Oggito'nun Kasım Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap
1 Kasım 2018 Kitap

Oggito'nun Kasım Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap


Twitter'da Paylaş
0

chuck palahniuk

Uydurma Bir Şeyler

Chuck Palahniuk

Amerikalı kült yazar Chuck Palahniuk’un Uydurma Bir Şeyler’de bir araya gelen 23 hikâyesi unutulmayacak, kolay sindirilemeyecek tarzda bir evren çiziyor. Yalnızlığa gömülmüş ve kendi dillerini yaratmak zorunda kalmış karakterler, kapatıldıkları okullar ve “sağaltım” merkezlerinde hayatta kalmaya çalışan çocuklar, iş ve pazarlama dünyasında sattığı ürünle özdeşleşmeye çalışırken en yakınlarına ve kendine yabancılaşmış yetişkinler... Küçük burjuva hayatını kasıp kavuran gizemli salgınların, çöl komünitelerinin ve beden manipülasyonunun sınırlarında gezinen, aynı zamanda kendini de eleştiren yıkıcı bir dil var bu kitapta. Bu sarsıcı hikâyeler okuru Palahniuk’un kurduğu, “güvenlik” vaat etmeyen etkili bir yüzleşme deneyimine davet ediyor. Uydurma Bir Şeyler, kendimiz hakkında uydurduğumuz dünyaya tedirgin edici bir bakış...

Çeviren: Damla Karadeniz

Ayrıntı, 2018

jules verne

Seksen Günde Devriâlem

Jules Verne

Seksen Günde Devriâlem, dünya edebiyatının en ilgi çekici karakterlerinden Phileas Fogg’un macera dolu yolculuğunu anlatıyor. Uçağın henüz icat edilmediği yıllar… Kısıtlı ulaşım koşulları, yolcuları bekleyen tehlikeler… Buna rağmen dünyanın etrafını seksen günde dönebileceğini iddia eden, dahası bütün servetini bu iddiaya yatıran bir adam… Seferlerin herhangi birinde yaşanabilecek en küçük bir gecikmenin her şeyi alt üst edeceği zamana karşı bu yarışı kazanabilecek mi? Phileas Fogg, uşağı Passepartout’yla birlikte kâh fırtınalarla boğuşan buharlı gemilerde, kâh birbirine bağlanmayan demiryolu hatlarında maceradan maceraya atılıyor.

Çeviren: Can Belge

İletişim, Ekim  2018

koji kartani

İzonomi ve Felsefenin Kökenleri

Kojin Karatani

Antik Yunan’ın en önemli merkezlerinden biri olan Atina genellikle felsefenin ve demokrasinin beşiği olarak görülür. Karatani ise bu yaygın görüşü sorgulayarak yeni bir çıkış noktası işaret ediyor: İyonya. Karatani’ye göre Atina’daki sistem günümüz demokrasisinin öncülü olmakla birlikte, aslında İyonya’daki daha eşitlikçi bir sistemin yani izonominin “yozlaşmış” biçimiydi. Atina’daki demokrasi sınıf ayrılıklarını ve köleliği engellemezken, insanların hareket özgürlüğüne sahip olduğu İyonya’daki izonomi gerçek bir ekonomik ve siyasi eşitlik sunuyordu.
Durum buysa, İyonya’daki bu eşitlikçi sistemin yansımalarını erken dönem Yunan filozoflarının düşüncelerinde de görmeyi bekleriz. Nitekim Karatani, Pythagoras’tan Herakleitos’a, Parmenides’ten Sokrates’e birçok filozofa bu ışıkta bakarak onların İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını inceliyor. “İyonya ruhuna” sahip olan filozoflarla bu ruhtan kopmuş olanların düşünce biçimlerini kıyaslıyor.
Peki, bütün bunlar günümüz dünyasında neden önemli? Karatani her şeyden önce, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi sorunları aşabilmek için bunların Antik Yunan’daki prototiplerine bakmak gerektiğini vurguluyor ve bizi reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı uyarıyor: “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.” Bu anlamda Karatani, felsefe tarihine ve antikçağa dair klişeleri yıkmanın yanı sıra okuru kendi çağımıza da farklı bir eleştirel perspektiften bakmaya davet ediyor. 

Çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl

Metis, Ekim 2018

adalet ağaoğlu

Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar

Adalet Ağaoğlu

İlk gençlik yıllarımdan bu yana hemen hep geceleri yazdım. İlkin, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle yaşanan karartma gecelerinde camlara yapıştırılmış ışık geçirmez lâcivert yağlı kâğıtlarda kederli, esrarengiz hayaller göre göre. Televizyonsuz zamanların iç çekim filmleri. Gaz lambalarının –daha sonraları gecelerin kâtibi unvanını verdiğim idare lambalarının– solgun ışığına teşekkürlerle yazdım. Hastaları, yaşlıları, çocukları, hayal ve umutları bekleyerek ağır ağır olanı biteni kayda geçiren geceler kâtibine saygıyla...

Adalet Ağaoğlu’nun Karşılaşmalar dizisi, Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar ile sürüyor. Kendi deyişiyle “trafik saldırısında ölümle de karşılaşan yazarın değinilerini okuyoruz bu kez. Sayfalar arasında farklı dillerle ve Esperanto’yla da karşılaşıyoruz; Kuntay’ın Üç İstanbul ve Tanpınar’ın Mahur Beste’si için Ağaoğlu’nun kurduğu düşsel, muazzam müzelerle de; hayalindeki filmin sinopsisi ve okuduğu kitaplardan altını çizdiği satırlarla da… Adalet Ağaoğlu, her zamanki gibi, yaptığı minik sürprizlerle karşı karşıya bırakıyor yine okurunu.

Everest, Ekim 2018

Özkan EroğluRönesans ve Barok

Özkan Eroğlu

Sanatın tarihindeki en önemli ve olgun ikili yapı, Rönesans ve Barok sanat tavırları arasındadır. Barok sanat, öncesindeki Rönesans’tan Maniyerizm aracılığıyla doğmuştur. Bu anlamda Rönesans bir oluşu temsil ederken, Barok bir bozuluşu temsil eder. Fakat en önemlisi, ortalama 300 yıla yayılan bu iki sanat dönemi arasındaki diyalektik bağlantıdır, böylece üstelik bunu belki de en açık şekilde gerçekleştirdiklerinden ötürü büyük önem noktaları ortaya koyarlar. Bu durumda, karşıtıyla düşünme yönünde, bu iki dönemin sanatı birbirleriyle yan yana getirilebilir ve incelenebilir bir boyut kazanmış da olur. Bunu form anlamında en iyi dile getirenlerden biri Batıdaki sanat tarihi dünyasında Heinrich Wölfflin olmuştur. Bizde ise Mazhar Şevket İpşiroğlu, Wölfflin etkili eğilmiştir özellikle Rönesans sanatına ve tabii olarak bu dönemi ele alırken, Barok sanata da yeri geldikçe vurgular yapmıştır…

Tekhne, Ekim 2018

jane austen

Emma-(Fotoğraflı Klasikler)

Jane Austen

Jane Austen, 1815te, 39 yaşındayken tamamladığı Emma’nın en sevdiği romanı olduğu söyler. Aşk ve Gurur ve Mansfield Parkı gibi romanların yazarının gözbebeğidir Emma. Bir taşra kasabasındaki üç genç kızın gerçek aşkı arayışını anlatan roman, bir yandan insan yaradılışının zayıf yönlerini, bir yandan da 19. yüzyıl İngiliz toplumunun katı ve ikiyüzlü geleneklerini inceden inceye alaya alır.

Büyük İngiliz şairi Lord Tennyson, Jane Austenı, Shakespeareden sonra en büyük İngiliz yazarı diye nitelemişti. Jane Austen külliyatı, Sir Winston Churchillin başucundan eksik olmazdı. Yapıtları çoktan Dünya Klasikleri arasındaki yerini almış olan Austen günümüzde İngiliz edebiyatının Mozartı olarak tanınıyor.

Çeviren: Nihal Yeğinobalı

Can Yayınları, Temmuz 2018

Edebiyat Tarihi

Gördüm Kuşağımın En İyi Beyinlerini

Allen Ginsberg

allen ginsbergBir edebiyat öğretmeniniz var, düşünün ki bu Allen Ginsberg.

1977’de, dönüm noktası şiiri “Howl” ve Jack Kerouac’ın Yolda kitabının yayımlanmasından yirmi yıl sonra, Allen Ginsberg, Beat Generation’ın edebi tarihine dair bir ders vermenin zamanı olduğuna karar verdi. İlk olarak Naropa Enstitüsünde ve daha sonra Brooklyn Kolejinde defalarca öğretmenliğini yaptığı bu dersin yaratılmasıyla Ginsberg, Beat Edebiyatı Tarihini kendi benzersiz üslubuyla sunma fırsatı buldu. Ünlü editör Bill Morgan tarafından derlenip düzenlenen bu eşsiz tarih “Kuşağımın En İyi Beyinleri” haklı alt başlığını taşıyor. Ginsberg yazarların ve şairlerin portresini çizmekle kalmıyor, birbirleriyle ve kendinden önceki edebi tarihle ilintilerini de kimsenin yapamayacağı bir şekilde, herkesten, her öğretmenden duyamayacağımız bir biçim ve dille koyuyor önümüze. Çok açıkçası Ginsberg bize kimseden öğrenmemizin mümkün olmadığı bilgilerle, özel yaşanmışlıklarla bir Edebiyat Tarihi örüyor!

20. Yüzyılın en önemli edebi hareketi olan ve ünü edebiyat tarihinin de ötelerine varmış bir süreci ve kuşağını kişisel ve eleştirel bir bakışla masaya yatırıyor!

Binlerce kitabı tedavülden kaldıracak tek bir kitap düşünün, işte bu o kitap!

Çeviren: Barış Tanyeri

Sub,  2018

ahme mithat

Felatun Bey ile Rakım Efendi

Ahmet Mithat Efendi

Felâtun ve Râkım yakın muhitlerde, biri alafranga özentisi bir babanın elinde, diğeri babası ölünce zor koşullarda, anne ve dadısının fedakârlıklarıyla büyümüş yirmili yaşlarda iki arkadaştır. Felâtun Bey şık giyinmenin, gezip tozmanın peşinde, Batı özentisi bir tiptir; Râkım Efendi ise çalışkan, kendini yetiştirmiş, Doğu ve Batı kültürlerini özümsemiş biridir. Ahmed Midhat Efendi birbirine bütünüyle zıt bu iki tipi çeşitli olaylar içinde, kimi zaman oldukça mizahi bir dille karşılaştırarak ideal bir tip yaratır. Yazarın yaşamöyküsüyle paralellikler de taşıyan roman, Batılılaşma eşiğindeki toplumun meselelerini bu yeni kültürü sindiremeyen alafranga züppe tipiyle ortaya koyar.

İş Kültür, 2018

karl ove knausgaard

Sonbahar

Karl Ove Knausgaard

Yıllarca yaşamış biri için kapı bellidir. Ev belli, bahçe belli, gökyüzü ve deniz bellidir, geceleyin gökyüzünde asılı duran ve çatıların üzerinde parlayan ay bile bellidir. Dünya varlığını dile getirir, fakat kulak asmayız, artık onunla bir olmadığımız, onu kendi parçamız gibi görmediğimizden sanki kayıp gider ellerimizden. Kapıyı açarız, fakat bu artık anlamsızdır, önemsizdir, bir odadan öbürüne girmek için yaptığımız bir şey olmanın ötesine geçmez.

Dünyamızı şimdi olduğu gibi göstermek istiyorum sana: Kapı, yerler, musluk ve lavabo, mutfak penceresi duvarına yakın duran bahçe sandalyesi, güneş, su, ağaçlar. Sen geldiğinde kendi gözlerinle göreceksin, kendi deneyimlerin olacak, kendi yaşamını süreceksin, dolayısıyla hiç kuşkusuz öncelikle kendim için yapıyorum bunu: Sana dünyayı göstermek ufaklık, hayatımı yaşamaya değer kılıyor.

Çeviren: Haydar Şahin

Monokl, Ekim 2018

erhan benerGünbatımı Öyküleri Denizaşırı Öyküler

Erhan Bener

Yalın ve aynı oranda yoğun anlatımıyla, romanlarında gösterdiği ustalığı öykülerinde de sergileyen bir yazar Erhan Bener. 1996 Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü Ödülü’ne değer görülen Günbatımı Öyküleri ve Denizaşırı Öyküler’in yer aldığı Bütün Öykülerinin ikinci cildinde Bener, insanı bütüncü bir biçimde ele aldığı olayları bu kez tam kıvamında bir “mizahla daha da renklendiriyor. Hüzünle ironinin iç içe ilerlediği bu öykülerinde, gözlem gücünün derinliğiyle okurunda saygı uyandırıyor. Erhan Bener, Türk edebiyatının büyük ustalarından biri…

Kırmızı Kedi, Ekim 2018


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR