Onur Çalı: "Başlangıçta söz vardı, hep olacak."
13 Mayıs 2019 Söyleşi Öykü Yazıları

Onur Çalı: "Başlangıçta söz vardı, hep olacak."


Twitter'da Paylaş
0

Bizim bir kuşak olduğumuzdan emin değilim: Birlikte dergi mi çıkardık, ortak işler mi yaptık? Birbirimizin yazdıkları hakkında açık sözlülükle konuşup eleştirebiliyor muyuz?

Eksik Yıl (2012), Geçen Sene Doğanlar (2014) ve Huma Kuşları’nın (2015) ardından dördüncü öykü kitabı Kaplumbağa Makamı yayımlanan Onur Çalı ile son kitabı hakkında söyleştik.

Sibel Yılmaz: Kaplumbağa Makamı dördüncü öykü kitabınız. Bugüne kadar yazdıklarınızdan yola çıkarak okurlarınız nasıl bir öykü dünyasıyla karşılaşacaklarını biliyor. Peki siz, kitap okurla buluşmadan önce ne hissettiniz?

Onur Çalı: Öfke, yılgınlık, mutluluk, mutsuzluk, neşe, sevinç, sabırsızlık, keder, hüzün… Kitapla ilgili heyecanlandım da elbette. Üzerinde en fazla emek harcadığım, en uzun süre uğraştığım kitabım oldu Kaplumbağa Makamı. Başkalarında nasıl oluyordur bilmem, kitap yayımlandıktan sonra iyice yabancılaşıyorum ben kitaba. Sanki o benim emeğim değilmiş, o öyküleri ben yazmamışım gibi hissediyorum.

onur çalı

SY: İlk kitabınız Eksik Yıl’dan bu yana kısa kısa öykü türünde yazıyorsunuz ama bu defa öyküleriniz biraz daha kısalmış. Yazarken sözü eksiltme, anlamı daraltma ihtiyacı mı hissettiniz?

OÇ: Kaplumbağa Makamı’nda diğer kitaplara göre daha fazla sayıda kısa var, doğru. Sözü eksiltmek denebilir ama anlamı daraltmanın aksine, anlamı serbest bırakma, çoğaltma ihtiyacı diyelim.

SY: Öykülerinizde kutsal metinlere göndermelerde bulunuyorsunuz. Özellikle İsa’yı birkaç öykünüzde öykü karakteri olarak görüyoruz. Dinler tarihine ilginiz olduğunu biliyorum. İnsanlığın kadim tarihine ait bu kutsal anlatıların size çekici gelen yanı nedir?

OÇ: Cevap sorunun içinde aslında: “İnsanlığın kadim tarihine ait” en güzel anlatılardan bazıları bu kutsal kitapların içerisinde. Başka efsanelerle, mitlerle ortak noktaları da var bu kutsal metinlerin. Nasıl ilgimi çekmesin? Sözgelimi, Eski Ahit’teki Vaiz kitabına bakın bir, dün yazılmış gibi sanki: “Güneşin altında gördüğüm bir haksızlık var, / Yöneticiden kaynaklanan bir yanlışı andırıyor: / Zenginler düşük makamlarda otururken, / Aptallar yüksek makamlara atanıyor.” Hazreti İsa birkaç öyküme misafir oldu. İnsanlık tarihinin en trajik karakterlerinden biri o: Hem babasız oluşu hem de babası tarafından terk edilmiş olması, “söylediği” hemen her şeyin takipçilerince yanlış anlaşılması… Peygamberlerin kaderi bu maalesef: İnananları tarafından yanlış anlaşılmak.

SY: “Veraset Meselesi” öyküsünde bir dedenin torunlarına anlattığı bir hikâyeden yola çıkarak sosyal medyanın gerçeklik algımıza olan etkisine değinmişsiniz. Göründüğümüz kadar var olduğumuz bu çağda imajların yazı karşısındaki hâkimiyeti konusunda ne düşüyorsunuz? Söz, değerini yitirdi mi?

OÇ: Söz değerini hiçbir zaman yitirmez Sibel hocam. Başlangıçta söz vardı, hep olacak. Mevzi kaybetmiş gibi görünebilir. Üstelik imaj dediğimizde de “görsel metin”den bahsetmiş oluyoruz aslında. Ve fakat sosyal medyadaki hallerimiz, neresinden bakarsam bakayım keder veriyor bana. Birkaç yıl önce ortaokuldaki öğretmenlerimden biri öldüğünde, kadının facebook duvarına taziyelerini, üzüntülerini yazanlar olmuştu. Dehşete düşmüştüm. O öykü oradan filizlendi biraz. Sonra baktım, facebook’ta “varis atama” diye bir şey koymuşlar. Siz öldükten sonra hesabınızın nasıl kontrol edileceğine karar verebiliyorsunuz. Yirmi sene önce biri çıkıp böyle bir şeyden bahsetse ne derdik? Ciddiye alır mıydık? Bütün bunlar edebiyatı da etkiliyor. Okuru, yazarı, metni, yayıncıyı, kitapçıyı… Daha da etkileyecek.

onur çalı

SY: “Minnoş”, “Konu: Kuşun Ölümü”, “Kümesin İçi” ve “Kaplumbağa” öykülerinde hayvanları ve onlarla kurduğumuz ilişkileri merkeze alıyorsunuz. Bu öyküler aracılığıyla kendisinden başka canlılara yaşam hakkı tanımayan insan türünün bencilliğine ve acımasızlığına dikkat çekmek istediniz sanırım. Eksik Yıl’da yer alan “Ataletin Adaleti” öyküsünde de “ne çok eziyet ediyoruz hayvanlara” diyordu anlatıcınız.

OÇ: Etmiyor muyuz? Her şeyi geçelim, birçoğumuz yiyoruz onları. Daha ne olsun!

SY: “Kaplumbağa” öyküsünde oyun oynarken kaplumbağaya eziyet eden çocuklar görüyoruz. Bu öyküyü okuyunca aklıma Çiğdem Sezer’in bir şiirinde geçen “hiç inanmadım masumiyetine çocukların” dizesi geldi. Siz ne dersiniz çocukların masumiyeti konusunda?

OÇ: Çocukların kendilerince bir masumiyetleri olabilir. Belli yaşlara gelince zaten masumiyet filan kalmaz ama çocuklar, hepimiz gibi, kötücül de olabilirler. Bile isteye kötülük de yapabilirler.

SY: Önceki kitaplarınızda ironiye daha çok rastlamıştık. Kaplumbağa Makamı’na ise biraz karamsar bir bakış açısı hâkim. Örneğin “Bergama Vapuru” öyküsünde anlatıcı, güvenli bir limana sığınma hayalini dile getiriyor ve öykünün sonunda “Çünkü yorgunuz” diyor. Ülke gündeminin getirdiği ve gündelik hayatımıza da sızan bir yorgunluktan söz edilebilir mi?

OÇ: Kaplumbağa Makamı’nı okuyan bir arkadaşım da aynı şeyi söylemişti, çok fazla ölüm sözcüğü geçiyormuş kitapta, karamsarmış, hüzünlüymüş… Farkında değilim. İroniyi elden bıraktığımı sanmam ama karamsar bir hava olabilir bazı öykülerde. Çünkü yorgunuz. “Bergama Vapuru”ndaki anlatıcı karakterin yorgunluğunun pek çok sebebi olabilir. Barış istediği için işsiz kalmış olabilir mesela, pasaportuna ve en temel haklarına el koyulmuş olabilir. 10 Ekim Gar patlamasında ya da başka katliamlardan birinde arkadaşını, eşini dostunu kaybetmiş olabilir. Belki kardeşi Soma madeninde ölmüştür. Ölmemiştir de tazminatı hiç edilmiştir. Aynı yerde, aynı koşullarda tekrar yeraltına inmeye mecbur kalmış olabilir. Belki çok yakın bir dostu iş cinayetine kurban gitmiştir. Üniversiteden çok sevdiği bir arkadaşı Kürtçe konuştuğu için öldüresiye dövülmüş olabilir. Seçimlerde kullandığı oy gasp edilmiş olabilir. Sevgisizlikten, yalnızlıktan, aşksızlıktan yorgun düşmüştür belki. Sevmediği bir işte, üç kuruş maaşla ömür tüketiyordur. Çok sevdiği bir dostunun asker ya da polis abisi, devletlerin savaş politikaları yüzünden “şehit düşmüş” olabilir. Her sabah poğaça aldığı pastanede çalışan Suriyeli göçmenin Ege Denizinde boğularak öldüğünü görmüştür haberlerde. Çocukluğundan beri arkadaşı olan komşu kızı sevdiği adam ya da babası ya da abisi tarafından öldürülmüş olabilir. Babası annesine psikolojik şiddet uyguluyor olabilir. Belki de hiçbiri değildir, başka bir sebebi vardır yorgunluğunun.

Kendi yazdıklarına hayran olup başkalarıyla ilgilenmeyen yazarlar da var.

SY: “Yazarokur” öyküsünde yayımladığı kitap sayısı arttıkça okuduğu yazar sayısını azaltan ve sonunda sadece kendi yazdıklarını okuyan bir yazarla karşılaşıyoruz. Bu öyküyü sizin kuşağınızla ilgili bir eleştiri olarak okuyabilir miyiz? Çünkü benim de gözlemlediğim kadarıyla günümüzde öykü yazarları genellikle başkalarının ne yazdığını pek takip etmiyor.

OÇ: Herkes nasıl isterse öyle okuyabilir elbette. 2010 kuşağı mıyız biz? Bizim bir kuşak olduğumuzdan emin değilim: Birlikte dergi mi çıkardık, ortak işler mi yaptık? Birbirimizin yazdıkları hakkında açık sözlülükle konuşup eleştirebiliyor muyuz? Bu kuşağın eleştirmenleri kimler peki? Öykü kitaplarını öykü yazanlar okuyor, eğer okuyorsa. Geniş okur kitleleri zaten yok. Öykücüler diğer öykücüleri hiç takip etmiyor değil. Ben de elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Nedir, kendi yazdıklarına hayran olup başkalarıyla ilgilenmeyen yazarlar da var. Bir keresinde şahit oldum. Bir yazar, “Nasıl bu kadar çok okuyorsunuz? Ben yazmaktan vakit bulamıyorum,” demişti. Fıkra değil, gerçek bu.

SY: “Hem Okudum Hem Yazdım” öyküsünde, okuduğu kitapları “sıradan insanların sıradışı hikâyeleri”, “farklı bir dil ve öykü dünyası” gibi ifadelerle niteleyen bir eleştirmen görüyoruz. Öykü eleştirisi böyle kalıp yargılara mı hapsediliyor sizce?

OÇ: Öykü eleştirisi mi var? Hiçbir alanda eleştiri geleneği olmayan bir toplumuz biz. Dolayısıyla köklü bir edebiyat eleştirisi geleneğimiz de yok. Gelenek yok, tek tük isimler var. Değerli isimler de var ama çok azlar. Eleştiri olmayınca da, “Çok beğendim, sarsıldım, müthiş öyküler” ile “Hiç beğenmedim, olmamış, bunlar öykü bile değil yahu” arasında salınıp duruyoruz.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR