Okur ve Eleştirmen Carlos Fuentes | Raymond Leslie Williams
8 Ocak 2014 Edebiyat Kültür Sanat

Okur ve Eleştirmen Carlos Fuentes | Raymond Leslie Williams


Twitter'da Paylaş
0

Alfonso Reyes, Miguel de Unamuno, Jean-Paul Sartre ve Milan Kundera gibi, kendisi de bir okur ve eleştirmen olan Carlos Fuentes, “edebiyat insanı” olarak adlandırılan gelenekle ilişkilendirilebilir. Hepsi birer edebiyat insanı olan bu dört kişi, çok farklı türde birçok şey okuyup yazmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında akademik uzmanların yükselişe geçmesinden önce oldukça sık rastlanan bu okuma ve yazma enginliği, Fuentes’in, kariyeri boyunca hayranlık duyduğu Alfonso Reyes ve Edmund Wilson gibi edebiyat insanlarının tipik özellikleridir, ancak kendisinin, kültür fenomeni üstüne daha kapsamlı yoğunlaşma eğilimi onu bugün güncel olan kültürel çalışmalarla da aynı çizgiye koymaktadır. Ancak, Michel Foucault gibi kuramcıları günümüzde Foucault’dan alıntı yapan birçok Hispanik akademisyenden çok çok önce okumasına rağmen, Fuentes’in edebiyat üstüne yazma isteği, Avrupa ve Kuzey Amerika akademisinin son otuz yıldır yoğunlaştığı yazın kuramına (ya da kurama dayalı kültürel çalışmalara) olan ilgisinden çok, “belles lettres”in (güzel yazının) geniş kapsamlı hümanist geleneğine olan heyecanına dayanır. Reyes ve Wilson’ın yolundan giden Fuentes, oldukça hacimli ve farklı yazın türlerinde çalışmalar yayımlamıştır: roman, sayısız deneme, öykü ve oyunlarının oluşturduğu on sekiz kitaplık bir kütüphane. Bu yazıda Fuentes’in edebiyat eleştirmeni ve kuramcı kimliğini göz önünde tutarak yazı kariyerinin üç farklı dönemine ait denemelerine yoğunlaştım. 60’ların sonu ve 70’lerin başına denk gelen ilk dönemi, devrimci deneme dönemidir: La nueva novela hisponoamericana (1969) ve Casa con dos puertas (1970). Asıl ilgisinin daha çok tarih ve kültür olduğu ikinci dönemi, Cervantes o la crítica de la lecture (1976) ve bir roman olan Terra Nostra’yı (1975; Bizim Toprak, YKY) içine alır. Fuentes’in, selefleriyle, çağdaşlarıyla ve kuramla daha kapsamlı bir ilişkiye girdiği üçüncü dönemindeyse: Valiente mundo nuevo (1990) ve Geografía de la novela (1993). Bu üç farklı dönem boyunca ilgi noktasındaki değişime rağmen eleştirmen Fuentes 1960’tan bu yana yayımladığı birçok yazıda çizgisini değiştirmemiştir. Fuentes’in, bir okur ve eleştirmen olarak oynadığı role yönelik algısı, büyük oranda kendi çocukluğundan bu yana Fuentes ailesinin yakın dostu olan, hamisi Alfonso Reyes’e uzanır. 1945’te bir delikanlı olarak Arjantin’den Meksika’ya gittiğinde Reyes, Meksika’nın ileri gelen entelektüellerinden biriydi ve nihayetinde otuz cildi bulacak devasa çalışmalarının büyük bir bölümünü çoktan yayımlamıştı. Fuentes, Reyes’in kendisi için önemini anlatırken, sıklıkla hamisinden edindiği disipline vurgu yapar. Ancak Reyes’in gerçek önemi, ne yalnızca çalışmalarının hacmi ya da kapsamı ne de bunları üretmek için gereken disiplindi, Reyes’in evrensel bağlamda edebiyat okumaya ve yazmaya yönelik ilgisi temel öneme sahip bir noktaydı.1 Reyes 20’lerde yazmaya başladığında Meksika kültürü, birçok Avrupa ve Kuzey Amerika yapıtını “elitist” ya da önemsiz bularak reddeden, oldukça milliyetçi bir dönemi yaşıyordu. Reyes’in, Meksikalı kimliğini uluslararası bağlamda daha evrensel bir zemine oturtarak algılamış olması, 40’lı ve 50’li yıllardaki Meksika kimliği üstünde dönen ulusal tartışmaların da yönünü belirlemiş ve Octavio Paz’ın 1950 yılında yayımlanan El laberinto de la soledad adlı denemesini okumak için de zemin hazırlamıştır. Fuentes, Reyes hakkında konuşurken ondan aldığı en büyük dersin, edebiyatın ancak evrensel olduğunda başarılı bir yerelliğe erişmesi olduğunu söyler. Ayrıca Fuentes, Reyes’in şu gözleminin altını çizer: “Meksika edebiyatının gücü Meksikalı olmasından değil, edebiyat olmasından ileri gelir.” (Geografía de la novela, s. 20) Reyes’ten sonraki temel etkilenme de genel olarak İspanyol entelektüel geleneği ve özel olarak da İspanya’dan devşirilen deneme geleneğidir. Fuentes, Franco İspanyası’ndan sürgüne giden liberal hümanist Manuel Pedroso’nun da adını sıklıkla anar. Kendisi, Fuentes 50’lerin başında Ulusal Üniversite’de (UNAM) öğrenciyken onun en önemli hamisi olmuştur.2 Reyes ve Pedroso sayesinde Fuentes, İspanya’daki saygıdeğer deneme geleneğinin farkına varmıştır. Örneğin kendisi, José Ortega y Gasset’nin tutkulu okurlarından birisidir. Tarih konusunda, Terra Nostra romanında ve El espejo enterrado (1992) denemesinde tam anlamıyla olgunlaşan fikirlerinin birçoğunu, doğrudan Ortega y Gasset’den türetmiştir (bkz. Williams). Fuentes’in edebiyatla ilgili yazıları genelde edebi biçimli denemelerdir, bu nedenle de onu, son otuz yılda edebi diskura egemen olmuş akademisyenlerden ve kuramcılardan çok, Milan Kundera, William H. Gass ve Octavio Paz gibi denemeci yazarlarla karşılaştırmak daha doğaldır. Kundera ve Gass gibi, eleştirmen Fuentes de her türden okuma yapar ve ister geçmişten biri, ister çağdaşı olsun ustası gördüğü yazarlara sıklıkla atıfta bulunur: Miguel de Cervantes, Herman Melville, Jorge Luis Borges, Franz Kafka, William Faulkner, Günter Grass, Juan Goytisolo, William Styron, Gabriel García Márquez, Milan Kundera, Mario Vargas Llosa, Salman Rushdie, Julio Cortázar vd. Kundera’nın, 1995 tarihli Betrayed Testaments (Saptırılmış Vasiyetler, Can Yayınları) adlı kitabındaki denemelerde sıklıkla Fuentes’in adı geçer ve Meksikalı yazarın ilgisini çeken konuların izine rastlanır: tarih, dil, Kafka, Cervantes, Hermann Broch ve García Márquez. Kundera, Gass ve Paz gibi, öbür sanatlar hakkında yazmanın çekiciliğinden de etkilenen Fuentes, Avrupa, Kuzey Amerika ve Latin Amerika edebiyatının sıkı takipçisidir. Buna bağlı olarak eleştirmen Fuentes, José Luis Cuevas’ın tabloları, Alain Robbe-Grillet ve Luis Buñuel’in filmleri ile William Shakespeare ve Jean Genet’nin oyunları gibi farklı alanlarda da denemeler yazmıştır. Elbette Feuntes, Mario Vargas Llosa, Gabriel García Márquez, Julio Cortázar ve José Donoso’nun 60’lı yıllarda yayımlanan yapıtlarıyla aynı zamanlarda çıkan La region más transparente (1958), La muerte de Artemio Cruz (1962) ve Cambio de piel (1968) gibi romanları ve öyküleriyle, 60’larda ortaya çıkan Latin Amerika Patlaması’nın (Latin Amerika Boom) merkezindeki romancılardan biri olarak kendini kabul ettirmişti. 60’ların sonunda Latin Amerika belli başlı romancılarına açıkça sahipti, ancak radikal düzeydeki bu yeni ve yenilikçi kurmacayı tartışacak ve çözümleyecek yetkinlikte bir eleştirel diskur henüz yeni yeni oluşmaktaydı. La nueva novela hispanoamericana’yı yazdığı sıralarda eleştirmen Fuentes, kendini Mario Vargas Llosa, Alejo Carpentier, Gabriel García Márquez, Julio Cortázar ve Juan Goytisolo tarafından İspanyolca yazılan yeni bir kurmaca türünün sözcüsü olarak konumluyordu ve kitabındaki kısa bir denemenin konusu da bu yazarlardı.

İlk Denemeleri (1960-1970)

Fuentes, 1969 yılında La nueva novela hispanoamericana’yı yayımladığında yalnızca Patlama’nın tüm üyelerinden söz eden ilk romancı değildi, aynı zamanda dolaylı olarak yeni bir eleştiri diskuru öneren, kuramcı Fuentes olarak da söz alıyordu. Bu ilk dönemi boyunca edindiği söylem, “devrimci” edebiyata yaptığı sık referanslar nedeniyle alenen politikti. Latin Amerika’daki “yeni roman”a getirdiği açıklama şu şekildeydi: “Yeni Latin Amerika edebiyatı, kusurlarımızdan, feodal köklerimizden ve bunların getirdiği sahte ve anakronik dilden kaynaklanan kireç tutmuş görüşlere karşı, kendini dilin yeniden inşa edilişi biçiminde sunuyor.” (La nueva novela hispanoamericana, s. 31) 60’ların devrimci Latin Amerikalı yazarı olarak konumu ise, şu açıklamayla kendini daha bariz bir şekilde belli etmektedir: “Edebiyatımız, dilin dayattığı kurulu düzeni reddedip tetikte olmanın, değişimin, düzensizliğin ve mizahın dilini önerdiğinde gerçekten devrimci olur.” (Nueva, s. 32) Fuentes’in, 60’ların devrimci bir yazarı ve dar bir eleştiri çerçevesinde yazan bir okur olarak ilgi alanları birden fazlaydı. La nueva novela latinoamericana kitabında, kendisini İspanyol dilinin nueva novela’sının (yeni roman) bir okuru, eleştirmeni, kuramcısı ve savunucusu olarak gösterir. Bu yapıtında Fuentes, 98 sayfalık metinde birbiri içine geçmiş yedi ayrı ilgi alanından ya da ısrarla üstüne düştüğü konulardan da söz eder. Bu ilgi alanlarından ilki ve en baskını, eleştirmenler ve yazarlar tarafından sıklıkla kullanılan (ve belki daha sık olarak suiistimal edilen) ancak Fuentes’in 60’ların sonundan bugüne kadar uzanan yazılarında özel anlamlara gelen “dil”dir. Fuentes için, “Latin Amerika’da her şey dildir: iktidar ve özgürlük, egemenlik ve umut.” (Nueva, s. 58) Fuentes, çok önce, Latin Amerika edebiyatında görülen “eşseslilik”in aksine, Latin Amerika romanında yeni “çoksesli” bir yaklaşımın çağrısını yapar. Latin Amerikalı bir yazar olarak miras aldığı boş ve modası geçmiş dilin yerine, “yeni” bir edebi dil önerisi getirir. Dille ilgili 60’larda yazdığı bu ilk denemeler, bu zamanlarda Bahtin’den bağımsız bir edebi dil kuramı oluşturmaya çalışıyor olmasına rağmen, daha sonra Fuentes’in edebi dildeki Bahtinciliği olarak tanınacak vizyonunun temelini meydana getirir. Fuentes’in, 80’lerde ve 90’lardaki Hispanist akademisyenlerin Bahtin’e olan ilgisinden daha önce, 60’ların sonunda Bahtinci kavramları kullandığını belirtmek gerekir. Ancak Fuentes’in, 60’ların sonundan itibaren “çoksesli” metne duyduğu ilginin, Bahtin’in kendisine duyduğu ilgiden daha önce gerçekleştiğini söylemekse zordur. Anglo-Amerikan cenahta 70’lerin sonuna doğru pek tanınmamasına rağmen Bahtin, kitap yayımlamaya 20’li yıllarda başlamış ve daha sonra İngilizcede The Dialogic Imagination başlığıyla toplanacak önemli denemelerinin bir kısmını da 30’lu, 40’lı yılların Rusyası’nda yayımlamıştı. Bahtin’in Rabelais and His World adlı kitabı Rusçada 1965’te, İngilizcede de 1968 yılında yayımlandı. Bahtin, 60’larda Fransız akademik cenahında yeniden keşfedildi; 1967’de, Fuentes’in Foucault’yu keşfettiği ve Paris’te Terra Nostra’yı yazdığı yıl, Julia Kristeva, Critique’te Bahtin’in bir makalesini yayımladı (bkz. Holquist ve Clark-Holquist). Octavio Paz 1996’da şunu yazar: “Bu artık benliğimizden ayıramayacağımız bir önyargı: modernite yüz yıldan beri yaşam tarzımızı belirliyor. Evrensel bir üslup oldu. Modern olmayı istemek delilik, ama gelecek ve geçmiş bize menedildiği için böyle yaşamaya mahkûmuz.” (Poesía en movimiento, s. 5) Fuentes’in La nueva novela hispanoamericana’da ısrarla üstünde durduğu ikinci konu, onun için her şeyin ötesinde bir yazarın, müphemliği ustaca işlemesi ve okurun da bunu kabul edip değer vermesi anlamına gelen bu modern olma isteğidir. Kitap üstüne kitap okudukça Fuentes artık, müphemliği ortaya çıkaran metinlere öncelik tanımaya başlar. Modern olmak, aynı zamanda evrensel olmak demektir, ancak bu, geleneksel Avrupa merkezci evrensellik değildir. Fuentes için evrensel okur ve evrensel yazar; Cervantes, Broch, Kafka, Borges ve onların izinden giden modern yazarlarda görülen modern müphemlik dünyasında ikamet eder. La nueva novela’da Fuentes, üçüncü önemli ilgi alanı olan mitlere sıkça gönderme yapar. Kural koyucu oligarkların değer yargılarını güçlendiren geleneksel Latin Amerika yazınının eski mitlerini eleştirir ve reddeder. Kendi neslinin öteki yazarları gibi o da 20’li yılların Latin Amerikası’nda önemli romanlarıyla birer klasik haline gelmiş olan Ricardo Guiraldes, Rómulo Gallegos ve José Eustacio Rivera gibi criollista  (bölgesine bağlı)ya da bölgeci yazarları eleştirdi. Fuentes, mit üstüne oluşturduğu kavramını birçok kaynaktan edinmiştir, bunlardan biri de şu sözlerin sahibi Octavio Paz’dır: “Şiirler ve mitler zamanı özel bir geçici kategoriye, hep gelecek olan bir geçmişe dönüştürmede birleşir ve daima şimdiki zaman olmaya, kendini hemen sunmaya hazırdır.” (Nueva, s. 20) Paz’ın sözlerini açımlayan Fuentes, romanın, mit yaratması ya da bir mite yeniden hayat vermesi durumunda, şiire ve antropolojiye daha da yaklaşacağını savunur. Fuentes için, “yeni romancılar”ın (örneğin 60’ların Patlama içindeki yazarların) görevlerinden biri, eskilerin yerini alacak yeni mitler üretmek ve böylece romancıyı, sosyal bilimci ya da filozoftan çok, bir şaire daha yakın kılmaktır. Vargas Llosa, Carptentier ve García Márquez’i incelediği yazılarında Fuentes, onların yarattıkları yeni mitlere sıklıkla atıfta bulunur. Fuentes’in dördüncü ilgi alanı, devrimci olmaktır. Sahip olduğu devrimci düşünce ve dilinin Küba Devrimi ve Marksizm’den etkilenmiş olmasına rağmen, 60’ların sonunda Fidel Castro rejimiyle ve katı tutumlu bükülmez Marksizmle arasına mesafe koymuştur. Yazarın en radikal eylemi, elbette, “düzensizliği” “düzen”e yeğ tutan, modern ve müphem bir kurmaca üretmiş olmasıdır. Bunu su götürmez bir şekilde şöyle ifade eder: “Edebiyatımız, dilin dayattığı kurulu düzeni reddettiği ve tetikte olmanın, değişimin, düzensizliğin ve mizahın dilini önerdiğinde gerçekten devrimci olur.” (Nueva, s. 32) Bu kitapta sözü edilen tüm yazarlar arasında Cortázar, Fuentes’in en devrimci ve Luis Buñuel’e en yakın gördüğü yazardır: “Özgürlüğün sonsuz arzu ve reddedilen tatminsizliğin ruhu olduğu ve bu nedenle de devrimci olduğunu ileri süren Buñuel’e katılıyorum.” (Vurgu Fuentes’in, Nueva, s. 77) Tarih, “açık yapıt” ve yapıtın “tümleştirilmesi”, Fuentes’in La nueva novela hispanoamericana’da atıfta bulunduğu öteki üç ilgi alanıdır. Tarih, Fuentes’in tüm yazı hayatı boyunca ilgilendiği şaşmaz konulardan birisidir (bkz. Williams), ancak ilk deneme kitabında tarihten çok az söz eder. “Açık yapıt” fikrini yaygınlaştıran Umberto Eco’dan alıntı yapan Fuentes, ideal romanların açık yapıtlar olduğu görüşünü savunur. Vargas Llosa’nın ilk yapıtları ve García Márquez’in Cien años de soledad (Yüzyıllık Yalnızlık, Can Yayınları) gibi “totalizantes” (birleştirici) dediği romanlara da aynı heyecanla yaklaşır. Casa con dos puertas’taki denemelerin birçoğu La nueva novela hispanoamericana’yla aynı dönemde yazılmıştır, yani 60’ların sonunda, ancak birkaç tanesi 50’lerin sonu ile 60’ların başına aittir. Kitabın adı, Balzac’a yapılan kısa atıf sırasında geçer: “İki kapılı evinde, işe yaramaz kapılar, birinden geçmiş girerken öbüründen gelecek çıkar.” (Casa con dos puertas, s. 61) Buradaki denemeler, yazarlardan sanatçılara, William Shakespeare, Jane Austen ve Herman Melville’den Jean-Paul Sartre, Elio Vittorini, Luis Buñuel ve Octavia Paz’a kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar. Kitaptaki en uzun ve kapsamlı denemeler, üç Anglo-Amerikan yazara aittir: Jane Austen, Herman Melville ve William Faulkner. Bunun yanı sıra C. Wright Mills, Ernest Hemingway, Oscar Lewis ve William Styron’la ilgili daha küçük pasajlar yer alır. Fuentes’in Austen, Melville ve Faulkner üstüne yaptığı okumaların üçünde de tüm bu yazarların ilgili yapıtlarının sosyal bağlamda çözümlenmesi ve eleştirisi, ortak tema olarak karşımıza çıkar. Aynı zamanda Fuentes; Austen, Melville ve Faulkner’ın romanlarının çözümlemesi aracılığıyla, Britanya ve Kuzey Amerika kültürünün ve toplumunun da okumasını yapmaya hevesli görünür. Austen üstüne yaptığı okumada, sınıf yapısına özel bir önem vererek, 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başındaki Britanya toplumu ve romanı üstüne uzun soluklu bir tartışmaya girer. Her ne kadar kendisini Jane Austen romanlarının bir okuru olarak gösterse de, Fuentes, o dönemin toplumunun ve romanının bir eleştirmeni olarak yazar. Fuentes, Austen’ın romanlarının arka planıyla ilgili şöyle söyler: “Avrupa sosyal hayatının burjuva dönüşümü meydana gelir.” (Casa, s. 14) O dönemin toplumsal sınıf yapısı üstüne öyle fazla eğilir ki, bazen Austen’ın romanları, 18. yüzyıl İngilteresi’ni konu alan bir deneme için başlangıç rampası görevinden öteye gitmezmiş gibi görünür. Romanın, o dönemdeki durumunu ve Jane Austen’ın hem edebi hem de kişisel biyografisini verir: Austen’ın sosyal ve siyasi yaşamı, sınıfsal arka planı ve yazı hayatının şartları. Fuentes özellikle, Britanya romanının sosyal işleviyle ilgilidir: “Yeni şehirli ve burjuva toplulukların edebi aracı roman oldu: yalnızca bu demokratik ve açık üslup, felsefi öznellik kadar ahlaki göreceliliğe ayak uydurabildi. İngiliz romanı aristokrasinin entelektüel formüllerini –klasik drama, retorik, barok şiiri– burjuva ruhunun bildirilerine dönüştürme yönteminin adını koydu.” (Casa, s. 19) Fuentes’in denemesinde, Austen’ı her daim bir “burjuva yazar” olarak gösteren Marksist çözümleme izleri göze çarpar. Yine de onun, zamanının tipik orta sınıf yazarı olmadığının da hakkını teslim eder. Tam aksine, Austen’ın romanlarıyla ilgilenmesinin nedeni, onun orta sınıfın sosyal normlarını çiğnemiş olmasıdır: “Jane Austen, sağduyunun ve toplumsal saygınlığın geleneksel kurallarını çiğneyerek günaha girer.” (Casa, s. 22) La nueva novela hispanoamericana’da tanımladığı “tümleştirmek” kavramına geri dönen Fuentes; Dostoyevski ve Balzac’ın, tümleştirme konusundaki uğraşlarının belki de başarısızlığa uğradığını, ancak Jane Austen’ın uğramadığının altını çizer. Denemenin sonunda, Austen romanları için verdiği kısa tanımda şöyle söyler: “Zamanının sosyal ilişkilerini adlandırmak.” (Casa, s. 30) Fuentes, Melville konusunda da benzer bir yolda ilerler ve Moby Dick’i, 19. yüzyıl Amerikası’nın toplum ve kültürünün içine yerleştirir. Amerikan kültürel yapısını ve idealizm geleneğini uzunca yorumladıktan sonra Fuentes, Melville’in, ABD’nin temelini oluşturan iyimserliği ilk reddeden Amerikalı yazar olduğu sonucuna varır (Casa, s. 48). Benzer bir şekilde şöyle yazar: “Bu bağlamda roman, modern dünyanın ve kökten biçimde ABD’nin (Locke, Berkeley, Hume) temelinde bulunan bireyci ve anti-sosyal felsefi önermelerin derinlemesine eleştirisini ortaya koyar.” (Casa, s. 47) Moby Dick’teki başkahramanlara yönelik yaptığı çözümleme, Melville’in gelişme halindeki Amerikan toplumunun çözümlemesine de temel yaratarak şu yorumları yapmasına önayak olur: “Çünkü Ahab’ın kendisi de –Kuzey Amerika’nın toplamının toplamı– günahkâr bir eylem olarak dünyaya gelişinden, kökeninden dolayı hicap duyan bir Kalvinisttir.” (Casa, s. 45) Ahab’ı, aynı zamanda büyük Amerikan kardeşliği rüyasının da suikastçısı olarak görür. İlginçtir, Fuentes Moby Dick’i modern bir roman olarak kabul eder. Bu radikal modernizm iddiasını, nueva novela’da bulduğu moderniteye benzer bir olumlamaya dayandırır: “Bu kadar farklı anlam ancak bir yerde karşımıza çıkar, romanın ta kendisinde.” (Casa, s. 34) Melville’in yapıtlarının Fuentes’i çekmesinin bir nedeni de bu kitaplarda yer alan Manişeist bireycilik vizyonudur; Fuentes’in ve Cortázar’ın 60’lı ve 70’li yıllardaki denemelerinde sorguladıkları türden (Batı düşüncesinde sıklıkla rastlanan) basit düalizm. Fuentes, Austen ve Melville’e duyduğu ilgiye rağmen, kimlik olarak kendini, modern duruma bir “trajedi” duygusu bahşeden Faulkner’a daha yakın hisseder. Denemesinin içinde bu “trajedi”yi birçok farklı şekilde tanımlar ve şu sonuca varır: “Dostoyevski, Kafka ve Faulkner gibi felaket tellallığını yeniden tanımlayan yazarlar sayesinde bizler, aklın tuzaklarına kapılmaksızın onun sınırları içinde hareket etmeyi öğrendik.” (Casa, s. 78). Nueva novela hakkında yazdığı denemede sıklıkla adını geçirdiği bir kavram olan dil konusunda da Faulkner’ın hakkını teslim eder ve onun şiirsel söyleminin gerçekçi betimlemelerin yerini nasıl aldığını ve sıralı zaman ve mekânın, yerini nasıl aynı anda gerçekleşen zaman ve mekâna bıraktığının altını çizer. Fuentes, Faulkner’ı, Amerika’nın Güney toplumu ve Güney’in sınıf yapısı bağlamında okumayı tercih ederken (Austen denemesinde Britanya toplumuna yönelik yaptığının aksine) Güney toplumuna yönelik uzun bir tartışmaya girmez. Latin Amerikalı okurların, Güney’in edebiyatını nasıl ayırt edebileceklerini gösterir, çünkü ABD’nin yalnızca bu bölgesi yenilgi kavramının ne olduğunu bilir. Bu yüzden, Faulkner’ın edebiyatı, “bize Birleşik Devletler’in ve Latin Amerika’nın ortak bir imgesini sunar. Mağlubiyetin, ayrılığın, tereddütün imgesi: trajedinin imgesi.” (Casa, s. 66) Bu kültürel kimlikten daha önemli olarak Fuentes, Faulkner’ı, tıpkı kendisinin de katıldığı gibi, insanların “acı” ve “hiçlik” arasında gidip gelen modern bir durumda yaşadıklarını kabul eden modern bir yazar olarak görür ve Fuentes de tıpkı Faulkner gibi acıyı seçer. Austen ya da Melville ile doğrudan bir karşılaştırma yapmaktan kaçınan Fuentes, Faulkner’da da aynı “tümleştirici” güdülerin var olduğunu görür. Faulkner’ın romanlarında, Moby Dick’ten The Old Man and the Sea’ye Amerikan edebiyatının merkezine yerleşen temalardan birini bulur: doğaya, Tanrı’nın değil, yalnızca insanların bir değer atfedebileceği, çünkü doğanın, insanlar için yalnızca bir sonsuz tefekkür nesnesi olduğu gerçeği.

70’lerdeki Denemeleri

Fuentes’in eleştiri kariyerinin ikinci dönemi, özellikle kısa Cervantes, o la crítica de la lectura denemesi ve kısmen bir “deneme” olarak da okunabilecek heterojen “roman”ı Terra Nostra’nın oluşturduğu, 70’li yılların ortalarındaki yazılarını kapsar.3 Bu iki proje, aslında tek bir kitap olarak okunmalıdır, zira her ikisi de Terra Nostra’nın yazımı aşamasında gerçekleşen araştırma ve okumaların sonucunda ortaya çıkmıştır. Fuentes’in, 60’ların sonunda yapmış olduğu “yeni” dil çağrısı ve “tarih”e yönelik küçük göndermeler, bu dönemde kapsamlı bir şekilde geliştirilir ve tam anlamıyla görünür kılınır. Fuentes’in heterojen bir dil konusunda yaptığı öneri, onun eleştirmen ve romancı kimliği tarafından zengin bir şekilde geliştirilir. Bu dönemde en kapsamlı şekilde ele aldığı meseleyse, Hispanik dünyanın tarihi ve kültürü olmuştur. Fuentes’in, Don Quijote ve İspanyol edebiyatı ve bu İspanyol klasiğinin siyasi bağlamı üstüne kaleme aldığı 110 sayfalık Cervantes, o la crítica de la lectura, Terra Nostra’nın tamamlandığı yıl yazılmıştır. Fuentes, bu iki çalışma arasındaki bağı şöyle açıklar: “Öyle ya da böyle, elimdeki deneme, geçtiğimiz altı yıl boyunca beni meşgul eden Terra Nostra romanının bir uzantısı. Romanın zamana ilişkin referanslarını oluşturan üç tarih, aynı zamanda Cervantes’in ve Don Quijote’un tarihi zeminini belirlemede işe yarayabilir: 1492, 1521 ve 1589.” (Cervantes, o la crítica de la lectura, s. 36) Fuentes, bu çalışmanın odak noktasının her ne kadar Cervantes ve onun yapıtları olduğunu kabul etse de bu çalışma aynı zamanda, 1499’da yayımlanan La Celestina’dan 1605’te yayımlanan Don Quijote’a kadar geçen sürede İspanya’daki yaşamın zengin yönlerinin de bir dökümüdür. Yahudiler, Endülüs Emevileri ve İspanyolların oluşturduğu çokkültürlü İspanya vizyonunu anlatır. Américo Castro, José Ortega y Gasset ve öteki akademisyenlerin çalışmalarından etkilenen Fuentes’in asıl ilgilendiği nokta, İspanya’nın, Ortodoksi maskesi altında, ortaçağda bile nasıl olup da coşkun bir çoksesliliğe sahip olduğudur. Kitabın bir yerinde, ortaçağdaki kültürel kazanımlara olan hayranlığını da itiraf eder: “Belki de bu noktada, Avrupa’da 11. ve 15. yüzyıllar arasında muhteşem bir kültürel canlanma olduğunu reddedenlerin ilerlemeci kibrinden nasiplenmediğimi açıklamam gerekir.” (Cervantes, ss. 20-21) Fuentes’in ortaçağa olan hayranlığı, elbette ki Katolik Kilisesi hiyerarşisinin Ortodoks Katolik dünyasıyla ilişkilendirilmemelidir. Aksine, Américo Castro’nun akademik yazılarını ve öteki önemli yapıtları okudukça Fuentes, hem ortaçağa hem de El libro de buen amor ve La Celestina gibi Hispanik olmayan zengin geleneklerden faydalanmış İspanyol edebiyatına ait erotik Arapça dili yüceltmiştir. Cervantes üstüne yazdığı kitapta Fuentes, roman kavramına bir tür olarak nasıl baktığını ortaya koyar. Geçmişe bakıldığında bu bakış açısı Bahtinci ve Foucaultcu olarak görülebilir. Fuentes, 70’lerin ortalarında henüz Bahtin’e atıfta bulunmuyor olsa da romanın çoklu diline yönelik ısrarlı söylemleri, Bahtin tarafından öne sürülen “heteroglosya” (çoklu diller) kavramıyla doğrudan bağlantılıdır. Les Mots et les Choses’ten birtakım fikirleri kullanan Fuentes şöyle der: “Ortaçağ destanı, yalnızca sözcüklerin ve olayların örtüştüğü değil, aynı zamanda bütün edebiyatın, nihayetinde ilahi kelamın edebiyatı olduğu bir düzenin parçasıdır.” (Cervantes, s. 18) Burada Fuentes, ortaçağda sözcüklerin ve şeylerin çakıştığını söyleyen Foucault’nun bu fikrini açımlamakta ve ortaçağ dönemindeki tüm okumaların, eninde sonunda ilahi metin okuması anlamına geldiği yönündeki kendi gözlemini de ek olarak sunmaktadır. Sözcüğün ve okumanın böyle bir ortaçağ yorumuyla algılanması, ortaçağ döneminin tüm bükülmezliği, ortodoksisi ve olmayan erdemleriyle Karşı Reform döneminde yaşayan ve yazan Cervantes’i bir yazar olarak anlamada önemlidir. Fuentes burada ayrıca, Cervantes’ in okur için de yeni bir rol yarattığını öne sürer: bir roman okurken, kendini okuyan yazar. Okur bağlamında bu yeni role yönelik özel farkındalık hali, okuma eylemi sırasında kendini oluşturma ya da oluşturmama seçeneğine sahip bir okur kavramıyla ilgili benzer tespitleri Historia como sistema’da yapan Ortega y Gasset’ye de dokunur. Ortega’ya göre, “İnsan kendi kendinin romancısıdır, gerek özgün gerekse eser hırsızı olarak.” (Historia como sistema, s. 39) Bu kitapta ve Terra Nostra’da Cervantes’le ilgili öne sürülen birçok temel fikir, Ortega y Gasset’nin, Historia como sistema ile 15. ve 16. yüzyıl İspanyası’na yaptığı dönüşü bire bir anımsatır. Tıpkı Ortega gibi Fuentes de 16. yüzyıl İspanyası’nı endişe ve kriz içinde burkulan bir ulus olarak gözünde canlandırır. Ortega ayrıca, bilime ve akla yönelik modern imanı da sorgulamakta ve saf mantığın krize girdiğini düşünmektedir. González Echevarría, Fuentes’in ikili projesi Terra Nostra ve Cervantes o la crítica de la lectura’yı, Américo Castro, Foucault, Cervantes ve Lukacs’ın bir sentezi olarak görür: “Fuentes’in denemelerindeki üstü kapalı argümanın sentezi (ya da indirgemesi) şöyledir: ‘Parçalanmış toplumların ürünü (Lukacs) modern romanı üreten (Cervantes) sözcükler ve şeyler arasındaki bir ayrıma, bir parçalanmaya neden olan sosyal sınıf mücadelesi (Castro).’” (González Echevarría, s. 137) Bu eleştirmen için Fuentes, kendisini “nihai hakikat”in hâkimi olarak gösterir (González Echevarría, s. 138). Sonuç olarak González Echevarría, 70’lerin öteki Latin Amerika romanlarının ev sahibi olarak Terra Nostra’da, kültürel bilgi romanının, Severo Sarduy ve Manuel Puig’in damarlarındaki kurmaca için terk edildiğini öne sürer (González Echevarría, s. 143). Kuramcı Fuentes’in, Foucault’yu keşfettiği zamanlarda başlayan bu ikili projede Fuentes; kendisinin, Vargas Llosa’nın ve öteki Latin Amerikalı yazarların, Latin Amerika’ya yönelik gerçekleştirdikleri tarihsel soruşturma boyunca attıkları adımların ötesinde kavramsallaşmış bir tarihi keşfediyordu. Terra Nostra’daki tarihe yönelik sorular, Latin Amerika’nın deneysel tarihinde rastlananların çok ötesindeki meselelerle ilgileniyordu. Foucault, Batı kültüründe tarihin sahip olduğu önemli birkaç işleve işaret etmişti: bellek, mit, sözün ve emsalin iletimi, geleneğin taşıyıcısı, bugünün eleştirel farkındalığı, insanlığın kaderinin deşifresi, geleceğin öngörüsü ya da geri dönüş sözü (Foucault, s. 367). Bu işlevler, Fuentes’in deneysel tarihin geleneksel rollerini eleştirdiği bir sırada ona malzeme sağlamıştır. Fuentes’in tarihe yönelik eski kavrayışı, Foucault’dan değil, Here-dotos’tan Descartes’a kadar Yunan tarihçilerinin tarih kavramını incelediği The Idea of History (1945; Fondo de Cultura Económica tarafından 1952’de Meksika’da yayımlandı) kitabının yazarı R.G. Collingwood, Hegel, Toynbee, Dilthey ve Spengler gibi akademisyen ve tarihçilerden gelir. Fuentes’in Américo Castro ve Ortega y Gasset’yle olan ilk teması ve sonra Foucault’yla olan ilişkisi bağlamında okunduğunda, Collingwood’un tarihsel düşünüş biçimi, Fuentes’in tarihsel düşünüşüne katkı yapmıştır. Collingwood, Avrupa’daki modern tarih bakış açısının oluşmasını sağlayan adımları ve süreçleri araştırır. Fuentes’in, Terra Nostra ve Cervantes’teki tarih vizyonu, Collingwood’unki kadar engin ve etraflıcadır, zira Fuentes de gözünü Yunan-Roma tarihine çevirir, her ne kadar asıl odağı ortaçağ ve 16. yüzyıl İspanyası’nın tarihi ve bunun, Amerikan kültürlerinin oluşumundaki rolü olsa da. Fuentes’in, bu ikili projede karşısına aldığı tarih kavramının kökleri, 20. yüzyılda Meksika ve Latin Amerika’nın birçok yerinde bugün bile hâlâ etkili ideolojik yapılar olan, 19. yüzyıl fikirlerine kadar uzanır. Resmî Partido Revolucionario Institucional ve Fuentes’in, La región más transparente del aire ve La muerte de Artemio Cruz’da (Artemio Cruz’un Ölümü, Can Yayınları) eleştirdikleri de dahil olmak üzere birçok Meksika enstitüsü tarafından pazarlanan, tarihin gelişim olarak kabul edildiği romantik bakış açısı, Terra Nostra’da, romanın yapısıyla altüst edilmiştir. Kant’a göre insan, mantığı olan bir varlıktır ve tarih de mantığa doğru ilerleyen bir gelişim gösterir. Kant, geçmişin tamamen mantık dışı, geleceğin de tamamen mantıklı olduğu inancını Aydınlanma’dan devşirmiştir. Terra Nostra’da ve 70’lerde yazdığı birçok denemesinde Fuentes, Aydınlanma ve Kant geleneğini tersine çevirir: Ortaçağı, Ortodoks Hıristiyanlık’a göre daha mantıklı olarak resmederken, köpüren Sen Nehri, Paris’in sokaklarına yayılan nüfus patlaması ve Terra Nostra’nın yayımlandığı 1975’ten sonraki gelecekte meydana gelen eşdeğerdeki mantık dışı olaylarla tanımladığı geleceği de mantık dışı olarak kavrar. Kant, evrensel tarih için bir program çerçevesi çizmişti; insan ruhunun kendini geliştirmesine vurgu yapan bir program. Kendi neslinin birçok Latin Amerikalı ve İspanyol entelektüelleri gibi Alfonso Reyes de bireyin kendini geliştirmesi fikrine sıkı sıkıya bağlıydı. Hamileri Reyes ve Pedroso’nun izinden giden Fuentes de evrenselliğin olumlu niteliklerine inanır, en azından Foucault’dan ve öteki birçok Avrupalı postyapısalcı kuramcıdan daha çok. Evrensel tarih kavramını dile getiren bir başka kişi olan Collingwood’u okuması da Fuentes’in evrensellik algılayışını etkilemiştir. Yine de Terra Nostra’da, baskıcı İspanya rejimi tarafından ezilen birçok parçalanmış bireyi anlatır ve insan ruhunun kendini geliştirmesi kavramını çürütür. Aslında tarih, kültür ve kimlik, bu ikili Cervantes-Terra Nostra projesinde birbirlerine yakından bağlı kavramlardır. Terra Nostra’da hem geleneksel, doğrusal (İncilvari) tarih hem de döngüsel (Yunan, Aztek, Nietzschevari) tarih kavramları araştırılmış ve sonunda çürütülmüştür. Tarih yazımının iyi bilinen kavramlarının eleştirisi ve yıkımıyla Fuentes, hem kültürel varlıkla ilgili geleneksel Latin Amerika düşüncesini hem de tarihin hakikat olma olasılığını sorgular.4 Kaynak ve temel olarak El Escorial’ı alan Fuentes, Batı tarihinde de beş yüz yıldır varlığını sürdüren tarihsel kilometre taşlarını ve bu klasik tarih temsilinin retorik stratejilerini altüst etmek için, El Escorial mimarisini karakterize eden Terra Nostra’da; taklit, tekrar ve kopyalama stratejilerini kullanır. Bu ikili proje, González Echevar-ría’nın söylemeye çalıştığı nihai bir hakikat belleği değildir. Tam tersi, Terra Nostra’da Fuentes, Batı’nın tarihsel hakikatlerini sorgulayan, baltalayan ve altüst eden, Borgesvari postmodern bir roman ortaya çıkarmıştır. Bu iki kitabın nihai kaderi, felsefi ya da tarihsel hakikat değil, sosyal sistemleri ve akla uygun gerçekleri inşa eden ad ve paragrafların bir farkındalığı olarak görülmektir. Borges’in Pierre Ménard, Quijote’un Yazarı kitabındaki anlatıcı, hakikate yönelik bu postmodern yaklaşımdan şu şekilde söz eder: “Tarih, hakikatin anası; fikir heyecan veriyor. William Janes’in çağdaşı Menard, tarihi gerçeğin değil, kökenin araştırılması olarak tanımlar. Onun için tarihsel hakikat, bir zamanlar olup bitenler değildir.” (Borges, s. 449) Daha önce de belirtildiği gibi Fuentes, Borges’in sıkı takipçisidir ve Terra Nostra ve Cervantes de tarih ve hakikatten çok, tarihsel düşünüşün kökenine döndüğü için derinlemesine tarihsel ve siyasidir. 70’lerin ortalarındaki Fuentes ve Borges, tarihsel diskurun, eninde sonunda başka bir diskur olduğu yönündeki postmodern varsayımı kabul ederler. Bu iki kitapta Fuentes’in kültür algısı, köklerini açık bir şekilde Américo Castro, José Ortega y Gasset ve Octavio Paz’ın yazılarında bulur. Fuentes, Katolik monarşilerce baskı altında tutulan çokkültürlü İspanya olasılığına yönelik Castro’nun düşüncesini yeniden çalışmıştır. Ortega y Gasset’e ait olan, tarihin akışındaki birey ve kültürün rolü kavramları, bunları Terra Nostra-Cervantes projelerinde sentezleyen Fuentes’i etkilemiştir. Paz’a göre İspanya’da Aydınlanma ve modern çağ yaşanmamıştır. Latin Amerika’nın modernite deneyimi, aslında İspanya’nınkine paralel seyretmiştir (Children of Mire, s. 23) Bu, Fuentes’in projesinin de dolaylı olarak onayladığı bir iddiadır. Ancak Fuentes, potansiyel olarak İspanya’da, en az Aydınlanma’nın sağladıkları kadar özgürleştirici olan kültürel alternatiflerin yaratıldığı bir Aydınlanma öncesi döneme atıfta bulunur. Ayrıca Fuentes, modern ve geleneksel ya da modern ve Rönesans gibi Batı dikotomilerini de sorgulayarak, geç modernitenin diskurlarını bilinçli bir biçimde benimser.

90’lardaki Denemeleri

90’lardaki eleştirmen Fuentes, iyice yerleşmiş ilgi alanlarından bazılarına dönüş yapar ancak bunları, yeni bir doğrultuda geliştirir. Valiente mundo nuevo’daki on üç deneme, özel olarak, Bernal Díaz del Castillo’dan Julio Cortázar’a kadar Latin Amerika kültürüne ve edebiyatına odaklanır. Geografía de la novela romanı üstüne yazdığı on üç denemelik kitabı, yalnızca Jorge Luis Borges ve Augusto Roa Bastos’a değil, Milan Kundera ve Julian Barnes’a da odaklanarak Latin Amerika’nın ulusal sınırlarının çok ötesine taşar. Fuentes’in siyasi sesi hâlâ baskındır, ancak burada kendisini geçmişe nazaran daha bir kültür eleştirmeni ve Bahtin okuru olarak gösterir. Yine de ilgi alanlarının birçoğuna ve duruşuna sadık kalır; özellikle de kültürün, Latin Amerika siyasetini ve toplumunu etkileyebileceği inancına. Valiente mundo nuevo’da Fuentes, dil kavramıyla ilgili olarak 60’larda olduğundan çok daha kesin konuşmakta ve Latin Amerika’nın edebiyat ceddini daha çok kabul etmektedir. İlk denemelerinde kendisini, doğrudan Bahtin’le aynı safa yerleştirip bir denemesinin tamamını, 60’larda küçümsediği Rómulo Gallegos’a ayırır. Kitabın başında, Latin Amerika kültürüyle ve romanla ilgili üç deneme yer alır, bunların ardından Bernal Díaz del Castillo, Rómulo Gallegos, Alejo Carpentier, Juan Rulfo, Mariono Azuela, Gabriel García Márquez, José Lezama Lima ve Julio Cortázar üstüne yazılmış denemeler gelir. 1992’de Amerika’nın keşfinin 500. yıldönümünde Fuentes, Latin Amerika’yı “modernitesinin umutsuz arayışında bir kıta” olarak görür (Geografía, s. 12). Cervantes ve Terra Nostra’daki düşünce zincirini takip eden Fuentes, Latin Amerika’yı, modern düşüncenin yayılımına karşı bir duvar ören İspanyol Karşı Reformu’nun bir çocuğu olarak görür. Moderniteyi arayan Latin Amerika, John Locke ve Martin Luther gibi “modern” fikirlerden çok, Aziz Augustine ve Aziz Thomas Aquinas’ın entelektüel, ahlaki ve siyasi mirasçısıdır. Kariyeri boyunca Fuentes, Alfonso Reyes ve öteki liberal hümanistlerden esinlenerek geliştirdiği, kültürün toplumu etkileyebileceği fikrine inanmıştır. Sonuç olarak, Latin Amerika kültürüyle ilgili yazmaya başladığı günden bu yana ilgisini çeken aynı soruyu sorarak başlar: “Kültürel yaşamın gücünü, siyasal yaşama aktarabilir miyiz ve ikisi arasında, tecrübemizle, varlığımızla, dünyanın geleceği hakkındaki tahayyülümüzle daha uyumlu gelişme modelleri kurabilir miyiz?” (Valiente mundo nuevo, s. 14) Kitabın “Romanın Zamanı ve Uzamı” adlı ikinci denemesinde Fuentes, Bahtin’in romanla ilgili fikirlerini anlatır. Fuentes için Bahtin, Stalinizmin gölgesindeki bir toplumda ve kültürde, çoğulcu anlamda yaşayan ve yazan tarihsel bir figürdür. Fuentes, Bahtin’in, iki tür romanı birbirinden ayırdığını saptar: “Tek bir sesin egemen olduğu monolog roman ve dünyayla diyaloğun egemen olduğu, ötekinin sözünü odağa alan diyalog ya da polifonik roman.” (Valiente, s. 36) Ayrıca, Bahtin’in “heteroglosya” (çoklu diller) kavramı ve romanın, yalnızca karakterleri bağlamında değil, dili, sosyal kuvveti ve tarihsel dönemleriyle de kelimenin en geniş anlamıyla bir iletişim aracı olduğu fikri üstündeki görüşlerini dile getirir. Elbette Bahtin’in roman kavramı, Fuentes’in, eleştirmen ve romancı olarak 60’lardan bu yana romana olan yaklaşımıyla paraleldir. Bahtin’de Fuentes, kendisinin 50’li ve 60’lı yıllarındaki ilk denemelerinden bu yana öne sürdüğü ve savunduğu düşüncelerin birçoğunu, evrensel bir bağlamda açık bir şekilde betimleyen bir kuramcıyı görür. Tek tek yazarlara ayrılan sekiz deneme arasında Rómulo Gallegos ve Julio Cortázar’la ilgili olanları, Fuentes’in bir eleştirmen olarak gelişimi bağlamında değerlendirildiğinde özellikle göze çarpar. 60’larda Fuentes, Patlama’nın öteki yazarları gibi, Rómulo Gallegos, José Eustacio Rivera ve Ricardo Guiraldes benzeri criollista ve bölgeci öncüllerini kati bir şekilde reddetmişti. Şimdi, aradan otuz yıl geçtikten sonra ilk defa, “çağdaşlık” ve “barbarlık” arasındaki Maniheist (ve basit) dikotomiyle ilgili olarak geliştirilen bir Latin Amerika toplumu kavramıyla belki de en çok ilişkilendirilen yazar olan Rómulo Gallegos hakkında uzun bir deneme yazmıştır. Yazın hayatını, Latin Amerika’ya ilişkin toplum ve kültür algımızı, bu tip basit dikotomilerin ötesine yaymaya adayan Fuentes, Venezüellalı yazarı tekrar okuduğunda onda bazı değerler bulur: “Rómulo Gallegos harici bir tarihe aittir, yeniden okunduğunda anlatıcılarımızın çoğunun ele almak, arıtmak, artırmak ve bazen de, neyse ki ya da ne yazık ki yıkmak zorunda olduğu temalardan oluşan gerçek bir repertuvarın karşısında olma hissini verir.” (Valiente, s. 98) Hatta Fuentes onu “babamız Gallegos” ve “Gallegos sen bizim babamızsın” olarak tanımlar (Valiente, s. 104). Fuentes’in, “Julio Cortázar ve Erasmus’un Gülüşü” denemesinde Cortázar’a bakış açısı, La nueva novela hispanoamericana’daki (adı “Cortázar ya da Pandora’nın Kutusu” olan) denemesinden oldukça farklıdır. Fuentes, Cortázar’ın ikinci okumasını Erasmus aracılığıyla gerçekleştirir ve Cortázar’ın, “Los locos serenos”ta (Sakin Deliler, Sessiz Deliler) Erasmus’un soyağacına olan ilgisinin izlerini takip eder. In Praise of Folly’den (Deliliğe Övgü) alıntılar yapan Fuentes, Erasmus’un, yalnızca insanların kendi sınırlarını aşmak için girişimde bulunduğuna dair görüşünü işaret eder: “Geriye kalan bütün öteki hayvanlar doğal sınırlarından mutluluk duyar. Yalnızca insan daha fazlasını ister.” (Valiente, s. 257) Fuentes’e göre bunlar, Cervantes’in, Borges’in ve Cortázar’ın romanlarında yer alan akıldışı karakterlerdir. Fuentes ayrıca, Cortázar’ın dilini ve tarihi kullanımını da ele alıp Arjantinli yazarın çalışmasının, Latin Amerika tarihini yeniden yazan bir “karşı fetih” olduğu sonucuna varır. Bu anlamda Fuentes, 1992’den iki yıl önce yayımlanan kitabını, Julio Cortázar’a verdiği yanıtla sonlandırır. La nueva novela hispanoamericana’nın aksine Fuentes, Cortázar’ın edebiyatını tanımlarken burada “devrimci” sözcüğünü artık kullanmaz. Geografía de la novela, önceki denemelerinde ele alınmış yaklaşım ve duruşların birçoğunu içerir, bazıları La nueva novela hispanoamericana’daki konuların tekrarıdır. Ancak şimdi Fuentes, kendini 60’ların İspanyası’nda yazılan (Fuentes’in bir terimi olan) nueva novela’nın (Vargas Llosa, Carpentier, Gabriel García Márquez, Cortázar ve Goytisolo ile birlikte) bir sözcüsü ve savunucusu olarak değil de 80’lerde ve 90’larda William Styron, Joan Didion, Toni Morrison, Nadine Gordimer, V.S. Naipaul, Salman Rushdie, Julian Barnes, Gabriel García Márquez, Juan Goytisolo, Mario Vargas Llosa, Fernando del Paso, Julián Ríos, Italo Calvino, Milan Kundera, Günter Grass, Thomas Bernhard, Gyorgy Konrád, Necib Mahfuz, Sonallah Ibrahim, Chinua Achebe, Breyten Breytenback, Kobo Abe, Anita Desai ve Dei Dao tarafından yazılan bir nueva novela’nın sözcüsü ve savunucusu olarak göstermektedir (Geografía, ss. 18-19). Fuentes’in, nueva novela dediğinde, artık yirmi dört yazardan ve kendinden oluşan bu grubu kastettiği açıktır. Denemeler, çağdaş romanla ve kültürle ilgili genel konulara değindiği gibi, belirli bazı yazarlara odaklanır: Jorge Luis Borges, Juan Goytisolo, Augusto Roa Bastos, Sergio Ramírez, Héctor Aguilar Camín, Milan Kundera, Grorgy Konrád, Julian Barnes, Artur Lundkvist, Italo Calvino ve Salman Rushdie. Bu denemelerin, Fuentes’in romancı ve eleştirmen olarak tüm yazarlık kariyeri açısından en dikkate değer yanı, 60’larda kendisini Patlama’nın yazarları için öncü bir eleştirel sözcü olarak konumlandırmasından bu yana geliştirdiği roman vizyonuna dair bir özet olan “Roman Öldü mü?” adlı, 22 sayfalık ilk denemesidir. 50’lerin başında ilk öykülerini yazmaya başladığı sıralarda, romanın artık öldüğüne, kitle iletişim araçlarının, sinemanın ve yeni iletişim teknolojilerinin yükselmesiyle birlikte bitiş sancıları çektiğine dair yorumları sıklıkla duyduğunu hatırlatarak başlar yazısına. Denemesi, buna ve sözde “romanın ölümü”ne dair yapılan yorumların birçoğuna yanıt özelliği taşır. Fuentes buna, 60’lardaki yazılarını karakterize eden çağdaş romanı ve onun geleceğe yönelik coşkulu izdüşümünü aynı kararlılıkla savunarak yanıt verir. Kitle iletişim çağında, roman için yeni enerji kaynakları, gerekli ve önemli işlevler bulur: “İşin doğrusu, habere doymak belki de romanın sesine karşı bir tehdit oluşturdu, ama belki de aynı zamanda romana yeni bir ses kattı.” (Geografía, s. 18). Romanın, daima “potansiyel” ve “tamamlanmamış” bir tür olarak öneminin altını çizer (Geografía, s. 19). Bu denemede Fuentes, çağdaş romanın evrenselliğinin, kaybedilen iki şeyle yaşama tutunduğunu öne sürer. İlk kayıp, evrensel insan doğası kavramının kaybıdır ki bu durum, “Resmedilen Orta Sınıf Avrupalı” ile daha önceden öne sürülmüştür (Geografía, s. 19). İkincisi de “metropolitan” kültürlerin ve “homojen” kültürlerin kaybıdır. Fuentes için tarih evrenseldir ve “merkezi” kültürlerin kaybolmasıyla, “hepimiz tuhafız, öyle ki, belki de, günümüzde evrensel olmanın tek yolu bundan geçiyor.” (Geografía, s. 20) Kitle iletişim araçları tarafından beslenen, hem “potansiyel” hem de “evrensel” olan (Kundera, Rushdie, García Márquez, Fuentes vb. yazarlara ait) bu nueva novela tam olarak nedir? Fuentes, bu yeni çağdaş romanın, medyada ya da yeni iletişim teknolojilerinde dile getirilmeyen ya da getirilemeyen şeyleri kurguladığını iddia eder. Yeni roman, konuşulmayanın ve yazılmayanın romanıdır. Örneğin Fuentes, romanı, “yazılmayı ümit edenin sözlü arayışı” şeklinde tanımlar (Geografía, s. 28). Ayrıca birçok sesi ve okumayı içeren bir türdür: “Don Quijote galip geldi: Yalnızca tek bir ses ya da tek bir okuma biçimi olmamalı asla. Hayal gücü gerçeğin ta kendisi ve hayal gücünün ifade biçimleri de çoğul.” (Geografía, s. 21) Romanı bu şekilde savunarak Fuentes, 60’larda roman “dili”yle ilgili öne sürdüğü ilk fikirlerine geri dönmüş olur, ancak sonraki denemelerinde Bahtinci vizyonu olgunluğa erişir. Geografía de la novela’nın ilk denemesinde romanı, yalnızca karakterlerin karşılaşması olarak değil, bir “ifade biçimlerinin buluşması” olarak da tanımlar (Geografía, s. 26). Fuentes, dille ilgili doğrudan çatışmaların yaşandığı bir dönemde, romanın dilinin, çatışma halindeki bu dillerden biri olarak görülmesi gerektiğini belirterek Bahtin’e açıkça atıfta bulunmaktadır artık. Ayrıca, resmi dilin teksesliğine karşı, çoklu dili ortaya koyan bir romana dair ısrarlı çabaları, Bahtin’in, romanı heteroglosyanın diyalog türü olarak tanımlamasına paralel bir kavram olagelmiştir.5 Fuentes için, bir tür olarak roman, birçok farklı nedenden yaşamını sürdürmek durumundadır ve (1993’teki denemesinde hâlâ nueva novela olarak söz ettiği) yeni çağdaş roman; resmi dillere, hükümetin, kurumların, kitle iletişimin ve buna benzer birimlerin sesine karşılık dil çeşitliliğini sunduğu için yaşamını sürdürecektir. Fuentes, romanın her zaman geleceğin türü olduğunu, yazıldığı ve yazılacağı sırada daima dünyayla ilişkilendirildiğini öne sürer. Fuentes denemesini, Don Quijote’un zaferini ve edebiyatın, postmodern dünyamızda çağdaş toplumun yazılmamış ve okunmamışları için bir vitrin olma rolünü bir kez daha tasdik ederek bitirir. 90’lardaki eleştirmen ve kuramcı Fuentes, romanda, o güne kadar gördüğü şeylerin aynısını görür: dil, zaman ve daimi bir değişim sürecinde bir dünya hayali kurmaya muktedir bir tür.

Sonuç

Romancı Fuentes ile eleştirmen-kuramcı Fuentes arasındaki farklılıkları belirlemek çok da yerinde olmaz, zira kendisi her zaman, hem bir okur hem de bir yazar olarak yazar ve genel anlamda bu tip daraltıcı sınıflandırmaları da eleştirir. Kendisini, son kırk yıldır Hispanik, Avrupa, Afrika ve Anglo-Amerika kültürleriyle hayati öneme sahip bir diyaloğa girmiş yazar olarak görür. Fuentes için bu diyalog, “edebiyat insanı”nın üstünde bıraktığı ilk etkilerden 60’ların devrimci diskuruna, 80’lerin ve 90’ların kültürel eleştiri diskuruna doğru bir gelişim göstermiştir. Fuentes, 60’larda Latin Amerika romanlarını okumada öncü bir kişilikti ve kuramsal devrimin, Latin Amerika ve Kuzey Amerika’da Hispanistlerdeki eleştiri diskurunu dönüştürmeye başlamasından çok önce Avrupalı kuramcıları okuyordu. Foucault ve Levi-Strauss’a dair yaptığı ilk okumalar, ardından Bahtin’den yaptığı asıl önemli okumalarla desteklenmiştir. Fuentes, aslında Bahtin’in popülerleşmesinden çok önce, 1969’da “çoksesli” metinleri destekleyen bir şekilde yazıyordu ve Bahtinci edebi dil kavramını da Rus kuramcıdan bağımsız olarak geliştirdiği belli oluyor. Eleştirmen olarak Fuentes tutarlı bir şekilde, tercihini, meydan okuyan modern çalışmalardan yana göstermiştir. Ona göre, Cervantes’ten García Márquez’e kadar modern roman, çoklu müphemlik ve tümleştirici etkilerle karakterize edilir. Ayrıca, “kapalı”dan çok, “açık” olma eğilimi gösteren çalışmalardan yana tutarlı bir tercihi vardır. Sonuç olarak, denemelerinde sürekli olarak, mükemmel bir açık çalışma örneği olan, Julio Cortázar’ın Reyuela (Seksek, YKY) adlı yapıtının önemine gönderme yapar. Eleştirmen, kuramcı ve romancı Fuentes, kültürün; sosyal ve siyasi değişimler için çok yararlı olabileceğine dair (Reyes ve Pedroso’dan esinlendiği) fikrini sürekli olarak dile getirmiştir. Romanı, şu iki anlamda geleceğin türü olarak gördüğünü sıklıkla belirtir: 1. yeni dil ve fikirlerin daima gelişme gösteren bir türü; 2. yaratıcısını, geleceği hayal etmeye davet eden bir tür. Geleceğin türü olarak roman, Fuentes’e göre Latin Amerika toplumunun yüzleştiği süregelen krizlere dair geliştirilecek çözümlere katkı sağlayabilir.

İngilizceden çeviren Ali Ünal

1 Brushwood, 40 ve 50’li yıllardaki Meksikalı entelektüellerin “evrensel” ilgi alanlarını dile getiriyor. 2 Carlos Fuentes, Casa con dos puertes’a Manuel Pedroso ile ilgili bir deneme ekler (ss. 89-92). 3 Terra Nostra, her ne kadar temelde bir kurmacaysa da denemeye yakın birçok bölümü vardır ve bu yüzden basit bir tür tanımlamasına girmez. En iyi, “postmodern metin” olarak tanımlanabilir (bkz. Williams). 4 Fuentes, zaman ve hakikat kavramlarını sorguladığı için, González Echevarría, Fuentes’in, nihai hakikat kaynağı ve “hakikatin vakur hâkimi” (s. 141) olduğunu iddia ettiğini söylerken Fuentes’i yanlış anlamış oluyor. 5 Lértora, Fuentes’le Bahtin’i karşılaştırdığı yazısında, Fuentes’in La nueva novela hispanoameriacana’sına kısa bir gönderme yapar ve şu sonuca varır: “Fuentes’in anlatısının öteki çağdaş Latin Amerika romanlarına kıyasla karnavalesk bir ritüel ruhun izinde olduğunu, ardı arkası kesilmeyen bir yenilik arayışını amaç edindiğini ve kendisini sürekli özgürleşmeye adadığını iddia etmek yanlış olmaz.” (s. 347) KAYNAKÇA Borges, Jorge Luis, Obras Completas I, Buenos Aires: Emecé, 1989. Brushwood, John S., Narrative Innovation and Political Change in Mexico, New York: Peter Lang. Univercity of Texas Studies in Contemporary Spanish-American Fiction, 1989. Clark, Caterina, ve Michael Holquist, Mikhail Bakhtin, Cambridge, MA: Harvard University Press, 1984. Foucault, Michel, The Order of Things: An Archeology of the Human Sciences, New York: Vintage Books, 1973. Fuentes, Carlos, Casa con dos puertas, México: Joaquín Mortiz, 1970. Fuentes, Carlos, Cervanteso la crítica de la lectura, México: Joaquín Mortiz, 1976. Fuentes, Carlos, Geografía de la novela, Mexico: Fondo de Cultura Economica, 1993. Fuentes, Carlos, La nueva novela hispanoamericana, México: Joaquín Mortiz, 1969. Fuentes, Carlos, Terra Nostra, México: Joaquín Mortiz, 1975. Fuentes, Carlos, Valiente mundo nuevo, Madrid: Mondadori, 1990. González Echevarría, Roberto, “Terra Nostra: Theory and Practice”, Carlos Fuentes, Robert Brody ve Charles Rossman (Ed.), Austin: University of Texas Press, 1982, ss. 132-145. Holquist, Michael (Ed.), The Dialogic Imagination by M.M. Bakhtin, Çevirenler Carol Emerson ve Michael Holquist, Austin: University of Texas Press, 1981. Kristeva, Julia, “Bakhtine, le mot, le dialogue et le roman”, Critique, sayı 239 (Nisan 1967), ss. 438-465. Lértora, Juan Carlos, “M. Bakhtin y C. Fuentes: teoría y práctica”, La obra de Carlos Fuentes: una visión múltiple, Ana María Hernández de López (Ed.), Madrid: Pliegos, 1988, ss. 341-347. Ortega y Gasset, José, Historia como sistema, Madrid: Revista de Occidente, 1962. Paz, Octavio (Ed.), Poesía en movimiento, México: Siglo XXI, 1966. Paz, Octavio (Ed.), Children of Mire: Modern Poetry from Romanticism to the Avante-Garde, Cambridge: Harvard University Press, 1974. Williams, Raymond Leslie, The Writings of Carlos Fuentes, Austin: University of Texas Press, 1996.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR