Napolyon'un Kitapları
11 Temmuz 2018 Edebiyat

Napolyon'un Kitapları


Twitter'da Paylaş
0

Denizcilik alanındaki temel gelişim 13’üncü yüzyılın başında pusulanın ve kıç dümeninin kullanılmaya başlanmasıdır. Bu sayede insanlar yeni ve uzak yollara gitmeye ve ticaretin parasal ağını genişletmeye başladılar. Ticaretin yeni yollarla genişlemesi kuşkusuz daha çok üretim ve daha çok para demekti.
Bilginin yaygınlaşması ise aynı yüzyılda kitap üretiminde kağıt kullanımının yaygınlaşmasıyla mümkün olmuştur. Rulo şeklindeki kitabın yerini ilk önce kodeks almış, kitap üretiminin manastırlardaki el yazmalarından çıkıp kütüphanelere ve üniversitelere kayması, 12’inci yüzyılda İspanya’da ve sonraki yüzyılda esas olarak İtalya’da yayılan kağıt kullanımının parşömenin yerini alması, Ortaçağ’ın erken dönemlerinde gerçekleşmiştir ve matbaanın bulunması kadar önemlidir. Hiç şüphe yok ki kağıdın icat edildiği yer, ipeğin anavatanı sayılan Çin’dir ama kağıdın üzerine işlenen harf ve rakamlarla yani evrensel bilgiyle süslendiği ve matbaanın bulunmasıyla demokratikleştiği yer Avrupa’dır.

Matbaanın icadından 31 Aralık 1500 yılı gecesine dek basılan tüm kitaplara “incunabula” denir. Latince incunabula, basılı kitap tarihinin beşiğini temsil eder. Başka bir deyişle 15’inci yüzyılda basılmış tüm kitapların ortak adıdır. Bilinen ilk incunabula Gutenberg’in kendi matbaasında bastığı “Kitabı Mukaddes”tir. Toplam 1282 sayfa olan kitap iki ciltten oluşur ve her sayfada 42 satırlık iki sütun bulunur.*  Kitabın önemli bir kusuru vardır; basıldığı tarih belirtilmemiştir. Ama bilim adamlarına göre matbaada basılan bu ilk kitabın 1452 ile 1455 yılları arasındaki bir tarihte tezgahtan indiği kesine yakındır. Bu tarihin, İstanbul’un Türkler tarafından alındığı 1453’e çok yakın bir tarih olduğunu hatırlatmak isterim.

Neden hatırlatıyorum ?

İslam Peygamberi tarafından müjdelenmiş bir fetih olan İstanbul’un alınması, Müslüman tarih yapıcılar ve ders kitabı yazıcıları tarafından “eski bir çağı kapatan ve yeni bir çağ açan eylem” olarak adlandırılır. Türkler ve Müslümanlar çağ açan bu fetihle gururlanmayı çok sever. Onlara göre yeni bir çağ açmak Padişahların mübarek kılıcının ucundadır ve Türk ordusu bunu başarmıştır. Her yıl 29 Mayıs’ta, Bizans’tan kalan surlar üzerinde fetih coşkusu yeniden yaşatılır ve Doğu’nun Batı’ya karşı hissettiği eziklik bu yolla telafi edilir.

Oysa tarihin gelişim sürecine baktığımızda görüyoruz ki yeni çağları açmak kılıçla değil kalemle yani bilgiyle mümkün olmuştur. Padişah İkinci Mehmed’in (Fatih) orduları Bizans’ın kapılarından içeri girerken, daha uzaklarda, Avrupa’nın kalbinde ilk kitap basılıyordu ve Gutenberg’in makinesinden çıkan sayfalar, tüm dünyayı kökten değiştirecek asıl ve gerçek değişimin habercisiydi. Incunabula denen basılı kitap tarihi, medeniyetin beşiğini ve bilginin kökenini tümden değiştiriyordu. Tekel kırılıyor, çoğalan ve ucuzlayan kitaplar sayesinde bilgiye ulaşmak kolaylaşıyordu. Nitekim 16 ve 17’inci yüzyılda yayımlanmaya başlanan ve adına “Ansiklopedi” denen hazineler bunun kanıtıydı.  Konuların alfabetik bir sıraya dizildiği ilk ansiklopedi “Dictionnaire Universel” adıyla 1690 yılında Paris’te yayınlandı.

İngilizce’deki ilk ansiklopedi John Harris’in “Lexicon Technicum” adlı yapıtıdır ve 1704 yılında basılmıştır. Günümüzde kağıda basılı ansiklopedilerin yerini evrensel bilginin depolandığı ve herkesin internet üzerinden ulaşabildiği (Türkiye hariç) Vikipedia gibi sanal ansiklopediler almış durumda.

Prof.Dr. Umberto Eco’ya göre kitabın yerini alacak hiçbir şey yok ve bundan sonra icat edilmesi de mümkün değil. Tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibi bir kez bulunduktan sonra daha iyisi yapılamaz. Yazı yazmak elin biyolojik bir uzantısı gibidir; okuma eyleminin gözün devamı olması gibi. Modern icatlarımız olan radyo, TV, sinema ve internet ise vücudumuzun biyolojik bir uzantısı değildir ve hiçbir zaman da olmayacak. Ayrıca okumayı ve yazmayı bilmiyorsak ne bilgisayar kullanabiliriz ne de internete girebiliriz. Kalıcı veri depolama aygıtı olarak da kitaplardan daha güvenilir başka bir şey icat edilmiş değil. Beş yüz yıl önce basılmış bir kitabı bugün okuyabiliriz ama 10 yıl önce kaydedilmiş bir CD-ROM’un içindekilere ulaşmak oldukça zordur.

Kitaplar uygarlığımızın mihrabında kalmaya devam ettikçe insanlık ilerlemeyi sürdürecek. Kitaplardan vazgeçen yahut onları küçümseyen ülkeler ise kahraman arayışına devam edecekler. Napolyon’un mutlak iktidar sergilediği 14 yıl boyunca (1800-1814) Fransa’da yayımlanıp kalıcı olabilmiş tek bir kitap yoktur. Aynı dönemde bestelenmiş doğru dürüst bir müzik eseri, iyi bir tiyatro oyunu da olmamıştır. Ama tarih yapıcılara göre Napolyon harika bir asker ve zeki bir devlet adamıydı.

Ben öyle olduğunu sanmıyorum.

Napolyon, Hitler, Franco ve Mussolini gibiler kitaplardan kurtulamadılar. Bugünküler ve yarınkiler de kurtulamayacak.

 

*Jean-Claude Carriere – Umberto Eco. “Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın” Çeviren: Sosi Dolanoğlu. Can Yayınları. 5.Basım. Mart 2016 İstanbul. s.107


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR