Muhafazakârların Kütüphanelerden Korkmalarının Gerçek Nedenleri
23 Eylül 2018 Kültür Sanat

Muhafazakârların Kütüphanelerden Korkmalarının Gerçek Nedenleri


Twitter'da Paylaş
0

Bilgiye kolay ulaşım sağlanması, kenara itilen insanlara yalnız olmadığımızı gösterebilir. Herkes bunu bilmemizi istemez.

Baylea Jones

21 Temmuz’da Forbes, ekonomi profesörü Panos Mourdoukoutas tarafından yazılan ve kütüphanelerin yerini Amazon’un alması gerektiğini tartışan –başyazının tam tersi görüşte– bir yazı yayınladı. Makale silindi, ancak kütüphanecilerin, öğretmenlerin, yazarların ve kitapseverlerin güçlü tepkileri susmadı. Mourdoukoutas daha sonra, kısmi vergi mükellefleri tarafından finanse edilen kütüphanelerin aslında ücretsiz olmadığı hakkındaki tweet'i ile söylemini ikiye katladı.

Kütüphane yandaşı (o kadar saçma bir tanımlama ki onu yazmak zorunda kalacağımı hiç düşünmemiştim) kişiler kütüphanelerin önemi ve gerekliliğini savunmak için telaş içindeler. Vox’ta, Constance Grady, “Neden Halk Kütüphaneleri 2018’de Hâlâ Önemlidir” başlıklı yazısında ayrıntılı olarak yazdığı üzere, kütüphaneler “Finansal okuryazarlık eğitimi ve iş arama yardımı önermekte, İngilizce bilmeyen göçmenlere, Gözetim altında tutulanlara, evsizlere ve evden çıkamayan insanlara hizmet etmektedir.” Özetle kütüphaneler, kütüphane olmaksızın hayatını geliştirecek kaynağa ve bilgiye ulaşması mümkün görünmeyen, kenara itilmiş insanlara, topluluk üyelerine yardım ederler.

Trump yönetimi, kütüphanelerin federal fonlarını etkili bir şekilde ortadan kaldıracak bir bütçe teklifi açıkladı.

Muhafazakârlar, kütüphaneleri kapamayı haklı hale getirmek için vergilerin arkasına saklansalar da nüfus verilerinin güttüğü amaç çok daha şeytani. Kütüphanelerden yararlanan insanların büyük bir kısmı, toplumun en zayıf kesiminden geliyor.  Pew Araştırma Merkezi’nin 2016 yılına ait bir raporuna göre, “Kütüphanelerdeki bilgisayarların ve internet bağlantılarının avantajlarından yararlanan kütüphane kullanıcıları çoğunlukla genç, siyahi, kadın ve düşük gelirli”. Pew Merkezi’nin 2015 çalışmasına göre kütüphaneler, Amerika’da yaşayan düşük gelirli toplulukların yaşamını diğerlerine oranla çok daha fazla etkilerler.

Şubat ayında, Trump yönetimi, evsiz insanlara, bağımlılara, renkli insanlara, göçmenlere ve yoksulluk içindeki insanlara hizmet eden bir kurum olan kütüphanelerin federal fonlarını etkili bir şekilde ortadan kaldıracak bir bütçe teklifi açıkladı. Konu, kütüphanelerin maliyeti ile ilgili değil, muhafazakârların bazı insanların basitçe bu paraya değmediğine inanması hatta daha sinsice, muhafazakârların bu insanların bilgiye ulaşmasından korkmalarıdır.

Ben, sağ kanadın kütüphanelerle ilgili en kötü kâbuslarının doğru olduğuna bir kanıtım: kütüphanem bana, küçük kasabamın cinsiyetçilik ilgili kısıtlanmış fikirlerinin çok ötesinde düşünme yeteneği verdi ve gösterdi ki fakir, eşcinsel, eril merkezli bir kadın için mutluluk ve başarı mümkün.

Louisiana’da anne ve babası çalışan bir çocuk olarak, kütüphane benim bakıcımdı. Erkek kardeşlerim ve ben okuldan sonra yerel kütüphaneye yürürdük ve annemizin bizi oradan alması için beklerdik. Birlikte durmamız ve ev ödevlerimiz yapmamız gerekirdi, ama otomatik kapılar vınlayarak açıldığı anda dağılırdık. Erkek kardeşlerim itişerek bilgisayar alanına doğru giderdi ve zincirinden kurtulmuş olan ben, tüm öğleden sonrayı keşfetmekle geçirirdim. Çocuk bölümünde bir armut koltukta rahatlar, kitap ve dergilerin sayfalarını karıştırırdım.

Orta okulda ailem yandaki kasabaya taşındı. Louisiana Vinton’daki Fontenot Memorial Kütüphanesi, çocukken dolaştığım kütüphaneden önemli ölçüde küçüktü, ama 2006 yılında her gencin istediği bir şeyi sağlıyordu: internet. Ailem evde bir bilgisayarı karşılayamadığından, ben de, şiir yazmak, okul sınavlarını yazdırmak, ve –en önemlisi– Myspace sayfamı düzenlemek için iki saatlik zaman sınır olan kütüphanedeki iki bilgisayardan birini kullandım. Eğer zamanım dolduktan sonra bilgisayarları kimse önceden ayırmadıysa kütüphaneci bana daha fazla zaman tanıyordu ve kapanışa kadar bakınabiliyordum. Matematik öğretmenim sıklıkla yanımdaki bilgisayarı işgal ederdi ve ortak kitap sevgimizi tartışırdık.

O zamanlar, cinselliğimi sorguluyordum. Makyaj yapmıyordum veya saçlarımı düzeltmiyordum ve orta okulda başka bir kız ve benim öpüştüğümüze dair bir laf dolaşıyordu. Çünkü bu kısma baktım, anında okulda lezbiyen olarak etiketlendim. Diğer kız da öpüşmeye katılmış olabilir, ama okulun gözünde, bundan hoşlanan kişi bendim.  Beden dersindeki kızlar gözümden gözlüklerimi aldılar ve gömleklerinin içine koydular. Uzan ve al onları diye alay ettiler. İstediğini biliyorum. İnsanlar okuldan sonra benimle dövmekle tehdit ettiler; bisikletimi sürerken bir çocuk bana şişe fırlattı; arkadaşlarım beni davet etmeyi kestiler.

Tanıdığım tek eşcinsel kişi, televizyon dizisi olan Degrassi’deki Marco idi. Gerçek hayatta başka hiç eşcinsel birisiyle tanışmadım. Louisiana, aynı cinsle birleşmeleri sergileme veya tanımayı yasaklayan bir anayasal değişiklik yaptı, bu şu anlama geliyordu, beni sevecek birini bulsam bile aşkımız yasak olacaktı. O zamanlar bilmiyordum ama 60 kişilik sınıfımızdaki beş öğrenci eşcinseldi. Onlar açığa çıkmak için akıllıca liseyi bitirene kadar beklediler, bu sırada beni istemeyen bir kasabada ve benim için hazır olmayan bir dünyada ben, 13 yaşında açığa çıkmıştım. Karanlık bir delikte boğuldum ve neredeyse bunu sorun etmeyerek kendimden nefret ettim.

Kapitalist sistem, doğası gereği insanlar üzerinden kâr elde eder; kütüphaneler bunun tam tersini yapar.

Kütüphane benim teselli bulduğum yerdi. Benim yaşımdaki çocukların içeri girdiği nadir zamanlar, komşu parkta oynadıktan sonra çeşmeden su içmek içindi. Sonunda kimse beni rahatsız etmeden, yargılamadan veya beni sorularıyla kışkırtmadan nefes alabiliyordum. Kendimi anlamak ve kabullenmek bir savaştı ama geri çekilmek için bir yere sahip olmak paha biçilemezdi. Gizlice ve utanarak kütüphane kataloğunda eşcinsellik ile ilgili bir kitap aradım ama aramam Fontenot’un koleksiyonundaki 14.000 başlıktan 0 sonuç ile sona erdi. İnternet, yine de sınırsız bir bilgi hazinesi idi. PFLAG (Lezbiyen ve Geylerin Aile, Anne Baba ve Arkadaşları), GLAAD (Karalama Karşıtı Gey ve Lezbiyenler Birliği) ve Trevor Projesi’ni buldum. Bu kaynakların sadece varolması, izole edilmiş olmama rağmen yalnız olmadığım güvenini sağladı.

Kapitalist sistem, doğası gereği insanlar üzerinden kâr elde eder; kütüphaneler bunun tam tersini yapar. Kurgu yazarı ve denemeci Kirsten Arnett, “Bir Kütüphaneci Tam Olarak Ne Yapar? Her Şeyi” yazısında, kütüphanecilerin iş tanımını sentezleme girişiminde bulundu. Şöyle yazdı: “Bir kütüphaneci olmanın gerçekliği, sadece oturmak ve barış ve sessizlik içinde hiçbir şey yapmamakla ilgili değildir. Başkalarına yardımcı olmakla ilgilidir. Toplum hizmetidir. Kütüphanecilik 12 şeyi tek seferde yapmanızı ister ve bu projelerin tam ortasındayken vergi formlarından veya tutulma görüntüleyicilerden kalıp kalmadığını merak eder.” Ben büyürken, Fontenot Memorial Kütüphanesi’ne karşılık olarak Amazon mağazası olsaydı, hiçbir zaman kitapları ekonomik olarak karşılayamazdım ve ulaşamazdım. Hiçbir işletme, ticari ürünlerini okuyan ve para ödeyen müşteriler için ayrılan yerleri işgal eden kirli, refakat edilmeyen bir çocuğu istemez.

Cyree Jarelle Johnson’ın Motherboard’da tartıştığı üzere, kütüphaneleri Amazon mağazalarına dönüştürmek sınıf savaşıdır. Johnson’ın kendi kütüphanesi, “otizm spektrum bozukluğu ve hastalığı olan, siyahi işçi sınıfı bir eşcinsel ve anne babası çalışan bir çocuk” için bir vaha olarak hizmet etmiştir. Kütüphanesi ona, okuldan ve evdeki suiistimalden kaçmak için güvenli bir alan sağlıyordu ve ilk defa kendi yansımasını gördüğü eşcinsel ve trans edebiyatına maruz kalıyordu. Johnson, “kütüphane  ve diğer cömert sosyal hizmetler olmasaydı, ihmal edilmek, akranlarımın bir çoğunu yuttuğu gibi, beni de tüketmekle tehdit ediyordu.” diye yazdı. Johnson, kütüphaneci oldu ve  topluluğun ona verdiğini geri verebileceği ve kendisinin zar zor kaçtığı, diğerlerinin ihmal edilmesini önleyebileceği bir yer olan Philadellphia’daki AIDS Kütüphanesinde işe başladı.

Umarım korkarlar çünkü devrim özelleştirilemez.

Seyahat etmenin bir yolu olan okumak hakkında yazan, Alaina Learly, “Malden Halk Kütüphanesinde yetişmiştir”. Ailesinin kısıtlı geliri ve hem kendisinin hem de annesinin özürleri nedeniyle, uzak mesafeli gezilere gitmesi mümkün değildi. Yerel kütüphanesi, bedavaydı, ulaşılabilirdi ve dünyasını genişletmeye imkan sağlıyordu. Leary, şimdilerde, bir engelli eşcinsel eylemci ve kapsamlı edebiyat savunucuları olan bir organizasyonla “We Need Diverse Books(Farklı Kitaplara İhtiyacımız Var)”  ile çalışıyor.  

Benimki, Jonhson’ın i ve Leary’ninki gibi hikâyeler gösteriyor ki, iş kütüphanelere geldiğinde siyasi olan kişisel oluyor. Kütüphaneler hayatları değiştirir. Kenara itilenleri, kenarda tutmak için engeller koyan bir ülkede yaşıyoruz. Hiçbirimiz bugün olduğumuz yerde olmamalıydık, ama kütüphaneler bize bir çıkış yolu sundu, barikatların üzerinden tırmanmak için merdiven sundu. Hikayelerimiz birilerine ilham verirken, muhafazakarlar için kabus olduğuna şüphe yok. Ve umarım korkarlar, çünkü devrim özelleştirilemez.

Çeviren: Hande Erdem

(Electricliterature)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR