Orta Doğu’nun Bilinmesi Gereken Tanınmış 10 Kadın Yazarı
28 Mayıs 2018 Edebiyat

Orta Doğu’nun Bilinmesi Gereken Tanınmış 10 Kadın Yazarı


Twitter'da Paylaş
0

Çeviri ve hazırlayan: Öznur Derya Değirmencioğlu 21. yüzyılın Ortadoğusunda, kadın yazarlar gittikçe daha da güçleniyor. Yeni nesiller feminizm, kimlik ve sınıf ayrımı gibi konularda daha anlayışlı ve ilgili olmakla beraber kadınların sesine kulak vermekte kararlı gözüküyor. Ortadoğu’yu daha yakından tanımak isteyenler ise günümüzde oldukça ses getirmiş, aşağıda sıralayacağımız fantastik on kadın yazarı bilmeli ve kitaplarını okumalı.

Layla Baalbaki

Ortadoğu’daki kadın yazarların başında gelen Layla Baalbaki, özellikle kadın konularına odaklanmış, Arap Edebiyatı’nda kadınların sesine kulak vermiş ilk yazarlardan biridir. 1958’de yayınlanan Yaşıyorum (I live) adlı romanı, zamanının çok ilerisinde bir bakış açısı kaleme alınmıştır. Roman, hep bir arayış içerisinde olan ve politik, sosyal, ekonomik özgürlükler için mücadele eden Lübnanlı genç bir kadının etrafında döner. Ne yazık ki, Baalbaki’nin kadınların en içten duygularını düzgün bir tavırla ortaya koyması tartışma yarattı, bazı kesimler tarafından düşmanlıkla karşılandı, müstehcenlik ve ahlaksızlıkla suçlandı. Sonunda bu suçlamalardan beraat etmesine rağmen, Baalbaki 1964’ten sonra hiçbir kurgu eseri yazmadı ve gazeteceliğe döndü.

Assia Djebar

Cezayirli feminist bir yazar olan Assia Djebar, postkolonyal dönemdeki Cezayirli kadınların durumunu açık bir şekilde incelemesiyle bilinir. Eserleri, 1834 yılında Delacroix tarafından yazılan Cezayirli Kadınlar (The Women of Algiers) adlı kitaptan esinlenerek yazılmıştır. Haremdeki kadınlar hakkında olan ve kısa hikâyelerden oluşan Cezayirli Kadınlar (Women of Algiers in Their Apartment) o eserlerinden biridir. Bu hikâyeler, çağdaş Cezayir toplumunu çevreleyen oryantalist ve ataerkil yapılara cevap vermekte ve kadınların yaşamlarını zorlaştıran eşitsizliği göstermeye çalışmaktadır. 2005 yılında, Djebar Fransız mirasını ve dilini korumayı amaçlayan tarihi bir organizasyon olan Académie Française’e seçildi. Ayrıca, Assia Djebar bu onura layık olan ilk Magreb yazardır.

Inaam Kachachi

Bağdat’ta doğup büyüyen ve Bağdat’ta üniversite derecesini almış olan Inaam Kachachi 1979 yılında Paris’e göç etti. Arap dilinde yazılan gazetelerde yazmakla beraber, Kachachi Irak’ın günümüzde söz konusu olan acımasız gerçeklerine, anavatan ve yerinden olma gibi konular hakkında birkaç roman yayınladı. Irak’ta dinin ve didaktiğin edebiyatı kısıtlamasından dolayı hayal kırıklığına uğrayan Kachachi, eseerlerinde Irak’ta gözlemlediği kompleks karakterleri yansıtmaya çalıştı. En son eseri olan Tashari (2013) 1950’lere kadar uzanır ve ülkenin değişen sosyopolitik dinamiğini, bir ailenin ayakta kalma sürecini ve parçalanmasını ele alır. Bu roman Uluslararası Arapça Kurgu Ödülü için aday gösterilmiştir.

Sarah Kaalifeh

Filistin’nin ilk ve önde gelen feminist yazarlarından biri olan Sarah Kahalifeh, çağdaş Filistin toplumunda yaşayan kadınları tasviriyle tanınır. Filistin işgaline karşıtlığı anlatan Khalifah’ın eserleri, süregelen çatışma içerisinde sesi duyulmamış kadınları yansıtarak, bir kadının bakış açısından işgal edilmiş topraklardaki hayat gerçeklerini ortaya koyar. En tanınmış romanlarından biri olan Miras (The Inheritance; 1997), eşleri ve ülkeleri için her şeylerini feda eden filistinli kadınların hikâyelerine ışık tutar.

Fatema Mernissi

Dünyanın önde gelen İslami feministlerinden biri olan Fatema Mernissi, İslam’ın kadına karşı tutumuna ve İslam çerçevesi içerisinde kadınların yerine odaklanır. İlk eseri Beyond The Veil (1975) İslam tarihinde kadın cinselliğine ışık tutan, feminizm ve Ortadoğu çalışmaları alanında göz ardı edilmemesi gereken bir kitaptır. Yapıtlarının bir çoğu kadının konumlandırıldığı fiziksel alanları inceliyor. 1991 yılında yayınlananan Günlük Muhabere: Faslı Kadınlarla Röportajlar (Doing Daily Battle: Interviews with Moroccan Women) Fas’taki kadın gerçekliğini yansıtmak amacıyla yazılmıştır. Bu eser çeşitli sosyo-ekonomik geçmişten ve yaşam tarzlarından kadınlarla yapılan ropörtajları gözler önüne sermesi açsından önem arz etmektedir.    

Azar Nafisi

İran’da Doğan Azar Nafisi, İsviçre ve Amerika’da eğitim gördü. 1979 yılında edebiyat alanında profesör olarak ülkesinde geri döndü. İran’da Lolita Okumak (2003) romanı ise İran İslam Devrimi’nde yaşadıklarını ve deneyimlerini ele alan bir eserdir. Roman, Nafisi’nin evinde buluşarak çoğunlukla Batı Edebiyatı’nı ve yasaklanmış kitapları tartışan bir grup kadına odaklanır. Nafisi’nin romanı devrimden sonra gerçekleşen özgürlüğün yavaç yavaş kaybolmasına dikkat çekerken, gittikçe kötüleşen kadınların durumunu ve İran-Irak savaşı dramını gözler önüne serer. Tahran’da Lolita Okuma Nafisi’nin sadece kendi anılarının değil, aynı zamanda kültürel ve ulusal bir belleğin tasviri olarak düşünülebilir.

Nawal El-Saadawai

Dikkate değer bir feminist yazar, aynı zamanda eleştirmen ve insan hakları savunucu olan El-Saawadai, 1931 yılında Mısır’da doğmuş bir doktordur. Doktorluk yaparken, özellikle ekonomik olarak alt sınıftan kadınların yaşadığı zorlukları gözlemledi. Kadınların tecrübe ettiğii psikolojik ve fiziksel sorunları ve içinde yaşadıkları baskıcı ataerkil toplumla olan bağları üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Bu konuların çoğu, ikinci dalga bir feminizm olarak görülen ve çok etkili bir çalışma olan Kadın ve Seks (Women and Sex) kitabında tartışıldı. Bu eser, kadın bedenlerini eşitlik mücadelesinde bir savaş alanı olarak tasvir ediyor. El-Saadawi, kurgusal olmayan metinlerinin yanı sıra, çağdaş kadın sosyo-kültürel koşullarını tartışan bir dizi kısa hikaye ve roman yazdı.

Ghadah Al-Salman

Ghadah Al-Salman’ın şiirden, romana ve gazeteceliğe uzanan bir yaşamı vardır. 1942’de Şam’da doğmuş olan yazar, 1960’larda Lübnan’a gitmek için Suriye’den ayrıldı ve asla bir daha Suriye’ye dönmedi. Kentteki sosyal sorunları yansıtan Beyrut 75 (Beirut 75) (1974) ve Lübnan İç Savaşı'nın yıkıcılığını betimleyen Beyrut Kabusları (Beirut Nightmares) gibi birçok eseri Lübnan üzerinde odaklanmıştır. Eserlerinin tarzında bir farklılık göz çarpmasına rağmen, Al salman kadınların özgürlük arayışından, Arap burjuva değerlerinin reddinden, bireysel özgürlüğün önemine kadar geniş bir alana hitap ediyor ve insanlığın özgürlük arayışını ciddi bir şekilde destekliyor.   

Marjane Sartrapi

Her ne kadar Marjane Sartrapi’nin ismi bilinmese de çarpıcı romanı Persepolis (2000), grafik roman türünün bir klasiğidir. Aynı adı taşıyan ödüllü bir filme de uyarlanmıştır. Persepolis’te , devrim sonrası İran’daki hayatı esprili bir şekilde anlatılmıştır. Yeni ve baskıcı rejimde gençlik ve ergenlik dönemini deneyimleyen kuşağın bir parçası olan Satrapi'nin romanı, gençliğin özgürlük arayışını ve isyanlarını gösterir ve rejimin onlara karşı katı ahlaki kurallarına ve sansürüne tanıklık etmemizi sağlar. Ayrıca, bu yasaların kadınlar, politik aktivistler ve sanatçılar gibi gruplar için daha geniş etkilerini de göstermektedir.

Hanan Al-Shaykh

Uluslararası tanınmış yazar Hanan Al-Shaykh, eserlerinde Arap toplumunda kadınların yerini sorgular ve kadınların yaşamlarına dikte edilen kısıtlamalarını ataerkil toplumu gözeterek eleştirir. Romanları, eşcinselliği, kürtajı ve kadın sadakatini de içeren pek çok geleneksel tabuya dikkat çekiyor. Bu açıdan konuları parmak basan Al-Shaykh Arap dünyasında çığır açan bir yazar olarak bilinir. Ayrıca, Sadece Londra’da (Only in London) (2001) adlı kitabında Londra’daki Arap diasporasında kesişen insanları anlatır ve kimlik ve aidiyet konularını keşfeder. Al-Şeyh, romanı sayesinde göçmenlerin hayal kırıklığını ve kimlik belirsizliğini, aKişinin yerel kültürü ile ayak bastığı yeni ülke arasındaki gerilimi, kültürlerarası bir ortamda bir kişinin kendini konumlandırma sorununu ortaya koymaktadır. Yukarıdaki fotoğraf: Nawal El-Saadawai

Çeviri ve hazırlayan: Öznur Derya Değirmencioğlu

(Culturetrip)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR