Milliyetçilik ve Estetiğin Savaşı: Yukio Mişima’nın Samuray’ın Yolu Eseri Üzerine
29 Ekim 2019 Edebiyat

Milliyetçilik ve Estetiğin Savaşı: Yukio Mişima’nın Samuray’ın Yolu Eseri Üzerine


Twitter'da Paylaş
0

“Görevinde başarısız olmuş bir korkak olarak yaşamaktansa, ölmek daha iyi.” Hagakure, Tsunemoto Yamamoto

Tsunetomo Yamamoto’nun (1659-1719) Hagakure adlı eseri, son dönemde kitaplarının bir kısmı Türkçeye çevrilmiş, hayatı kadar ölümüyle ünlü olan Japon yazar Yuki Mişima’nın (1925-1970) hayatında büyük bir iz bıraktı. Mişima’nın yazdığı, bu samuray çağı eserinin yorumu olan Samuray’ın Yolu adlı eseri, Yamamoto’nun samuray etiğini kendi çağına, yani modernleşen Japonya’ya uyguluyor. Mişima Japon toplumuna bakışını Yamamoto’nunkine benzetiyor. Yazarın kitapta savunduğu fikirlerden biri, Yamamoto’nun Hagakure’inin her döneme uygulanabilir olduğu yönünde. Dahası Mishima, Hagakure'deki yaşam ve ölüm kavramlarının çok önemli olduğu fikrini destekliyor. Ölüm teması, asıl kitapta değinilen birçok konu arasında olmasına rağmen, Mişima için özellikle önemli bir yer kaplıyor.

Hagakure’nin Mişima için önemini kavramak adına Mişima’nın hayata, ölüme ve estetiğe dair fikirlerinin derinine inilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mişima yalnızca milliyetçi bir yazar değildi, onun hakkında bilinenlerin çok daha ötesindeydi. Sık sık hastalanan ve büyükannesi tarafından büyütülen Mişima çocukken yaşıtlarıyla pek fazla zaman geçiremedi. Yaşam ve ölümle ilgili düşüncelerinin bir kısmı, “çocukluğun yalnızlığı” diye hitap ettiği dönemden kaynaklandı.

Aziz Sebastian kılığında Mişima (Otoportre)

Otobiyografik özellikler taşıyan ilk romanı Bir Maskenin İtirafları (1949) çocukluğunun yanı sıra Mişima’nın kadınsı, erotik yönüne odaklanır. Mişima’nın hayatına hâkim olan maskülenlik ve feminenlik arasındaki gerilimin etkileri Hagakure yorumunda da hissediliyor. Örneğin, Bir Maskenin İtirafları’nda Aziz Sebastian’ın simgelediği ideal güzelliğe duyduğu hayranlıktan bahsetmesine rağmen, Hagakure’nin Kırk Sekiz İlkesi’ni yorumlarken, kendi tabiriyle “kadın gibi görünen erkekleri” kınadığına şahit oluyoruz. 

Ayrıca Mişima aristokrat sınıfına aitti, ancak Samuray’ın Yolu’nda aristokrasiyi eleştirdiğini görüyoruz. Romancı olmasının yanı sıra, noh ve kabuki tarzı oyunlar ve Batı’dan uyarladığı eserler yazdı. Batı dilleri ve edebiyatları konusundaki engin bilgisi, Hagakure kitabını yorumlamasında önemli bir rol oynadı. Romanlarının çoğunda Batılı metinlere göndermeler var. Mişima Batılı düşünürlerin fikirlerini Hagakure’ye dair yorumlarına aktararak onu disiplinlerarası bir metne dönüştürdü. 

Zayıf bedenine ve çocukken yaşadığı sorunlara rağmen, Mişima kendini güçlü bir figüre dönüştürmeyi başardı. Ona göre hem ruh hem de akıl güçlü olmalıydı, bu yüzden kendini vücut geliştirmeye verdi. Mişima eserinde değindiği üzere erkeklere ilgi duyuyordu, ancak bir kadınla evlendi ve iki çocuğu oldu. Buşido’nun (anlamı savaşçının yolu olan, samurayların uyması gereken kuralları ve yaşam tarzını belirten terim) takipçisiydi ve Japon gençlerinin kalplerinde devrimci duygular uyandırmak istedi, ancak kendini öldürdüğü gün garnizonun önünde yaptığı konuşmayı kimse dinlemedi. İşte bu tartışmalı hayatı, Samuray’ın Yolu eserinde ses bulur.

Mişima samuray etiğini Yamamoto’nun Hagakure’si bağlamında tartışırken, ölümün Batı medeniyetinde ve Japonya’da ne gibi anlamlar taşıdığını sık sık karşılaştırıyor. Ölümün Batı’da yenilgi anlamına gelmesine odaklanırken Japonya’da nedeni ne olursa olsun, ölmenin bir yenilgi olmadığına değiniyor. Bu durum, Mişima dahil dört ünlü Japon yazarın, yani Osamu Dazai (1909-1948), Ryunosuke Akutagawa (1892-1927) ve Yasunari Kawabata’nın (1899, 1972) intiharlarında görülebilir. Dazai âşığıyla birlikte çifte intihara (Japonca’da shinjū) kalkıştı. Akutagawa annesi gibi delireceğini sanıp çok fazla sayıda hap yuttu. İlginç olanı, Kawabata ölmekten yana değildi: “İnsan dünyadan ne kadar uzaklaşmış olursa olsun, intihar bir aydınlanma biçimi değildir. Ne kadar takdire değer bir insan olursa olsun, intihara kalkışan kişinin bir azizle uzaktan yakından alakası yoktur,” sözleriyle intihara dair fikirlerini açıklıyor. Buna rağmen, artık bir şey yazamayacağına ve bundan dolayı hayatın anlamını yitirdiğine inandığı için yetmiş üç yaşında intihar etti. Mişima’nın intiharı diğer yazarlarınkinden farklıydı. Onun ölümü bir protesto niteliğindeydi. Otobiyografisinde her zaman şanlı bir ölüme sahip olmak istediğinden bahsediyordu. Bu yazarların ortak yönü, ölümün onlar için pes etmekten daha fazla şey ifade etmesidir.

Mişima’ya göre ölüm ve yaşam, aynı madalyonun iki yüzüdür ve eğer insan bir gün öleceği fikriyle hayatını yaşarsa hayatta daha çok şey başarır. Mişima Denizi Yitiren Denizci (1963) adlı romanında yaşamın bir mücadele olduğunu ve arınmanın ancak hayatı kanla yazarak mümkün olacağını söylüyor. Bu nedenle Mişima’yı ölüme takıntılı bir adama indirgemek doğru değildir. Samuray’ın Yolu 1967 yılında yazıldı, ancak kitabın irdelediği Hagakure çok daha önceki dönemlere aitti. İşin ilginci, Hagakure Japonya’da savaş yıllarında çok popüler oldu, çünkü Mişima’ya göre, “Savaş döneminde Hagakure gündüz ışında parlayan bir nesneydi, ama asıl ışığını zifiri karanlıkta yaydı.” Bunun nedeni Hagakure’nin zamansız bir kitap oluşuydu. Mişima’nın yorumu, kitabın yeniden yazılmış hâli gibiydi: Genelde kaynak metinden alıntı yapar ve bu alıntıyı yorumlar. 

Kitabın başında Mişima, Hagakure’nin kendi hayatı üzerindeki öneminden bahsediyor. Onu en çok etkileyen kitaplar arasında Raymond Radiguet’in Le Bal du Comte d'Orgel ve Akinari Ueda’nın eserleri bulunmasına rağmen, bu gibi eserlerin zamanla hayatı üzerindeki etkisini yitirdiğini söylüyor. Ancak Hagakure hayatının geri kalanında onu etkilemeye devam eden tek kitaptı. “Samurayın yolunun ölüm olduğunu anladım” sözlerinin ona yaşama gücü verdiğine değiniyor. Ayrıca kitabın “modern hastalığın etkili tedavisi” olduğunu düşünüyor.

Hagakure'nin hem sanatçı olma istediği hem de yazmaktan vazgeçme isteğini artırdığını söyleyerek hayatının en büyük çatışmasının altını çiziyor: Mişima devrimci bir figür olmak istedi ve bunu başarmak için yazar kimliğinden vazgeçmek zorunda olduğuna inandı. İntiharından bir aydan kısa bir süre önce 29 Ekim 1970'te Mişima, Seibu Mağazası’nın patronu ile akşam yemeği yedi ve ona “Edebiyatın yetersiz olduğunu” söyledi ve ekledi: “Eninde sonunda harekete geçmek lazım.” Ancak ölümünden bir hafta önce akıl hocası Fumio Kiyomizu’ya yazdığı mektupta şöyle yazıyordu: “Bana göre bunu bitirmek (son romanı) dünyanın sonu gibi bir şey.”

Mişima Hagakure’nin felsefesini üçe bölüyor: Harekete geçme felsefesi, aşk felsefesi ve yaşayan felsefe. Bunlardan ilki, eyleme geçmenin önemine yoğunlaşıyor ve bir nevi Machiavelli’nin felsefesini andırıyor: a ile b’yi birleştirin ya da a’yı b’ye dönüştürün. İkincisi aşka odaklanıyor. Burada Mişima ai (aşk, sevgi) ve koi (romantik aşk/tutku) arasında ayrım yapar ve onları eros (dünyevi aşk) ile agape (Tanrı’nın insan sevgisi) ile karşılaştırıyor. Eros daha sonra Platonik aşka dönüşürken agape, ilahi aşka dönüştü. Avrupa aşk idealine göre bu iki kavram birbirine zıt kabul edilir. Mesela, Ortaçağ romanlarındaki şövalye karakterinin bir leydinin peşinde koşması durumu, dünyevi aşkın etrafında döner, ancak daha sonra şövalye bir keşiş olur ve ilahi aşkı aramaya koyulur. Mişima’ya göre Batı vatanseverliğinin kaynağında da agape vardır. Japonya’da durum böyle değildir, çünkü “kadına duyulan aşk” diye bir şey yoktur. O yüzden Mişima “Japonların manevi yapısında eros ve agape’nin birbirine karıştığı” fikrini destekliyor. Üçüncü felsefe ise yaşam ve ölüme odaklanıyor. Mişima ağırlıklı olarak Yamamoto’nun şu alıntısı üzerine yorum yapıyor: “İnsan hayatı bir dakika sürer. Kişi, hayatını canı ne istiyorsa onu yaparak geçirmeli. Bir rüya gibi akıp giden hayatta kişinin haz etmediği şeyleri yaparak mutsuzluk içinde yaşaması büyük aptallık.” Mişima, Yamamoto için ölüm ve yaşamın aynı şey olduğuna dikkat çeker: İnsan ölüm hakkında düşünmeden hayatı kavrayamaz.  

Eserin sonunda Mişima, Yamamoto’nun Kamikaze İntihar Filoları ile aynı fikirde olduğunu ve Hagakure’nin Batı ve Japon toplumlarındaki ölüm anlayışının farklarını yansıttığını dile getiriyor. Özetle Mişima, Yamamoto’nun görev bilinci ve harekete geçme felsefesinin özellikle altını çiziyor. Mişima’nın yorumuna göre, önemli olan eylemin saflığı ve tutkunun gücüdür. “Görevinde başarısız olmuş bir korkak olarak yaşamaktansa ölmek daha iyidir.” Görünen o ki bu sözlerin Mişima, zıtlıklarla dolu hayat tarzı ve hayatının sona erme şekli üzerinde büyük etkisi oldu.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR