Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Kasım 2024

Edebiyat

Odun Kesmek

Sezen Ergen Breitegger

Paylaş

1

0


İnsan yeterince cesur olabilirse, suratına tükürmek istediklerinin karşısına geçip böyle kendini hayranlıkla izletebiliyor demek ki, diye içimden geçiriyorum.

“Bizim yıllık abonmanımız var, sizin de mi öyle?” diye soruyor Viyana’nın Burg Tiyatrosu’nda karşılaştığım bir tanıdık. “Hayır, ben Bernhard’a hayranım, oyunu çok merak ettim,” diye cevap veriyorum. “Aa ilginç, Bernhard pek bilinmez,” diyor o bana, buna alışkınım artık. Thomas Bernhard, Avusturya’da çok iyi saklanan bir sır. “Bütün dünyada hâlâ üslubunu taklit etmeye çalışıyor insanlar, çok önemli bir Alman yazarı çok etkilemiş, Türkiye’de bile Bernhard’çı romanlar yazılıyor,” deyince Avusturyalıların şaşkınlığı iyice artıyor. Hangi Alman yazar diye devam ediyor genelde sohbet, “Sebald,” diyorum, boş bakışlarla karşılaşacağımdan eminim oysa. 

Viyana’da master öğrenimime başlıyorum, tam burs kazandım, sokaklarda neşeyle geziniyorum. Yıl 2009. Almancam yok denecek seviyede, benim gibi dil meraklısı biri için sorun olmaz, hemen öğrenirim diye düşünüyorum. Almancanın ne kadar zalim ve zor bir dil olduğunu daha tam kavrayamamışım. Öğrencilik kolay, zaten dersler de İngilizce, Almanca için kursa gidiyorum. İlk yılım çok keyifli geçiyor. Asıl dram bir sonraki yıl işe başlayınca ortaya çıkacak. Ofiste sürekli Almanca konuşuluyor, ben sürekli hatalar yapıyorum. Avusturyalılar detaylarda çok titiz, hele hukukçuların dil hatası yapması iyice kabul edilemez. Ofiste “Eskici” öyküsündeki küçük Hasan’ı düşünüyorum sık sık, tuvalete gidip ağlıyorum. “Ağlama be” diyecek biri de yok üstelik. İş hayatında yabancı bir kültürde olmanın, dili bilmemenin bütün ağırlığı altında eziliyorum. Daha önce markette toz şeker yerine pudra şekeri, çamaşır deterjanı yerine yumuşatıcı almak gibi çok güldüğüm şeyler başıma geliyordu, şimdi işyerinde bezdirici davranışlar bu tatlı hataların yerini alıyor. 

Viyana’yı, Avusturya’yı bu boğucu atmosferle özdeşleştirmeye başlamam da bu zamanlara denk geliyor. Normalde kitapları ne zaman aldığımı, ilk ne zaman okuduğumu çok iyi anımsarım. Thomas Bernhard’ı ilk kez ne zaman okuduğumu bir türlü anımsayamıyorum. Anımsadığım tek şey şu, ilk önce Düzelti romanından başlamıştım, bir türlü içine girememiştim. Sonra bir şey oluyor ve Odun Kesmek’i okuyorum. Defalarca. Karşımdaki “Ağlama be” demiyor, bana öfkelenmeyi öğretiyor aksine. Öfke dolu bir ses, Avusturya’dan nefret ediyor. Gözyaşlarımı siliyorum. Berjer koltukta oturmuş bu adam, benim içime oturanları, işimi kaybetmemek için sineye çektiklerimi Avusturyalıların tek tek suratlarına sayıp döküyor sanki. “Hele bu hasta edici uzun kış, şimdi düşünüyorum da ne büyük bir talihsizlikti, onu (…) Viyana’da geçirmiş olmam, içimdeki tüm yazınsal ve tüm felsefi duyguları öldürmüştü.” 

Graben’de bir aşağı bir yukarı yürüyor, Thomas Bernhard’la bir olup Viyanalılara sayıp döküyorum. Buzlar Çözülmeden oyunundaki deli karakterlere benzetiyorum kendimi, bitmeyen bir kış, çözülmeyen buzların altında kaldım. İzmirliyim ben, İstanbul bile bana soğuk geliyordu. Nisan bitmek üzere, şehirden hâlâ kar kalkmamış. Bir türlü sığamadığım, kendimi hiçbir zaman ait hissedemediğim, ilk fırsatta bir ok gibi fırlayıp kendimi İstanbul’a attığım İzmir’i bile sırf güneşi için özlüyorum. Çok cansızım, sonradan düşündüğümde o dönemde aslında bir depresyon geçirdiğimi fark ediyorum. Doktora gidiyorum, kanımdaki D vitamini yedi çıkıyor. Alt sınır otuz olmalıymış. Aklıma Mümtaz geliyor. “Ne kadar muzdarip olursanız olun, güneş bu ızdırabın arasında er geç bir çatlak buluyor, oradan altın bir ejder gibi kayıyor. Sizi iç mahzeninizden çıkarıyor, bir yığın imkânı bir masal gibi anlatıyor.” Zavallı Mümtaz bile güneş sayesinde benden daha iyi durumda. 
İşe gidiyorum, her sabah tuvalette ağlıyor, sonra yüzümü siliyor, iş arkadaşlarım durumu anlamasın diye makyaj yapıp çıkıyorum. Bu ülkeden ikinci dünya savaşının etkileri hiç silinmemiş, öğlen yemeklerinde konuşulan en canlı konulardan. İş arkadaşlarım bazen kahkaha atıyor, ben onlara bakıp bir daha asla böyle içten gülemeyeceğimi düşünüyorum. Romantik Bir Viyana Yazı’nı okuyorum, beni neşelendirecek bir aşk romanı okuyacağımı beklerken deli bir tarihçinin sayıklamalarıyla karşılaşıyorum. Durumuma ne kadar da uyuyor. Avusturya toplumunu da tanıyorum zaman geçtikçe, Bernhard’dan öğrendiklerimin üstüne ekliyorum. Onun yazısının gücünün kaynağını henüz anlamamışım. Thomas Bernhard olmak, Thomas Bernhard’vari bir üslubu taklit etmek için öncelikle onun gibi yürekli olmak gerekiyor. 

Başka toplumları eleştirmek kolay. Ona Avusturya’da “Nestbeschmutzer” yani yuvasını kirleten diyorlar. Avusturya gibi kapalı bir toplumda, büyük öfkeyle kral çıplak diye bağırmak için gereken cesareti ancak yakın zamanlarda tam kavrayabildiğimi sanıyorum. Ben Türkiye’ye hep torpil geçiyorum, ne kadar eleştirsem de sonunda yalnız ve güzel ülkeme karşı yüreğim yumuşuyor, böyle katı bir nefret kuşanamıyorum. O zaman Bernhard’ın bakışlarını üstümde hissediyorum. Yazsana İzmir’le ilgili gerçek düşüncelerini, diyor. Yazamam, ben senin kadar cesur değilim diye cevaplıyorum onu Graben yürüyüşümüzde. Adalet Ağaoğlu var senin kadar cesur, generallerden bile korkmamış, yazmış romanlarını, kendi toplumunu senin kadar sert eleştirmiş, diye ekliyorum. Sen sanatsal bir akşam yemeğinde, o bir düğün gecesinde. “Hadi, atla bakalım. Şu lahmacun kokularından bir an önce uzaklaşalım. Zor uzaklaşırsın. Aile gibidir bir ülke, aile!..” 

Benim yazdıklarıma benziyor gerçekten diyor, gülüyor. Bütün sorgulamalarımın sonunda Türkiye’ye geri dönüyorum, uzunca bir süre kalmak üzere. Avusturya’ya yine de sık sık gidip geliyorum, artık nereye ait olduğumu bilmiyorum. Bernhard’çı üslupla yazılmış romanlar okuyorum, hiçbirini beğenmiyorum. Paragrafsız, uzun, tekrara dayalı metinler değil ki Bernhard’çı üslup diye içimden kavga ediyorum kötü taklitçilerle. Yıllar geçiyor, Viyana’ya ailevi sebeplerle geri geliyoruz. Bu sefer o boğucu iş yok başımda, Avusturya’nın hantallığı, ırkçı partinin ezici zafer kazanmasına gözlerimi kapatmaya çalışıyorum. Şehir de sanki benimle bir hoş geldin oyunu oynuyor. Önce Beckett’in opera uyarlamasını görüyorum ilanlarda. Sonra… Holzfaellen yazısını seçiyor gözüm bir dergide, inanamıyorum. Burg Tiyatrosu’nda Odun Kesmek mi oynayacak? Oyunları anlamama korkusundan onca yıl hiç tiyatroya gitmemiştim. İlk kez o akşam gidiyorum. Geçip oturuyorum yerime. Oyun başlıyor, bir müzikal uyarlama bu aslında. Aktör Odun Kesmek’ten parçalar okuyor, arkada çok güzel müzikler eşliğinde. “Burg Tiyatrosu sanatsal açıdan o kadar uzun süre önce iflas etti ki, diye düşündüm berjer koltukta, bu iflasın ne zaman ortaya çıktığı önemini yitirdi ve Burg Tiyatrosu’nda sahneye çıkan oyuncular, Burg Tiyatrosu’nda her gece sahneye çıkan iflas etmiş kişiler oldular,” diye bağırıyor Burg Tiyatrosu’nda bu gece sahneye çıkan oyuncu. Seyirciler gülüyor. 

İnsan yeterince cesur olabilirse, suratına tükürmek istediklerinin karşısına geçip böyle kendini hayranlıkla izletebiliyor demek ki, diye içimden geçiriyorum. Aklıma Bernhard’ın diğer büyük kahramanı Franz-Josef Murau geliyor. Avusturya’nın kırsal kesiminde avcılık büyük bir hobi, uyum sağlayamıyor Franz buna, Kurak Günler filminde avcıların kovaladığı savcıyı düşünüyorum bir yandan Burg Tiyatrosu’nda otururken. Avusturya’nın kırsal kesimi için kereste de çok önemli, seksenli yıllarda Avusturya’dan kereste ihracatı yapan babama Avusturyalıların “Ich liebe Holz” cümlesini öğrettiklerini anımsıyorum bir anda, bu Avusturya’da bir sloganmış o yıllarda. Odun Kesmek ismi de bir anda ışık gibi çakıyor aklımda, Thomas Bernhard kendi toplumunu elinde baltasıyla hiç acımadan bir odun gibi kesiyor. Almancayı, hatta diyalekt şakalarını bile tamamen anlıyorum. Yendim seni Almanca, işte bu gece tam yendim. 

Thomas Bernhard’la Burg Tiyatrosu’nda buluşunca bu kez mutluluktan ağlıyorum, gözlerimi silmiyorum, bırakıyorum aksın yaşlar.  * Oyundan çıkınca, merdivenlerden aşağıya, dışarı caddeye koşuyorum, daha hızlı ve daha hızlı eski kente doğru ve koşarken neden eski kente koştuğumu bilmiyorum, oysa eski kentin tam aksi yönüne koşmam gerekirdi eve gitmek isteseydim, ama herhalde şimdi ben eve gitmeyi hiç istemiyorum ve bu kış da keşke İstanbul’da kalsaydım, diyorum kendi kendime, her ne olursa olsun İstanbul’da kalmalıydım, eve değil de neden eski kente koştuğumu bilmeden ve kendime, İstanbul bana hep mutluluk, Viyana ise hep mutsuzluk verdi, diyorum ve koşuyorum ve koşuyorum ve koşuyorum, sanki bu ikibinyirmili yıllardan İstanbul’un ikibinsekiz yılına kaçıyorum, ama artık biliyorum ki ben de aslında bir parça Viyanalı oldum, Viyana’nın şimdi benim için birden en iyi, benim en iyi Viyana’m olduğunu ve her zaman nefret ettiğim bu insanların en iyi insanlar olduğunu düşünüyorum, Viyana’dan nefret ettiğimi ve onun gene de dokunaklı olduğunu ve artık eski kentin içinde koşarken bu kentin gene de benim kentim olduğunu ve her zaman benim kentim olarak kalacağını düşünüyorum ve koşuyorum ve koşuyorum ve Burg Tiyatrosu’ndaki bu tiyatro oyununu yazacağımı, onun hakkında ne yazacağımı bilmeden, öylece bir şeyler yazacağımı düşünüyorum ve koşuyorum ve koşuyorum, bu tiyatro oyunu üzerine yazacağım, hemen diye düşünüyorum, şimdi, diye hep, eski kentten koşarak geçerken hemen ve hemen ve hemen, çok geç olmadan.

* Bu pasaj çok büyük ölçüde Sezer Duru çevirisiyle, Odun Kesmek romanının son paragrafından alınmıştır.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

26 Saatte 725 Milyon Dolarlık Resim Sa..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

J. D. Bernal

14 Ekim 2025

Psikanaliz ve Marksizm

Geçmişteki yükselen dalgalarla günümüzdekileri karşılaştırdığımızdaysa kapitalizmin istikrarsızlığı konusunda daha geniş bir farkındalığın oluştuğunu görüyoruz.İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki on yıl boyunca İngiliz entelektüel çevreleri Freud’un kuramlarına teslim oldu. Bir yö..

Devamı..

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Livia Gershon

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024