Oggito’nun Mart Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap
5 Mart 2020 Edebiyat Liste Kitap

Oggito’nun Mart Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap


Twitter'da Paylaş
1

Nevada, Claire Vaye Watkins

Amerikalı yazar Claire Vaye Watkins kitabında kahramanlarının kişisel geçmişiyle bölgenin tarihini iç içe geçirerek Vahşi Batı'nın mitlerini yeniden kuruyor; çölde havai fişek toplayan yaşlı adamlar, hayalet kasabaların zamanla film setlerine dönüştüğü Nevada coğrafyası, kaybolan turistler, Las Vegas’ın ışıltısına kapılan liseli gençler, çöldeki randevuevi sakinleri, hepsi bu mitin bir parçası haline geliyor.

Çölde bulduğu adrese yazdığı mektuplarla yalnızlığını azaltmaya çalışan bir adam, kendini terk eden erkeğin eşyalarını saklayarak yas tutan genç bir kadın, çöldeki randevuevinin kırılgan dengesini varlığıyla altüst eden genç bir İtalyan, ölümden kurtardığı genç kız yüzünden münzevi hayatında ince bir yarık açılan bir adam, annelerinin intiharını atlatamayan iki kız kardeş.

Üstlerinde geçmişin ağırlığını taşıyan bu insanlar, inatçılıkları, şansları ve az da olsa umutlarıyla hayatlarına tutunmaya çalışıyorlar.

Çeviren: Zeynep Baransel, Yüz Kitap, 2020

Günler Aylar Yıllar, Yan Lianke

Günler Aylar Yıllar hayatın zorlukları karşısında hep diri kalabilen bir umudun romanı.
Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.

Çeviren: Erdem Kurtuldu, Jaguar Kitap, Ocak 2020

Top Sende-Sanat Üzerine Yazışmalar, John Berger

“Babam evimizin samanlığında benim için bir atölye yapmadan çok önce orada pinpon masası vardı. Birlikte oynamayı çok severdik. Ben ergendim, o altmışlarındaydı. Aşağı yukarı denk oyunculardık; bazı günler ben kazanırdım, bazı günler de o. Ama maçın sonucunun bir önemi yoktu, bizi oynamaya sevk eden başka bir şeydi: Esas arzumuz şansı ne kadar zorlayabileceğimizi görmek ve alıp verme oyununu bir lütufa çevirmekti. Elbette nadiren böyle oluyordu ama ara sıra oluyordu ve o zamanlarda her şey yerli yerine oturuyordu. Ritim, hareket ve jestler, zamanlama, hepsi tek bir edimin birliğinde toplanıyordu.

“İkimiz de çizimleri pinpon oynadığımızdaki aynı sevinçle ve umutla karşılardık.” – Yves Berger 

Çeviren: Oğuz Tecimen, Metis Yayıncılık, 2020

Kafka’dan Kafka’ya, Maurice Blanchot

Monokl’un kırmızı serisinde Maurice Blanchot Kafka okurları için olağanüstü bir yapıta imza atıyor ve Kafka’yı hiç görülmedik bir halde okurunun karşısına çıkarıyor.

Yazmak gececil şeydir; kendini karanlık güçlere bırakmak demektir, aşağıdaki bölgelere inmek, kendini saf olmayan kucaklaşmalara teslim etmektir. Bütün bu ifadeler Kafka için dolaysız bir hakikati barındırır. Karanlık büyülenmeyi, arzunun iç karartıcı parıltısını, her şeyin radikal ölümle son bulduğu geceleyin zincirlerinden boşanan şeyin tutkusunu çağrıştırır. Peki, aşağının güçleriyle neyi anlar Kafka? Bunu bilmiyoruz. Ama git gide, canlı şeylere susamış ve her türlü hakikati güçten düşürmeye muktedir olarak, sözcükleri ve hayaletimsi bir gerçekliğin yaklaşmasıyla sözcüklerin kullanımını birbirine bağlayacaktır. İşte bu yüzden son yıl arkadaşlarına yazmayı dahi neredeyse bırakacak ve özellikle de kendinden söz etmeyecektir: “Doğru, hiçbir şey yazmıyorum ama gizleyecek bir şeyim olduğundan değil. Her şeyden önce, bunu kendime son yıllarda stratejik nedenlerle bir yasa bellediğim için, sözcüklerime de mektuplarıma da güvenmiyorum; kalbimi pekâlâ insanlarla paylaşmayı istiyorum ama sözcüklerle oynayan ve onu dilleri sarkık, mektupları okuyan hayaletlerle paylaşmak istemiyorum.” Dolayısıyla sonucun kesin bir şekilde şu olması gerekirdi: artık yazmamak. Oysa sonuç bambaşkadır: “Benim için yazmak en zorunlu ve en önemli şeydir.” Ve Kafka, bizlere bu zorunluluğun nedenlerini göstermekten, hatta onları farklı mektuplarında yinelemekten geri kalmadı: eğer yazmayacak olursa delirecekti. Yazmak deliliktir, onun deliliğidir ama bu delilik onun aklıdır…

Kendinden kaçmayı isteyerek kendi saplantısına daha da batan kör uyanıklığıyla edebiyat; eğer varoluş varoluştan çıkma olanaksızlığıysa, varlık her zaman varlığa geri itilen şeyse, dipsiz derinlikte olan şey çokta dipteyse, hâlâ uçurumun temeli olan uçurumsa, kendisine karşı çarenin olmadığı çareyse varoluş saplantısının tek tercümesidir.

Çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Monokl, 2020

Leonardo Da Vinci, Walter Isaacson

Gayrimeşru, eşcinsel, vejetaryen, solak ve dinle arası limoni: Leonardo da Vinci 15 ve 16. yüzyıl için zor bir karakterdi. Ama talep ettiği hoşgörünün karşılığını misliyle verdi.

Dudağı hareket ettiren kasları görmek için kadavraların yüz derilerini yüzdü ve ardından dünyanın en unutulmaz tebessümünü, Mona Lisa’yı yarattı. Işık ışınlarının korneaya çarpışını gözlemledi ve değişken perspektifler kullanarak Son Akşam Yemeği’ni çizdi. Oyunbaz ve saplantılı bir tutkuyla anatomi, fosiller, kuşlar, kalp, uçan makineler, optik, botanik, jeoloji ve silahlar üzerine çığır açıcı çalışmalar yürüten Leonardo, beşerî ile temel bilimler arasındaki çizgiyi aşarak sadece günün Milano ve Floransa’sını büyülemekle kalmadı; onun yolu tüm dünyada yaratıcılık ve yenilikçiliğin yolu oldu.

Domingo Yayıncılık, 2019

Hermann Lauscher-Modern Klasikler, Hermann Hesse

Hesse’nin henüz yirmi yaşında kaleme aldığı Hermann Lauscher (Hermann Lauscher’den Kalan Yazılar ve Şiirler) bir tür “kendini arayış” olarak değerlendirilebilir. Hesse, sonrasında “gençlik günahı” diye nitelediği kitabının ilk baskısına (1900 sonu) yazdığı Önsöz’de Hermann Lauscher’de yer alan metinlerin gizemini şu sözlerle açıklar: “Hermann Lauscher ismi bu kitapla ilk kez kamuoyu önüne çıkıyor. Lauscher’in yabancı bir isimle basılan yazıları, fazla geniş sayılmayacak belli bir okur kitlesince çok iyi bilinmektedir. Ne yazık ki bu dünyadan göçüp gitmiş yazar, sırrını açıklamamı ve ölümünden önce basılmış yazılarını kendisine mal etmemi yasaklamış bulunuyor.”

“Acı kavrayış, kavrayışsızlıktan iyidir ve kim bir kez kendini gözlemleme ve itiraf etmenin tehlikeli yoluna girmişse, beklenmedik ve üzücü de olsa sonuçlarına katlanmalıdır.”

Yıllar içinde Lauscher’e ne zaman bir göz atayım desem, çıkarıp atmak ya da değiştirmek istediğim pasajlarla karşılaştım, örneğin Günlük’ün başındaki Tolstoy üzerine kaleme alınmış, gençliğe özgü, kibirli, aptalca sözler... Ne var ki gençlik portremde geçmişe dönük tahrifat yapma hakkına sahip olduğumu sanmıyorum...

Hermann Hesse, 1933

Çeviren: Kamuran Şipal, Yapı Kredi Yayınları, 2020

çiyil kurtuluş

Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı, Çiyil Kurtuluş

Çiyil Kurtuluş özel bir öykü anlayışını sürdürüyor. Onunki cüretkâr bir dil ve anlatım biçimi. Yalın mı yalın yazıyor ama bildiği hayatlardan çıkardığı ayrıntıları kaçırmadan okunması gerekiyor. Bu arada sözcük zenginliğini de atlamadan.

Uzaktan bakıldığında yere yakın görünüyorsa yanına gidince yüksekte durduğu fark edilebilir. Öykünün tek sözcük fazlası ya da eksiği olmamalı denir, Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı bunun iyi bir örneği.

Şimdiki zamanların yaşam biçimi içine sıkışmış insanlar, kadınlar ve erkekler, hep bozulmanın eşiğinde duran ilişkiler, kırılgan hayatlar. Aslında bilindiği düşünülen ama pek az yazılan günümüz hayatları. Yazarının uzak durup yazdığı, okurun duygusunu hissederek okuduğu öyküler.
Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı bütün bunların yanında, öykücülüğümüzün bugününde bir kusursuzluk arayışı olarak da okunmalı.

Notos Kitap, Şubat 2020

Dünya Edebiyatının Ekolojisi-İlkçağlardan Günümüze, Alexander Beecroft

Bir edebiyatı neler oluşturur? Ulusal edebiyat nedir? Farklı ülkelerin, toplulukların edebiyatları birbiriyle nasıl etkileşime girer? Dünya edebiyatına yönelik okumalar daha çok modern Batı’dan ve Batılı olmayanın Batı modernitesine reaksiyonundan çıkan literatüre odaklanırken Alexander Beecroft, modern öncesi ya da Batılı olmayan (ya da her ikisi) metinlerin nasıl dolaştığını ve anlaşıldığını keşfetmeye dair bir okuma sunuyor. Herhangi bir edebiyatı, yalnızca kapsadığı metinlerin analiziyle anlamanın imkânsız olduğunu savunan Beecroft, bir edebiyatın siyasi, ekonomik, sosyokültürel ve dini çerçevede, aynı zamanda etkileşimde olduğu diğer diller ve edebiyatlarla ilişkisi içerisinde anlaşılabileceğini öne sürüyor.

Beecroft Dünya Edebiyatının Ekolojisi’nde çeşitli boyutlardaki edebi ekolojiler ile edebi metinlerin üretildiği ve dolaşıma girdiği çevreler arasında gezinerek disiplinler arası okumaları teşvik etmeyi; böylece antik, modern, Batılı veya Batılı olmayan edebiyatları çalışan kuramcıların bilimsel bir diyaloğa girmesini amaçlıyor.

Çeviren: Didem Dinçsoy, Koç Üniversitesi Yayınları, 2020

Hayat Sövünce Güzel-Küfrün Şaşırtan Bilimi, Emma Byrne

Psikologlar, sosyologlar ve diğer araştırmacılar tarafından yapılan son araştırmalara göre, akıllıca kullanıldığında küfürler şaşırtıcı faydalar sağlamaktadır. Bu araştırmalar sonucunda, insanlar iletişim kurmaya başladığından beri küfrün kullanıldığı ve bu tarz kelimelerin fiziksel acıyı, kaygıyı azalttığı; fiziksel şiddeti önlediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca insan işbirliğini teşvik etme özellikleri de vardır.

Emma Byrne Hayat Sövünce Güzeldir’de küfrün her yönünü ve neden küfretme ihtiyacı hissettiğimizi eğlenceli bir dille açıklıyor. Küfretmeyi savunan yazar bilimsel deneyler, tarihi vaka çalışmaları hem insanlarda hem de diğer primatlarda dil konusunda yapılan son araştırmaları inceleyerek okuru bir tura çıkarıyor. Farklı kültürler, tabular ve değerler hakkında ilgi çekici açıklamalar yapıyor.

Çeviren: Pelin Vural, The Kitap, 2020

 

Bizans Düşerken, Ferenc Herczeg

29 Mayıs 1453. Bu, Bizans İmparatorluğu'nun çöktüğü gündür. Sultan Mehmet Bizans'ı kuşatmıştır; şehrin alın yazısı artık bellidir. Bu kaçınılmaz tehlike karşısında kahramanlığa yükselen İmparator Konstantin az sayıda fakat sadık yabancı paralı askeriyle bütün gücünü harcayarak kuşatıcılara karşı koymakta onun milleti ve Bizanslı askerleri ise korkak bir kayıtsızlık içinde başlarına geleceği beklemektedir; devletin ileri gelenleri İmparatorun kahramanlık taslayışı ile alay ederler, onlar artık daha ziyade sultandan yanadırlar ve her şeyi ondan beklerler. Bütün bunlardan İmparatorun haberi yoktur. Sultanın elçileri İmparatora ve onunla gitmek isteyen herkese izin vereceklerini bildirir. Ancak sadece iki kişi İmparatora bağlılığını beyan eder. Konstantin dehşet içinde gerçekle yüz yüze gelir ve işte o an Bizans'ı ölüme mahkûm eder: "Biz Tanrı'nın izniyle Bizans'ın son İmparatoru Konstantin dünyaya bildiririz ki milletimizi mahkemeye çektik ve adalet adına Bizans'ı cellât satırıyla ölüme mahkûm eyledik. Edirneli Mehmet cellâdımız olsun. Mezar taşıma şu sözler yazılsın: Bizans'ın son İmparatoru burada yatıyor. Kör olduğu müddetçe yaşadı. Bir gün gözleri açılınca duyduğu tiksinti onu öldürdü."

Çeviren: Sadrettin Karatay, Yeni İnsan Yayınları, 2020


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Süleyman Bayraktar
Güzel Öneriler..
12:15 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR