Okuyanı Yazar Yapan 5 Roman
23 Haziran 2018 Edebiyat Kültür Sanat Liste

Okuyanı Yazar Yapan 5 Roman


Twitter'da Paylaş
0

"Yazarlık nedir?" "Kasaplık gibidir."
Erdinç Akkoyunlu

Okşadığınız lambanın cini biraz üşengeç çıkıp oturduğu yerden, "Yazar mı olmak istiyorsun okur mu" diye sorsa, bu yarı olağandışı dilek hakkınızı nasıl kullanırsınız? Bugün Türkiye'de yılda 2.000'den fazla roman yayımlanırken ve bunun yarısını ilk romanlar oluştururken, sihirli lambanın cininin fazla mesai yaptığı kuşkusuz. Gerçi Türkiye'de ne kadar nitelikli okur olduğuna ilişkin kitap satış rakamları ya da kütüphane kayıtlarıyla doğru orantılamayacak bir istatistik de var. Ve sayı, hiç de az değil. Milyonlarca okurdan söz ediyoruz ama bu sayının ne kadarı 'nitelikli ve Türk edebiyatına okur olarak yön verebilecek görüş ile iradeye sahip' kişilerden oluşuyor, orası meçhul. Yine de bugünlerde yazar sayısının okur kitlesini solladığı, 'Her iki kişiden üçü şair' ifadesine konu bir yazma enflasyonunun yaşandığı da ortada. Peki, bunca yazma çabasına karşılık Türk edebiyatında yazar niteliği çıtası yükseliyor mu? On beş yıldır edebiyat hakkında deneme ve inceleme yazınca, her ne kadar bu sıfatı hak etmesem de, edebiyat eleştirmeni diye anılıyorum; böylesi bir referansla da edebiyatımızdaki çıtanın yükselişini Latin Amerika'nın ve yeni Batı romanının gerisinde buluyorum. Oysaki Türk edebiyatı 30 yılda bir gelen ve tamamen kendi yetenekleriyle var olan, yani ona Türk edebiyatını değiştirmesi için yayın ve okur imkânları sunulmadığı halde bunu kendisi başaran büyük yazarlarla nitelik sınıfı atlıyor. Bu da haliyle yeterli olmuyor. Bugün de durumun değiştiğini söylemek zor: Popülerlik vebadan hızlı yayıldığı için, bugün nitelikli yapıtların dahi popüler, yani çok satan ve çok konuşulan olması gerekliliği, edebiyatımızın kendi özgünlüğünü yaşamasına engel oluyor. Bu yıldız yutan kara delik gücündeki konu, Türk edebiyatını başlangıcından alıp bugüne değin santim santim incelemeyi gerektiriyor ki bu yazının sınırlarını çok aşan bir çabaya dönüşür. Bugün önemli olan popüler niyetlerle, yani çok okunmak, çok kazanmak ve çok konuşulmaya ilişkin istekleri nitelik temeli üzerinde yükseltecek –adı üzerinde– temel okumalara ilişkin bir liste vermek. Son dönemde yazma niyetindeki okurun en çok kendisini bu yolun kestirmelerinden hızlıca geçirecek ve yetkinliğe ulaştıracak listeler peşinde olduğunu görüyorum. Bu durum, derdi nitelikli edebiyat olan ama çağın hızına uymak için eskiden sabırsızlık sayılabilecek ama edebiyatta beklemenin ve demlenmenin ne büyük erdem olduğunu her daim başucu öğüdü yapanların yine de acelecilik sayılacak tavırları, artık kötü gözle bakılan bir eylem olmamalı. Kötülenmemeli. Önüne taş konmamalı. Aksine bu çaba yüreklendirilmeli ki niteliğe dönük bir çaba, sonu popüler bir eyleme dönüşmek için yapılsa da özünde sağlam olmalı. O zaman lamba cininin işi daha kolaylaşır, tercihini yazar olmaktan yana kullananlar için. Ben, her ne kadar yazmaya dönük bir uğraş içinde olsam da, her daim bir okur olarak anılmayı arzu ederim. Sonunda yazarlık dediğin ağır sıklet boks maçında Muhammed Ali ile başa çıkabilmek için hep aynı düzeyde kalması gereken muhteşem bir performansı sergilemek demektir. Ya da Ahmet Altan'ın, babası Çetin Altan'a, 'Yazarlık nedir' diye sorduğunda, 'Kasaplık gibidir' yanıtından bihaber, o karlı gecede Basınköy'deki komşu evinin camını tıklatan Yaşar Kemal'in de Çetin Altan'ın 'Yaşar, yazarlık sence nedir' sorusuna, 'Kasaplık gibidir' yanıtını vermesi demektir. Yanıt ne olursa olsun, dert yazmaksa, amaç popüler olmaksa ve nitelik temeliyle bunu yapmaksa o vakit şu 5 romanı okumakta fayda var:

1 Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ve Görüşleri-Laurence Sterne: Bir rahip olan Sterne, bunu yaptığını bilmeden dünyanın ilk ve en önemli modern romanlarından birini yazdı. Tarih 1759'du ve o günlerde romanlar giriş, gelişme, sonuç gibi sıralı örgü ile anlatılırdı. Oysa Tristram, peydahlanması öncesinden hikâyeyi başlatarak ve kimi zaman sadece çizimlerden oluşan imgelerle hikâyeye akış vererek, hem İngiliz edebiyatının hem de dünyanın en nitelikli romanlarından birini yazmıştır. Ve bu romanı okumak, bir romanın anlatı imkânlarının ne denli geniş olduğunu, aynı zamanda iyi bir romanın konudan ne kadar uzaklaşırsa o kadar nitelikli olabileceğini ortaya koyar.

2 Görünmez Kentler-Italo Calvino: 1972 yılında yayımlanan romanda ünlü gezgin Marco Polo, dünyanın en büyük ve acımasız imparatorlarından Cengiz Han'a kellesini kaptırmamak için, her gece gezdiği ülkeleri anlatır. Bu hayali ülkeler, mimarileriyle ön plana çıkarken basit bir olay kurgusu etrafında mimarinin roman diline inşa süreci Calvino'nun edebi dehasının parıltısıyla okurun gözünü kamaştırır.

3 Buzul Çağın Virüsü-Vüs'at O. Bener: Romandaki anlatı imkânları ve farklı yolların denenmesi, çoğunun başarıya ulaşması anlamında ustanın 1984'te yayınlanan bu romanı, okurun metine özel bir dil bulması için yolunu aydınlatır. Öte yandan anlatı tekniklerinin romanın konusu ve üslubu kadar önemli olduğunu, yadsınamayacağını, aynı zamanda bir anlatma tekniğinin de bazen tek başına bir roman kabul edilebileceğini Vüs’at O. Bener'in kaleminden öğrenmek başkadır.

4 Kişisel Bir Sorun-Kenzaburo Oe: Japon yazara Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasında oldukça yardımcı olan, 1964'te yayımlanan bu roman, bir yazarın özyaşamsal roman geleneğine ne denli bağlı kalması gerektiğinin başat örneklerinden. Romanın kahramanı da tıpkı Oe'nin gerçek hayatta yaşadığı gibi beyni dışarıda doğan oğlu ile uğraşırken, öte yandan Japonya'nın sosyolojik değişiminin içinden özgürlük düşüncesini koruyarak geçer. Ve epeyce darbe alır. Oe'nin hayat hikâyesiyle anıştırılabilecek roman, hangi imgenin Oe'nin gerçeği hangisinin roman kurgusu olduğunu ancak onu anlamaya çabalayan bir göze gösterecek denli silik ve ustaca çizilidir. Bunu görmeyi başaranın edebiyatta sırtı yere gelmez.

 5 Fransız Teğmenin Kadını-John Fowles: Bir roman ne kadar gerçekçi ya da gerçeküstü olursa olsun, okur onun bir roman olduğunu bilir. Ama yazar çoğu zaman bunun farkında olmaz ve okuru, kendi imgeleriyle büyülediğini düşünür. Yazar romanının anlatıcısı olmaktan çıkıp, yaratıcısına dönüşünce de, okurun onun yeteneklerinin peşinden gelmesini ister, bu yolun taşlarını döşer. Gerçekte ise, bir roman aslında bir romandan ibarettir. Okur da yazar da bunun bir imgesel karşılaşma olduğunu bilir; işte bu bilmenin en zirvedeki halidir Fowles'un bu romanı. Fransız Teğmen'in Kadını bir yerde biter ve Fowles bunu okura söyler, sonra devam etmek isteyip istemediklerini sorar ve olası bir evet cevabını düşünerek romanını sürdürür. 1969'da yayınlanan ama 19'uncu ve 20'inci yüzyıl İngilteresi arasındaki dağlar kadar farkı gözler önüne seren roman, modern anlatının başucu yapıtlarından.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR