Ortaçağ İtalya’sından Kalma Cinsel Hikayeler, Salgın Sırasında Bize Nasıl Yardım Edebilir
24 Mart 2020 Edebiyat Felsefe

Ortaçağ İtalya’sından Kalma Cinsel Hikayeler, Salgın Sırasında Bize Nasıl Yardım Edebilir


Twitter'da Paylaş
0

Boccaccio'nun Decameron'u hikâye anlatıcılığının, bağ kurmak ve hayatta kalmak için bir araç olduğunu gösteriyor.

Şimdiki öğrenciler ve akademisyenler, artık daha da güncel hale gelmiş, rahatsız edici paralellikler gösteren Decameron’a göz atmak isteyebilir. Hem hastalığın yayılma şekli, hem de işe yaramayan ama nüfusun ritüelleştirdiği çarelere sıkıca tutunma içgüdüsü ortak. Boccaccio açılış paragrafında, hastalığın kirli hava ve kötü kokulardan yayıldığını öne süren mikroplu hava teorisine karşı halkın burunlarına “hoş kokular yayan bitkileri ve çeşitli diğer baharatları” nasıl tuttuğunu uzun uzun anlatıyor. Bu yaygınlık ve hastalıktan korunma karşısında işe yararlık (ikisi de işe yaramıyor) açısından bugünlerde çokça kullanılan cerrahi maskelere benziyor.

Bir de halkın izolasyon karşısında farklı çareler aramaya başlaması söz konusu. Hikâye anlatıcılığı, hayat kalmaya yardımcı olacak şekilde benimseniyor. Teknoloji değişse de insani tepkiler, dikkat çekici benzerlikler gösteriyor.

Boccaccio, Kara Veba yaşadığı şehir Floransa’yı harap ettikten iki yıl sonra Decameron’u yayımladı. Şehir, salgın sebebiyle nüfusunun yüzde 45 ila 75’ini kaybetti. Gönüllü olarak şehirden ve toplumdan iki hafta boyunca uzaklaşan, sıkıntı ve keyifsizlikten kurtulmak için birbirine hikâyeler anlatan on genç Floransalının dünyasını yaratırken Boccacio, kendi dehşet, belirsizlik ve kayıp deneyimlerinden yola çıkıyordu. Her gün bir kişi “kraliçe ya da kral” oluyor, geçici hükümdarlıkları esnasında o gün anlatılacak hikâyelerin temasını belirlemek de yer alıyordu. Hikâyeler umut aşılamaya çalışıyordu: Şanssızlığı takip eden mutluluk, hastalığa verilen akıllıca tepkinin gücü... Ama her hikâye anlatıcısı, tekrar tekrar şans faktörünü dönüyordu. Tüm hikâyelerin arka planında, şansın yarattığı saçmalığı kavramaya çalışan bir mücadele yatıyordu. Kadın erkek hiçbir kahraman, beklendik anlatıya uygun bir hayat yaşayamıyordu.

Eserin istikrarlı yapısı (on karakter, on gün içinde on hikâye anlatıyor), hem salgının yarattığı kaotik ortamla hem de şanslı durumdan şanssızlığa, sonra şanssızlıktan tekrar şanslı hale gelen karakterle dolu hikâyelerin içerikleriyle karşıtlık içinde görünüyor. Ama bu yapı kasti olarak böyle kurulmuş. Muhtemelen Boccaccio, salgını anlamak ve aklından çıkarmak için yazıyordu. Ayrıca kitaptaki on hikâye anlatıcısı da hayatlarında hüküm süren kaostan uzaklaşmak için böyle bir yapı tercih ediyor. Hikâye anlatıcıları bir yerde kapalı kalmış olsa da karakterlerin bazıları tıpkı Odysseus gibi Akdeniz kıyılarında seyahat ediyor. Ne kadar daha yaşayacaklarını, ne zaman öleceklerini bilmiyorlar. Toplumun geleneksel anlatıları, yani günlük rutin gibi küçük anlatılar ya da hayatınıza ve kariyerinize ne olacağı gibi daha büyük anlatılar salgın sebebiyle yerle bir olduğunda, etrafı saran kaosa karşı yeni anlatılar yaratmak güçlü bir sur örmeye yardım edebilir. Büyük karmaşanın anlaşılmazlığının ortaya çıkardığı kaybolmuşluk hissine karşı mücadele etmeyi, az çok düzen getirmeyi, bir çeşit neden sonuç  ilişkisi kurmayı sağlayabilir.

Boccaccio’nun Decameron’u sadece parallelikler değil, gelecek için bir yol da sunuyor. İki haftalık karantinaların tekrar kural haline geldiği sosyal mesafelenme ve evden çalışma günlerinde sürekli değişen haber akışına kafayı takarak diğer tüm aktiviteleri dışlamak daha kolay görünebilir. Hikâye anlatıcılığı imkânsız gelebilir. Böyle bir ortamda kim nasıl yaratıcı olabilir? Ancak on Floransalı genç, sadece vakit geçirmek için anlatmıyor bu hikâyeleri. Hikâye anlatıcılığı bir zorunluluk değil de başvurulacak bir yardım kaynağı olarak ortaya çıkıyor. Karantina altındaki Floransalılar böylece sosyal bağlar yaratıyor ve sağlamlaştırıyor. Hikâye anlatıcılığı toplumu yaratan, dinlenmeyle, sanatla, şarkı söylemek ve müzik yapmakla uyumlu bir araç gibi kullanılıyor.

Biz de daha şimdiden karşılıklı olarak onayladığımız konularda hikâyeler anlatıyoruz: Evcil hayvanlarımız iş arkadaşı olmak, içe kapanık kişilerin bu günler için hazırlıklı olduğunu söyleyen şakalar yapmak, eski sevgililere mesaj atmamaya yönelik anlaşmalar imzalamak, marketlerdeki tuvalet kağıtlarını bitirmek, her şeyin sonu gelince günlük yaşamın ne kadar saçma göründüğüne gülmek, siyasi liderlerin bizi yine nasıl başarısızlığa uğrattığı üzerine konuşmak... “Grafiği yassılaştırmak” şiarımız haline gelerek “evvel zaman içinde” ya da “sonsuza dek mutlu yaşadılar” gibi tabirlerin yerini aldı bile. Ayrıca viral tweetler ve ortaklık yaratan videolar da mevcut: İtalya’daki balkon konserleri, Vietnam’daki el yıkama şarkısı ve dansı gibi. Sosyal medyayı rahatlatan ve uzaklaştıran hikâyelerimizi paylaşmak için kullanıyoruz.

Decameron’daki hikâyelerin hastalığa ya da hastalığa verilen bilimsel veya siyasi tepkilere odaklanmaması da çarpıcı. Daha çok şans, aşk ve her şeyden öte seksle ilgileniyorlar. Decameron’daki hikâyeler epey müstehcen. Son zamanlarda salgın sırasında popülerleşen bizim hikâyelerimizden çok da farklı değil: Karantina bebeklerine yönelik şakalar, izolasyonun en gerekli refakatçisi olarak seks oyuncaklarının fotoğrafları... Burada yine Boccaccio’nun kurgusal hikâye anlatıcıları devreye giriyor. Ne olmuş vücut izole ediliyorsa? Aklı, duyguları, neşeyi paylaşmak için yüzlerce yeni yol var. Diyaloglara ve yazılı iletişime odaklanalım, özlemeyi öğrenelim.

Kendi hikâyelerinizi anlatın ya da sevdiğiniz hikâyeleri, ötekiyle bağınızı güçlendirmek için aktarın. Kendi yarattığınız dünyaya kaçamaklar yapmakta ya da küresel bir salgının günlük üretkenliğinizi ve yaratacılığınızı kötü etkilediğini fark etmekte utanılacak bir şey yok. Boccaccio, Decameron’da ilginç ya da yararlı bulduğu hikâyeleri İtalyan okuyucu için düzenleyerek yeniden anlatıyor. Biz de sosyal medyanın şenlik ateşi etrafında toplanalım ve hikâyelerimizi paylaşalım. Kavramaya, uzaklaşmaya, ya da hayatın belirsizliğiyle ve kaygıyla başa çıkmaya yardımcı olacak hikâyeler anlatalım. İnsanlık hep bu şekilde hayatta kaldı, ve bu şekilde hayatta kalacak.

Electric Literature'daki yazıdan kısaltarak çeviren: Ata T.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR