Oggito'nun Şubat Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap
1 Şubat 2019 Kitap

Oggito'nun Şubat Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap


Twitter'da Paylaş
0

Hong Kong-İstanbul

Şehri Şahsileştirmek

Asuman Suner

Basit bir ön kabulden yola çıkıyorum: Bir şehri görebilmek için başka bir şehre ihtiyaç var. İnsan bir şehre yaşamak üzere gittiyse, o şehrin gündelik hayat pratiğini öğrenmek zorunda. Şehre dikkatle, merakla, ısrarla bakmak demek bu... Ve insan yabancı bir şehre dikkatle bakarken, karşısında bir diğer şehrin silueti belirir daima. Kişinin kendi şehridir bu. Bazen içinde doğduğu, büyüdüğü, bazen bir süre yaşadığı, güçlü duygular beslediği, bir imge olarak zihninde yer etmiş, bir çeşit aidiyet hissiyle bağlı olduğu şehir. İnsan “kendi” şehrini sanki ilk kez şimdi gerçekten anlamaya başlıyormuş hissine kapılır. Aşina ve yakın olan, mesafe alındığında ve farklı olanın merceğinden bakınca yeni bir anlam kazanır.

Bu kitap, Hong Kong ile İstanbul’un geçtiğimiz otuz yıldaki küresel süreçlere eklemlenme çabalarını yan yana koyma denemesi belki. Ağırlık Hong Kong’a veriliyor; bir anlamda okurun İstanbul’a son otuz yılda benzer küreselleşme süreçlerinden geçmiş Asya’nın diğer ucundaki bir liman kentinin, Hong Kong’un merceğinden bakması mümkün kılınmaya çalışılıyor. İki kent arasındaki benzerlikler kadar farklılıkların da İstanbul’u değerlendirirken yeni bir perspektif sunabileceğini ümit ediyorum.

– Asuman Suner

Metis, Aralık 2018

pessoa

Başıboş Bir Yolculuktan Notlar

Fernando Pessoa

Başıboş Bir Yolculuktan Notlar, yirminci yüzyıl edebiyatının köşe taşlarından Fernando Pessoa’nın geride bıraktığı on binlerce sayfanın satırlarından metinler arası boşluklara seken, kasti bir düzensizlikte çizilmiş baş döndürücü güzergâhıyla okurlara ayna sunan, zaman ve boşluk bıraksın diye derlendi.

Kendinin hem mahkûmu hem firarisi çağımız insanının sergüzeştine Pessoa’nın gözünden bakmak isteyen her bir okur, “kendinin meçhulü” Pessoa’nın bu başıboş yolculuğunun yolcusudur.

Çeviren: Işık Ergüden, Sel, Aralık 2018

Mavi Anadolu

Azra Erhat

“Çanakkale’den Antakya’ya, İstanbul’dan Hopa’ya, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarınca gidelim, Anadolu topraklarını, düzlük, yayla, dağ, ırmak veya göl olsun karış karış dolaşalım, binlerce yıllık bir tarihin izlerini taşımayan bir karış toprağa rastlamayız. Ne mutlu Anadoluluyum diyene, yazasım geliyor. Öyle ya, uygarlıkların dolup kaynaştığı bu toprak üzerinde dünyaya gelmek, onların beşiğinde çeşitli kültürlerin seslerinden bir ninni ile sallanmak az mutluluk mu?”

Anadolu sevdalısı yolcuların yeni rotaları Mavi Anadolu... Azra Erhat, Troya’dan Akdeniz kıyılarına uzanan yolculuklarında Anadolu topraklarında yaşamış uygarlıkların izini sürüyor. Tohumlarını Halikarnas Balıkçısı’nın ektiği “Mavi Anadolu” anlayışını sürdürerek Anadolu’yu dile getirdiği yazılarıyla günümüze aktaran Azra Erhat, adım adım gezdiği bu toprakları mitolojisi, tarihi ve edebiyatıyla anlatarak yeni yolculara kılavuzluk ediyor.

Kapak da bir harika…

İş Kültür, 2018

turgenyev

Gereksiz Bir Adamın Güncesi

İvan Sergeyeviç Turgenyev

Gereksiz Bir Adamın Güncesi, Turgenyev’in dünya edebiyatında kalıcı bir iz bırakarak birçok yazara esin veren “Gereksiz Adam” tiplemesine kaynaklık eden unutulmaz öyküsünü de içeren bir derleme.

Gereksiz Bir Adamın Güncesi, 1840’larda Rusya’da birçok yazarın zihnini meşgul eden popüler bir toplumsal olguyu ele alır. Başına gelen talihsizliklerin sebebini yine kendisinde arayan Çulkaturin günlerini buruk bir tatminsizlik ve gereksizlik duygusuyla geçirmektedir. En yakınlarının yanında, ailesi ve sevdiği kadınla birlikteyken bile kendini gereksiz hissettiği için hiç kimse tarafından ciddiye alınmadığını düşünmektedir. Turgenyev’in keskin gözlem gücünü yansıtan bu öykü derlemesinde “gereksizlik duygusunun” nasıl kişisel bir olgu olmaktan çıkıp modern zamanların yaygın bir toplumsal hastalığına dönüştüğünü büyük ve öngörülü bir edebiyatçının kaleminden okuyacaksınız.

Çeviren: Ergin Altay, İletişim, 2018

ferit edgü

Hakkâri’de Bir Mevsim

Ferit Edgü

“O’yu (Hakkâri’de Bir Mevsim) sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü’nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü “O” gözlem gücünü, anlatı ustalığından alıyor. Melih Cevdet Anday

Alfa, Kasım 2018

Kuytu

Carys Davies

İnsanın, ailenin ve toplumun kuytularında gezinen sürprizli öyküler...
Galli yazar Carys Davies, Frank O’Connor Öykü Ödülü’nü kazanan eseriyle ilk kez Türkçede.

Kahramanlarının karanlıkta kalmış yanlarını bütünüyle aydınlatmadan, söylenmemiş sözler bırakarak anlatan Davies’in öyküleri, karlar altındaki Sibirya’dan Avustralya kırsalına, Viktorya dönemi Britanya’sından günümüz ABD’sine dek, zaman ve mekân bakımından hayli geniş bir uzamda geçiyor.

Hayırsever bir kadın, idama mahkum bir hükümlüyü ziyaret ediyor. Dulların yaşadığı bir kıyı kasabasına bir balıkçı cesedi vuruyor. Haitili bir dadı, beyaz yakalı patronlarından tuhaf bir istekte bulunuyor. Ücra bir çiftlikte yaşayan bir kadın, sırrını umulmadık bir kişiyle paylaşıyor. Kendi halinde bir belediye meclisi üyesi, Kraliçe Victoria’ya kalbini açıyor. Birmingham’lı bir kadın, Sibirya’da hayatını değiştirecek bir olaya tanık oluyor.

Gücünü, olay akışının öngörülemezliğinden alan Davies’in öyküleri, çekildiğimiz ücralarda yaşamaya çalışırken başka hayatlar hakkında ne kadar az şey bildiğimizi ifşa ederek, bizi sadece mekânın değil, insanın, ailenin ve toplumun kuytularına da götürüyor. “Tıpkı Çehov’un o muhteşem öyküleri gibi Davies’inkiler de şaşırtıcı bir basitliğe sahip. Çetrefilli anlam katmanlarını görebilmek için bir kez daha okunması gereken kitaplardan.“

– Ladette Randolph

“Davies, edebi gücünü öykünün sonuna saklayarak kendi çapının ötesinde yansımaları olan bir mikro dünya kurmayı çok iyi biliyor.“

– Sarah Hall

Çeviren: Yasemin Akbaş, Yüz Kitap, 2018

samipaşazade

Sergüzeşt

Samipaşazade Sezai

“Sergüzeşt’i duygu üstadı Ekrem’in sonsuz kalbine ithaf ederek yükseltmek istemiştim. Bu yapıtın bir değeri varsa, o da şimdi yerin altında yatan ama sonsuzluğun en yüksek noktasında heyecanı bitmez tükenmez olan o kalpten almasıdır.” (Sami Paşazade Sezai) 
Sergüzeşt, Türk edebiyatında romantizmden realizme geçişin ilk örneği olarak kabul edilir. Bu eserde Kafkasya’dan getirilip soylu ailelere köle olarak satılan Dilber’in hikâyesi anlatılırken, aynı zamanda dönemin sınıf ayrılıkları ve toplum yapısı da gözler önüne serilmektedir. 

Bilgi, Kasım 2018

Sayılarla Seks

David Spiegelhalter

Sayılarla Seks bireylerin olduğu kadar toplumların da yaşamlarında önemli bir yere sahip olan cinsellik meselesini, kılı kırk yaran bir titizlikle, sayılara ve oranlara başvurarak tartışmaya açıyor.

Çeviren: Selim Kabak, Ayrıntı, 2018

patricia highsmith

Kadın Düşmanlığı Üzerine Küçük Öyküler

Patricia Highsmith

Psikolojik gerilimin ustası Patricia Highsmith, bu kez bizi bir kadın düşmanının zihninde yolculuğa çıkarıyor. “Kusursuz küçükhanımda, kadın romancıya, dansçıdan, koket’e” bu koleksiyonun parçası olan on yedi kadının her biri kendilerine biçilen basmakalıp rollere karşı koyuyor ve bu boğucu dünyayı yıkmak adına hem kendilerini hem de çevrelerindeki erkekleri felakete sürüklemekten çekinmiyor.

Highsmith, sıradan olduğunu düşündüğümüz hayatların gizlediği acayiplikleri ve vahşilikleri bu kez bir fabl yazarının yalın ama ironi dolu diliyle anlatıyor. The Guardian eleştirmeninin de söylediği gibi: “Bu kitabın amacı kadın düşmanlarına bir ders vermek değildir, tam tersine bir kadın düşmanına doğum günü armağanı olarak verilebilecek nitelikte bir gerilim yapıtıdır.”

Çeviren: Nihal Yeğinobalı, Can, Aralık 2018

Bizans İmparatoriçeleri

Ahmet Refik Altınay

İmparator sokağa çıktığı zaman bütün caddelere serpilir, yollarda makamla ilahiler okunurdu. Ayasofya'da merasim yapıldığı zaman, yaldızlı ulu kubbeler altında, mumların titrek ışığı mücevherlerin gözleri kamaştıran gösterişiyle uygunluk sağlar, elbiselerin rengârenk kumaşlarıyla seyir zevki, hayret veren bir manzara meydana getirdi. Bütün bu ziynet ve ihtişam içinde Theodara, bir Theophana veya bir Zoe'nin, elmaslar ve incileriyle parıldayan taçlar altında latif siması, sarışın ve okşanmaya hazır saçları, ruhları dinlendiren çekici ve mavi gözleriyle neşeli ve sevinçli görünürlerdi.
Bu güzel imparatoriçeler, çoğu zaman adi bir sınıftan en yüksek mevkilere yükselebilirlerdi. Fakat parlak, zevk ve safa içinde geçen hayatları, çoğu zaman Büyük Ada'nın kayalık sahillerinde, zümrüt çamlar altında, hazin akşamların pembe ve çiçek açmış ufukları karşısında, çan seslerinin elemli akisleri altında sona ererdi.

Arkeoloji ve Sanat Yayınevi,  2018


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR