Mimesis: Talan’dan Geriye Kalan
29 Kasım 2019 Edebiyat Kitap

Mimesis: Talan’dan Geriye Kalan


Twitter'da Paylaş
0

İlay Bilgili ayrıntıları iyi yakalayan, gözlem gücü yüksek bir yazar, hayatın şiirini yakalamada çok başarılı. Bu da öykülerini daha dengeli kılıyor.

İlay Bilgili’nin ilk öykü kitabı Talan geçtiğimiz günlerde Monokl Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. Kitapta on dört öykü yer alıyor. Talan aynı zamanda Monokl Edebiyat’ın ilk öykü kitabı olma niteliği taşıyor. “Titrek bir mum ışığıyla küçük dünyalara dalıyor, şeylerin ve olayların üstüne doğal ama başka bir gölge düşürüyor (…) Talan’ın anlatı-ışıkları başka hangi gölgelere yolculuk ettirecek diye merak ettiriyor, hem yazarını hem okurlarını,” notu var arka kapak yazısında.

Kitabın ilk öyküsü “Mimesis” 2018 Altkitap Öykü Seçkisi’nde yer almış. Münire Çalışkan Tuğ, Parşömen’deki yol açıcı yazısı "Gün Işığındaki Karanlıklara Mum Taşıyan Kitap: Talan"da şöyle diyor: “Mimesis’te, sözcüğün resim sanatındaki anlamının insan davranışlarına yansımış biçimini görürüz. Kendini kanıtlamaya çalışmaktan, bir anlamda ‘kadınlığın kitabını yazmaktan’ çocuklarının annesi olamamış bir kadının yanında yetişen ya da yetişemeyen çocukların tamamlanamamışlıklarını, kişilik gelişimlerindeki engelleri ve bunların yol açtığı olumsuzlukları okuruz. Aynur kopya olma, yansıma durumunu kısmen aşsa da ‘Cumali’nin görünmeyen tasması’ onun boynunu hep incitecek gibi geliyor bana."

Öykünün girişinde Zarife Hala’yı tanıyoruz. Aklı bir çocuğunki gibidir. Yıldızları sayar. Tek kaygısı oyası yeni bir yazmadır. Bin yıllardır aynı minderde oturuyordur sanki. Kırk dört yıldır sadece dağlara bakıp durmuştur. Anlatıcıyı her gördüğünde “Canım benim,” diyerek sevgisiyle sarmalar, hayata bağlar. 

Gece; sesleri, yabani hayvanları ve ağaçlarıyla gelir. “Yemişler kâh yerlerde çürüyor, kâh dallarda yemyeşil. Biberler sıra sıra, taze fasulyeler çalılara dolanmış arsızca saçaklanıyor.”  Bütün bunları öykünün başkişisi, anlatıcısı Aynur’un bakış açısıyla öğreniriz. Sabah olur, kahvaltı hazırlığı başlar. Anneyi ve ev işlerinin yardımcısı Cumali’yi tanımaya başlarız. Köyün anlatımındaki gözlem gücü, tutumlu betimlemeler ve doğanın kişileştirilmesiyle ortaya çıkan şiirsellik dikkat çekici, aynı olgu şehre dair izlerde de geçerli. Bilgili’nin üslubuyla ilgili ipuçları bu ayrıntılarda gizli.

Anlatıcının zihinsel sıçramalarıyla temel dertlerinden biri görünür olur: “Herkes telaştayken, şehirler kendi masallarını önemli sanırken. Şehirler… Şehirden, o zavallılıktan, o görünmezlikten biraz olsun sıyrılabilmek için geldiğim köy evimizdeki bu umursamaz, bu tıkır tıkır işleyen düzen daha üçüncü günde beni boğmaya başlıyor.” Köy başlangıçta rüya gibidir, anlatıcı mekân değiştirdiği için duyuları güçlenmiş, algıları açılmıştır. Şimdi ve geçmiş arasındaki zihinsel geçişleri doğadaki ve şehirdeki şiiri fark etmesini sağlar. Ancak birkaç gün içinde durum değişir. Köy ve kentin farklılıkları üzerinden anlatıcının duyguları daha da belirginleşmeye başlar.  Farklılık ve zıtlıklar anlatıcı kadın kahraman Aynur’un açmazlarını, verdiği sarsıcı kararlar sonrası içine düştüğü ruh halini ve yenilenme isteğini vermek için işlevsel biçimde kullanılır. O, bedeni ve zihniyle ne taşraya ne kente aittir. Köyde geçirdiği günler onun için bir nefes alma, durup düşünme molasıdır belki de. 

Cebindeki not ki bu notta sevgilisiyle olan ilişkisine dair izler buluruz, Aynur’la ilgili yeni bir gerçeği fark etmemizi sağlar. Belirsizliklerin küçük izlerle verildiği bu bölümde kürtaj yaptırdığını anlarız. Yanında ne annesi ne de Mustafa bulunmuştur müdahale sırasında. Belirsizliklerin beslediği atmosferle birlikte annesi ve sevgilisiyle olan ilişkisini yavaş yavaş kavramaya başlarız. “Annem bana hiç sormadı. Neden aniden ziyarete geldim, neden halsizim, neden buradayım hiç merak etmedi.” Anne, Cumali’ye kibarca emrederek işleri yaptırmakta ustadır, çalışırken durmadan anlatır, günün yemekleri için gereken malzemeyi sabah ezanında toplamış, hazırlamıştır. Avratlığın kitabını yazar her daim. Güzelliğini, beline kadar inen gür saçlarını, ailesinin geçmiş günlerdeki saygınlığını gururlanarak vurgular. Artık anlarız ki anlatıcının annesiyle olan ilişkisi çocukluğundan itibaren hep sıkıntılıdır. Aralarında sevgi ve güven üzerinden güçlü bir bağ kurulamamıştır. Anne geçmişiyle barışık, mutlu bir hayat sürüyor gibidir. Eş ve baba figürü yoktur çevresinde, ancak yalnızca Cumali’yi istediği gibi yönlendirir.  

Öyküde dil kurguyla uyumlu, belirsizlikler okuru aktif kılıyor, öyküyü bir kez daha okuma isteği doğuruyor. Yazar yok, birinci tekil kişi anlatıcı öykülerin merkezindeki yazınsal kişilik. Bu, iç dünyalar, yaşantılar, geçmişin tortuları ve anlatıcının başından geçenleri rahatça anlatma yolu. Metnin dilini de kahraman anlatıcı belirliyor. Kişilerin hayatındaki durumlara, anlara, ışıltılı ayrıntılara yoğunlaşıyoruz. Rutin ve rutinden kaçış, aşk ve ayrılık, kararlar ve sonrası. Her şey anlatıcının doğallıkla belirlediği dil aracılığıyla yaratılıyor. Hayatın sıradan kesitlerinin hikâyeleri bunlar. Süs yok, şiirsel anlatım var. Bilgili; dil, kurgu, kişi kadrosu ve atmosfer için özenle çalışmış.  “Mimesis”te öykünün başkişisi ve anlatıcısı Aynur, annesi, sevgilisi, Zarife Hala ve Cumali üzerinden yalnız ama özne olarak ayakta kalmaya çalışan kadınların durumlarına, ilişkilerine daha derinlikli biçimde bakıyoruz. İlay Bilgili ayrıntıları iyi yakalayan, gözlem gücü yüksek bir yazar, hayatın şiirini yakalamada çok başarılı. Bu da öykülerini daha dengeli kılıyor. Şu ana kadar bir araya gelmeyen kelimeleri bulmaya ihtiyacı yok. Yazmaya devam etmesi dileğiyle.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR