Milan Kundera: Ne İstediğimizi Nasıl Biliriz?
5 Temmuz 2019 Edebiyat Roman

Milan Kundera: Ne İstediğimizi Nasıl Biliriz?


Twitter'da Paylaş
0

“Ne istediğimizi asla bilemeyiz, çünkü tek bir hayat yaşadığımız için bu hayatı daha önce yaşadığımız hayatlarla kıyaslayamayız ne de gelecekte yaşayacağımız hayatları mükemmelleştirebiliriz. Her şeyi olduğu gibi, hiçbir uyarı olmadan yaşarız.”

“İkinci kez yaşıyormuşçasına, sanki aynı hatayı yapmışsınız ve tekrar yapacakmış gibi yaşayın!” Viktor Frankl’ın 1946 tarihli eseri Man’s Search For Meaning’de (İnsanın Anlam Arayışı) bu sözlerle karşılaşıyoruz. Ancak yalnıza bir kere yaşıyoruz, prova etme ya da tekrarlama şansı olmadan. Bu gerçek o kadar çok olasılıkla dolu ve bunaltıcıdır ki bizi şöyle düşünmeye itebilir: “Yaşama ayrıcalığı için hazırlıksızız.” Başarısız olduğumuz durumları ve yürümediğimiz yolları düşünmekten kendimizi alıkoyamayız. Bu durumla ilgili psikanalist Adam Phillips manifestosunda şöyle der: “Yaşadığımız hayatlar yaşayamadığımız hayatlar için yas tutmamıza ve sonsuza dek bununla ilgili şikâyet etmemize neden olabilir. Ancak, elimizde olmadan deneyimlediğimiz zorluklar bizi biz yapar.” Peki ne istediğimizi ve ne istememiz gerektiğini nereden bilebiliriz?

Çek-Fransız yazar Milan Kundera 1984’de yazdığı, yüzyılın en sevilen ve akıllarda yer edinen eserlerinden biri Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde şiirsel bir hassasiyetle, insanların hayata karşı takındığı birbiriyle çelişen tavırları inceler. Aşk tüm duyularımızı harekete geçirdiğinden ve kaygılarımızı artırdığından, muhtemelen hayata ait karmaşaların en kafa karıştırıcı hâle geldiği yer aşktır. Romanın kahramanı Tomáš, daha pek fazla tanıma şansına sahip olmadığı aşığının fikrine kapılıp kendi kendini tüketir:

“Ona tamamen yabancı gelen birine açıklanamayan bir aşk hissetmeye başlamıştı…. Ama bu aşk mıydı? Yoksa aşk konusunda yetersizliğinin farkında olan, onu taklit etme ihtiyacını hisseden bir adamın histerisi miydi? Avludaki kirli duvarlara bakarken histeri ya da aşk olup olmadığını bilmiyordu.”

Sonunda kadın, Tomáš’ın karısı olur, ama en doğru seçimin bile belirsizlik ve şüphe dolu bir şekilde kendini göstermesi, hayatta yaptığımız seçimlerin önemini ancak sonradan anladığımızda aydınlığa kavuşması durumunu doğrular. Kundera bu evrensel ikilemi anlatmak için Tomáš’ın kafa bulanıklığından örnekler verir:

“Ne istediğimizi asla bilemeyiz, çünkü tek bir hayat yaşadığımız için bu hayatı daha önce yaşadığımız hayatlarla kıyaslayamayız ne de gelecekte yaşayacağımız hayatları mükemmelleştiremeyiz…. Hangi kararın daha iyi olduğunu teyit etmenin bir yolu yoktur, çünkü herhangi bir kıyaslama için dayanağa sahip değilizdir. Her şeyi olduğu gibi, hiçbir uyarı olmadan yaşarız, tıpkı hevesini kaybeden bir oyuncu gibi. Ve yaşamın ilk provası hayatın kendisi ise o zaman değeri nedir? Bu yüzden hayat her zaman eskiz gibidir. Hayır, “eskiz” tam olarak bu anlamı karşılamaz, çünkü eskiz bir şeyin taslağıdır, bir resmin temelini oluşturur. Oysa hayatımızın eskizi hiçbir şeyin taslağı değildir, o yalnızca resimsiz bir taslaktır.”

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Brainpickings)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR