Ötekileştirmeyen ve Krizi Ötelemeyen Masallar
27 Aralık 2018 Kültür Sanat

Ötekileştirmeyen ve Krizi Ötelemeyen Masallar


Twitter'da Paylaş
0

Ötekileştirmeyen Masallar tam da bugün içinde bulunduğumuz dünya ve insanlık durumunda bize kılavuzluk ediyor. 

Çocukluğumuzun bizi “büyüten” ve “gülümseten” masalları, boy attığımızda ve içine yerleştirildiğimiz kültürel kodların ayrımına tek tek varmaya başladığımızda kulağımıza artık o kadar da masum gelmemeye başlar. Egemen cinsiyetçi söylemle sıkı sıkıya örülen, iktidarı ve normatif sınırları hep yeniden kuran bir dili vardır “Kırmızı Şapkalı Kız”ın, “Pamuk Prenses”in, “Rapunzel”in ya da “Kurşun Asker”in. 

Masalların evrensel ve homojenik dilini bozguna uğratarak tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamdaki yeniden yazımını özellikle İngiliz postmodern edebiyatın ayrıksı sesi Angela Carter’da görürüz. Carter’ın “Mavi Sakal”, “Rapunzel”, “Kırmızı Başlıklı Kız” ve “Pamuk Prenses” gibi masalları yeniden yazdığı Kanlı Oda (1979) eril dilin fallus merkezli yapısını kırarak erotizmle örülen tekinsizliği ve kaosu büyülü gerçekçi anlatımla öne çıkarır. 

Masallarda ötekileştirilen bir bilinci ve dahası cinsiyetçi, eril tahakküme yönelik, türcü, mülkiyetçi, militarist, ırkçı, eşitsizlikçi, insan merkezci, homofobik gibi günlük hayata derinden nüfuz eden ayrımcı pratikleri görünür kılan başka bir yazar da James Finn Garner. Garner cinsiyet, sınıf, ırk ve etnisite yerleşik kodlarını “siyahi Viking” kavramı ya da “Ortadoğulu kahraman Robin Hood” ile alaşağı eden ayrıksı bir sestir. Toplumsal cinsiyet kodlarının altını oymak amacıyla özellikle 1990’ların ortasında yayımladığı Ötekileştirmeyen Masallar ve onun devamı olan Once Upon a More Enlightened Time (Daha Aydınlık Bir Zamanlar) kitaplarında klasik masalları yepyeni bir perspektifle yorumlar. Geçtiğimiz yıl Dipnot Yayınları’nın Türkçeye kazandırdığı Ötekileştirmeyen Masallar tam da bugün içinde bulunduğumuz dünya ve insanlık durumunda bize kılavuzluk ediyor. 

Egemen söylemlerin, neo-liberal yaşam pratiklerinin, her türlü eşitsizliğin ve sömürünün bizi kuşattığı bir dönemde Garner’ın masalları edebiyat, kültürel çalışmalar, görsel sanatlar alanlarında yoğun biçimde yeniden okunarak ele alınıyor. Günümüzde özellikle insanmerkezci yaklaşımları sorgulayan çağdaş sergilerde ve tarihin tozlu sayfalarında hep ikincil konumda kalan mağlupların (özellikle kadınlarla çocukların) nicedir görünmez zaferlerini görünür kılan yazılarda Garner’ın metinleri çıkış noktası olarak kullanılıyor. 

Örneğin “Kırmızı Başlıklı” adlı kadının (kız yerine kadın) anneannesi hiç de elden ayaktan düşmüş bir ihtiyar olarak değil, gayet gücü kuvveti yerinde bir yetişkin olarak resmediliyor. Kırmızı Başlıklı’nın orman yolunda karşısına elbette bir kurt çıkıyor ve ona buralarda tek başına dolaşmasının çok tehlikeli olduğunu söylüyor. Kahramanımızın kurda verdiği yanıtsa şöyle: “Bu cinsiyetçi ifadenizi pek nahoş buldum. Ne demekmiş o? Yalnız başıma da dolaşırım, istediğimi de yaparım. Şimdi izin verirsen yoluma devam edeceğim.” Masal sonundaysa bir sürpriz: Eril tahakküme izin vermeyen büyükanne, Kırmızı Başlıklı Kadın ve insan elinden nicedir cefa çeken kurt dayanışma içinde süper üçlü olarak karşımızdadır. 

Garner’ın masalları yatağımızdan sıçramamıza neden oluyor, bizi uyandırıyor ve önyargılarımızdan kurtulmamız için kapı aralıyor. Bu masallar insan çağı olarak adlandırılan günümüzde insanı, hayvanı, doğayı, mimariyi baskı altına alan her tür eşitsiz ve adaletsiz yönetim ve kültür politikalarına karşı durmak için anlamlı ve dönüştürücü bir katkı sağlıyor. Çoktan kapıda beliren krizi ötelemiyor, öteletmiyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR