Oggito'nun Kasım Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap
1 Kasım 2019 Edebiyat Liste Kitap

Oggito'nun Kasım Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap


Twitter'da Paylaş
0

Çağ Geçitleri, Murathan Mungan

Murathan Mungan’ın “Geçerken uğranılacak şiirler değil / geçidini bulacaksın / kendi içinden geçerken,” diyerek açtığı Çağ Geçitleri: Hatıradan hafızaya gidişler, kalışlar, geçişler, geçitler...  Sözün kısası bir ömür. 

“Girişe yazılanlar”, “Taptuk’a yazılanlar”, “Açığa yazılanlar”, “Yaşamın izinde”, “Aşekanın izinde” ve “Kelimelerin takas izi” başlıklı altı bölümden oluşan kitapta doksan şiir yer alıyor. 

Metis, 2019

Rüya Şehirler: Dünyayı Şekillendiren Yedi Tasarım Fikri, Wade Graham

19. yüzyıldan bugüne bazen ütopik, bazen tuhaf ama genelde tartışmalı birçok tasarım fikri kademeli olarak benimsendi ve Dubai’den Tokyo’ya, Londra’dan Los Angeles’a dünyanın her yerindeki şehirlerde uygulandı. Graham bu tasarım fikirlerinin arkasındaki vizyonerlerin ve onların rakiplerinin yaşam öykülerinden yola çıkarak şehir peyzajlarının analizini yapıyor, şehir formlarımızın nereden geldiğini, bizim onları ve onların bizi nasıl şekillendirdiğini göstermeyi amaçlıyor.

Wade Graham şehirler tasarlayıp onları mimari akımlar ışığında anlatırken bütün bunların aslında nasıl yaşamamız, nasıl çalışmamız, nasıl alışveriş yapmamız ve neye inanmamız gerektiğine dair fikirlerin bir dışavurumu olduğunu da gösteriyor. Bertram Goodhue’nun barok fantastik köylerinden, Le Corbusier’nin Işıyan Şehir’ine lüks yeşil banliyöleri, şehir merkezindeki gökdelenleri, boş arazilerin ortasında yapayalnız dikilen yüksek blokları, yepyeni deneyimler vaat eden alışveriş merkezlerini, eko-siteleri, meydanları, dar sokakları, otoyolları bambaşka bir gözle görmemizi sağlıyor.

Canlı, özgün ve genel okura hitap eden bir kültür tarihi sunan Rüya Şehirler şehirleşmiş dünyayı anlamak için bir kılavuz kitap.

Koç Üniversitesi Yayınları, 2019

Gürültülü Yalnızlık, Bohumil Hrabal

Gürültülü Yalnızlık Hašek, Čapek ve Kundera ile beraber yirminci yüzyılın en önemli Çek yazarlarından Bohumil Hrabal’ın otobiyografik başyapıtı.

“Otuz beş yıldır atık kâğıt işinde çalışıyorum, bütün love story’m bu benim.” Hidrolik presinde yıllarca atık kâğıt ve ıskarta kitap presleyerek gayriihtiyari mürekkep yalamış bilge ve berduş bir adamın kitaplarla, geçmişle, halesini yitirmiş dünyayla trajik ama bir o kadar da komik “aşk hikâyesi”.

İhtiyar Haňťa’nın hurda kâğıtlarla dolu mahzeninde daldığı hayaller ve düşüncelerle, çalışırken içtiği biralarla, Prag sokaklarında ve birahanelerinde yâd ettiği hatıralarla gitgide kalabalıklaşan bir yalnızlıkta uzadıkça uzuyor farfaracı tiratları.

Lao Tzu ve Kant, Talmud ve Alman filozoflar, Antik Yunan ve modern Prag. Çingene kızı ve aziz heykelleri, sanat felsefesi profesörü ve lağım fareleri. Tarihin ve toplumun uzak uçları birbirine kavuşuyor Haňťa’nın dolambaçlı monologlarında. Gürültülü Yalnızlık yaşayarak okunmuş ve okuyarak yaşanmış bir ömrün bilgelik ve mizah dolu anlatısı.

Çeviren: Elif Göktepe, Notos, 2019

Aşk, Toni Morrison

Artık kimsenin ayak basmadığı bir otelin ve onun kokular, imgeler, anılar aracılığıyla varlığını sezdiren hayaletinin peşinde gezinen, acı çeken, hayaller kuran, hırslı fakat yorgun kadınların hikâyesi: Aşk.

Nobel ve Pulitzer ödüllü Toni Morrison, aşkın koruyup kollayan, kanat geren, besleyen, yaralayan ve kanatan yönlerini farklı deneyimler, zamanlar ve yüzler aracılığıyla keşfederken, tek bir çatı altındaki kadınların savaşını, kişisel dramını, varoluş mücadelesini ve süreğen bir hesaplaşmaya konu olan fırtınalı ilişkilerini merkeze alıyor.

İncelikli bir kurguyla ilmek ilmek örülen Aşk, kaybedilen ve yeniden inşa edilmeye çabalanan bir dostluğun Morrison'un usta kalemiyle arşınlanmayı bekleyen girift öyküsü.

Çeviren: Püren Özgören, Sel, 2019

Mesleğim Yazarlık, Haruki Murakami

Roman yazmak yüreğinizdeki karanlığın dibine dek inmektir.

Yalnız yapılan bir iş olduğunu söylemek sıradan bir ifade olur ama roman yazmak, özellikle de uzun bir roman yazmak gerçekten de yalnız yapılan bir iştir. Bazen derin bir kuyunun dibinde tek başıma oturuyormuşum gibi bir hisse kapılırım. Ne kimse yardım edebilir bana ne de biri çıkıp “Bugün iyi iş çıkardın,” diyerek sırtımı sıvazlar. Neticede ortaya koyduğum eser birileri tarafından (elbette iyi olmuşsa) övülebilir ama kimse roman yazma işinin kendisini değerlendirmez. Bu, yazarın tek başına sessizce sırtlanacağı bir yüktür. Yaşayan en büyük edebiyatçılardan biri olan Haruki Murakami’den bir meslek olarak “yazarlık”. Tüm yazma heveslilerine ilham verecek tespitlerle dolu, “yazma dersleri” olarak da okunabilecek bir metin. 

Çeviren: Ali Volkan Erdemir, Doğan, 2019

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Yemek Kültürü, Marianna Yerasimos

Seyyâh-ı âlem Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnâme’si 17. yüzyıl Türkçesinin en önemli me­tinlerinden biri olmasının yanı sıra, verdiği bilgiler açısından da son derece zengin bir başvuru kaynağı.

Marianna Yerasimos bu çalışmasında Seyahatnâme’yi didik didik ederek “yılan mâslukası”ndan “abdüsselâm otu”na, “zürâfe-pîçe”den “bühtan kavunu”na varın­caya dek “memduh” yiyecek ve içeceklerin, balıkların, meyvelerin, hamur işlerinin, çorbaların, pilavların, sebzelerin, sofra gereçlerinin, esnafın, taam mekânlarının, kısacası yemeğe ilişkin her şeyin ayrıntılı bir dökümünü yapıyor.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde Yemek Kültürü: Yorumlar ve Sistematik Dizin Evliyâ Çelebi’nin yediklerinin izinde, eşine az rastlanan, lezzetli bir çalışma.

Evliyâ’nın bu kelime oburluğuna Marianna Yerasimos da aynen cevap veriyor. Tabii Evliyâ’nın hiç yapmadığı şekilde, bütün bu kelimeleri araştırıyor: Nereden, hangi kökten gelmiş olmalı, nelerle akraba, ne anlama geliyor? Ama Marianna Yerasimos’un elindeki malzemeyi sınıflandırarak yazdığı bölümler bilgi verdiği kadar eğlenceli de.

YKY, 2019

Yabani Kalbin Yakınlarında, Clarice Lispector

Yaşamı nasıl bir şiir üzerine kurulu olabilirdi? Lídia’nın içinde duyduğu o mırıltı ne söylüyor olabilirdi? Sesi olan kadın sayısız kadınla çarpıldı. Ama son kertede neredeydi kutsallıkları? En zayıfında bile zekâ ile elde edilmemiş bilginin gölgesi vardı. Kör şeylerin zekâsı. Devrilince, denize düşüp bir balığı öldürecek olan diğer taşa vuracak bir taşın gücü. Bazen aynı güç sadece biraz anne ve eş olan kadınlarda da görülebilir, erkeklerin utangaç dişileri, yengesi gibi, Armanda gibi. Yine de o güç, zayıflıktaki birlik… Ah, belki de abartıyordur, kadınların kutsallığı kendine özgü bir şey değildir de var oluşlarında bulunuyordur sadece.

Çeviren: Başak Bingöl Yüce, Monokl, 2019

Whitman’ın Vahşi Çocukları, Neeli Cherkovski

Whitman’ın vahşi çocuklarının her biri birkaç istisna dışında ozan rolünü üstlendi ve kendini direkt olarak Whitman’ın soyundan gelenlerin yoluna yerleştirmiş oldu. Whitman’ın gökten bu şair kabilesine gülümseyerek mutlu bir şekilde baktığını düşünmek istiyorum. Belki de imreniyor, Norse’un Homo’suna hayretle bakıyordur. Belki Everson’ın Katolikliğe karşı verdiği yoğun mücadele karşısında şaşkına dönüyordur. Bukowski’nin kendine olan sonsuz güveni karşısında kafasının karıştığına şüphe yok.

Whitman’ın elinden tutabilsem onu kıtanın Pasifikle buluştuğu Land’s End’e götürüp birkaç şarkı daha yazmasını isterdim. Bana dönüp Çimen Yaprakları’ndan şöyle alıntılayabilirdi:
Walt Whitman bir kozmos, Manhattan için bir evlat,

Kavgacı, besili, şehvetli, yiyici, içici ve üreyici,

Duygusal değil, tepeden bakar değil erkeklere ve kadınlara, durmaz onlardan ayrı,

Edepsiz olduğu kadar edepli.

Sub, 2019

Güzel Ölümün Öyküsü, Ayşegül Devecioğlu

“Yürümeye devam ediyor. Hava eskisi kadar soğuk değil, yakında bahar gelecek, ardından yaz, dünya dönmeye devam edecek. Peki, dünya ne zaman duracak? Yaşamın hep böyle süreceği bilgisi, karanlıkla birlikte derisinden içeri sızıyor. Dünya dönmeye devam edecek. Sabah, gece birbiri ardına, korna böğürtüleri, kaldırımlar, insanlar arasında, bir de o kükreme, betonun, inşaat kepçesinin, polis arabasının, kim bilir neyin.”

Metis, 2019 

Uzağa Gidemem , Meral Saklıyan

Uzağa Gidemem delirmenin hep eşiğinde ama gerçekliğe de sıkı sıkıya bağlı, en insani şeylerle dahi hesaplaşarak, onları kurcalayarak ve gözü karalıktan ödün vermeyerek bağlanan öyküler toplamı. Meral Saklıyan’ın ilk öykü kitabı.

Kitaptaki öyküler tüm ihtişamıyla ilerleyen yaşamların bazen orta yerinde bazense sonunda, zihnimizde devam eden kurgulara yaslıyor başını. Her şey normalmiş gibi çok sıradan, olaylar süregeldiği gibi seyrediyor. Bizi saran gerilimin matematiğini iyi hesaplıyor yazar, tehlikenin her zaman farkındayız ama “tehlike” ne, onu tam bilmiyoruz.

Uzağa Gidemem’deki öyküler yapılan planların, yaşanan hayatların, önümüzde duran gerçeklerin, hesapta olmayan sürprizlerin, bilerek ya da bilmeyerek başımıza gelen gerçeklerin (ister kader diyelim ister tesadüf) bizi aslında özümüze sürüklediğinin ve olayların yine bizler için olduğunun vurgusunu yapıyor. Her yere gidebilirsiniz ama gittiğiniz her yerde bizzat kendiniz de olursunuz.

“Sabah erkenden yola koyuldum. Yapılacak şey belliydi. Spor ayakkabılarımı giyip arka sokaklara seğirttim. Kenar mahallelere doğru. Yanımda çakı bile yoktu. Tenhaydı ortalık. Rengi boz gece­kondunun olduğu sokağı buldum. Kapı aralıktı yine. İçeri girdim. Çiçek desen örtülü tahta masa yerinde duruyordu. Sandalye düzgün konumlanmıştı. Kazma ve küreği göremedim. Tahta kapının demir tokmağını seslice vurmaya başladım.”

Everest, 2019


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR