Orhan Pamuk da Kimmiş
13 Ocak 2019 Edebiyat

Orhan Pamuk da Kimmiş


Twitter'da Paylaş
1

Orhan Pamuk'un adını ilk duyuşum, 21 yıl önce, okuduğum Göztepe Mehmet Beyazıt Lisesi'ndeki sınıf arkadaşımın edebiyat dersinde çantasından çıkarttığı Benim Adım Kırmızı romanını çıkar çıkmaz satın almanın gururunu paylaşmasıyla olmuştu.

Hemen hepsi alt ve ortanın altı sınıfa ait ailelerin çocuklarından oluşan sınıfta Pamuk ile ilgili medyadaki haberlerden birleştirilen bilgi kırıntılarıyla başlayan dersi kaynatma seansı, bana büyük azap vermişti. O güne değin üç dört yıllık bir okur olarak, Kadıköy sahaflarında ucuz eski basımlarını bulabildiğim Yaşar Kemal, Cengiz Aytmatov, Montaigne, Shakspeare, Sait Faik, Sabahattin Ali gibi uzayan bir listeyle sınıfın en okur kişisi bendim. Ama o an, Orhan Pamuk konusundaki en cahil de bendim. Ve bu utanç üç yıl sonra Ankara Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğrenci oluncaya dek devam etti. Bu sürede Pamuk'un Sabah gazetesinde yayınlanan öyküsünü okudum. Ona medyanın verdiği özel değeri adım adım izledim. Kaderin sahaflarda karşıma çıkardığı ve paramın yettiği kitapları alıp her gün gelişen bir okuma duygusuyla artık neyi okumam gerektiğini de bilerek yaptığım edebiyat diyetim, bir süre sonra profesyonelleşti. Kendi okuma listelerimi yapıp, Ankara soğuğunda sahafları dolaşarak Umberto Eco'nun Gülün Adı'nı ararken ağır bir bronşite yakalandım ve 10 günlük zorunlu İstanbul ev nekaheti döneminde romanı hatmettim. Bu dersten sonra da sahaflara gitmeyi bıraktım. Çünkü sahaflarda artık ucuz kitap bulmak yerine, onlar da çağa uyup kitap antikacılarına dönüştükleri için maddi bir uyuşmazlık başlamıştı aramızda. Kredi kartı alabilmenin kolaylaşmasıyla da başta Dost olmak üzere Ankara'daki kitapçılardan yeni kitapları edinebilmeyi başardım. Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını kitapçılarda ararken Ankara soğuğunda yine hastalanınca, sahaflara attığım hastalık suçunu geri aldım. O günlerde nihayet sıra, Orhan Pamuk romanlarına yapılan en büyük eleştiri olan 'anlaşılmazlık' zırhını delecek kadar Türk ve dünya edebiyatıyla yüklendikten sonra, onu hatmetmeye geldi.

orhan pamu

O Yazar Olmak İstedi

Orhan Pamuk, kaçınılmaz bir biçimde nitelikli-popüler bir yazar olduğu için, hayatında okuduğu ilk roman bir Pamuk romanı olan okur muhtemelen romanı anlaşılmaz ve bitirilmez bulacak. Vereceği bu tepkinin o şartlar düşünüldüğünde haksız olduğunu söylemek de haksızlığın ta kendisi. Ama Pamuk'u iyi anlayabilmenin ilk şartının Türk ve dünya edebiyatını iyi bilmekten geçtiğini dile getirmek de bir cahil cesareti istemiyor. Bazı yazarlara "BÜYÜK ÖĞRETİCİ YAZARLAR" diyorum. Onlar, edebiyat dehalarını metinlere sığdırmaya çalışırken bunu yapmayı önemsemeden ve yaptıklarının farkına varmadan, okurlara edebiyat öğretiverirler. Daha doğrusu edebiyata yaktın bir zihin, bu yazarların metin inşa süreçlerin Süpermen'in x-ray ışınlarıyla donatılmış 'süper' olma özelliği gibi Tanrı vergisi edebiyatı bilme özellikleriyle bu inşa sürecinin röntgenini çekerler. İşte bu tür bir yol haritası da verebilen yazarlara Büyük Öğretici Yazarlar demek pekala mümkün. Pamuk da bir Büyük Öğretici olmak için önce bir Büyük Öğrenci Yazar Adayı olmayı yeğledi. Pamuk Ailesi'nin Nişantaşı'ndaki kurulu yüksek halli ekonomik düzeni içinde çalışıp para kazanmaya ve kimseye bakmaya ihtiyacı olmayan Orhan Pamuk, gazetecilik ve mimarlık eğitimlerinin ardından romancı olmaya karar vererek, evine kapanır. Bir kişinin evine kapanarak romancı olmayı denemesi için Karun gibi banka hesabına da gerek olmadığını edebiyat tarihi ortaya döküyor dökmesine ama Pamuk'un aldığı risk yoksul birininkinden daha büyük. Sonunda başarısız olmanın ekonomik girdapları aileyi yutabilecek kadar büyüme riski taşırken, odasına kapanıp aldığı iyi eğitimin İngilizceyi iyi bilme avantajıyla pek çok dünya eserini daha Türkçeye çevrilmeden okudu. Bu da onu 1970'lerin başında giriştiği yazarlık uğraşında, o günlerdeki rakiplerin ya da mevcut yazarların henüz okumadıkları nitelikli metinlere hakim olmasını sağladı. Pamuk'un edebiyat dünyası, ulaşmak istediği yüksekliğe çıkmak için her bir tanesini kendisinin el emeği göz nuru şekilde iğne oyası işler gibi tek tek oyduğu roman ve öykü bilinç taşlarını bir kuyuya doldurarak oluşturduğu nitelik tepesine tırmanmasıyla mümkün oldu. Hocası yoktu. Danıştığı kimse yoktu. Roman ve öykülerden başka yol gösteren de yoktu. Bu tür bir yokluğun izlerini ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları'nda görmek mümkün. Kurgusu ve yapısı itibariyle Thomas Mann'ın Buddenbrook Ailesi romanına oldukça benzeyen bu yapıt, Türk edebiyatının kurgu-otobiyografik eserler kategorisindeki en büyük ve nitelikli boşluğu doldurdu. Bu ilk romanın bir dünya klasiği Buddenbrook'lara benzemesi değil benzememesi olay olurdu. Çünkü kendi edebi  yolunu odasında kurduğu bu edebiyat laboratuarında oluşturan Pamuk'un, Türk okurunun ilgisini çekecek o üst düzey Nişantaşı hayatlarının detaylarına ilişkin çocukluk ve gençlik gözlemlerine dayalı eseri, aynı zamanda bir dünya klasiğine metinler arasılık yapıyordu.

Kara Kitap'ın İmgeleri

Öte yandan Milliyet Roman Armağanı'nı kazanan bu romanın 3 yıl boyunca yayınlanmayışı, Orhan Pamuk'un az daha 'Satılık ödüllü roman' ilanını gazetelere verecekken Erdal Öz gibi öz be öz bir edebiyat yayıncısının dikkatini çekerek yayınlanabilmesi de ayrı değerli. Pamuk, o yayınlanmadığı süre boyunca ödül kazanmış romanıyla ilgili kuruntulara kapılıp edebiyatı boşlamak yerine Türkiye'nin siyasi düşünsel yapısı üzerine üç farklı fraksiyonu buluşturduğu Sessiz Ev'i yazdı. Ardından adına ister intihal deyin ister esinlenme, bana göre ise metinler arasılık gibi önemli ve değerli bir anlamı bulunan Beyaz Kale'yi yazdı. 17'inci yüz yıl İstanbul'unda geçen İtalyan Köle ile Türk Hoca arasındaki roman, Türk edebiyatının modern roman konusundaki boşluğuna vurulmuş en sert darbeydi. Osmanlı hikâyelerinin Batı gözünden Doğu anlayışına yaslanan yapısıyla ele alınışı bakımından da, edebiyatımız için bir ilk anlamını taşıyordu. Pamuk üç romanında birbirini tekrar eden metinler yerine her biri yeni bir akım başlatan çabasıyla farklı ve yeni olduğunu ortaya koydu. Ama Beyaz Kale'nin ardından Kara Kitap gibi post modern roman konusunda bir mihenk taşını kimse beklemiyordu. Bu romanda İstanbul Boğaz'ının sularının çekilmesi gibi bölümler için, Pamuk'un o sırada eşinin eğitimi nedeniyle bulunduğu ABD'de gittiği yazarlık kurslarının etkisi olduğu gibi çıkarsamalar yapılsa da, bu türlü güçlü bir imgeyi oluşturmak için İstanbul Boğaz'ının sularının çekildiğine ilişkin bir düşün ta çocukluktan beri kurulabilmesi gerektiği de alt metinde apaçık görünüyor. Kara Kitap hem öykülerin itici gücünü oluşturduğu bir yarı polisiye ve siyasi roman, hem de ona Nobel Edebiyat Ödülü'nü getiren İstanbul'un yeraltının da yazarı olması açısından önemli. Aynı zamanda Pamuk'un hemen tüm eserlerinin Türk ve dünya klasiklerine bir metinler arasılık çabası taşımasına karşın (bunu denemiş ve hala yayınlatmayı başaramamış biri olarak) Kara Kitap dahil onun romanlarına bu çabayla yaklaşan başka Türk romanlarının olmayışı da Pamuk'u hâlâ biricik yapıyor.

orhan pamukFotoğraf: Gülbin Eriş

Pamuk edebiyatı Gizli Yüz adlı yine ödül alan film senaryosu, ardından 'Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti' sihirli giriş cümlesi ile kitapların peşindeki bir polisiye gerilim olan Yeni Hayat ile devam etti. Ardından da Pamuk'u Türk edebiyatının post modernlik zirvesinde tek başına bırakan Benim Adım Kırmızı geldi. 17'inci yüz yılda İstanbul'da işlenen nakkaş cinayetleri üzerine İslam'daki resim yasağı ve daha pek çok konuyu ele alışı açısından Pamuk edebiyatının en büyük zirvesi oldu. Fakat okurun gözünde yazının başında da anlattığım gibi Türk ve dünya edebiyatını bilmeye dayalı bir okuma gerektirdiği için, belki de imgelerinin derinliği nedeniyle Kara Kitap'ın melankolik gücünü bir türlü geçmedi...

Onun Gibisi Var mı

Orhan Pamuk edebiyatının Türkiye tarihiyle daha içli dışlı olmaya ilişkin en sivri çabası siyasal İslam'dan söz ettiği ve Kars'ta geçen Kar romanı oldu. Bu roman Türk edebiyatında hem edebi özellikleri hem de Pamuk üslubu açısından bir çığ etkisi yaratmasa da, bugün hala Batı tarafından Türkiye anlaşılmak istendiğinde başvurulan ilk referans olma özelliğini koruyor. Aslında Kar romanından sonra Pamuk edebiyatının imgelerden çıkıp sembollere ağırlık veren yapıya dönüştüğü de gizlemeye gerek olmayan bir durum. Masumiyet Müzesi'nin aynı adla Cihangir'de açılan yapısıyla beraber bir şeylerin tarihine dönüşmesi Pamuk edebiyatını daha ikonsal hale getirdi ama daha güçlü ve nitelikli kılmadı. Kafamda Bir Tuhaflık da, Pamuk'un yönünü ilk kez İstanbul'un alt ve ortanın altı kesime çevirdiği bakış açısının derli toplu bir haliydi ama Nobelli bir yazardan beklenen İstanbul gibi bir şehrin bu kesiminin güçlü anlatımı olmadı. Yine de Pamuk edebiyatı açısından sembollerin niteliklerini belirlemek noktasında önemli işlevler gördü, edebiyat eleştirmenleri üzerine pek çok şey söyleyip yazabildiler. Son olarak Kırmızı Saçlı Kadın da Pamuk edebiyatının belki de en zayıf halkası olarak kayıtlara geçti. Ama az sayfalı, kolay okunabilen eserlerin Türkiye'deki iktidarı nedeniyle Pamuk'un en çok satan romanı oldu. Bu ekonomik başarının yayıncısına yüz güldürdüğüne şüphe yok, ama Pamuk'un son romanlarında kendi edebi geçmişine yaptığı göndermelerle örülü metinleri eski okurlarını onun edebiyatından biraz yüz geri yapar hale getirdi. Bildiğimiz kadarıyla adı Veba Geceleri olan ve yine Osmanlı döneminde geçen bir salgın hastalığı anlatan yeni, büyük bir roman üzerinde uzun süredir çalışıyor. Bu romanın Pamuk edebiyatına ne katacağını göreceğiz. Asıl önemlisi Pamuk gibi Nobel'i genç yaşta kazanan bir yazarın Nobel bunalımına girmeyerek üretkenliğini ara vermeden sürdürmesi ve yeni kuşaklara edebiyatı öğreterek yazması. Pamuk bundan hiç geri durmadı. Bu konuda elinden geleni yaptı.  Yapmayı da sürdürüyor. Onun kadar bu konuya değer veren şu an mevcut bir yazar da görünmüyor. Hatta pek çok yazar Pamuk'un açtığı yabancı dile çevrilme yolunda dünyada şansını denerken, yine çok okunan Pamuk ve Tanpınar gibi ustalar oluyor. Demek ki Orhan Pamuk'un da özellikle Kara Kitap'ta imgelerinden çok beslendiği Tanpınar gibi edebiyata temiz niyetlerle yaklaşan ve sadece nitelikli yazmaya odaklanan kişiler olmak gerek. Ötekisi popülerlikten başka bir şey değil...


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Bülent Öztürk
Kara Kitap dehşet derecesinde gramer yanlışlarıyla dolu, anlaşılmazlığı buradan kaynaklanıyor bence..
10:44 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR