Oggito'nun Mayıs Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap
3 Mayıs 2019 Liste Kitap

Oggito'nun Mayıs Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap


Twitter'da Paylaş
0

Aramızdaki Ağaç, Sema Kaygusuz

Sema KaygusuzSema Kaygusuz’un düzyazılarını bir araya getirdiği Aramızdaki Ağaç 21 yazıdan oluşuyor.

"Şimdi diyorum ki dost, aramıza koyacağımız udu henüz hak etmedik biz. Meragi’nin bestelediği Şirazi güftelerinden bihaber kan koklayan vahşi hayvanlar gibi kör olası cahilliğimizle ömürsüz güzelliği arıyoruz yüreğimizde. Ne kültürsüzlükle ne de savaşla açıklanabilecek bir nasipsizlik bizimkisi. İnsanı anbean çürüten meraksızlık… Diyorum ki, gel yürekten bir meydan okumayla aramıza ud-i mükemmel’i koyalım. Parçalamak için ama. Telleri sökerek deneyelim önce, ud-i ekmel olalım. Baktık olmuyor, anlayamadık, bir tel daha söküp kâmil olalım. O da olmadı hamlığı göze alıp telsiz bir tekne yapalım seninle, yahu bundan saz olur mu diye birbirimize soralım. O da olmadı öd ağacının kaba kütüğüyle baş başa, bomboş, apaçık, yapyalnız olalım.

Dost. Mümkünse bir ağaç bulunsun aramızda. Kendi ödümüzdeki arzudan başlayalım."

Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen, Metis, Mart 2019

Mehmet Erogluİyi Adamın On Günü, Mehmet Eroğlu

İyi Adamın On Günü, Mehmet Eroğlu’nun dünyasında ayrıksı duracak yeni ve kıymetli bir parça. Katman katman açılan; yalanlarla, hazlarla ve esrarengiz cinayetlerle örülü şaşırtıcı bir polisiye. “Adalet, adalet dedin mi, Alyoşa ya da Mişkin kalmak mümkün değil.”

İletişim, Şubat 2019

Antonin Artaud Antoloji, Jack Hirschman

“Sen değil miydin en kadimimiz olan seni yaşlı ibne? O yüce elin dururken kim sahip olabilirdi bir insanın eline? Usta mı, maymun mu? Usta derim ben, sen ne dersin tanrım? Güzelce kesilmiş ayak tırnaklarından burun deliklere giren parmağına kadar insan elini iyi tanıyan kim? Ya sensin tanrım, ya da senin sonsuzluğundan çok daha önce o eli sikmeyi başarmış biri! insan olmak için bütün hayatı boyunca çaba sarf etmiş biri! Ve ona en büyük ayıbı sen ettin senin için bütün dünyayı kazıp duran terli götüne insandan kesilmiş ve bir maymuna takılmış boklu elinle dokunmana izin veren ona karşı en büyük günahı sen işledin her zaman götüme sokmak istediğin o yüce haç kadar nefret dolu bir şey var mı bu dünyada? Morarmış göt deliğinle bir de gelip konuşuyorsun seni göt meraklısı seni boklu göt seni kılsız göt götünün deliğinden sıçtığın o ruhu benim götüme sokmaya çalıştın seni pis orospu çocuğu seni boklu göt! götünün deliğinden sıçtığını bana layık gördün morarmış göt delikli orospu çocuğu seni! Kıllı maymun elli orospu çocuğu seni! Götünün en derinlerindeki bokları o kıllı maymun ellerinle topladın sırf beni kusturmak için!” 

Çeviren: Berkay Tartıcı, Sup, 2019

Ve Ateş Bizi Tüketiyor, Murat Gülsoy

Sokak lambasının aydınlattığı girişte, gemi tarifesinin yanında asılı olan semt haritası dikkatimi çekti. Kırmızı bir noktanın yanında “Buradasınız” yazılıydı. Ağır ceza reisinin titreyen parmaklarıyla bu kırmızı noktaya dokunduğunu, “Buradayım ama burası neresi?” diye mırıldandığını duyar gibi oldum.
Mevsimlerin hızla değiştiği, hayatın akıp geçtiği bir kış gecesi kaybolan yaşlı komşusunu aramaya çıkan bir adam, yaşadığı mahallenin bildik sokaklarında tekinsiz bir yolculuğa sürüklenir. “78 Nova”nın kadife koltuklarından üniversitenin gizli dehlizlerine, zifirî karanlıktaki bir heykel sergisinden kendi filmini çekenlerin açık hava sinemasına, eski bir sarayın bahçesinden bağlar arasındaki hayal evine ve nihayet yeraltındaki metro inşaatından ölüm kuyularına uzanan bu yolculukta kahramanımız hem yol boyunca karşılaştığı insanların hikâyelerinin bir parçası olacak hem de yaşlı komşusunun kim olduğunu öğrenecektir. 
Murat Gülsoy, sıradan hayatların ardına gizlenen karanlığı, on yıllarca saklanan derin korkuları, yaşlı kalplere gömülmüş hüzünlü aşkları, başkalarının aynasında kendi benliğiyle yüzleşmeyi fantastik, yer yer grotesk bir arayış hikâyesine sığdırırken sırlarla dolu geçmişin kapısını cesaretle aralıyor.

Ve Ateş Bizi Tüketiyor… Gecenin içinde dolananların, gecede kaybolanların romanı…

Can, 2019

Heykel Mekândaki Yumru, Mehmet Yılmaz

Heykel nedir? Bu sanat dalıyla ilgili başlıca unsurlar, kavramlar, teknikler ve yöntemler nelerdir? Biçimsel ve kavramsal açıdan heykel dünden bugüne nasıl bir dönüşüm geçirmiştir? Malzemeyle somutlaşan diğer sanat türleriyle heykelin ilişkisi nasıldır?

‘Heykel olan’ ve ‘heykel olmayan’ arasındaki sınırın belirsiz hale gelmesi yüzünden, kimileri bu soruları yanıtlamanın zorlaştığını, kimileriyse gereksiz hale geldiğini düşünüyor. Kafaların karışık olması doğal; çünkü ‘her şey heykeldir’ ya da ‘her şey heykel olabilir’ gibi bir algının, ortamın içindeyiz.

Mehmet Yılmaz, ele aldığı konuları kolay anlaşılır bir dille anlatıyor. Temel teknik uygulamaları görseller eşliğinde açıklıyor; simgesel önemdeki örnekler üzerinden ilerleyerek konuyu adım adım güncele taşıyor.

Ana uğraşı heykel olanların yanı sıra çağdaş kültürle ilgilenenler için de bir başvuru kitabı.

Ütopya, Şubat 2019

Venedik Taciri, William Shakespeare

Shakespeare ile aramızdaki kültürel, coğrafi, zamansal ve algısal mesafeleri kapatmanın bir yolu yok belki, ama onun dünya ile sahne arasında kurduğu dönüşüm mekânlarındaki yansımalar oyununa yeni bir çevirinin yer değiştiren kelimeleriyle katılmaya davet ediyoruz sizi. Bulduğu her aralıkta sonsuzca dönüşen ve yaratan saf şiirin dramla bedenlenmiş oyununa.

Çeviren: Emine Ayhan, Alfa, Ocak 2019

Başkası Adına Konuşma Haysiyetsizliği, Ömer Faruk

Ayrıntı Yayınları’nı kuran ve yirmi yıl yöneten Ömer Faruk’un yeni deneme kitabı: Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği.

Ömer Faruk bu hayli iddialı kitabında çatışmalı toplumsallıkların kökeninde siyasi değil düşünce krizi olduğunu öne sürerek bizi düşünce üzerine düşünmeye davet ediyor. Ona göre düşünce kendisi üzerine düşünmediği sürece düşünmüş sayılamaz. Düşüncedeki bu kritik eşik aşılamadığı sürece de “sürekli kriz” durumundan çıkılamaz.
Yazar, düşüncenin düşünene hükmetmesi ile düşünenin düşünceye hükmetmesi arasındaki artan mesafenin “sürekli kriz” in temel nedeni olduğunu belirtiyor. Tüm düşünce tarihini arkalayan bu gerilim sorunsallaştırılmadığı sürece de “sürekli kriz” durumundan çıkılamayacağını söylüyor.

Ve mevcut tartışma ortamını devlet olmaya/almaya yönelik siyasetin dışarısına, haysiyetli bir başlangıç noktasına, düşünenin düşünceye hükmetmesi boyutuna davet ediyor.
Türkçe’ de ilk kez dillendirilen ve mutlaka kulak verilmesi gereken özgün bir tez!

Altıkırkbeş, Şubat 2019

Rüzgârlar Hep Gençtir, Zülfü Livaneli

Evrensel bir ezgidir Zülfü Livaneli,
Ya da eşsiz bir film karesi,
Belki de sonu gelsin istemediğimiz bir romandır o.
Ama en çok da umuttur.
Hep genç kalan, gençlikle çoğalan, her dokunduğuna çiçek açtıran umutlu bir rüzgâr.

Dex, 2019

Fizik İçin Serenad: Büyük Fikirler ve Yaratıcıları, Wolfgang Rössler

Fiziğin de kendine has bir tarihi var. Bu tarih başarılara ve hezimetlere, umutlara ve yıkılan hayallere, kırgınlıklara ve kıskançlıklara, cömertliğe ve güçlü karakterlere, yaratıcı düşünceye, kısacası insana dair her şeye sahne oldu.

Wolfgang Rössler, büyük buluşları, fizikte çığır açan fikirleri, tarihî dönüm noktalarını anlaşılır bir dille özetlerken, bunlara imza atan büyük fizikçileri tanıtıyor. Kitabın geniş kapsamı içinde Newton ve Galileo da yer alıyor, Einstein, Feynman, Fermi ve Bohr da. Faraday ve Maxwell’den Schrödinger, Dirac, Heisenberg ve Pauli’ye uzanan geniş bir yelpazede, antik dönemde bilim alanında ortaya atılan ilk fikirlerden uzay ve zamanın, ışık ve ısının doğasına uzanan bütün temel fizik soruları ilişki içinde sunuluyor. Atomun keşfinden kuantum mekaniği formüllerine, yıldızlı gökyüzünde yapılan basit gözlemlerden modern astronomi ve kozmoloji keşiflerine giden yol neden-sonuç ilişkisi içinde ortaya konuyor.

Fikirler zaman zaman soyut olsa da, dünyayı anlamanın en etkili yolu olan fizik her açıdan yaşamı ve insanlığı yansıtır. Fizik İçin Serenad bu mucizevi gerçekliği gözler önüne seriyor.

Wolfgang Rössler, Linz Johannes Kepler Üniversitesi’nde çalıştı. Çeşitli liselerde fizik dersleri veriyor.

Çeviren: Mehmet Doğan, Boğaziçi, Şubat 2019

Heidegger’in Politik Ontolojisi, Pierre Bourdieu

Heidegger'in Marksist yabancılaşma kavramının karşısına koyduğu, tipik bir Heidegger stratejisi olan radikalleşerek (sahte) aşma'dır: Marx'ın tarif ettiği şekliyle (hâlâ epey bir “antropolojik” olan) "yabancılaşma deneyimi"ni, insanın aslî ve en radikal yabancılaşmasında, yani Varlığın hakikatinin unutulmasında temellendiren "temel ontoloji", radikalliğin en alasını temsil etmez mi?..  

Heidegger’in yeni-Kantçılara yönelik stratejisine son derece beneyen bu stratejide, völkisch anlamıyla ''köksüzleşmeye'' indirgenen "yabancılaşma", Dasein’ın "ontolojik-varoluşsal yapısı" olarak, yani ontolojik noksanlık olarak teşkil edilir. Ancak, tarihin ontolojikleştirilmesine yönelik bir sosyodise biçiminde politik bir işlev görmesinin ötesinde, bu stratejik ödünç alma, son derece Heidegger'e has olan bir diğer etkinin hakikatini de göz önüne serer: Konformizme en sağlam meşruluğu sağlayan, mümkün tüm radikal hareketlerin (aslında aşılmadan, sözde) aşılması.

Ontolojik yabancılaşmayı her türden yabancılaşmanın temeli haline getirmek, hem ekonomik yabancılaşmayı hem de bu yabancılaşma üzerine yapılacak her türden tartışmayı gerçeklikten [maddiyattan] uzaklaştırır ve sıradanlaştırır; üstelik Heidegger bunu her tür devrimci aşmayı radikal ama hayali bir şekilde aşarak yapar.

Çeviren: Aslı Sümer, Monokl, 2019

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR