Netameli Bir İş: Yazmak
17 Haziran 2018 Ne Haber

Netameli Bir İş: Yazmak


Twitter'da Paylaş
0

 Sözcüklerden cümlelere, cümlelerden paragraflara, oradan da büyük karmaşık metinlere ulaşırsın.
Emrah Akkaş
Bugün yeni bir kelime öğrendim. Netameli: gizli tehlikesi olduğu sanılan, başına sık sık kaza gelen anlamları varmış. Düşünüyorum da bu yazmak ya da yazıyor olmak da böyle bir şey olmalı, netameli bir uğraş vesselam. Duygunun, düşüncenin, fikrin en gizli yerine ineceksin, oradan en olmaz denilen cevheri bulup gün yüzüne çıkaracaksın. Bir maden işçisi titizliğinde ya da bir dalgıç özverisinde olacaksın. Yerin bilmem kaç metre altına iniyorsun, elinde bir kazma, başında bir baret, onun üstünde de bir fener, sana ışık oluyor, yol gösteriyor. Ya Allah ya bismillah diye başlıyorsun kazmayı sallamaya, ne çıkarsa artık bahtına… Bazen bir taş, bazen bir su, bir kömür, bazen de toprak, artık her neyse bahtın. Bunların arasında geziniyorsun, elinde kazma ile madenin en iyisini, en kalitelisini bulmak için. Kömür olmazsa olmaz ama, ona ulaşmak da öyle kolay değil ki be kardeşim. Daha çok sallaman gerekiyor kazmayı, daha derine inmelisin. Bir de kömürü diğerlerinden ayıklıyorsun, bir kuyumcu oluyorsun, onun titizliğinde. Kara elmas demişler ya kömüre ha işte öyle kara elması bulana kadar ayıklıyorsun, en dibe iniyorsun, inmelisin, ineceksin. Yazarlık ya da yazma uğraşında kalemin kazma, kâğıt da maden ocağın oluyor. Dalıyorsun içine, çıkıyor senin de yoluna türlü türlü taşlar, sular, kömürler elbette. Kömürün en hasını, en kalitelisini bulmalısın demiştik ya, burada kalemin ucu ne kadar sivri ise o kadar çok kaliteli kömüre, yani söze, sözcüğe ulaşıyorsun, senin kömürün sözcüklerdir artık. Sözcükler arası bir gezegendesin ve orada geziyorsun, en son cevheri, en kaliteli kömürü bulmak için. Ha bir ara yoruluyorsun, kolların kaldırmıyor kazmayı, o zaman da kalemin ucunu sivrileştirmen gerekiyor, yani okumak. Okumak, zihnimizin kalemini sivrileştiren yegâne yoldur. Bu yolda seni, seçkin bir dünya denizine salmayı sağlar. İşte tam burada dalgıçlık giriverir devreye, çıkarsın maden ocağından, elindeki kazmadan arta kalan, sivrileştirdiğin kalemin ucudur. En olunmaz koyların, dehlizlerin arasındasın, önünde türlü türlü güzellikler, görsellikler vardır. Masmavi deniz suyu cezbeder seni, daldıkça dalarsın en derine ama karşındaki öyle madendeki gibi değildir bu sefer: Denizkızları, denizanaları, yengeçler, ahtapotlar oluverir. Her birine bakarsın, her canlı türü kendisine çeker seni, yazı da böyledir işte. Sözcüklerden cümlelere, cümlelerden paragraflara, oradan da büyük karmaşık metinlere ulaşırsın. Sonra onlar oluverir bir öykü, bir şiir, bir roman… Bitti mi sandın bu netameli işin? Hayır. Bitmedi. Bitmez. Bitmeyecek. Bir de kaza yaparsın, yolun düşer tozlu topraklı patikaya. Asla ulaşamazsın asfalta, gel derler, içine içine çekerler seni. Bak burası otoban. Çok geniş, çok rahat bir yol, sen buradan devam et. Ama olur mu hiç öyle, kendi dinginliğinde yürüyeceksin, koşacaksın, hatta bazen sürüneceksin kendi yolunu bulmaya haydi yolun açık ola…

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR