya sebebiyet verme ihtimali bu risklerin en mühimi bana kalırsa. Aster, her iki filminin anlam ve biçim inşasını, bu risk alanından uzak kalarak gerçekleştirmeyi başarıyor. Bununla birlikte ‘korku’yu bir tür olarak yeniden tanımlama, sınırlarını, perspektifini ve anlatım olanaklarını genişleterek sonlu olmayan bir duyguyu ifade etme biçimlerinin arayışı içerisinde. Hereditary ve Midsommar’da mitolojik/okült bir sinema dilini korumakla birlikte Aster’in, korku üzerine yeniden düşünmemiz, beni/bizi ne korkutabilir, neden korkuyorum vb soruların yanıtlarını aramamız için de yaratıcı bir pratik önerdiğini düşünüyorum.

midsommarMidsommar

Hereditary ve Midsommar’ın kadın karakterleri

2018 tarihli Hereditary bir lanet anlatısı aslında. Filmin kadın karakteri Annie, annesinin ölümüyle bir yas sürecinin içerisindedir. Bu esnada meydana gelen korkunç bir kazayla kızını da kaybeder. Bu olaydan sonra bir mekân olarak ev, Annie için tuhaf olayların başladığı bir zamanın pimini çektiği gibi, bazı karanlık aile sırlarının da ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Gelişen olaylar Annie’nin giderek hastalanan zihninin oyunları mı yoksa gerçekten yaşanıyor mu, ev bu muğlaklığın altını çizer. Annie’nin kayıp/yas süreci ile paralel gelişen aile sırlarının ortaya çıkış aşaması onun zihin ve duygu dünyasını bulanıklaştırmıştır. Öte yandan evin, aileyi içeren anlamı da parçalanmıştır. Bir hafıza mekân olarak ev, geçmişi imleyen nesnelerle Annie’yi cinnetin eşiğine getirir. Annie aynı zamanda bir tasarım sanatçısı ve stüdyosu da evin içinde yani evden çalışan biri. Böylelikle dışa kapalı mekân, kadının zihinsel izolasyonunu daha da görünür hale getirir. Evin kadın/Annie için güvenli bir sığınak mı yoksa hapishane mi olduğunu anlamanın zorlaştığı bir çizgide buluruz kendimizi. Filmin başından sonuna kadar onu bitirmek için uğraşırken gördüğümüz kendi evinin özdeşi maket ev de kadını giderek içine çeken, mental olarak tüketen hatta delirten tekinsiz bir nesneye dönüşür. Annie, geçmişle olan ilişkisini, kabullenici/dönüştürücü bir enerjiyle kuramadığından ev, kötü anıların, deneyimlerin bir tanığı olarak kadının kâbusuna dönüşür. Korku/gizem filmlerinin geleneksel mekânı olarak ‘ev’, kadını kapsayan, onu kuşatan, kontrol eden hatta delirten bir düzenin göstergesi olarak karşımıza çıkar. Aynı zamanda gotik edebiyatın da temel öğesi olan ev, sadece mekânsal olanakları sebebiyle değil, mekâna atfedilen ideolojik anlamla birlikte kadının varlığıyla anlam kazanır.

Ancak Hereditary sadece bu değil. Aster, elbette bir kadın okumasına imkân verecek metin inşası derdinde değil. Öte yandan Midsommar’da da aile kavramının temsil ettiği anlamlarla başı dertte olan bir kadın karakter var. Midsommar’ın kadın karakteri Dani de Annie gibi travmatik bir kayıpla karşı karşıya. O da intihar gibi duran bir eylem sonucu ailesini kaybeder. Annie annesiyle olan ilişkisinden, oğlu Peter’ın doğumuyla ilgili çelişkilerinden, sıkıntılarından katıldığı dayanışma grubunda bahsederek izleyiciyi kendi kaybına/çözümsüzlüğüne ortak eder. Ve Hereditary bu kaybın lanete dönüştüğü bir yol haritası üzerinden ilerler. Midsommar'da açılış sekansı tüm aileyi yok eden bir intihar/kaza sahnesiyle ilerler. Olayın neden ve nasıl geliştiğine dair bir süreç söz konusu değildir. Sanki bu yok oluş/yokluk, Dani’nin hikâyesinin başlangıcını, gelişiminin belirsizliğiyle manevi dirimini imleyen bir hikâyesizliktir. Bununla birlikte Dani’nin sorunlarla tıkanmış bir ilişkisi vardır. Pek çok yönüyle Dani için bu ilişki de bir kaybediştir aslında. Aster’in, Midsommar’ı kendisinin tecrübe ettiği bir ‘ayrılık acısı’ nı sağaltmak için çektiğini, bir anlamda filmi terapi gibi nitelendirdiği bilgisine sahibiz. Elbette terapi mutlak bir iyileşme sürecini öngörmez ancak kendi iyileşme olanaklarımızı fark etmemiz için yürünmesi gereken bir yol olduğu inancını taşır. Midsommar bu inancı geleneksel korku sinemasının anlatı biçimlerini hem temsil ederek hem de bu biçimleri genişleterek, sınırlarını ihlal ederek yeni süreçler üzerinde konuşma olanağı verir. Dolayısıyla ne Hereditary’de aile hikâyelerinin tekinsizliği lanet anlatısının önüne geçer ne de Midsommar’da aile kaybı/ilişki çıkmazı korkunun ve tekinsizliğinin sınırlarını baskı altına alır. Bu noktada şu açıklamayı da yapmalıyım. Aster’in bir kadın okuması yapma çabası içinde olmadığını dile getirmiştim. Ancak her iki filmde de, kadın karakterlerin travmaları üzerinden bir anlatım dili kurmasını, kayıp ve yas gibi sarsıcı süreçleri akabilen/esneyebilen, sezgisel bir bedenin/ruhun imkânları ile anlatmayı seçtiğini düşünüyorum.

HereditaryHereditary

Korkunun sınırları

Midsommar’ın hikâyesi, ilk kaybın yaşanmasının ardından, Dani’nin erkek arkadaşı Christian’ın ve üniversite arkadaşlarının bitirme tezleriyle ilgili antropolojik incelemeler yapmak üzere İsveç’e –Harga adlı bir bölgeye– yaz dönümü festivalini izlemek için seyahat etmeleriyle ilerler. Hikâyenin gelişip açıldığı bu süreçte neredeyse hep gündüzün yaşandığı aydınlık, bereketli bir kuzey iklimine maruz kalırız. İnsanlar canlılık içerisinde, yaşamın her anını tiyatral bir kutsama içindedirler. (Burada ‘tiyatral’ kavramını sentetik birtakım davranışları/alışkanlıkları imlemek için değil aksine saf, emprovize bir coşku/vecd anını pekiştirmek için kullandım.) Peki korku türünün estetiğini farklı şekilde deneyimlememize olanak tanıyan bu göz alıcı sıcak renkler, esrik bedenler/ruhlar, cömert İskandinav coğrafyasında hippivari bir komün hayatını politikleştirecek, tarihsel bir okuma yapmamıza izin verecek argümanlara sahip mi? Haiti’de geçen bir vudu ayinini veya bir Afrika kabilesinin inanç seremonilerini de izliyor olabilirdik. Bana öyle geliyor ki Aster, böyle bir okuma yerine, korkunun/tekinsizliğinin sınır ötesi genişleyen, yayılan ve kendini tekrarlayan tüm unsurlarla yeniden karışan, çoğalan aşkın bir duygu olduğunu göstermeye çalışır. Bizi şaşırtan, kolektif bir inancı oluşturan değerlerin İsveç’te karşımıza çıkıyor olması değil, kültürün ürettiği kavramların her yerde aynı anda dehşeti de besliyor ve üretebiliyor olduğu gerçeğidir.

Dehşet mekânları

Aster’in tasarladığı mekânlar, renklerin ve sembollerin temsil ettiği anlamlarla bir bütünlük teşkil ederek dehşet mekânlarının tanımını ters yüz eden farklı bir ifade formu çabasını taşır. Çok sayıda sembolden oluşan inanç tasvirleri, ölmüş dillerde hayat bulan günlük ritüeller, büyüler, hikâyeler adeta bir peri masalının dekoru gibidirler Midsommar’da. Korkutucu olan bu sembollerin, onlara form veren renklerin canlılığıyla tezat oluşturacak bir yoğunluğa, tekrara ve esrikliğe sahip olmalarıdır. Böylelikle kültürel bir form olarak mekânlar, taşıdıkları anlamlarla birlikte dehşeti üreten, tekrarlayan gücün göstergesi hâline dönüşürler. Dolayısıyla Midsommar’da mekânlar izleyiciye ne spiritüel ne de pastoral bir rahatlama vaat eder. Dani ve diğerleri, komünü kuşatan vecd ve haz duygusuna ancak halüsinatif maddelerin ve uyku haplarının yarattığı saykodelik ruh halleriyle uyum sağlamaya çalışırlar.

Rıza kavramı

Öte yandan ritüeller, kültürün rıza kavramına yaklaşımını da tartışmalı bir hâle getirir. Topluluğun en yaşlı üyelerinin bir seremoni şeklinde yaşamlarına son vermeyi seçmeleri Dani ve arkadaşlarının dehşete düşmelerine sebep olur. Eve dönmeyi şiddetli bir şekilde istemektedirler. Christian’ın Dani’ye buna katlanmaları gerektiği şeklindeki yorumunun ardından, komünün bir çeşit şaman kadını olan Siv, gençlere, iki yaşlının da bunu seçtiğine, kimsenin onları bu kararı almaya zorlamadığına, zamanı geldiğinde kendisinin de bunu yapacağına dair coşkulu bir açıklama yapar. Aster, aslında tüm hikâye boyunca huzursuz bir uygarlığın, yaşam/ölüm, kayıp/tevekkül, keder/yas gibi zorlayıcı kavramları ısrarlı bir biçimde düşünmesini ister. Bunu yaparken yaşlıların ölümünü/intiharını dehşetengiz bir görsellikle sergiler izleyiciye. Bu ölüm seremonisi bir şiddet eylemi halinde filmin kırılma noktası olur aynı zamanda.

hereditaryHereditary

Şiddetin var oluşu

Bu noktadan sonra komünün hayatı kutsayan ritüellerinin, kıyım ve şiddetle birlikte ilerlediğine tanıklık ederiz. Bu şiddet doğanın dengesini, bereketini kutsayıcı bir normalleşme içerisindedir. Komünü oluşturan diğer tüm şeyler gibi topluluğun harcını güçlendiren bir var oluşla ve temsil ettiği anlamlarla beraber bir süreklilik içerisindedir. Bununla birlikte Aster, korku/dehşet duygusunu çoğaltan şiddeti cezalandırıcı bir önlem olarak da karşımıza çıkarır. Filmin ilk yarısında komünün bir parçası olarak gördüğümüz ayı, hem içeride hem de dışarıda kalan ‘içerilmiş ve ayrıştırılmış’ varlığıyla final sahnesinde bir göstergeye dönüşür. Ayı içeridedir çünkü Harga’nın bir parçası olarak imlenmiştir. Ama aynı zamanda dışarıdadır çünkü Harga’nın dışında bir şeyi temsil edecektir. Öte yandan Christian, komünün kızlarından Maja’yla ayinsel bir seks yapar. Bu çiftleşme, Maja’nın doğurganlığını yücelten bununla birlikte cinselliği tuhaflaştıran, anlamı dışına çıkaran bir ayindir aynı zamanda. Bu noktadan sonra Christian’ın aldatma fantezisinin ve Dani’nin anksiyete ataklarının adeta sonucuna dönüşecektir ayı. Dani’nin ilk kayıptan sonra yutkunmalarla, hıçkırıklarla içe dönerek ketlenen yas süreci bu ihanet eylemi ile beraber uzun ulumalarla, haykırışlarla, ritimli devinimlerle bir kriz olarak yaşanacaktır. Mayıs kraliçesi seçilmesiyle, festivale bir adak vermesi gereken Dani elbette bunun için Christian’ı seçecektir. Ardından kurban edilmiş ayının postu Christian’la doldurularak ona atfedilen uğursuz/kötücül anlam tamamlanır. Böylelikle ayı da dışlaştırılarak Harga dışında temsil ettiği şeyi gerçekleştirir. Buna benzer kötücülleşmiş adağın varlığını Hereditary’de de görürüz. Kral Paimon’a adanan, Peter’ın annesi ve büyükannesinin başsız bedenleri bir anlamda çelişkileriyle, suçluluklarıyla yaşadıkları aile trajedisini görünür hâle getirirler.

Ari Aster, Hereditary ve Midsommar’da, kahramanlarına mutlu/mutsuz bir son biçmez. Aslında biçmek istemez. İki filmin final sahnelerinde karakterlerin –Peter’ın ve Dani’nin– yüzüne yayılan muğlak tebessümler, onların iyileşmesi/kurtuluşu yönünde bir şey söylemez izleyiciye. Yaşadıklarıyla ilişkilendirilecek bir yüzleşme ve bu yüzleşmenin yarattığı bir başlangıç olanağına dair de vurgu yapmaz. Bu ‘delimsi tebessüm’, Peter ve Dani’nin başkalaşıma uğradığının pekâlâ altını çiziyor olabilir. Ancak tüm bunlarla birlikte açık olan şey ise; her iki öznenin de aile kavramıyla kurduğu ilişkinin belirsizliği ve bu belirsizliğin sonraki eylemlerine katacağı gücün açıklanamazlığıdır.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR