Neil Gaiman'dan Yazın, Kurmaca ve Kütüphanelere Dair

Neil Gaiman'dan Yazın, Kurmaca ve Kütüphanelere Dair


Twitter'da Paylaş
0

Neil Gaiman'ın konuşması öyle umut vericidir ki düşünen, eleştiren, yazan insanlar olarak iyi bir iletişim için dili sonuna kadar eğip bükmek, dili sessizlikleriyle, boşluklarıyla, artıklarıyla, çelişkileriyle ve dolayısıyla bütün olanaklarıyla kavramak, bu bilinçle yazının çemberini genişletme sorumluluğunu seve seve üstleniriz.

Neil Gaiman, bilim kurgu ve fantezi türünü psikanalizle büyük ustalıkla birleştiren en güçlü ve en bilinen adlardan. Modern çağın en ayrıksı, sofistike çizgi roman serisi Sandman'i (1988-1996) on cilt olarak yayımladı. Gaiman, imgelem gücüne özellikle bugünlerde niçin çok ihtiyacımız olduğunu The Reading Agency'ye verdiği konuşmada anlatıyor. Özellikle kurmacanın gücüne ve dönüştürücü özelliğine sıkça değiniyor. Kurmaca ve okumak, Gaiman'a göre her şeyin anahtarıdır. Kurmacanın, okumaya açılan efsunlu bir kapı olduğu düşüncesinden yola çıkan yazar, edebiyatın yaşamla organik ilişkisini, edebiyat-çocuk ilişkilenme biçimini öyle güzel anlatır ki biz de edebiyatın etik işlevini yeniden düşünme fırsatı buluruz. Gaiman'ın bu konuşmasının büyük bölümünü Guardian'dan Türkçeye çevirerek size aktarıyorum. Gaiman'a göre kurmacanın iki önemli kullanımı bulunur. İlki, okumaya yürekten bir davettir. Bir sayfa sonra ne olacağını merak etmek, merakın getirdiği sorularla birlikte sayfaları birbiri ardına devirmek, bunları yaparken yepyeni dünyalar, yepyeni sözcükler öğrenmek, farklı düşüncelere savrulmak ve sayfaları çevirmeye daima devam etmek. Gaiman, geçtiğimiz yıllarda artık yazın-sonrası (post-literate) dönemin tartışılmaya başlandığını, sözcüklerin eskisi kadar önemli olmadığını savunanların çoğaldığını da söyler. Ancak Gaiman'a göre bu yaklaşım, konuşulmaya başlandığı gün itibariyle zayıflamaya başlamıştır bile. Çünkü sözcükler önemlidir, dünyamızda yönümüzü sözcükler belirler ve sözcüklerle bütün yaşam birimleriyle iletişim kurarız. İnsanların birbirlerini hakiki biçimde anlaması ve birbirleriyle iletişim kurması bağlamında tercümenin de sınırlı olduğunu söyler Gaiman ve ekliyor: "Hakiki bir iletişimin yolu iyi okuyan çocuklardan geçer. Okuyan çocuk yetiştirmenin en basit yoluysa onlara okumanın ne kadar keyif verici bir eylem, bir aktivite olduğunu göstermektir. Dolayısıyla, çocukların hoşlanacağı kitapları bulmak ve onlara erişim sağlamak en pratik yoldur."

neil gaiman

"Dünya böyle olmak zorunda değil, işler başka türlü de olabilir."

Çocuklar için kötü yazar kavramının bulunmadığını söyleyen Gaiman, meselenin her çocuğun farklı gözü, farklı okuma biçimi ve eğilimi olduğunun altını çiziyor. Çocuklar, kendilerini besleyecek, kendilerinin hoşuna gideceği hikâyeleri mutlaka bulurlar. Gaiman'a göre önemli olan, çocukların bir kere yazın merdivenine tırmanmalarına izin verilmesi. Ardından gelecek olan edebiyat-çocuk arasındaki o eşsiz ilişkilenme biçimi olacaktır. Gaiman'a göre kurmacanın ikinci kullanımı ve işlevi empati kurmasında yatıyor. Televizyonda ya da öbür medya kanallarında çok rastlamadığımız şey, dünyaya bambaşka insanların, bambaşka arzuların gözünden bakmaktır. Başka'nın dünyasını hem sevinciyle hem sancısıyla üstümüze geçirivermektir. Bu andan itibaren hoşnutsuzlukla da tanışırız belki ona göre. Çünkü rahat yuvamızdan çıkmışızdır artık. Dolayısıyla bireysellikten kolektivizme geçişin ve dünyayı sorgulamanın da yoludur bu çıkış. Gaiman şöyle der: "Dünya böyle olmak zorunda değil, işler başka türlü de olabilir."

neil gaiman

Gaiman, kütüphanelerin dijital dünyaya yenileceğini de düşünmez. Kütüphaneleri köpekbalığına benzetir. Dinozorlar daha dünyada yokken okyanuslarda köpekbalıkları çoktan yaşamını sürdürmeye başlamıştır bile. Dahası onlarınki gibi, kitapların da dışı dayanıklıdır, hemen parçalanmaz.

İşlerin başka türlü olabilmesi için okumanın özgürlük olduğunu işaret ederken, kütüphanelerin özgürlük olduğunu söylüyor Gaiman. Bu görüşe katılmamak imkânsız. Yirmi birinci yüzyılda kütüphaneleri sadece raflardan ibaret olarak görmek, onları dijital kitaplar dünyasında eski moda olarak nitelendirmek kütüphanelerin bilgi alışverişinde nasıl yaşamsal bir bağ yarattığını da yadsımak demektir. Kütüphanelerde kitaplar, belki de buz dağının sadece görünen kısmı. Gaiman da bunu desteklercesine kütüphanelerin bilgi alışverişini yanında, insanların dünyayla pratik ilişkilenmesine zemin hazırladığını söyler. Bilgisayarı, internet bağlantısı olmayan biri kütüphaneye giderek dünyaya bağlanır, iş arayabilir, kütüphanede dünyayı gezebilir. Gaiman, kütüphanelerin dijital dünyaya yenileceğini de düşünmez. Kütüphaneleri köpekbalığına benzetiyor. Bir zamanlar Douglas Adam'ın dijital olmayan, e-kitap olmayan basılı bir kopyanın köpekbalığına benzettiğini anlattığını hatırlatıyor. Köpekbalıkları çok eskidir. Hatta dinozorlar daha dünyada yokken okyanuslarda köpekbalıkları çoktan yaşamını sürdürmeye başlamıştır bile. Elbette bugün de yaşamlarını sürdürürler. Dahası onlarınki gibi, kitapların da dışı dayanıklıdır, hemen parçalanmaz. Kitapları elinize alınca kendinizi iyi hissedersiniz ve bilirsiniz ki yerleri çoktan ayrılmıştır. Kişisel kütüphanenizdeki, halk kütüphanesindeki ya da okul kütüphanesindeki yerlerini alırlar. En çok kişisel olmayan kütüphanelerdeyse akıl sağlığımızı koruruz, diyor Gaiman. Kolektif bir mekânda herkese eşit değer verildiği, her bilginin paylaşıldığı keyifli bir sığınma alanıdır halk ya da okul kütüphanesi. Hatta geleceğe açılan kapıdır bu yerler Gaiman'a göre. Günümüzde pek işlevi kalmadığı savunulan yerel kütüphaneleri kapatmak, geleceği de bir anlamda kapatmaktır. Gaiman konuşmasının sonunda gerçek bir dönüşüm yaratmak istiyorsak hayal kurmaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu üstüne basa basa dile getiriyor. Yetişkinler, yazarlar ve eleştirmenler olarak hayal kurmanın sorumluluğunu taşımalıyız, diyor. Kocaman dünyada ufacık bir atom parçasıysak da hiçbir şey yapamayacak kadar etkisiz ya da güçsüz olduğumuz düşüncesini sevmez. Başka türlü dünya mümkün diyerek imgelem dünyamızın sonsuz olanaklarını kullanmamızı salık verir. Günümüzde en yaygın ve en etkin dijital markaların ―örneğin Google, Apple― önderlerinin ve yetkin insanların bilimkurgu okuyarak bugünlere geldiğini, dolayısıyla edebiyatın, hayal kurmanın ve kütüphanelerinin insan yaşamındaki önemini yadsınamaz olduğunu çok güzel dile getiriyor Gaiman. Dünyayı değiştiren ve değiştirecek olan insandır. Geleceği şekillendiren, bunu yaparken de başkanın mümkünlüğünün sorumluluğunu giyen, edebiyatın empati gücünden yararlanan da insandır. Kitaplar, bu dünyadan yitip gidenlerle iletişime geçmemizin, onlardan dönüştürücü bilgiyi öğrenmemizin en güzel yoludur. Gaiman'ın konuşması öyle umut vericidir ki düşünen, eleştiren, yazan insanlar olarak iyi bir iletişim için dili sonuna kadar eğip bükmek, dili sessizlikleriyle, boşluklarıyla, artıklarıyla, çelişkileriyle ve dolayısıyla bütün olanaklarıyla kavramak, bu bilinçle yazının çemberini genişletmek sorumluluğunu seve seve üstleniriz. Dahası, çocuklara bu genişlik çerçevesinde edebiyatı, kütüphaneleri anlatabilmek aslında güçlü politik bir davranışı da beraberinde getirir. Sonuçta kişisel yazın hevesimizden, edebiyat tutkumuzdan doğan şey, dünyanın tuhaf işlerine dair diyeceği olan güçlü politik bir tutumdur.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR