Nabokov ve Sinestezik Bir Metni Okuma Rehberi

Nabokov ve Sinestezik Bir Metni Okuma Rehberi


Twitter'da Paylaş
0

Derslerim, başka şeylerin yanı sıra, edebi yapıların gizemi üzerine bir tür soruşturmadır, diyen Nabokov, öykünün sonunda uzun bir es, okuyucuyu hayal gücünün nimetleriyle baş başa bırakan koca bir alan bırakmış ve aradan çekilmiştir.

Güzel kitaplar bir tür yabancı dilde yazılmıştır, diyor Deleuze. Mark Twain ise bir kitabı yayımlayıp yayımlamamak konusunda en çok okurken uyuyakalan adama güvendiğini belirtiyor, on beş dakika içinde kitabı elinden düşürürse asla yayımlamayacağını bilakis yakacağını. Bütün güzel kitaplar yakılmalı öyleyse. Artık hiç kimsenin Deleuze’ün bahsettiği yabancı dille uğraşmaya vakti yok çünkü. Her şey hızlı olmalı. Romanlar çetrefilli kurgularıyla zihni zorlamamalı, öyküler hap gibi kolayca yutulup iz bırakmadan unutulmalı. Talep arzı doğurur neticede ve her şey, Norman Manea’nın deyişiyle, er ya da geç en büyük ortak paydaya uygun hale getirilir. Bir konserve satın alırsınız, üzerinde en aptal adamları hedef alan, konservenin nasıl açılacağına dair talimatlar yazar.1 Belki de bu yüzden pek sevilmez Nabokov. Günümüz insanı yorgundur çünkü. Okumaya bile zoraki vakit ayırabiliyorken bir başkasının yarattığı kaypak zeminde ayakta durmaya mecali yoktur. Sadece onaylanmak ister, kabul görmek. Bir yandan vakit gece oldu mu hiç kimse onun yaşamına tanıklık etmesin diye perdeleri çeker öte yandan okumaya fırsat bulamadığı geniş aralıklarda yaşamını takip edenleri sayar. Kitaplar da onu onaylamak için yazılıyordur nihayetinde. Ömrü on beş dakika bile olsa onun gerçekliğinde yeri olmayan imgeler içermemeli, illa ki gözle görüneni, elle tutulanı anlatmalıdır. Yorum gerektiren metinleri aşırılıkla yahut anlaşılmazlıkla yaftalar, kenara kaldırır. Vazgeçmiştir, sırf güzel kitaplardan değil ona zorluk çıkaran her şeyden. Örneğin, diye söze başlıyor Nabokov, sizin orda oturuyor oluşunuz belki de tamamen benim düşümdür, ve belki de ben sizin kâbusunuzumdur.2

"İşaretler ve Semboller"

"İşaretler ve Semboller"3 öyküsünün The New Yorker tarafından yayımlanmasına müteakip metnin analizine girişen eleştirmenlerin genel eğilimi, öykünün kahramanı genç adamla okuyucu arasında paralellik kurmaya çalışmak ve okuyucu tarafından simge veya sembol olarak algılanabilecek göstergeleri çözümlemektir. Mesela Isaac isminin kullanılması kimine göre Eski Ahit’e, İsrailoğulları’nın atası sayılan Abraham ve Sarah’a atıftır ve Isaac’e Prens demekle Nabokov, yaşamının kırk yılını firavunun tapınağında bir prens olarak geçiren Musa’ya gönderme yapmıştır. Bir başka analize göreyse Prens lakabı, Machiavelli’nin Prens isimli kitabında yer alan “güçlü adam yapılan iyiliği ya affeder ya geri öder” yaklaşımını vurgulamak için kullanılmıştır. Yukarıda verilen örnek, babanın okuduğu Rus gazetesinden metro ve otobüs hattında yaşanan aksamalara, seçilen oyun kartlarından Charlie’nin kim olduğuna, hatta telefonda yanlış basılan tuşun harf kodlarının çözümlenmesine dek geniş bir aralıkta salınır. Takdire değer okur kendisini okuduğu kitaptaki erkek ya da kadınla değil, o kitabı yaratan, kurgulayan akılla özdeşleştirir, der Vladimir Nabokov ve anlaşılan o ki,"İşaretler ve Semboller"in analizine yönelen metinler, öyküyü çoğunlukla karakterlerin bakış açısıyla değerlendirdiğinden, Nabokov’un sözleriyle taban tabana zıttır.

Bir nevi algı değişimidir sinestezi. Nergis gri kokabilir mesela yahut masa dendiğinde zihinde beliren imge dört bacak-tabla değil, hışırdayıp duran şekli şemali oynak, tuhaf bir halat yığını olabilir.

Öyleyse"İşaretler ve Semboller" için kullanılması gerekli yöntem ne olmalıdır? Nabokov, The New Yorker editörü Katharine White’a yazmış olduğu mektupta "İşaretler ve Semboller"in tek değil, iki hikâyesinin olduğunu söyler. İlk hikâye yüzeydedir, sınırları belli yarı şeffaf bir katmandır. İkincisiyse bir görünüp bir kaybolur, arka planda incelikle örülmüştür. Ve metnin semiyolojik okumasını hani neredeyse imkânsız hale getiren, masum, zarif ancak önemli bir ayrıntı, Vladimir Nabokov, sinestettir. Bir nevi algı değişimidir sinestezi. Nergis gri kokabilir mesela yahut masa dendiğinde zihinde beliren imge dört bacak-tabla değil, hışırdayıp duran şekli şemali oynak, tuhaf bir halat yığını olabilir. Bazı araştırmacılarca dil dışı düşünmenin özel bir belirtisi olarak kabul edilirken, bazılarınca tam bir hastalık, anormallik ve mistik bir insan yeteneği, mucize olarak kabul edilir. Arthur Rimbaud, Rimsky Korsakov, Wassily Kandinsky, Vladimir Nabokov, Richard Feynman… Muhtemel bir liste, herhangi bir bilimsel araştırmaya gerek duyulmaksızın yaratıcılıkla sinestezi arasındaki bağı kanıtlar mahiyettedir. Peki ama yazma eyleminde sinestezi nasıl işler? Deneyim özneldir. Öznelden kasıt, sinestet bir bireyin sinestezik algısının öteki sinestetle örtüşmemesi, sayısız farklı varyasyonunun bulunmasıdır. Dolayısıyla sinestezik olmayan bir zihin bu sorunun cevabını asla bilemezken iki sinestetin cevabı da birbirinden farklı ifadeler içerecektir. Kendi deneyimimden hareketle, kelime ve cümleler asla taşıdıkları ilk anlamla sınırlı değildirler. İşaret edilen varlık yahut olgu, iş yazmaya geldi mi zihinde yer alan bambaşka bir imgeyle eşleşir ve ne zaman biteceği belirsiz zincirleme bir süreci başlatır. Bazen saniyelere tekabül eder bazen saatlere. Halihazırdaki bu metnin en başında yer alan iki cümleyi ele alalım. Biri Deleuze’e öteki Twain’e ait iki cümleyi arkası arkasına sıraladığım an, biri kırmızı öteki gri birbirinden farklı iki sıvı, havada asılı duran balon jojede karıştı, alev aldı, söndü. O esnada yazma eylemi devam ettiğinden (eşzamanlılık sebebiyle yaşanan deneyimin aktarılması hayli güç ancak zihnin aynı anda iki yerde birden bulunması olarak özetlenebilir) farkında olmaksızın yazılan cümle, zihinde beliren imgelemi destekler nitelikteydi ve şuna benziyordu; Deleuze ile Twain’i medeniyetle şişmiş cam fanusta reaksiyona soksak elde edilecek ürün ancak is ve dumandır. Ne kadar anlaşılmaz değil mi? Dolayısıyla bu cümle tamamen çıkarıldı, Deleuze ile Twain’in cümleleriyse “bütün güzel kitaplar yakılmalı öyleyse” önermesiyle birbirine bağlandı.4 Herhangi bir metnin içinde böylesi imge yüklü ve bağlantısı noksan cümlelerle karşılaşıldığında genelde ilk yorum, abartılı ve zorlama oldukları yönündedir. Hatta çoğu insan, bu tip cümlelerin uzunca bir düşünme sürecinden sonra ortaya çıktığına ikna olur ve kişi, okuyucuyu etkilemeye çalışmak, sözde bir farklılık yaratmak için böylesi acayip cümleler kurmak, cümlelerin arkasına sığınıp hiçbir şey anlatmamak gibi yargılarla karşılaşır. Elbette bir metin anlaşılır olmalıdır. Tamamı imge yüklü cümlelerle dolu, sadece yazanın zihnini filtreye tabi tutmaksızın aktarmaya hizmet eden bir öykü, deneme ya da roman, edebiyat birikimi açısından, sözcüklerden ibaret bir başka düzene, hukuka atıfla yok hükmündedir.5 Ve böylesi bir sonuç, Sinestet bireylerin kendilerini çok daha özgür bir biçimde ifade edebilecekleri resim, heykel, müzik gibi görsel yahut işitsel alanlara yönelmesine neden olur. İsabetlidir çünkü edebiyat kabaca ifade etmek gerekirse öteki sanat dallarına oranla –otomatik yazım ve atonal müzik arasındaki gibi bazı eşleşmeler istisna tutulmak kaydıyla– çok daha katı sınırlara sahiptir. Dolayısıyla sinestet bir zihnin yazma uğraşının büyük bir kısmını oluşturan, hikâye bulmak ya da düzgün cümleler kurmak değil sayfalarca metni ayıklamak, oradan oraya sıçrayan düşünceleri toparlamak, uzunluğu yirmi satıra varan cümleleri kısaltmaktır. En çok delileri sever o yüzden, meczupları, tuhaf sözler söyleyen tuhaf insanları. Aynen"İşaretler ve Semboller"den alınmış aşağıdaki cümlede olduğu üzere oralarda dinlenir, nefes alır ve oluşan imgeleri dilediğince serbest bırakır.

Vladimir Nabokov’un, aklı dengesi bozuk bir karakter vasıtasıyla nefes aldığı bu satırlarda neyi kast ettiğini anlamak yahut kurduğu bağlantıları ortaya çıkarmak pek olası değildir.

“Milyon kez büyütülmüş kan hücrelerinin siluetleri boş düzlüklerde uçuşur; daha da ötesinde, alabildiğine kunt ve azametli dağlar, varlığının nihai hakikatini granit ve uğuldayan köknar kabilinden özetler.” Kan hücreleri, boş düzlükler, dağlar, granit ve köknar. Vladimir Nabokov’un, aklı dengesi bozuk bir karakter vasıtasıyla nefes aldığı bu satırlarda neyi kast ettiğini anlamak yahut kurduğu bağlantıları ortaya çıkarmak pek olası değildir. Dolayısıyla bu yazıda"İşaretler ve Semboller"de yer alan kodları analiz etme uğraşına girişilmemiş, editörüne yazmış olduğu mektuptan hareketle altta yatan ikinci hikâyeye odaklanılmıştır. Öykü, hem Ekim Devrimi’ni hem Nazi Soykırımını yaşadıktan sonra New York’a yerleşen Rus asıllı Yahudi çiftin, akıl hastanesinde tedavi görmekte olan oğullarına doğum günü hediyesi seçme sıkıntısıyla başlar. Metnin eksenine yerleşecek rahatsızlık, kimliği belirsiz üçüncü kişi anlatıcı tarafından daha ilk satırda vurgulanmıştır. “Akıl sağlığı düzelmeyecek kadar bozuk” genç bir adam vardır karşımızda ve ilk cümle öylesine yargı yüklüdür ki, peşi sıra sökün eden ifadeler, –yazarın ustalıkla metne sızdırdığı ve anlam arayışına girişilmesi herhangi bir yere varmayacak imgelerdir bunlar–, birer mırıltı olarak kalır. Seçilen hediye, meyve jöleli sepet, okuyucunun merakını tatmin etmez elbet anca tetikler. Bu nasıl bir hastalıktır ki, ebeveynler genç adam olarak nitelenen oğulları için ancak altı yedi yaşlarındaki çocuklara uygun görülebilecek bir hediye seçmişlerdir? “Ender bir vakadır.  Etrafında gerçekleşen her şeyin onun kişiliğine ve varoluşuna dair gizli bir gönderme içerdiğini düşünür.”

Yaratıcı mutlaka ihtiyaç duyduğu şeyi yaratandır, der Gilles Deleuze. Vladimir Nabokov, Deleuze’ün saptamasını doğrularcasına “göndergesel mani” ismini verdiği rahatsızlığı kısmen de olsa yaratmış ve öykünün orijinal ismini, tıp literatürüne ait bir kavrama (Signs and Symptoms) gönderme yaparak “Signs and Symbols” olarak seçmiştir.6 Göndergesel mani, Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından Amerikan toplumu baz alınarak hazırlanan ve bütün dünya tarafından benimsenen DSM (psikiyatrik rahatsızlık tanı ölçütleri el kitabı) kriterlerine göre başlı başına bir psikiyatrik hastalık değilse de şizofreni yahut bipolar gibi kişilik bozukluklarını teşhiste kullanılan bulgulardan biriyle (ideas of referance)7   benzerlik gösterir. Aslında Nabokov, kişinin kendini referans alarak ürettiği aşırı düşüncelerin sınırını genişletmiş ve literatürde yer alan “ideas of referance” yahut “delusions of referance” kavramlarını “mania” kavramıyla birleştirerek yarı gerçek yarı hayal ürünü bir rahatsızlık yaratmıştır.8 Rahatsızlığa dair detaylarsa medikal bir makaleyle aynı üsluba sahip paragraftan öğrenilir. “Gerçek insanları komplonun dışında tutar, çünkü kendini diğerlerinden çok daha zeki görür. Her yerde doğa fenomenleri onu takip eder. Gökyüzünde onu sürekli izleyen bulutlar aralarında işaretleşerek birbirlerine onunla ilgili inanılmaz teferruatlı bilgiler aktarır. Ağaçlar alacakaranlıkta onun en gizli düşüncelerini meçhul el kol hareketleri ve parmak alfabesiyle tartışır. Çakıltaşları, izler ya da güneş lekeleri ona iletilmesi gereken mesajları kodlayan korkunç desenler çizer. Her şey bir şifredir ve tema hep odur.” Bu noktaya kadar yapılmış tanım, dış dünyayla uzlaşamayan ve maneviyat arayışı içerisinde sözde gurulara biat eden yahut melek enerjilerinde şifa arayan günümüz insanına çok da yabancı değildir aslında. Son yıllarda milyon dolarlara varan işlem hacmiyle kapitalizmin lokomotiflerinden biri haline gelen bu yeni maneviyat arayışı9 kimilerine göre çılgınlıktır kimilerine göreyse kendini tüketmeye meyilli sistemin doğal bir sonucu. Simyacı’nın Endülüslü çobanı Santiago, Nabokov’un doğal fenomenlerden kendisine işaretler çıkaran genç adamıyla hemen hemen aynı semptomları gösterir aslında. Ne var ki biri özgürdür öteki değil. Manastır gölgesinde uyuyakalmışken gördüğü bir rüyanın peşine düşen Santiago, Nabokov’un genç adamı gibi dört duvar arasında kalmaya zorlanmaz bilakis yola düşüp İspanya’dan Mısır’a uzanan seyahati boyunca evren tarafından gönderilmiş işaretleri okumayı öğrenir.

Sayısı milyonlara varan okur kitlesi, Paul Coelho’nun yarı meczup seyyahında gördüğü azizlik mertebesinden hoşlanır ve elbette karakteri kendisiyle özdeşleştirmekte sakınca görmez. İmza günlerinde Paul Coelho’ya anlatılanlar, okurların tanık olduğu işaretlerdir genelde ve o işaretleri takip etmekle değişen yaşamlar. Nabokov’un genç adamıysa Santiago ile hemen hemen aynı yaşlarda olmasına ve doğal fenomenleri kendine referans almasına rağmen okuyucuyla arasına giren hastane duvarları sebebiyle aşırıdır, anlaşılmazdır, fersah fersah uzaktadır. Uykusuzluk, uyanmanın eşiği değilse nedir? Genç adamın ebeveynleri, ellerinde meyve jöleli sepet eve döndüklerinde uykusuzluktan mustarip karşı karşıya otururlar ve baba, oğullarına ulaşmalarındaki yegane engelin duvarlar olduğunu fark eder. Aralarında süregiden diyalog, gece yarısı arkası arkasına gelen yanlış telefon aramalarıyla yarım kalır. Arayan kimdir bilinmez ve yaratılan gerilim, karşılanmamış bir beklentiyle sona erer. Derslerim, başka şeylerin yanı sıra, edebi yapıların gizemi üzerine bir tür soruşturmadır, diyen Nabokov, öykünün sonunda uzun bir es, okuyucuyu hayal gücünün nimetleriyle baş başa bırakan koca bir alan bırakmış ve aradan çekilmiştir. Sonuç odaklı rasyonalist düşünce yapısıysa tatmin olmaktan uzaktır. Mırıltılar sözcüklerin önüne geçer, git gide yükselir ve rahatsız edici bir uğultuya dönüşür.

Ne olmuştur şimdi? Belki de cevap, Nabokov’un niyetinden hareketle altta yatan ikinci hikâyenin içinde, annenin zihninden geçenlerde saklıdır. Rosa Teyze’nin fotoğrafına bakar anne. Almanlar hem Rosa Teyze’yi hem de değer verdiği herkesi öldürmüşlerdir. Sonra sıra, oğlunun altı ve sekiz yaşlarında çekilmiş fotoğraflarına gelir. Çocuk daha altı yaşındayken insanlar gibi elleri kolları olan mükemmel kuşlar çizmektedir. Savaş esnasında yetişkinlerin dünyasına sıkışıp kalan ve zihninde insana has uzuvlar sebebiyle uçamayan kuşları tasavvur eden çocuk, yetişkinlerin dünyasında dahil olsa da yine kendisinden kaynaklanmayan bir sınırlamayla karşılaşmış ve mücadele edemediği noktada uçmaya meyletmiştir. Dünyaya bir delik açıp kaçmaya yeltenmesi belki de aynen genç adam gibi dış dünyaya tahammülü kalmayınca kendisini banyo penceresinden aşağıya atan Lujin’e10 göndermedir. Çocuk sekiz yaşına geldiğinde koridordaki duvar kâğıtlarından, bir kitapta gördüğü pastoral resimden korkmaktadır. Tasvir edilen resim, Brueghel’in Triumph of Death isimli tablosudur ve taşlı yamaçta yapraksız ağaca asılan, araba tekerleği değil işkence çarkıdır. Çocuk, etrafında olup bitenlerle bu resim bağlantı kurmakta ve yetişkinlerin anlam veremediği korkular üretmektedir. Aradan yıllar geçer ancak bir çocuğun büyüme aşamasındaki masum fobileri olarak görülen korkular çok daha çetrefil ve anlaşılmaz formlarla ebeveynlerin karşısına çıkar. “Etrafındaki her şey ajandır. Bazıları ondan bağımsız gözlemcilerdendir, cam yüzeyler ve durgun havuzlar gibi; bazıları örneğin vitrinlerdeki ceketler, önyargılı şahitlerdir, özbeöz linççilerdir; bazıları (akan sular, fırtınalar) delilik derecesinde histeriktir, ona dair çarpık fikirleri vardır ve garip bir şekilde o ne yaparsa yanlış anlarlar. O sürekli tetikte olmalı, her dakikasını ve hayatının her birimini bu salınımların kodunu kırmaya adamalıdır. Verdiği nefes bile listelenip arşivlenir.” Genç adam, dış dünyayla uzlaşamayan sınır tanımaz hayal gücünü akan sularla, fırtınalarla özdeşleştirir, yansımasını izlediği yüzeylerde kendisine yabancılaşır, boş insan kıyafetlerinde ön yargılı zihinleri görür ve aynen otoimmün rahatsızlıklarda olduğu üzere kendi hayal gücüyle kendi benliğini parçalamaya koyulur.

Bir kez daha sormalı aynı soruyu, Ne olmuştur şimdi? Olağanüstü hayal gücüne sahip bu çocuk yetişkinliğin sınırına gelmiş ve tanıklık ettiği, kendisinden kaynaklanmayan vahşeti saf dışı edebilmek adına kendi benliğini, dış dünyaya dair algısının merkezine yerleştirmiştir. Yine de kanatları yoktur çocuğun, insandan arıtılan bu yeni dünyada zihni önce okulla sonra akıl hastanesinin duvarlarıyla çevrelenmiş ve insanın yol açtığı dehşetlere duyarsızlaşan benliği, doğal fenomenlerden sadece onu hedef alan kötücül kurgular üretmeye başlamıştır. Zihnini ehlileştiremeyen ya delidir ya aşırı. Sabit düşünce kalıplarında yaşamaya alışmış toplum, hayal gücünün en ufak bir izi yakalamaya görsün, muhakkak cezalandırır. Bazıları aklını türlü yerlerde yitirmeyi seçer, hiç kimsenin idrak edemediği dünyalarda yaşamayı. Delirme potansiyeli olan ancak hakkını saklı tutan bazılarıysa o akla sımsıkı sarılıp çocukluğundan beri unutması salık verilen hayallerle yeni dünyalar yaratmayı. Hayaller müdahale kabul etmez o yüzden. Hayalin söze tekabül ettiği noktada anlama kafa yormaksızın söz üzerine söz söylemek, olsa olsa gören bir zihni körlükle terbiyeye meyletmektir. Kör bir zihin gözle görüneni sever çünkü ve gözle görünenin kontrolü mümkünken görmeyi bilen zihnin tahayyülü ve tasavvuru, akıl hastanesinde tutulacak denli ürkütücüdür. Usta yazar, diyor Vladimir Nabokov, kitabını yaratırken kendi hayal gücünü kullandığından, kitabın tüketicisinin de kendi hayal gücünü kullanmak zorunda olması doğal ve adildir. Biraz uzak durmalı ve bu uzaklıktan zevk alırken aynı zamanda herhangi bir başyapıtın iç dokumasının tadını hevesle çıkarmalıyız.

1 Norman Manea, “Yazmak, Hastalık ve Terapi Üzerine”

2 Vladimir Nabokov, “İyi Okurlar ve İyi Yazarlar”

3 Öykü, editör Katharine White’ın müdahalesi sonucunda "Semboller ve İşaretler" ismiyle yayınlanmışsa da sonraki basımlarda isim, bizzat Nabokov tarafından değiştirilmiş ve aslına uygun hale gelmiştir. Bu anlamda editörün isabetsiz bir karar verdiği söylenebilir çünkü Signs and Symbols olan orijinal isim, bir hastalığın belirtilerini sıralamakta kullanılan Signs and Symptoms (Bulgu ve Semptomlar) başlığına göndermedir.

4 Önermenin içerdiği hata, yakıldığı için yayımlanamamış ve dolayısıyla güzel bir kitap nitelemesini kazanamamış bir metnin yakılmasındaki imkansızlık, zihnimde beliren imgelemin niçin başarısız bir kimyasal reaksiyon olduğunu açıklar.

5 Hukuka açık aykırılık taşıyan işlemler yok hükmündedir, hukuk düzeni açısından hiç doğmamıştır.

6 Editör Katharine White’ın başlığı yazarın bilgisi dışında Symbols and Signs olarak değiştirmesinin, metnin içerisine yerleştirilen, tıbbi bir makaleyle aynı üslupta yazılmış uzun paragrafın esprisini yitirmesine sebep olduğu söylenebilir.

7 Türkçe literatüre “Alınganlık Düşünceleri” olarak geçmiştir.

8 Signs and Symbols başlığında yer alan Signs (Bulgular) hakikaten DSM içerisinde yer alan bir bulguyu (Reference – Üzerine alınma) işaret etmekte ancak hastalığın isminde (Referential Mania) yer alan ikinci kısım (mania), başlığın ikinci kısmını vurgularcasına bir sembol olarak kullanılmaktadır.

9 Huffpost tarafından 2013 yılında yapılmış bir araştırmaya göre sadece yoga endüstrisinin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yıllık kârı ortalama yirmi yedi milyon dolar civarındadır.

10 Çoğu analiz buradaki kuşları, Nabokov’un bir dönem kullandığı Sirin (insan bedenine sahip ancak kanatları olan mitolojik varlık) soyadıyla ilintilendirmektedir.

12 Vladimir Nabokov, Lujin’in Savunması, 1930


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR