Nursel Duruel'in Öykülerinde "Yekpâre Zaman"
23 Mayıs 2019 Edebiyat Öykü Yazıları

Nursel Duruel'in Öykülerinde "Yekpâre Zaman"


Twitter'da Paylaş
0

Nursel Duruel, oldukça az ama dolu dolu yazıyor; çok üreterek gündemde kalmaktansa, az sayıda nitelikli öyküyle var olmayı ve böyle anılmayı yeğliyor.

Nursel Duruel’i, yıllar önce, o çok sevilen ve öykü sanatının belleğinde ölümsüzleşen "Geyikler, Annem ve Almanya" adlı öyküsüyle tanımıştım.  Küçük bir kızın bakış açısıyla yazılmış olan bu öykü, içtenliği, dilinin ve imgelerinin olağanüstü güzelliğiyle, içindeki sevgi motifleriyle yüreğime kazınmıştı sanki. Bunca yıldan beri birçok kez okuduğum, her okuyuşumda daha farklı ve derin anlamlara ulaştığım "Geyikler, Annem ve Almanya", İmge Öyküler dergisinin 2005’te yazarlar arasında düzenlediği bir soruşturmada, 1980’den o tarihe kadar yazılmış öyküler arasında en beğenilen öykü seçilmişti. Bugün benzer bir oylama yapılsaydı "Geyikler, Annem ve Almanya" öyküsü yine en beğenilen ya da en beğenilenlerden biri olarak seçilirdi bence.

Sadece "Geyikler, Annem ve Almanya"yı değil, Nursel Duruel’in yayımlanmış bütün öykülerini okuduğunuzda, metinlerini ince ince işleyen, yazdığı dile özgün üslubuyla inanılmaz zenginlikler kazandıran, güçlü imgeleriyle metin içi anlamları çoğaltarak öykü sanatını şiirsel boyutlara ulaştıran değerli bir ustayla karşı karşıya olduğunuzu fark edersiniz. Bu yazınsal farkındalığı, Nursel Duruel’in öyküye bakışıyla, metni kurgulama tarzıyla bütünleştirdiğinizde “nitelikli öykü” hakkında zihninizin netlik, duruluk ve ışıltıyla dolduğunu görürsünüz.

Nursel Duruel, oldukça az ama dolu dolu yazıyor; çok üreterek gündemde kalmaktansa, az sayıda nitelikli öyküyle var olmayı ve böyle anılmayı yeğliyor. Bu durum, bence, onun edebiyat sanatına duyduğu derin saygıdan, öykü estetiğine dair hassasiyetinden kaynaklanıyor. Az yazmak /az yayımlamak konusunda içtenlikle şunları dile getiriyor Nursel Duruel: “Çok yazmak, yazdıklarımı sıcağı sıcağına yayımlatmak birinci elden kaygım değil. Zamanın dayanılmaz hız kazandığı günümüzde tutumumun yadırgatıcı olduğunu görüyorum. Yakınmıyorum. Az yayımlıyor olmak, kendi yapımın ve koşullarımın sonucu. Az yayımlamak yazmamak anlamına gelmiyor, yazmadan nasıl yaşanır?”

Nursel Duruel, ülkemizde öykünün yükselmesi, nitelikli çalışmalarla zenginleşmesi için çaba gösteren sanatçıların başında geliyor. “Edebiyatla ilişkim aralıksız ve temelli bir ilişkidir.” diyen Nursel Duruel, âdeta her an edebiyatın içinde yaşıyor. Yazar, çocukluğunda Anadolu’ya yakından tanıklığını ve gençliğinde aldığı arkeoloji eğitimini öykücülüğünü besleyen ana damarlar olarak değerlendiriyor. Çocukluğundan gelen ilk algılarının neler olduğunu anımsamaya çalıştığında; annesinin yüzünün, kalabalık ailesini kuşatan yoğun sevginin ve kırsaldan çeşitli doğa görüntülerinin eş zamanlı olarak belleğinde canlandığını belirtiyor Nursel Duruel. Uçsuz bucaksız kırlar, uzaklardaki dağlar, uykularına sızan börtü böcek sesleri, sular ve sonsuz gökyüzü… Bu bölünmemiş gökyüzü altında uçsuz bucaksız uzanan kırlarda geçen çocukluğu, onda kesintisiz bir zaman algısı oluşturuyor. Nursel Duruel,  böyle bir zamanı yapıtlarının odağına alıyor daima. “Gökyüzü gibi yekpâre bir şey çocuklukta zaman. İnsan saatlere, dakikalara, saniyelere bölmeden önce de böyle algılardı zamanı. İlk insan. Takvimden önceki insan.” sözleriyle Nursel Duruel, çocukların ve ilk insanların zaman algısının benzerliğini vurguluyor. “Doğanın belirlediği, akıp giden büyük bir şeydi zaman…” sözü de onun. Nursel Duruel’in zaman algısı, Tanpınar’ın ünlü dizelerini çağrıştırıyor insana: “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında/ Yekpâre geniş bir ânın parçalanmaz akışında”

nursel duruel

Nursel Duruel’in çocuk ruhunda derin izler bırakan bu zaman algısı, öykülerinde işlediği zamanı şekillendirmiştir. Birçok öyküsünün odağında geniş/sonsuz/yekpâre zamanın yer aldığı ve öykü atmosferinin her noktasına ulaşarak öykünün kılcal damarlarına yayıldığı dikkatimizi çeker.  

“Edebiyat, gerek okur, gerek yazar olarak başka hayatları yaşama olanağı sağlar bize.” diyen Nursel Duruel, öykülerinde insan sevgisini, genç kız ve kadınlar üzerindeki toplumsal baskıyı, geniş sonsuz tekparça zaman anlayışını, göç olgusu ve sonuçlarını, insanın derin yalnızlığını, terk edilmişlik duygusunu, rüyanın, sesin, yazının ve anların içindeki insan hallerini… kendine özgü duru ve şiirsel diliyle işledi.

Geyikler, Annem ve Almanya ile Yazılı Kaya adlı iki öykü kitabıyla Nursel Duruel, öykücülüğümüzün derin sularındaki ustalar arasında en başta gelenlerdendir. Yazarın ilk öyküsü, 1979’da Türk Dili dergisinde yayımlandı. Bu öykü, 1981 Akademi Kitabevi Öykü Ödülü’nü ve 1983 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alan ilk kitabına adını veren "Geyikler, Annem ve Almanya" öyküsüdür. Nursel Duruel, öykünün yazılma serüvenini anlatırken, metni önce çocuk romanı olarak kaleme almayı düşündüğünü; ancak sonra bundan vazgeçip, küçük bir kızın bakış açısı ve anlatımıyla oluşan başka bir metne; bir kısa öyküye dönüştürdüğünü belirtir. “Geyikler, Annem ve Almanya öyküsünde beni yazmaya çağıran ilk etken ya da önde duran tetikleyici, bir kez karşılaştığım, adını bile bilmediğim bir kız çocuğuydu.”  der. Sürekli ağlayan bu küçük kızın ağlama nedenini sorunca, derdini anlatamadığını; dilinin, Türkçesinin yetersiz olduğunu, annesiyle babası Almanya’da çalıştıkları için onu bir süreliğine akrabalarına bırakmak zorunda kaldıklarını söylerler. “Çocuğun çaresiz bakışı uzun süre peşimi bırakmadı; her anımsayışta acı katmerlendi.” diyen Nursel Duruel, yıllar sonra bu imgeden hareketle bir öykü yazdığını, öyküdeki kahramana o küçük kızdan çizgiler kattığını dile getirir. Öyküde, Almanya’ya göç olgusunun çocuk ruhunda yarattığı sarsıntılar; ana- baba sevgisi ve özlem duygusu, Nursel Duruel tarafından inanılmaz güzellikte bir rüya motifi eşliğinde dillendirilir. 

Yıldız Cıbıroğlu’nun, öyküdeki rüya ile ilgili tespitleri önemlidir: “Geyikler Annem ve Almanya öyküsünün rüya bölümündeki imgelemle İÖ 5 bin yılına tarihlenen Çatalhöyük duvar resmindeki imgelem şaşırtıcı benzerliktedir. Biri, günümüze ait bir edebiyat eseri, öteki yedi bin yıl önceki duvar resmidir. İnsanlığın çocukluk döneminden bir duvar resmi ile öykü anlatıcısı çocuğun rüyasındaki ortaklıklar, genlerimizde taşıdığımız kültürün edebiyata izdüşümü… Kolektif bilinçaltından sanat eseri formunda yansıyan birikimin ifadesi… Duruel, Anadolu’nun binlerce yıllık ruhsal ifadesini, öyküye taşımıştır.” Öykünün 1987’de TRT yönetmenlerinden Tuncer Baytok tarafından televizyon filmine uyarlanması, farklı bir sanat olayı olarak dikkat çekti.

Geyikler, Annem ve Almanya kitabının içindeki diğer öyküler; kurgularıyla, öykü kişilerinin ruhsal derinliğiyle, metinlerin ayrıntılarda ifadesini bulan anlam ve imge zenginliğiyle edebiyatımızın en nitelikli öyküleri arasında yer alır. Kitapta yer alan öykülerin adları: "Geyikler, Annem ve Almanya", "03 Nöbeti", "Ölüm Aralarında Kaldı", "Fırıncı Şükriye", "Zaman Aralığında", "Nereye", “Minareden At Beni İn Aşağı Tut Beni”, "Yineleme". Bu kitaptaki sekiz öyküsünde, Nursel Duruel’in kültürümüzün özgün motiflerini dönüştürerek modern, özgün öyküler yazdığı; öykücülüğümüzde yoğun, şiirsel bir tarzın öncüsü olduğu görülür. İnsanın iç derinlikleriyle gündelik hayatın kesişme noktalarında çoğalan anlamlar üzerinden birey-toplum diyalektiğini gözeten yazar, düşlerle gerçekler arasında salınan öykülerinde, kısa anlarda genişleyen o büyük zamanın ardına düşer.

İnsana dair temel konuları; aşkı, ölümü, zamana boyun eğen insanın evrensel sancılarını, sevgiyi, özlemi, kent yaşamına tutunmaya çalışan genç kız ve kadınları, yaşanmamış duyguları, kadınlar üzerinden dile gelen toplumsal dramları, geleneksel rollerine sıkışıp kalan mutluluk maskeli mutsuz kadınları, yitik zaman parçalarını, yalnızlık ve boşluk duygularını ince bir duyarlılıkla işler. Bu duyarlılığa derin bir felsefe de eşlik eder. Özellikle zaman karşısında kadim bilgeliklerden beslenen farklı bir algı dünyası içine çağırır okurunu. Zaman Aralığında öyküsünün ilk cümleleri şöyle: “Bana ZAMAN’dan söz etme. Onu dilim dilim bölüp, her bir parçayı ayrı ayrı ezberleyen düzenli, işbilir, akıllı insanlardan değilim.” Öncesiz, sonrasız, zaman ötesi bir ses duyulur öyküde, “ Ben zamanı bilmem ki, seni hangi zaman aralığında arasam?..” diye sorar.

"Burgaç" adlı öyküsüyle 1990 Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Ödülü’nü alan Nursel Duruel, "Burgaç"ın da içinde yer aldığı sekiz öyküsünü Yazılı Kaya adıyla 1992 yılında kitaplaştırdı. Yazılı Kaya’yı, ilk kitabından yaklaşık on yıl sonra yayımlayan Nursel Duruel’in öyküleri İngilizce, Almanca, Fransızca, Makedonca, Yunanca gibi çeşitli dillere çevrilerek dünya öykü seçkilerine girdi. Eleştirmen Füsun Akatlı, Yazılı Kaya hakkında önemli cümleler kurdu: “Nursel Duruel çok bilinçli bir yazınsal tavır benimsemiş, işi üzerinde enine boyuna düşünmüş olduğu okunuyor öykülerinde. Duyarlık ve işçilik ise, en güçbeğenirlerin beğenisini sınayacak bir nitelik ve düzeye ulaşmış.” Yazılı Kaya içinde yer alan öykülerin adları şöyle: "Ses Maketi", "Su", "Atlarını Sürüp Geldiler (Yol Yenisi)", "Burgaç", "Sen de Oradaydın", "Yedinci", "Çöl ve Yazılı Kâğıtlar", "Yazılı Kaya".

Yazılı Kaya’da, yazarın, ilk kitabına göre daha soyut, daha kapalı anlatımlara, farklı imgelere, sembollere yöneldiği görülür. Yazılı Kaya’da şiirselliğin biraz daha yoğunlaştığı, sezgilere dayanan bir anlatım ve anlamlandırma sürecinin ön planda yer aldığı dikkat çeker. Yazılı Kaya’nın öykülerindeki hüzünlü atmosfer, yazarın dille kurduğu ruhsal, sezgisel, betimsel ve şiirsel ilişki sonucunda oluşur. Bu kitabındaki öykülerin daha kısa ve yoğun olduğu, yazarın az sözcüklü bir evren kurduğu, düşlerden, mitoslardan beslenen, kronolojik zaman algısının dışına çıkan zaman algısını öykülerinin dokusuna yaydığı görülür. Masaldan gerçeğe, gerçekten masala geçişlerle yazar Nursel Duruel. Toplumsal göndermeler ve kadın sorunları vurgusu bu kitaptaki öykülerinde de yer alır.

nursel duruel

Yazılı Kaya’daki "Ses Maketi" öyküsünde, bütün bir hayatın seslere indirgenmesi hayali, sesleri kalıcı kılmanın yollarını arayan sıra dışı bir öykü kişisinin iç dünyasında somutluk kazanır. Yer yer gerçeküstü tonlamalarla ilerleyen öykü, “ses’ten maket tasarımı” gibi özgün, ilginç, sıra dışı ve yaratıcı fikirlerden beslenir. Yazarın radyoculuk deneyimlerinin bu öykünün altyapısını oluşturduğu da bir gerçektir. Nursel Duruel düşüncelerini şu sözlerle ifade eder:  “Programcılıkta ana malzeme sestir. Yazdıklarınızı sese dönüştürmek üzere tasarladıklarınızdır ve bunun kuralları vardır. Bu kurallar içinde çeşitli denemelere girişebilirsiniz. Sürekli biçim araştırması yaparsınız. Bu deneyimlerimin yazma biçimime katkısı olmuştur diye düşünüyorum.” Füsun Akatlı, bu öykünün gerçekçi bir ortam, gerçek ilgi ve etkinlikler, gerçek kişilerle çatılmış olmasına rağmen, gerçek ötesine uzanan yönüne dikkat çeker:

“İnsanları, nesneleri, devinimleri sese indirgemek, indirgemekten çok, ses olarak damıtmak, ses olarak saklamak, o seslerle bir dünya kurmak özlemiyle yaşayan bir dünya adamı… Öykü kişisi olarak uzanıyor gerçeğin ötesine. Oysa soyutlama, yoğun ve sıkı bir anlamlandırmayla eşgüdümlenmiş olduğu için, gerçeğin ve somutun ta kendisinden daha berrak, daha net bir imgeye ulaşılıyor öykünün sonunda. İmgeye… ya da ‘ses’e!”  Nursel Duruel, bir yazarın sesini onun üslubu olarak görür ve ses-yazı-yazar ilişkisine dair şunları söyler: “Yazarın sesi, en çok biçemindedir. Bir yazarı başka yazarlardan ayıran, onu tek ve biricik yapan, öncelikle biçemidir. Satırların, sayfaların arkasından içimize akan, duyar gibi olduğumuz ses, odur.” Ben de bu sesin,  yazarın ölümsüzlüğe kavuşan sesi olduğunu düşünüyorum.

Yazılı Kaya’nın en çarpıcı öykülerinden birinin, içinde yine gerçeküstü sahnelerin yer aldığı "Sen de Oradaydın" adlı öykü olduğu kanısındayım. Bütünüyle doğmak ve doğurmaktan ibaret dişil bir dünya tasarımının yer aldığı bu öykü, yazarın pek çok öyküsündeki gibi kronolojik zamanı parçalayarak geniş sonsuz zamana açılan, kadınların uğradığı toplum baskılarını yer yer bilinç akışı ve iç konuşmalar aracılığıyla dile getiren sıra dışı ve yaratıcı nitelikte bir metin. 

Yazılı Kaya içinde okuru derinden etkileyen öykülerden biri olan "Atlarını da Sürüp Geldiler (Yol Yenisi)" hakkında Necip Tosun’un dikkate değer yorumları vardır:   “Duruel, insanlara hep neyi kaybettiklerini anlatır. Güzelliklerini, doğrularını kaybeden insanlara, çocukluk safiyetinin bozulmamışlığını hatırlatır. Çünkü büyüklerin dünyasında güzellik, kardeşlik, dostluk yoktur. Tarlada bir gelinciğe dokunan çocuk tüm gerçekliği kavrar ama büyüklerin dünyasına ulaşınca, çocuk safiyetini yitirir, kimliğini, benliğini kaybeder ve daracık hayatlarda sıkışıp kalır. Tükene tükene ‘ben kimim?’ sorusuna ulaşır. Ancak bu yolculuğu kurgulayan kimdir, ufuk çizgisini çeken kimdir bilinmez. Sadece yaşanır, çünkü sorular cevapsızdır.”

Yazılı Kaya içindeki "Çöl ve Yazılı Kâğıtlar" adlı öyküde yazarın çok önem verdiği iki kavram; “rüya” ve “zaman” odağa alınır. Metin, kendini okuyanlara şunu da düşündürmektedir bence:  Hayatta bazı şeyler anlaşılamaz, çözümsüz kalır, öylece… Bu da hayatın kendine özgü gerçeklerinden biridir.

Berat Alanyalı, Nursel Duruel öykücülüğünün genel çizgilerini şöyle ifade eder: “Nursel Duruel’in aşk-ölüm-merak-yaratıcılık/kalıcılık kaygısı gibi insana dair temel konular üzerine yazdıkları, masal tadında ya da düş kıvamında harmanlanır, çağdaş öykülere dönüşür. Arkaik ya da güncel insan-ne fark eder-, zaman ve evren karşısında küçücüktür. Yine de sürdürür varoluş çabasını. Toplumsal sorunlara duyarlı yazarın sesi, en soyutlanmış öyküde bile eleştirel vurgu taşır. Fakat şaşmaz bir şekilde iyidir; sevecen… Kayda geçmemiş hayatları da kucaklar onun öyküleri; böylece onları da kayda geçirmiş olur. Bu, yapılası bir şeydir; çünkü insan değerlidir; çünkü kayda geçmemiş hayatların toplamı, bize genlerle geçenlerdir… Yerelden evrensele, soyuttan toplumsala ulaşan bu sürecin yol haritasını izlemek, okur için de heyecan verici bir serüvendir.”

Her iki kitabında yazarın titiz dil işçiliği, akıcı ve duru anlatımı, kendine özgü bir “metin sesi” taşıyan üslubu çok önemlidir. Nursel Duruel kendi dil işçiliği hakkında şunları söyler: “…İlk yazım aşaması bittikten, öykü ortaya çıktıktan sonra işçilik faslı gelir. Bu aşamada hiç yüksünmeden uzun süre oyalanabilirim aynı öyküyle. Nerdeyse cümle cümle ezberimdedir artık. Örneğin, yerine oturmamış bir sözcük iğne gibi batar ve gece yarısı yatağımdan kaldırabilir beni. Kimileri için çok can sıkıcı olabilen bu süreçten ayrı bir tat alıyorum.” Bu özenli, sabırlı ve dikkatli dil işçiliği, Nursel Duruel’in öykülerine büyük bir değer ve zenginlik kazandırmaktadır. İyi yazarlar, yazdıkları eserlerle dili yücelten, dile yeni dokular kazandıran, dilin sözcüklerindeki büyüyü hissedip metinlerinde o büyüyü başka bir düzlemde yeniden üreten kişilerdir. Nursel Duruel, dile yaklaşımıyla, her sözcüğü iğne oyası işlercesine incelikle metnine dokumasıyla, yaşayan iyi yazarlarımız arasında en başta gelenlerden biridir kanımca.

Nursel Duruel, dilin süzüp damıtıldığı, anlamların metnin içerdiği katmanlarda yeni boyutlar kazandığı, yaratıcı okumalar gerektiren öykü türünde yazmayı yeğledi; geniş bir metinsel alana çok sayıda sözcükle yayılan roman türünde herhangi bir eser vermedi. Nursel Duruel için öykü yazmak; heyecanlı, sürprizlerle dolu büyülü bir yolculuk oldu her zaman. Yazma sürecinde, kısacık bir ânın içinde yoğunlaşıp derinleştiğini duyumsadığı “insanlığın tüm zamanlarında” salınmak Nursel Duruel için yazmanın büyüsünü oluşturan bir yaşantıydı daima.

İnsanın sanatsal çabasını ve yazmayı “zamana çentik atmak” sözleriyle tanımlar Nursel Duruel: “Zaman o çentiklerden kimini kısa sürede, kimini çok uzun zamanlar sonra fark edilemeyecek kadar silikleştirecek, başka çentikler arasında seçilemeyecek hale getirecek olsa bile. Her yazarın özgül amacı farklı olabilir; yine de bütün yaratıcı eylemlerin altında toplandığı en geniş şemsiye budur bence.”

Yazma serüveninde öyküye gönül veren Nursel Duruel, bu türü şöyle nitelendirir: “Öykü; kısa boylu, küçük yapılıdır ama güçlüdür. Çevikliğiyle, oynaklığıyla baş etmek zordur. Bir kez içine dalıp yoğunluğunu çözmeye başladığınızda, verdiklerinin tükenmezliğini göreceksiniz. Çaktığı her ışıkta önünüze nice yaşam kesitleri serilecek…”

Öykü ve zaman ilişkisini özlü cümlelerle dile getirir Nursel Duruel: “Öykü, ânı yakalama çabası içinde. Anlar çok önemli. Tek, tekrarlanamaz, yoğun. Çekim güçleriyle tıpkı karadeliklere benziyor. İçlerine saatleri, hatta yüzyılları alabilirler. Bazı öyküler, anların yoğunluğunu yakalamaya, ele geçirmeye, dille yeniden kurmaya çalışıyor, onun tarafından yutulma tehlikesini göze alarak. Benim zaman zaman yapmaya çalıştığım şey; anları betimlemek; öykülemek değil yeniden kurmak…”

Zaman algısının genişliğini, vurgulayan yazar, zamanın edebiyatın temel sorunsallarından biri olduğunu, bunun yanı sıra zamanın edebiyat eserinin tekniğiyle ilgili iç sorunu olduğunu da belirterek sözlerini şöyle sürdürür: “Romanın zamanı, süreç. Öykünün zamanı, an. Öykü yazmak, belki anları mühürlemek arzusudur. Akan büyük zaman içindeki bir anı mühürlemek… Aslında bizim zamanı mühürlememiz olası değil. Kendi belleğimizi, belleğin o anını mühürlemek. Yoksa zamanı kim mühürleyebilir ki?”

Görülüyor ki Nursel Duruel’in öykü türünde karar kılması tesadüf değildir; onun bilinçli bir tutumu ve seçimi söz konusudur. Yazar,  bir sarmalda sonsuza doğru genişleyen “büyük zaman” algısına en uygun yanıtın, öykünün kendi varoluşsal yapısından gelen yanıt olduğunu sezinlemiştir öncelikle. Anların içinde yoğunlaşıp derinleşen zamanı, öykünün yapısına uyumlandırdığı için çok farklı zamansal perspektifler sunan öykülere imzasını atmıştır Nursel Duruel.  Bir bakıma, Cemal Süreya’nın “An ki fıskiyesi sonsuzluğun” dizesini, bilinçli bir yorumla kendi öykü dünyasının merkezine almıştır.

Nursel Duruel’in, daha nice özgün ve derinlikli öykülerle edebiyatımızı zenginleştirmesini diliyorum.

Kaynakça:

Berat Alanyalı, “Yaşarken ve Yazarken Nursel Duruel” sunum, Eskişehir 4. Ulusal Öykü Günleri, 23-24-25 Mayıs 2008.

Berat Alanyalı, “Nursel Duruel Zamanı ve Mühürlenmiş Bellek”, TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı, sunum, 31. 10. 2007.

Banu Yıldıran, “Nursel Duruel’le Konuşma”, Adam Öykü dergisi, sayı 10, Mayıs-Haziran 1997.

Füsun Akatlı, “Öykülerde Dünyalar”, Boyut Yayınları, Mayıs 1998,  s. 176.

Necip Tosun, “Sesler ve Yüzler: Nursel Duruel Öykücülüğü”, Eşik Cini dergisi, sayı 14, Nisan 2008.

Nursel Duruel, “Geyikler, Annem ve Almanya’nın Serüveni”, İmge Öyküler dergisi, sayı: 1, Nisan- Mayıs 2005.

Nursel Duruel, “Füruzan ile Söyleşi,” Sanat Olayı dergisi, 1982.

Tahsin Şimşek, “Edebiyatımızın Yazılı Kaya’sı Nursel Duruel’le ‘Benden İçeri’ Bir Söyleşi”, Afrodisyas Sanat dergisi, sayı 36, Kasım- Aralık 2012.

Yıldız Cıbıroğlu, “Nursel Duruel'in öykülerinde 'genetik kültür' izi” Hürriyet Gösteri dergisi, Sayı: 261, Ağustos 2004.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR